TAR324U-EĞİTİM TARİHİ
Ünite 7: Cumhuriyet Döneminde Eğitim
Giriş
Bu bölümün amacı, Kurtuluş Savaşı döneminden başlanarak günümüze kadar cumhuriyet döneminde eğitimde yaşanan 100 yıllık birikimi ortaya koymaktır. Millî Mücadele döneminde bir yandan kurtuluş mücadelesi verilmiş, bir yandan da eğitimi yapılandırmaya yönelik bazı adımlar atılmıştır. Bu dönemin en önemli adımı, Birinci Maarif Kongresi’nin toplanmasıdır. Cumhuriyetin ilanından günümüze kadar gelen eğitim politikalarının temeli, 3 Mart 1924 tarihinde çıkarılan Tevhid-i Tedrisat Kanunu olmuştur. Ortaöğretim ve mesleki eğitimde okullaşmaya ağırlık önem verilmiştir. Yeni okulların ve kurumların öğretmen ihtiyacını karşılamak için çeşitli öğretmen yetiştiren kurumlar açılmıştır.
Kurtuluş Savaşı Zamanında Eğitim (1919-1922)
İtilaf devletlerinin Osmanlı topraklarını paylaşmaya çalıştığı bir ortamda, Mustafa Kemal Paşa önderliğinde Millî Mücadele Hareketi başlatılmış ve Anadolu’nun tamamında teşkilatlanma faaliyetleri hızlanmıştır. Bu teşkilatlanma sürecinde eğitim kurumları (okullar) adeta karargâh vazifesi görmüştür. Öğretmenler ise Millî Mücadeleye desteği artırmak için propaganda faaliyetlerinde, mitinglerde, cephelerde ve TBMM’de aktif rol almışlardır.
Eğitim Teşkilatının Kurulmasına Yönelik Çabalar
Bireysel ve kolektif bazı çabaların dışında bu dönemdeki eğitim faaliyetlerini yönlendirmek için Mustafa Kemal’in önderliğinde TBMM’de İcra Vekilleri Heyetine bağlı olarak “Maarif Vekâleti” kurulmuştur. Bu vekâlet bünyesinde Program Heyeti, İlköğretim Dairesi, Ortaöğretim Müdürlüğü, Kültür Müdürlüğü, Sicil ve İstatistik Müdürlüğü adlı birimler oluşturulmuştur.
Bu dönemdeki İcra Vekilleri Heyetinin programlarında gelecekteki eğitim anlayışının izleri bulunmaktadır. Mustafa Kemal Atatürk başkanlığındaki Birinci İcra Vekilleri Heyeti Programında; okulların en modern ilkeler ve yöntemler çerçevesinde düzenleneceğine, terbiyenin dini ve millî hâle getirileceğine ve ulusun karakterine uygun bilimsel ders kitapları hazırlanacağına vurgu yapılmıştır.
I. Maarif Kongresi
Maarif Vekâletinin kurulmasının ve İcra Vekilleri Heyetinin programlarının yanında Millî Mücadele dönemindeki eğitim konusundaki en dikkat çekici ve önemli gelişme; 15-21 Temmuz 1921 tarihleri arasında Ankara’da I. Maarif Kongresi’nin düzenlenmesidir. 1939 yılından itibaren toplanmaya başlayacak Millî Eğitim şûralarının temelini oluşturan bu Kongre, okul ve öğrenci sayılarını tespit etmek, yapılabilecek çalışmaları belirlemek ve eğitime millî bir nitelik kazandırmak için toplanmıştır. Kongreye; Maarif müdürleri, Darülmuallimin, Sultani, idadi müdürleri, iptidaiye müfettişleri, çoğunluğu Türkiye Muallimeler ve Muallimler Birliğinin üyelerinden oluşan 250’den fazla öğretmen katılmıştır. Daha sonra devam eden
kongrede; halk mektepleri, ilkokulun 4 yıldan 5 yıla çıkarılması, gereksiz derslerin çıkarılması, köy ve kentlerdeki ilkokul programlarının ayrılması ve kızlara ev kadını olabilmeleri için pratik bilgilerin öğretilmesi gibi konular tartışılmıştır.
Erken Cumhuriyet Döneminde (1923-1950) Eğitim
Cumhuriyetin İlanından Demokrat Parti Dönemine Kadar Eğitim
Öncelikle 1 Kasım 1922 tarihinde saltanatın kaldırılmayla İstanbul’daki hükûmet son bulmuştur. Lozan Barış Antlaşması’nın arifesinden başlanarak eğitim konusu da dikkatle ele alınmıştır.
Mustafa Kemal Paşa eğitimin; laik, millî, karma, eşit, bilimsel, uygulamalı, disiplinli, modern, pragmatik (işe yarar), yaratıcı, meslek kazandırıcı ve halkı eğiten niteliklere ve ilkelere dayalı olması gerektiğini savunmuştur. Cumhuriyet idarecileri, köklü değişiklikler yapmayı ve topyekûn bir eğitim seferberliğini kaçınılmaz olarak görüyordu.
Heyet-i İlmiye Toplantıları
Bu heyet; telif ve tercüme üyesi, istatistik müdürü, üç hars üyesi, tedrisat müdürleri, üç müfettiş, merkez maarif müdürü, darülmuallim müdürü, hıfzıssıhha mekatip müdürü, üç öğretmen ve serbest âlî derslerden seçilen üç müderristen oluşmuştur. Ankara’da gerçekleştirilen birinci Heyet-i İlmiye toplantısında eğitim sistemiyle ilgili 26 madde gündeme alınmıştır. Alınan kararları şu şekilde özetlemek mümkündür: 6 yıl süreyle 7-14 yaş arasında zorunlu eğitim verilmesi, Kültür (Hars) Genel Müdürlüğünün kurulması, Çeviri faaliyetlerinin ilkelerinin belirlenmesi, Yatılı bölge okullarının kurulması, Galatasaray Lisesi’nin teşkilat ve programları, Okul müzesi, Dini eğitim, Öğretmenlerin askerlik görevlerini bir kez tecil ettirebilmeleri, İlköğretim okul açma iznini yalnızca Maarif Vekâletinin vermesi, “Sultânî” adının “lise” olarak değiştirilmesidir. Bu kararlarla birlikte toplantıda eğitim birliği, din eğitimi, yükseköğretim (Darülfünun) ve halk terbiyesi gibi sonraki yıllarda inkılaplara temel olacak ve cumhuriyet döneminin eğitimi yönlendirecek pek çok konu tartışılmıştır. İkinci Heyet-i İlmiye toplantısından önce 1923 yılında Ali Fethi Okyar başkanlığındaki Beşinci İcra Vekilleri Heyeti Programı hazırlanmıştır. Programda eğitimde birlik, mesleki eğitimde uzmanlaşma, pratik mesleki eğitim, öğretmenlik mesleğinin teşvik edilmesi, okullaşma ve eğitimin kalitesinin artırılması gibi konular yer almasına rağmen dini eğitimden bahsedilmemiştir. Heyet-i İlmiyenin üçüncü ve son toplantısı, 26 Aralık 1925 tarihleri arasında toplanmıştır ve alınan karardan sonra 22 Mart 1926 tarihinde 789 sayılı yasayla Talim ve Terbiye Dairesinin kurulduğu ve heyetin görevini üstlendiği için Heyet-i İlmiye oluşumu ortadan kalkmıştır.
Eğitim Sisteminde Birlik: Tevhid-i Tedrisat Kanunu
Mevcut hâliyle eğitim yapısı; dinî eğitim okulları (sıbyan mektepleri ve medreseler), genel eğitim ve meslek okulları (rüştiye, idadi, tıbbiye, harbiye, mülkiye, muallim mektepleri gibi), yabancı ve azınlık okulları gibi kurumlardan oluşuyordu. Çeşitli ortamlarda tartışılan ve olgunlaştırılan (I. Heyet-i İlmiye toplantısı gibi) Tevhid-i Tedrisat Kanunu, 3 Mart 1924 tarihinde meclis oturumuna “halifeliğin kaldırılması, dinişleri ve vakıflarla genelkurmay başkanlığının lağvedilmesi” (Atatürk, 2005) önergeleriyle birlikte getirilmiştir.
İlk olarak 1927 yılındaki Genel Kongresinde eğitim detaylıca tartışılmış, yapılan tespitler “Eğitim Siyaseti” başlığıyla kabul edilmiştir. Eğitim siyaseti; eğitimin laik, ulusal ve çağdaşlık esaslarına dayalı ve toplumu yükseltecek nitelikte vatandaşlar yetiştirme hedeflerini içermiştir. Temelde Atatürk ilkelerine bağlı bireyler yetiştirilmesinin hedeflendiği tüm programlarda görülmektedir.
Diğer yandan Millî eğitim sistemini yeniden örgütlemek için Maarif teşkilatı kanunu çıkarılmış ve Millî Eğitim Bakanlığı örgütlerinin nasıl çalışacağına dair modern bir düzen kurulmuştur. Bunun yanında 1926 yılından itibaren ortaöğretim ücretsiz hâle getirilmiş ve karma eğitime geçilmiştir.
Temel Eğitimde Gelişmeler
Cumhuriyetin ilk dönemlerinde nüfusun yaklaşık %10’unun okuryazar olması ve ilköğretimde okullaşmanın %20 civarında olması, Cumhuriyet yönetiminin ilköğretimi bir dava gibi görmesini gerektirmiştir.
Cumhuriyet ilan edildiğinde Türkiye’de 4.894 ilkokul ve 341.941 ilkokul öncesi bulunuyordu. En büyük değişiklikler, 1926 ve 1936 programlarında yapılmıştır. Cumhuriyetin ilanından sonra yayınlanan İlk Mektepler Müfredat Türkiye’de, ilkokullar 6 yıldan 5 yıla (II. Heyeti İlmiyenin kararlarından biri) indirilmiştir. 1926 yılında yayınlanan ilkokul programı ise getirdiği toplu öğretim uygulanmasıyla dikkat çekicidir. 1926 İlkokul Programından sonra Türkiye bazı önemli inkılaplar gerçekleştirildiği için 1936 yılında ilkokulda bir program değişikliği daha yapılmıştır. 1939 yılında toplanan ilk Maarif Şûrası’nda üç sınıflı bütün köy okullarının beş sınıfa çıkarılması kararı alınarak köy ve şehir ilkokulları arasındaki öğretim süresi farkı kaldırılmıştır. Talim Terbiye Dairesi, 1948 yılında İlkokul Programı hazırlanmış ve 1948-1949 öğretim yılından itibaren kullanılmaya başlanmıştır.
Ortaöğretimde Gelişmeler
1924 yılında verilen din dersleri, 1927 Orta Mektep Programında yer almamıştır. Bunların yanında 1926 programıyla ortaöğretim herkese ücretsiz hâle getirilmiş ve cumhuriyet ideolojisi çerçevesinde 1931, 1934 ve 1937 yıllarında programlar güncellenmiştir. I. Millî Eğitim Şûra’sında (1939) alınmıştır. Şûra’da; “disiplin ve sınav talimatnamesi, ortaöğretim kurumlarının illerin ihtiyaçları
çerçevesinde düzenlenmesi ve ilk defa tek tip kitap uygulamasına geçilmesi” gibi kararlar alınmıştır. II. Millî Eğitim Şûrası’nda (1943), ortaokul ve lise tarih öğretmenliklerine yalnızca bu alanlardan mezun olanların atanması ve mesleki ve teknik okullar için ayrı kitaplar yazılmasına karar verilmiştir. III. Millî Eğitim Şûrası’nda (1946) ise bazı mesleki ve teknik ortaöğretim kurumlarının programlarında değişikliklere gidilmiştir. IV. Millî Eğitim Şûrası’nın ana gündemlerinden biri de ortaöğretim olmuştur. Şûra’da; “yeni ortaokul programı projesi, lise ders konularının dört yıllık teşkilata göre tespit edilmesi ve ortaokullara ve liselere öğretmen yetiştiren eğitim enstitüleri ve ortaokul ve ilkokul eğitimleri arasında paralellik kurulmasına” (MEB, 1949a) yönelik kararlar alınmıştır.
Mesleki ve Teknik Eğitimdeki Gelişmeler
Mevcut tabloyu geliştirmek için var olan mesleki ve teknik kurumlarının yanında yenileri açılmıştır. Bunun yanında daha önce vilayet ve belediyelerin yetkilerindeki mesleki ve teknik okullar, Maarif Vekâletine bağlanmıştır. Ayrıca 1929 yılında 1416 sayılı kanunla Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu alanlarda yüksek vasıflı insan gücü yetiştirmek için yurt dışına başta teknik ve mühendislik olmak üzere birçok alanda öğrenci gönderilmiştir.
Din Eğitiminde Yaşanan Gelişmeler
Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun derinden etkilediği alanlardan biri de din eğitimi olmuştur. Bu kanunla birlikte Tanzimat’tan beri Şer’iye ve Evkaf Vekâleti ile özel vakıflar tarafından idare edilen mektepler ve medreseler Maarif Vekâletine devredilmiştir. Yine kanunda öngörüldüğü gibi, imam ve hatip yetiştirmek için kapatılan 479 medresenin yerine ülkenin çeşitli yerlerinde 29 imam ve hatip mektebi açılmıştır. Bu gelişmelerde laik politikalar takip eden Cumhuriyet rejiminin din eğitimi veren kurumlardan desteğini çekmesi etkili olmuştur.
Hamdullah Suphi Tanrıöver, din eğitimi konusundaki eksiklikleri dile getirerek çözüm çağrısı yapmıştır. Kurultay sonunda din dersleri, imam ve hatip yetiştirecek kurumlar ve İlahiyat Fakültesinin açılması gibi kararları içeren bir rapor sunulmuştur. Bu gelişmelerden sonra program hazırlıkları yapılmış, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi ve imam hatip kursları açılmış, ilkokullarda din dersi isteğe bağlı olarak verilmeye başlanmıştır.
Yaygın Eğitimdeki (Halk Eğitimi) Gelişmeler
Cumhuriyet idaresi, halkı eğitmek için öncelikle işe alfabe değişikliğiyle başlamıştır. 1927 yılında Mustafa Kemal Atatürk, Latin alfabesine geçiş hazırlıkları için Maarif Vekâletine talimat vermiştir. Bir yıllık hazırlık sonunda Latin Alfabesine 1353 sayılı Kanun’la (Resmî Gazete, 1928a) geçilmiştir. Harf İnkılabıyla ülkede okuma yazma seferberliği başlatılmıştır.
Erken Cumhuriyet Döneminde Yükseköğretim, Öğretmen Yetiştirme ve Köy Enstitüleri
Yükseköğretim Kademesinde Gelişmeler
Üniversite reformundan önce hem Osmanlı Devleti’nden kalan bazı okullar yenilenmiş hem de yenileri açılmıştır.
Devrimlerin ve politikaların arkasında durması istenen Darülfünun; hukuk, dil ve tarih alanlarında kimi zaman sessiz, kimi zaman tarafsız veya ilgisiz kimi zamansa karşıt bir tavır sergilediği için 1932 yılında “Üniversite Reformu” başlatılmıştır.
Bu rapor temel alınarak 1933 yılında “Üniversite Reformu” yasasıyla (31.05.1933 tarihli, 2252 sayılı) İstanbul Darülfünunu lağvedilmiştir. Bu düzenlemeyle birlikte üniversite (darülfünun), rektör (emin), fakülte, dekan (fakülte reisi), profesör (müderris), doçent (muallim) ve asistan (muavin) kavramları ilk kez kullanılmaya başlamıştır. Üniversite Reformu yaşanırken bir yandan da 1930’lu yıllarda Kız Teknik Öğretmen Okulu (1934), Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi (1935), Siyasal Bilgiler Okulu (1936) ve Erkek Teknik Öğretmen Okulu (1937) birer yükseköğretim kurumu olarak açılmıştır. Ayrıca 7 adet enstitü açılmıştır.
Öğretmen Yetiştirme Çalışmaları ve Köy Enstitüleri
Cumhuriyetin ilk yıllarında sayısal verilere yansıyan eğitimdeki sorunlar, öğretmen niteliği açısından da benzerdi. Öğretmenlerin büyük çoğunluğu formasyon almamış, bilimsel öğretim yöntemlerinden uzaktı. Öğretmen ihtiyacından dolayı neredeyse okur yazar herkes öğretmen olarak görevlendirilmişti. Okul binaları, ders araç gereçleri yetersiz ve ezberciliğe dayanan bir vaziyet hâkimdi. Bu şartlar göz önünde bulundurularak öğretmen yetiştiren kurumlar açılmıştır. Cumhuriyet döneminde ilköğretim öncelendiği için okul öncesine yeterince eğilme söz konusu değildir. Bundan dolayı cumhuriyet döneminde tek okul öncesine öğretmen yetiştiren kurum, 1927 yılında Ankara’da açılan Ana Muallim Mektebi önce İstanbul Kız Muallim Mektebine nakledilmiş (1930), 1933 yılında ise kapatılmıştır. Şehirlere öğretmen yetiştirmek için “İlk Muallim Mektepleri” ve köylere öğretmen yetiştirmek için Köy Muallim Mektepleri açılmıştır. 17 Nisan 1940 tarihli ve 3803 sayılı yasayla (Resmî Gazete, 1940) Köy Enstitülerine dönüştürülmüş ve ülke genelinde yaygınlaştırılmaya çalışılmıştır. Mesleki ve teknik okullar için öğretmen yetiştirmek amacıyla ilk olarak 1934 yılında Kız Teknik Öğretmen Okulu açılmıştır. Kız Enstitülerine ve Akşam Kız Sanat Okullarına öğretmen yetiştiren bu okul, 1947 yılında 4 yıllık eğitim vermeye başlamıştır.
Demokrat Parti Döneminde Eğitim
Demokrat Parti’nin Eğitim Politikaları
Demokrat Parti, eğitimle ilgili politikalarında “milliyetçilik, maneviyatçılık, demokratçılık, bilimsellik, ilerlemecilik, laiklik, halk eğitimi ve fırsat eşitliği” gibi ilkeleri benimsemiştir.
Cumhuriyet Dönemi Eğitimcileri
Cumhuriyet döneminin eğitiminin mimarı Mustafa Kemal Atatürk’ün yanı sıra Mustafa Necati, Saffet Arıkan, Hasan Ali Yücel, Tahsin Banguoğlu, Rüştü Uzel ve Tevfik İleri’nin eğitime dair düşünce ve faaliyetleri vardır.
1960-1980 Yılları Arasında Eğitim
1960-1980 yılları arasında Türk Eğitiminin başlıca belirleyici unsurları Milli Eğitim Şuraları, bu şuralarda alınan kararlar ve bu kararlar doğrultusunda geliştirilen politika ve uygulamalar olmuştur. Özellikle 1970’li yıllar ise, siyasetin okullara ve dolayısıyla eğitime nüfuz ettiği, aynı zamanda da okullar vasıtasıyla geniş halk kitleleri arasındaki fikri ve fiili çatışmalara sahne olmuştur.
Milli Eğitim Temel Kanunu
14.06.1973 tarihinde günümüzde halen yürürlükte olan 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu kabul edilmiştir ve genel ilkeleri şu şekilde sıralanmıştır:
Genellik ve eşitlik, Ferdin ve toplumun ihtiyaçları, Yöneltme, Eğitim hakkı, Fırsat ve imkân eşitliği, Süreklilik, Atatürk İnkılap ve İlkeleri ve Atatürk Milliyetçiliği, Demokrasi eğitimi, Lâiklik, Bilimsellik, Planlılık, Karma eğitim, Okul ile ailenin iş birliği, Her yerde eğitim.
1980 ve Sonrasında Eğitim
12 Eylül İhtilali sonrasında sivil yönetim kaldırılmıştı ve bu durumun etkileri Türkiye’de her alanda olduğu gibi eğitim alanında da kendisini göstermiştir.
Türk Eğitim Politikalarının 1980 Sonrasındaki Değişimi
Din kültürü ve ahlak bilgisi dersi anayasal bir zorunluluk hâline getirilmiş, öğretim programlarına vatana ve millete bağlılık, iç ve dış tehditler ve Türkçülük gibi kazanımlar eklenmiştir.
1997’de zorunlu eğitimin sekiz yıla çıkarılmasıyla birlikte ilkokullardan ortaokula geçiş sınavları kaldırılmıştır. Bu dönemde ilköğretimden ortaöğretime geçiş sınavları yapılmaya başlamıştır. Bu sınavlar çeşitli dönemlerde OKS, OGES, SBS, TEOG ve LGS gibi isimlerle anılsa da temelinde ortaöğretime geçişte merkezi bir sistemle öğrenci alımı yer almaktadır. 1998’de Dünya Bankası ile imzalanan Temel Eğitim Projesinin (1. Faz 19982002) amacı; sekiz yıllık kesintisiz zorunlu ilköğretimi yaygınlaştırmak, kız öğrencilerin okula devam etmelerini sağlayacak önlemleri almak, özellikle kırsal bölgelerdeki ilköğretimin niteliğini arttırmak hedeflenmiştir. Temel Eğitime Destek Projesi (2002–2007) ile Türkiye’de yoksulluktan en çok etkilenen kırsal bölgeler ile şehirlerin varoş kısımlarında temel eğitim hakkından mahrum bırakılmış kızlar, yetişkinler ve risk altındaki çocukları eğitim sürecine dahil etmek hedeflenmiştir. Daha sonra ise liselerin dört seneye çıkarılması, 2004’te daimici ve esasici eğitim felsefesinden yapılandırmacı eğitim yaklaşımına geçilmesi, 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nda yapılan değişiklikler,
yükseköğretime geçişte katsayı düzenlemesi, Milli Güvenlik Bilgisi dersinin kaldırılması, Kur’an kurslarına gidebilme şartlarındaki değişiklikler, resmî törenlerin kutlanmasına dair değişiklikler ve zorunlu eğitim süresinin kesintili 4+4+4 şeklinde değiştirilmesi şeklinde özetlenebilir.
Neoliberalizmin Türk Eğitim Sistemine Yansımaları
Yükseköğretim düzeyinde benimsenen neoliberal uygulamalara ikinci öğretim uygulamaları, vakıf üniversiteleri, uzaktan eğitim, öğrenim harçları, sertifika programları, pedagojik formasyon ve sürekli eğitim merkezleri örnek olarak gösterilebilir. İdeal üniversite, araştırma temelli bilimsel faaliyetlerle değil, ne kadar katma değer kattığıyla değerlendirilmektedir. Üniversiteler, şirketler gibi profesyonelleşmeye zorlanmış; bilim insanları birer girişimci gibi düşünmek durumunda bırakılmıştır. Bu doğrultuda akademik çalışmalara ve rollere yüklenen anlamlar farklılaşmıştır.
1960 Sonrasında Temel Eğitim Orta Öğretim Mesleki Eğitim ve Yaygın Eğitimdeki Gelişmeler
İlk ve Ortaöğretim
1961’de çıkarılan 222 sayılı ilköğretim kanunu, ilköğretimin temel birimlerine yönelik esasları içermektedir.
Mesleki Eğitim ve Yaygın Eğitim
İlkokul mezunlarına meslek edindirmek amacıyla 1963- 1964 öğretim yılından itibaren “Yetişkinler Teknik Eğitim Merkezleri” hizmete girmiştir. 1966’da sanat enstitülerinin öğrenim yılı üç yıla çıkarılmıştır. Sanat enstitüleri bünyelerinde kurulan ortaokulların devamı olarak dört senelik teknisyen okulları açılmıştır. Usta ile mühendis arası yardımcı teknik personel ihtiyacını gidermek için 1969-1970 öğretim yılında öğretime başlayan teknisyen okullarının sayısı bir sene içerisinde 36’ya ulaşmıştır. Örgün ve yaygın mesleki eğitime destek vermek amacıyla yapılan projelere “Mesleki ve Teknik Eğitimi Geliştirme (METGE) Projesi” ve “Mesleki Eğitim ve Öğretim Sisteminin Güçlendirilmesi (MEGEP) Projesi” örnek olarak gösterilebilir.
Cumhuriyet Döneminde Yükseköğretim ve Öğretmen Yetiştirme
Yükseköğretim
1961 Anayasasının 120. maddesi üniversiteler ile ilgili bir ibarenin anayasa metnine girmesi açısından değerlidir. Yasa maddesinde “Üniversiteler, ancak Devlet eliyle ve kanunla kurulur. Üniversiteler, özerkliğe sahip kamu tüzel kişileridir. Üniversite özerkliği, bu maddede belirtilen hükümler içinde uygulanır ve bu özerklik, üniversite binalarında ve eklerinde suçların ve suçluların kovuşturulmasına engel olmaz. Üniversiteler, Devletin gözetimi ve denetimi altında kendileri tarafından seçilen organları eliyle yönetilir. Özel kanuna göre kurulan Devlet üniversiteleri hakkındaki hükümler saklıdır.” ibareleri yer almaktadır.
I. Beş Yıllık Kalkınma Planı (1963-1967) dönemi sonunda, eğitimle ve iş yaşamı arasında yeterli münasebetlerin geliştirilemediği; yetenekli öğrencilerin en üst aşamalara kadar yükselmelerini teşvik eden bir eğitim sistemi, yurt ve burs olanağının oluşturulamadığı; öğretmen açığı ve bölgeler arası dağılım dengesizliği sebebiyle eğitimin çıktılarının niteliğinin yükseltilemediği; öğretim üyesi eksikliğinin yeni üniversite ve yüksekokul açılmasını kısıtladığı; öğretim üyesi yetiştirmek için yurt dışına burslu olarak 3000 öğrenci gönderme amacına rağmen yalnızca 500 öğrencinin gönderilebildiği; üniversiteye olan aşırı talep sebebiyle öğretim üyesi başına düşen öğrenci sayısının 1960’ta 50 iken 1963’te 90’a çıktığı fakat 1965- 66 döneminde öğrenci sayısının 97.600’e ve okullaşma oranının ise yüzde 4,9’a eriştiği vurgulanmıştır. 1973’te 1750 sayılı “Üniversiteler Kanunu” çıkarılmıştır. 1750 sayılı yasa Yükseköğretim Kurulu, Üniversite Denetleme Kurulu gibi organların tanımını yapmış ve 2. maddesinde üniversitenin tanımını şöyle yapmıştır: “Üniversiteler; fakülte, bölüm, kürsü, yüksekokul, okul, enstitü ve benzeri kuruluşlara hizmet birimlerinden oluşan özerkliğe ve kamu tüzel kişiliğine sahip yüksek bilim, araştırma, öğretim ve yayım birlikleridir.” 1750 sayılı üniversiteler Kanunu ile rektör ve dekanlar seçimlerle göreve gelmişlerdir. Üniversiteler arası uyumu ve eşgüdümü sağlamak amacıyla Üniversitelerarası Kurul kurulmuştur. II. Beş Yıllık Kalkınma Planı (1968-1972) dönemi sonunda, yükseköğretim kurumlarının hedeflerine tam anlamıyla uyulmadığı, yükseköğretime olan aşırı talebin özel yüksekokullarla karşılanmaya çalışıldığı görülmüştür. Bu durumun başında üniversiteler arası koordinasyonu sağlayacak herhangi bir kurumun olmaması gösterilebilir. Öğretim elemanları arasında bölgeler arası dengesizliklerin giderilemediği ve eğitimde sosyal adaletin sağlanamadığına dikkat çekilmiştir. Üniversite ve Yüksekokul yatırımları MEB toplam yatırımlarının I. Beş Yıllık Kalkınma Planı döneminde %24.8’ini, İkinci Beş Yıllık Kalkınma Planı döneminde %36’sını teşkil etmiştir.
Yükseköğretimin yaygınlaştırılması amacı doğrultusunda, 1971’e kadar sekiz olan üniversite sayısı, 1971-1978 yıllarında açılan 11 yeni üniversiteyle 19’a çıkmıştır. 1975- 1976 eğitim-öğretim yılında, yükseköğretim okullaşma oranı %9.1 iken, 1980-1981’de %6.3’e düşmüştür. Öte yandan aynı dönem için bu oran Suriye’de %14, Yunanistan’da %22, Batı Avrupa’da %32 ve ABD’de %56’dır. 6 Kasım 1981’de çıkarılan 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu ile Yükseköğretim Kurumu (YÖK) kurulmuştur. YÖK’ün kurulmasını takip eden dönemde 20 Temmuz 1982 tarihli Resmî Gazetede yayımlanan kanun hükmünde kararname ile farklı bakanlıklara bağlı akademiler ve yüksekokullar olmak üzere bütün üniversiteler tek bir merkeze bağlanmıştır. “Mektupla Öğretim” olarak bilinen halk eğitim uygulaması tamamen kaldırılmış ve 1982’de “Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi” kurulmuştur. Ayrıca Türkiye’nin ilk vakıf üniversitesi olan “İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi” 1984’te kurulmuştur. İzleyen yıllarda Türkiye’de yeni üniversiteler açılmış ve öğrenci sayıları
artmıştır. YÖK Bilgi Yönetim Sistemine (2023) göre 2023 yılı itibarıyla Türkiye’de 129 kamu ve 75 vakıf üniversitesiyle birlikte 4 tane de vakıf meslek yüksekokulu bulunmaktadır. 2023 yılı itibarıyla kamu ve vakıf üniversitelerinde 182.995 öğretim elemanı aktif görev yapmaktadır.
Öğretmen Yetiştirme
Fakültelerdeki teknolojik imkânlar ve ekipmanlar yenilenmiştir. Bu düzenlemeler 1998-1999 öğretim yılı itibarıyla uygulamaya konulmuştur. 1998’de başta YÖK- MEB iş birliği çerçevesinde eğitim fakülteleri yeniden yapılandırılmıştır. Dünya Bankasının da desteklediği uygulama kapsamında ilgili paydaşların katkılarıyla öğretmen yetiştirme sistemi tekrardan düzenlenmiştir. Başta fakülte-uygulama okulu iş birliği olmak üzere güncel yaklaşımlar da dikkate alınarak sorunlar tespit edilmiş ve birtakım esaslar belirlenmiştir (YÖK, 1998). İlköğretim kurumu öğretmenlerine yan alan zorunluluğu getirilmiştir. Ortaöğretim branş öğretmenliklerinde pedagojik formasyona son verilmiştir. Sınıf öğretmenlerinin eğitim fakültesinde yetiştirilmelerinin bir sonucu olarak 2001- 2002 öğretim yılından itibaren sınıf öğretmenliği sertifika programı kaldırılmıştır. İngilizce öğretmenliği sertifika programı ise devam etmiştir. Talim Terbiye Kurulunun Kararıyla ortaöğretime yönelik branşlarda atamada öncelik sırası kaldırılarak puan üstünlüğü esas alınmıştır.