TAR326U-BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI’NDA TÜRK CEPHELERİ
Ünite 2: Kafkas Cephesi
Giriş
Birinci Dünya Savaşı’nda Kafkas Cephesi; Türk-Rus ve Türk-İran sınırlarından başlayarak Erzurum, Van, Trabzon vilayetleri ile Doğu Karadeniz kıyılarını kapsayan bölgeleri ifade eder. Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devleti ile Çarlık Rusya arasında Anadolu topraklarında 1914-1917 yılları arasında yaşanan savaşların tamamı “Kafkas Cephesi” veya “Doğu Cephesi” şeklinde adlandırılır. Kafkas Cephesi’ndeki muharebeler Türk donanmasının 29 Ekim 1914’te yaptığı Karadeniz Bombardımanıyla resmen başlamıştır.
Harekât Alanının Coğrafi, Jeopolitik ve Askerî Durumu
Harekât Alanının Coğrafi, Jeopolitik ve Askerî Durumu
Orduların askerî hedeflerine ulaşmasında düşman orduların kontrolündeki yolların ele geçirilmesi ve ikmal kaynaklarının kesilmesi önemlidir. Harp tarihi çalışmalarında orduların ana yürüyüş istikametleri ile savaş coğrafyasının sınırları çizilir. 1877-78 Osmanlı-Rus Harbi neticesinde imzalanan Ayastefanos ve Berlin Antlaşmalarına göre Elviye-i Selase olarak bilinen Kars, Ardahan ve Batum Ruslara bırakılırken, yeni bir sınır hattı da belirlenmiştir. Ancak sınırlar doğal yapılar dikkate alınmadan belirlendiği için bölgenin Anadolu ortalamasının üzerindeki yükseltisi ulaşımı oldukça zorlaştırmıştır. Bu da bölgede yapılan savaşların kaderine doğrudan etki etmiştir. Bölgenin en stratejik yolları şöyledir: Batum-Hopa-Trabzon sahil yolu; Tiflis- Ahılkelek-Ardahan-Artvin-Çoruh Vadisi-İspir Bayburt yolu; Tiflis-Ardahan-Göle-Oltu-Tortum-Gürcü Boğazı- Erzurum yolu; Tiflis-Gümrü-Kars-Sarıkamış-Köprüköy Hasankale-Erzurum yolu; Tiflis-Deli Jan-Erivan-Kulp- Kağızman-Velibaba Geçidi-Köprüköy-Hasankale- Erzurum yolu ve Erivan-Iğdır-Beyazıt-Karaköse-Tahir Geçidi-Köprüköy yolu. Bu yolların en önemli özellikleri hepsinin Erzurum’a bağlanmasıdır. Yani Erzurum’da kurulacak güçlü bir müstahkem mevkii ve müdafaa mevzileri ile doğudan gelecek düşman saldırıları bertaraf edilebilirdi.
Askerî harekât bölgesinde nehirlerin çoğunun kenarlarında doğal yollar bulunur. Bunlara Türkiye’de “top yolları” denmektedir. Bu yollar yağmurlar yağarken kısa zamanda bozulmaz, iyi havada çabuk kuruyabilir, dik iniş çıkışları yoktur ve üzerlerine köprü yapılmasına gerek yoktur.
Karadeniz kıyıları savaş ve taşıt gemilerinin barınması için uygun değildir. Karadeniz’de karaya asker çıkarmak için deniz üssü olarak kullanılabilecek bir ada (kara parçası) da yoktur. Yollar vasıtasıyla Anadolu içlerine ilerlemek zor olduğu için tarihi süreçte Ruslar Anadolu’ya yapılan seferlerde Karadeniz hattını pek kullanmamıştır (Tümerdem,1939). Dağ geçitleri de savaşlarda önemli rol oynar. Karadeniz kıyıları ile Erzurum bölgesinin bağlantısını sağlayan Kop Dağı üzerindeki geçitlerin en işleği ve meşhuru Kop Geçidi’dir. Kafkas Cephesi’nde muharebelerin yaşandığı coğrafyayı deniz yoluna bağlayan
en önemli liman Trabzon’dur. Doğu Anadolu ile kısmen Güney Azerbaycan’ı içine alan geniş bir coğrafyaya çıkış gösteren bir mevkiidir. Bu özelliği ile cephede tarafların en çok elinde tutmak istedikleri noktalardan birisi olmuştur (Okur ve Küçükuğurlu, 2005). Türk ve Rus orduları arasında bölgede yapılan savaşların çoğu denizden 1.800- 2.000 metre yükseklikte yaşanmıştır. Kars ve Erzurum bölgeleri arasına sıkışan yüksek dağlar ve engebeli dağ yolları orduların hareket kabiliyetlerini kısıtlamıştır. Yani doğudan batıya yapılacak saldırıları engelleyen, doğal savunma hatları gibidir. Ormanlık alanlar sadece Karadeniz ve Sarıkamış bölgelerinde olduğundan askerî birliklerin saklanması için yeterli ağaçlık alanlar da mevcut değildir. Nehirlerin baharda sel ve taşkınlardan etkilenmesi askerlerin hareket kabiliyetlerini kısıtlamıştır. Uzun süren kış aylarında dağlarda sıfırın altında 40, vadi tabanlarında- 25 derecelere düşen sıcaklıklar ile 4 metreye ulaşan kar tabakaları askerî operasyonlarda hareket kabiliyetini kısıtlamıştır. Erzurum, bölgeyi koruyan doğal bir köprübaşı niteliğindedir. Doğu Anadolu’yu Transkafkasya’ya karşı güvenli bir şekilde koruduğu gibi dağların kuzey tarafındaki daha kolay ulaşılabilen Transkafkasya’dan gelen tüm yolları kapatmaktadır ve Transkafkasya’dan gelen ve Batı Fırat Vadisi’ni geçerek tüm güney yolları için de oldukça önemli bir pozisyondadır. Türk tarafı bu köprübaşını elinde bulundurarak Traskafkasya’yı tehdit edebilirken, Ruslar, Erzurum’u elde bulundurarak Erzincan üzerinden Anadolu’ya ve Akdeniz’e açılabilirler (Korsun, 1946).
Kafkas Cephesinin Açılması ve Yaşanan Muharebeler (1 Kasım 1914-Aralık 1917)
Doğu Anadolu Bölgesi’nde 1914 yılında yapılan istatistiki çalışmaya göre 3.957.000 Müslüman, 240.000 Rum, 609.000 Ermeni, 200.000 kadar da diğer milletlerden olmak üzere 5.025.000 kişilik bir nüfus yaşıyordu. Kafkasya Salnâmesine göre, Kafkasya’nın nüfusu 11.800.000 kişiydi. Bu sayının dağılımı şu şekildedir: 4.332.794 İslam, 3.768.000 Rus, 1.610.000 Gürcü, 1.645.000 Ermeni ve 395.634 diğer unsurlar. 1915-1916 döneminde cephenin iki büyük vilayeti olan Erzurum’un nüfusu 597.000, Trabzon’unki ise 1.047.700’dü. Vilayetlerin asayişlerinin sağlanabilmesi için Erzurum’da 1.966 jandarma, 145 polis, Trabzon’da ise 1.477 jandarma ile 136 polis görev yapıyordu (Tekir, 2020).
Tarafların Savaş Düzeni
Harbiye Nâzırı ve Başkomutan Vekili Enver Paşa’nın isteği üzerine Alman Askerî Heyeti Kurmay Başkanı Bronsart Paşa tarafından hazırlanan 7 Haziran 1914 tarihli sefer planına göre Kafkas Cephesi askerî bölgesinde 3’üncü Ordu görev yapacaktı. 3’üncü Ordu, 9’uncu, 10’uncu ve 11’inci Kolordulardan oluşuyordu. 3’üncü Ordu’nun görevi Rus birliklerinin ilerlemesini engelleyerek olası bir geri çekilmede taarruz etmekti.
1914’te Rus Kafkas Ordusu kuvvetliydi. 1’inci Kafkas Kolordusu 20’nci ve 39’uncu Piyade Tümenlerinden, 2’nci Kafkas Kolordusu ise 1’inci Kuban Plastun Tugayı ve
topçuları ile 1’inci Kafkas Kazak Tümeninden kurulmuştu. 2’nci Türkistan Kolordusunun kuruluşunda 4’üncü ve 5’inci Türkistan Piyade Tugayları ile Sibirya ve Hazar Kazak Tugayları ve topçu birlikleri yer alıyordu. Rusya’nın Kafkasya Bölgesi Başkomutanı Kont Vorontsov Daşkov’du. Ordunun Kurmay Başkanı General Yudeniç Kafkasya bölgesini çok iyi tanıyan askerî meziyetleri yüksek biriydi (Tekir, 2015).
Rus Ordusu’nun Türk-Rus Sınırını Geçmesi ve Köprüköy Muharebeleri
Kafkas Cephesi’nde savaş, Rusların taarruzuna müteakip her iki tarafın karşılıklı taarruz hareketleri ile başlar. 1914 senesindeki savaşlar iki dönemde incelenebilir:
1. Kasım 1914’ün başından itibaren ve Aralık 1914 başına kadar Köprüköy-Azap hattında karşılıklı olarak yaşanan mücadele ve Türk birliklerinin Batum bölgesine girişi. 2. 22 Aralık 1914-5 Ocak 1915 tarihleri arasında Türk ordusunun Sarıkamış Harekâtı.
Karadeniz bombardımanın ardından 1 Kasım 1914’te cephe hattında bulunan tüm Rus kuvvetlerine devlet sınırını geçmeleri için emir verilir. Esas grubu oluşturan Sarıkamış ve Oltu Grupları Erzurum yönünde taarruz edecektir. Erivan Grubu hududu oluşturan Ağrı Dağını geçerek Beyazıt, Eleşkirt ve Karaköse’yi işgal eder. Karadeniz ve İran sınırları Ruslar için en hassas noktaları teşkil ediyordu. Çünkü buralara komşu bölgelerde kuvvet kazanmak için yapılan Türk propagandalarında Çoruh havzasındaki Acaralılar isyana teşvik ediliyordu (Zayonçkovski, 2002). Rus ordusu 1 Kasım 1914’te sabahın erken saatlerinde Misin, Kötek, Narman ve Kaleboğazı bölgelerinden sınırı geçerek savaşı başlatır. 4 Kasım’da Ruslar Narman-Ekrek- Horasan-Velibaba hattına ulaşarak ilk etapta planlanan amaçlarına ulaşırlar. 9 Kasım’da bir Rus tümeni ile 1’inci Kafkas Kolordusu, Türk birliklerinin karşısına gelir. 9 Kasım’da başlayan Türk taarruzu 10 Kasım’da genel bir taarruza dönüşür. Şiddetli bir muharebeden sonra Köprüköy üzerine yapılan süngü hücumuyla ele geçirilir. 11 Kasım’da ise kesin neticeye ulaşılır ve Rus mevziilerinin tümü ele geçirilir.
Azapköy Muharebeleri
16 Kasım 1914’te Hasan İzzet Paşa yeni bir taarruza karar verir ancak istenilen hedeflere ulaşılamaz. 17 Kasım’da yeni bir taarruz planı geliştirilir. Tümenlerin tüm gayretine rağmen sadece 2 km ilerlenebilir. Ruslara karşı gücü kalmayan 3’üncü Ordu, taarruz inisiyatifini Ruslara bırakarak savunmaya çekilir. 3’üncü Ordu komutanının gönderdiği rapor Azap doğusundaki sırtların alındığı muharebenin devam ettiği yönündedir. Yani Başkomutanlık 3’üncü Ordu’nun durumunu net şekilde bilmiyor, durumu iyimser sanıyordu.
Köprüköy ve Azap Muharebelerinin Askerî Sonuçları
Köprüköy ve Azap Muharebelerinin galibi Türk ordusu olur. En büyük sıkıntı 3’üncü Ordu Komutanı Hasan İzzet Paşa’nın, Erzurum doğusunda bir savunma savaşına göre
tertibat almış olması ancak İstanbul’da bulunan Başkomutan Vekili Enver Paşa’nın gönderdiği emirde sürekli taarruz yapılmasını istemesidir. Elde edilen başarılar sevk ve idare kabiliyetinden ziyade subay ve erlerin gayretlerine dayanıyordu.
Sarıkamış Harekâtı
3’üncü Ordu Komutanı Hasan İzzet Paşa Sarıkamış istikametinde yapılacak taarruz harekâtı ile ilgili kararsız kalır. Bir meydan muharebesinin olası bir başarısızlığı sonucunda durumun lehten aleyhe dönebileceğini bu yüzden büyük ölçekli bir taarruzdan ziyade Narman’daki düşman kuvvetlerini geri atmayı önerir. Ancak Enver Paşa cephe durumunu gözetmeden taarruz harekâtından yana tavır alır. 18 Aralık 1914’te Hasan İzzet Paşayı görevinden alarak 3’üncü Ordu Komutanlığını uhdesine alır. Sarıkamış Harekâtı22 Aralık 1914’te tipi ve kar fırtınasıyla başlar. 23- 24 Aralık’ta 10’uncu Kolordu Oltu’yu ele geçirir. Enver Paşa ise 9’uncu Kolordu ile Sarıkamış’a doğru ilerler. Hafız Hakkı Bey ilk verilen emre uymayıp Oltu’yu ele geçirdikten sonra Sarıkamış’a yönelmek yerine Ardahan istikametinde çekilen Rus artçılarına karşı takip hareketine girişir ve burada kaybettiği zamanı telafi etmek için kolorduyu Oltu’dan Sarıkamış istikametine yöneltir. Gece yürüyüşü daha öncesinde yasaklanmasına rağmen verilen bu emir büyük felaketin yaşanmasına neden olur. Kıyafetleri kış koşullarına uygun olmayan ve kar fırtınasına yakalanan birliklerin çoğunda donma, dağılma ve yön kaybetme olayları yaşanır. 10’uncu Kolordunun 26 Aralık 1914’te yaptığı yürüyüş, harp tarihinde ender rastlanan bir vakadır. Zamanlama hatası, haritaların mesafeleri yanlış göstermesi, vadi tabanları ile dağ geçitleri arasındaki sıcaklık farkları, donatım eksiklikleri, yürüyüş arazisinin bir metreye yakın karla kaplı olması ve kar fırtınaları kolordunun büyük kısmının donarak şehit olmasına neden olur. (Tekir, 2015) 3 Ocak 1915’te 9’uncu Kolordu Komutanı İhsan Paşa ve maiyeti Sarıkamış ormanları içinde Ruslara esir düşer. Enver Paşa ise son anda kurtulup komutayı Hafız Hakkı Paşa’ya bırakarak Erzurum’a hareket eder. Türk ordusunun kayıpları Sarıkamış Harekâtı boyunca 41.000, Rus ordusunun ise 30.000’dir.
Teşkilat-ı Mahsusa ve Ardahan Baskını
Teşkilat-ı Mahsusa, bir istihbarat örgütü, bir casusluk teşkilatı değildir. Modern ifadelerle Teşkilat-ı Mahsusa bir erken dönem gayrinizami harp birimidir. Osmanlı gayrinizami harp faaliyetlerinin 20’nci yüzyıldaki en önemli uzantısıdır (Safi, 2012). Karadeniz sahil kesimi yani Karadeniz Cephesi Türk ve Rus orduları için ikinci derecede öneme sahipti. Türk tarafı Teşkilat-ı Mahsusa birlikleri, çeteler ve birtakım sınır birlikleri ile Rus tarafı ise ağırlıklı olarak Kazaklardan kurulu birliklerle bölgede faaliyet gösterdi. 1 Kasım 1914’te cephenin açılmasıyla Teşkilat-ı Mahsusa birlikleri Rus kuvvetlerine yaptıkları baskınlarda geçici başarılar elde ettiler ancak askeri düzenden mahrum oldukları için başarıları kalıcı olamamıştır. Karadeniz hattında deniz üstünlüğünün sağlanamaması üzerine Batum’daki kuvvetlerin
oyalanması için özel bir müfreze kurulur. Müfrezenin başına ise Alman Binbaşı Stange Bey getirilir. Müfrezeye de “Stange Bey Müfrezesi” adı verilir ve Ardahan’ı ele geçirmekle görevlendirilir. 29 Aralık 1914’te Ardahan üzerine belirlenen hedeflere taarruz başlatılır. Ancak takviye kuvvet alamayan Teşkilat-ı Mahsusa birlikleri Sarıkamış’ta yaşanan felaketten habersizdirler. Taarruza hazırlıksız yakalanan Teşkilat-ı Mahsusa birlikleri ağır kayıplar vererek şehri terk etmek zorunda kalırlar.
Birinci ve İkinci Tortum Muharebeleri
Sarıkamış Harekâtının başarısızlığından sonra 3’üncü Ordu Komutanlığına Hafız Hakkı Paşa atanır ve dağılan 3’üncü Ordu’yu yeniden düzenlemek için çalışmaya başlar. Ancak, ordudaki tifüs salgınından kurtulamayarak 12 Şubat 1915’te hayatını kaybeder. Yerine Mirliva Mahmut Kâmil Paşa atanır. 5-15 Mayıs 1915 tarihleri arasında Birinci Tortum Muharebeleri,10-12 Haziran 1915 tarihleri arasında yaşanan İkinci Tortum Muharebelerinde 3’üncü Ordu, toplam kuvveti bir kolordu kuvveti kadar olmadığı hâlde Rus kuvvetlerini durdurmayı başarır. 12 Haziran 1915 itibariyle Rus kuvvetleri Şekerli-Narman hattına çekilerek muharebeleri sonlandırırlar. (Tekir, 2015) Sarıkamış’ta tüm gücünü yitirmiş olan 3’üncü Ordu, Tortum muharebelerinde Rus ordusunu durdurmayı başarır.
1915’teki Diğer Gelişmeler
1915 baharında İtilaf Devletleri Çanakkale Boğazı’na büyük darbe vurmak ister. Amaç, Rusya’nın ve onun müttefikleri ile arasındaki iletişimi yeniden düzeltilmesidir. Böylece Romanya, Yunanistan, Bulgaristan’ın Rusya saflarına katılması sağlanabilecektir. Bu planın arkasında İngiltere vardı. Ancak Rusya İstanbul Boğazı’nı zorlamaktan vazgeçip, işi müttefiklere bırakır İngilizlerin beceriksizliği Türklerin kahramanlıklarıyla Çanakkale’de müttefikler büyük bir yenilgiye uğrar böylece Rusya’nın ümitleri boşa çıkar (Kersnovskiy, 1994).
Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla Ermeniler, Rusya’nın yanında yer alır ve Kafkas Cephesi’nde, Rus ordularına casusluk yaparlar, yer yer kılavuzluk ederler, Türk köylerine saldırırlar ve Türk ordusunun ikmal merkezlerini vururlar. 27 Mayıs 1915’te “Geçici Zorunlu İskân Kanunu”nu çıkarılır. Kanun gereğince doğu vilayetlerinde devletin güvenliğini tehlikeye atan kişiler geçici olarak başka yerlere sevk ve iskân edilirler (Bayur, 1983).
Erzurum’un İşgali
Eylül 1915’te Almanya-Türkiye-Bulgaristan arasında imzalanan anlaşmayla Bulgaristan İttifak Devletlerine katılır. Böylece Almanya ile Türkiye arasındaki ulaşım koridoru güvence altına alınır ve yapılacak tüm sevkiyatlar için uygun zemin hazırlanır. Aralık 1915 itibarıyla müttefiklerinin Çanakkale’den çekilmesiyle General Yudeniç bölgeye yeni Türk kuvvetleri sevk edileceğinden endişelenir bunu engellemek için Erzurum yönünde taarruza geçmeye karar verir.
Rus Taarruzu ve 2. Azap Muharebeleri
Rus taarruzu Türk savunma sisteminin en zayıf noktası olan Çakırbaba Dağlarında başlar. General Yudeniç, Erzurum’a taarruz yapmak ister ancak mevcut cephane ve mevsim şartları durumu güçleştirir ve Rus ordusu tüm cephelerde topçu mühimmatında sıkıntı yaşamaktadır. Buna rağmen, Rus Kafkas Ordusu 11 Şubat 1916’da taarruz başlar. 15 Şubat’a kadar devam eden muharebelerde Erzurum’daki direniş kırılarak şehrin içlerine girilememiştir. Ruslar için Erzurum’a yapılan taarruzlarda dönüm noktası Türk ordusunun Aşkale istikametinde geri çekilmesiyle olur. 15 Şubat gece yarısı Türk birliklerinin Erzurum’u tahliye ettiği haberini alan Rus Komutanlığı, 16 Şubat 1916’da 1’inci Kafkas Kolordusu ve 39’uncu Tümen ile cepheden şehre taarruza geçer. Türk artçılar İstanbul Kapısından şehri terk ederken Ruslar ise Kars Kapısından Erzurum’a girer.
Doğu Karadeniz Cephesi
1 Mart 1915’te Rus kuvvetleri Zalona ve Hopa bölgesinden üç tabur ile taarruza başlar. Hopa’yı ele geçirip deniz üssünü gibi kullanarak istedikleri gibi asker, cephane ve silahı bölgeye sevk ederler. 27 Mart’ta Artvin’i ele geçirirler. Blokhavz denilen düşmandan gelecek saldırıları betondan inşa edilen istihkâmlarda durdurma yöntemini kullanırlar. Asıl hedefleri Trabzon’u yani Doğu Anadolu bağlantılı yegâne limanı ele geçirerek süratle iç kesimdeki birliklerine erzak ve mühimmat taşıyabilmektir. Trabzon taarruzları 5 Şubat-18 Nisan 1916 tarihlerinde yapılır. 7 Mart 1916’da Rize ve 14 Nisan 1916’da Karadere çevresindeki Türk mevzilerini alırlar. Muharebelerin Trabzon’a yaklaşmasıyla Türk ahali ve hükûmet şehri boşaltır. Ruslar 18 Nisan 1916’da Türklerin terk ettiği Trabzon’a girerek şehri işgal eder.
Erzincan’ın İşgali
13 Nisan 1916’da 3’üncü Ordu Komutanı Vehip Paşa Kafkas Cephesi’nde görev yapan Türk askerî birliklerini üç farklı komutanın emrinde üç mıntıkaya ayırır. 1’nci Mıntıka karargâhı Diyarbakır’dı ve Albay Mustafa Kemal’in emrindeydi. 2’nci Mıntıka Ziya Paşa’nın emrinde 3’üncü Mıntıka ise Fevzi Paşa’nın emrindeydi.
Kop ve Çoruh Cephelerinde Muharebeler
Ruslar 16 Nisan 1916’da taarruza başlar. Genel taarruzu Kop Grubu Komutanı Binbaşı Cemil Cahit Bey yönetir. 12 Mayıs’ta Rus birlikleri Bahıtlıdağ’ı ele geçirir. Bölgeye sevk edilen 60’ıncı Alay sayesinde Bahıtlıdağı yeniden ele geçirilir.
Mamahatun (Tercan) Taarruzu
2 Temmuz 1916 Kaledere ve Ziyaret tepeleri, 6 Temmuz’da Mamahatun (Tercan), 16 Temmuz 1916’da Bayburt, 22 Temmuz’da Kelkit, 25 Temmuz’da Erzincan Rusların eline geçer.
2’nci Ordu’nun Cepheye Sevki ile Bitlis ve Muş’un Kurtarılması
10 Şubat 1916’da Ruslar harekete geçer. Rus Kazak birlikleri 17 Şubat 1916 da Muş’u işgal eder. 27 Mart
1916’da Mustafa Kemal Paşa, 16’ncı Kolordu Komutanı olarak Diyarbakır’a geldiğinde Rus ordusu, Bitlis’i işgal etmiştir. Mustafa Kemal Paşa’nın cepheye gelişiyle 7-25 Nisan 1916’da Rus taarruzları püskürtülür. 7-8 Ağustos 1916’da Muş ve Bitlis Rus işgalinden kurtarılır.
1917 Kafkas Cephesi’nde Duraklama Devri ve Ateşkes
Rusya barış konusunda 21 Kasım 1917’de Almanya’ya teklifte bulunur. 22 Aralık 1917’de Avusturya-Macaristan, Almanya, Bulgaristan, Osmanlı Devleti ve Bolşevik Rusya arasında müzakereler başlar. 18 Aralık 1917’de imzalanan Erzincan Mütarekesi ile Kafkas Cephesi’ndeki savaş resmen sona erer. 12 Mart 1918’te Erzurum, 3 Nisan 1918’de Ardahan, 5 Nisan 1918’de Sarıkamış, 14 Nisan 1918’de Batum ve 25 Nisan 1918’te Kars 40 yıllık Rus esaretinden kurtarılır. Osmanlı Devleti, Azerbaycan’da yaşayan Türklerin talebiyle Kafkas İslam Ordusu’nu kurar. Ordu Bakü Muharebesini kazanarak 15 Eylül 1918’de Bakü’ye girer.
Harekât Alanında Sağlık, İkmal ve İdari Faaliyetler
Birinci Dünya Savaşında sağlık, ulaşım ve tedarik sistemleri güçlü olan ordular bu büyük mücadelenin kazanan tarafı olurlar.
Donatım, Ulaşım ve İkmal
Türk ordusu Alman menşeili mavzer, süngü ve kılıçlar kullanılıyordu. Balkan Savaşlarında olduğu gibi Birinci Dünya Savaşında da en büyük sıkıntı makineli tüfeklerde yaşanır.
1908’de İkinci Meşrutiyet’in ilanının ordu üzerindeki en görünür sonucu üniformalardaki değişikliktir. 19’uncu yüzyılın ortalarından itibaren aba kumaştan dikilen, başa kırmızı fes takılan siyah renkli üniformalar yerine 18 Haziran 1909 tarihli “Elbise-i Askerîye Nizamnâmesi” ile hâkî renkli tek tipte üniforma giyilmesi kabul edilir. Fesin yerine Enver Paşa tarafından geliştirilen ve Enveriye adı verilen şapkalardan kullanılır. Üst rütbeli subayların kıyafet ve silahları Alman malıdır. Ancak savaş sırasında orduda ciddi bir kıyafet ve ayakkabı sorunu yaşanır. Kafkas Cephesi’nde ise askerin çoğunluğu üzerindeki mahalli kıyafetlerle cepheye sürülür.
Demir yolları, Doğu Anadolu yönünde Ankara’nın 60 km ilerisindeki Çerekli’ye uzanıyordu. Buradan Erzurum müstahkem mevkiine ulaşım yaya olarak sağlanıyordu ve 35 gün sürüyordu. Demir yollarını Sivas’a kadar uzatma çalışmaları savaş bittiğinde bile tamamlanamamıştı. Yol yetersizliği yanında yakıt ve lokomotif sıkıntısı yaşanıyordu. Merkezden gönderilen insan gücü ve savaş malzemesinin Erzurum Müstahkem Mevkii Kumandanlığına ulaşması 13 gün sürüyordu. Kara yoluyla bu mesafenin 40 güne çıkması cephenin deniz üzerinden desteklenmesini zorunlu hâle getiriyordu.
Salgınlar
Kafkas Cephesi gibi merkeze uzak coğrafyalarda ancak 1915’in yaz aylarından itibaren ciddi bir sıhhî teşkilat
kurulabilmiştir. Askerî sağlık kuruluşlarının yanı sıra Osmanlı Hilal-i Ahmer Cemiyeti de savaş zamanında gerek yaralı gerekse hasta askerler konusunda orduya yardımcı olmuştur. Çiçek, kolera, tifo ve hatta bazı askerî birliklerde dizanteri aşıları da mükemmel şekilde yapılmıştı. Cephenin sıhhiye teşkilatında her kolorduda üç seyyar hastane, her tümende bir sıhhiye bölüğü vardı. Süvari tümenlerinde sıhhiye bölüğü yoktu. Sınır ve jandarma taburlarında sadece birlik sıhhiye teşkilatları vardı.
Osmanlı-Rus sınırında bulunan Erzurum merkezli bölgede barınma kapasitesinin üzerinde yaklaşık 200.000 askerin nüfusa eklenmesi salgın hastalıklar için önemli kırılma noktalarından biri olur ve tifüs, tifo, kolera, hummayı racia, çiçek, kabakulak, yılancık, karahumma ve kızamık başta olmak üzere çok sayıda hastalık görülür. Mart-Aralık 1915 devresinde büyük çoğunluğu salgın hastalıklardan olmak üzere 49.667 asker hayatını kaybeder. Bu hastalıklar ancak 1916 yılının sonlarına doğru kontrol altına alınabilir.
Göçler
Kafkas Cephesi’nin makus kaderi olan göç 1914’te, savaşın ilk günlerinde kronik bir soruna dönüşmeye başlar. Köprüköy ve Azap Muharebelerini müteakiben bölgede yaşayan Müslüman ahali batıya Erzurum’a doğru göçe başlar. Muhacirlerin bölgeyi terk etmesiyle göç kitlesinin büyük miktarlara ulaşması sosyolojik ve ekonomik sıkıntıların hâlihazırda devam eden savaş nedeniyle tam manasıyla çözüme kavuşturulmasını engellemiştir. Dâhiliye Nezareti bünyesinde muhacirlerin sorunlarını çözmeye çalışan Aşâir ve Muhacirin Müdüriyeti göç dalgalarının ulaştığı valilik ve mutasarrıflıklara Nisan 1916’da gönderdiği emirde kimsesiz ve korumasız kalan ailelerin Gayrimüslim unsur ve özellikle de Ermenilerin bulunmadığı köy ve kasabalara yerleştirilmeleri emredilir. Muhacirlerin tüm iaşeleri de hükûmet idareleri tarafından karşılanır. Ayrıca genç ve dul kadınların vilayetler tarafından evlendirilmelerine çocukların yetimhaneler ve öksüz yurtlarına yerleştirilmesine karar verilir (BOA, DH. ŞFR. 63/142.). Kalabalık muhacir kitlesinin Kafkas Cephesindeki mevcut olan yiyecek sıkıntısını iyice artırması nedeniyle doğu vilayetlerinden gelen mültecilerin Orta ve Batı Anadolu’ya gönderilmesine başlanır. Böylece Vilayât-ı Şarkiye mültecileri Musul ve Halep de dâhil olmak üzere Anadolu’nun geniş bir bölümüne yayılırlar (Öğün, 2004). Kafkas Cephesi’nde mağdur olan Müslüman ahaliye yardım etmek için Rus hükûmetinden gerekli izinleri alan Bakü Müslüman Cemiyet-i Hayriyesi bölgede etkili bir faaliyet yürütür. Cemiyet yetim kalan çocuklar için yetim evleri açarak ihtiyaçlarını karşılar (Tekir, 2015).