TAR324U-EĞİTİM TARİHİ
Ünite 6: Diğer Türk Devletlerinde Eğitim
Giriş
Bu bölümde günümüzde Azerbaycan, Afganistan, Irak, İran, Hindistan, Pakistan, Bangladeş ve Türkiye devletlerinin yer aldığı coğrafyada 13. Asırdan 19. asra kadar hâkim olan Türk devletlerinde eğitim konusu ele alınmıştır.
Delhi Türk Sultanlığı (1206-1526), Hindistan’da Delhi’yi merkez yapan Türk asıllı hanedanların kurduğu bir devlettir. Karakoyunlular (1351-1469), Doğu Anadolu, Azerbaycan, İran ve Irak’ta hüküm süren bir Türk devletidir. Akkoyunlular (1340-1514), Oğuzlardan (Türkmenler) Bayındır boyu tarafından kurulan bir devlet olup 14-16. asırlar arasında Doğu Anadolu, Azerbaycan ve Irak’ta hüküm sürmüştür. Safeviler , 1501 yılında Tebriz’de Şah I. İsmail tarafından kurulmuş bir Türk devletidir. Babürlüler (1526-1858) devletinin kurucusu Çağatay Türklerinden Babür Şah’tır.
Delhi Türk Sultanlığında Eğitim (1206-1526)
Delhi Türk Sultanlığı ve Babür İmparatorluğu döneminde Hindistan toplumu dinî olarak Müslüman, Hindu, Sih ve diğer inanç mensuplarından meydana gelmekteydi. Devlet yönetimi ve askeri teşkilat tamamen Müslüman Türklerin elindeydi.
İlköğretim ve Mektepler
Delhi Türk Sultanlığında ilköğretim çağına gelmiş Müslüman çocukların eğitimi camilerin avlusunda bir tekkenin (hankâh) bitişiğindeki mekteplerde yapılırdı. Bu yönüyle cami ve tekkeler hem bir ibadethane hem de bir eğitim kurumu işlevi görürdü. Devletin kurucusu Kutbeddin Aybeg Delhi’yi fethettiğinde yaptırdığı Delhi Cami (Kuvvetü’l-İslâm Cami) ve Mirât Kalesi Cami Delhi Sultanlığının ilk mektepleridir.
Delhi Sultanlığında mekteplerin eğitim programında Kur’an-ı Kerim okuma ve ezberleme ile basit aritmetik öğretimi vardı. Kur’an okumayı ve yazmayı başaranlar, bir sonraki aşamada Farsça öğrenirdi. Farsça öğretiminde Emir Husrev’in İcâz-ı Husrevî adlı eseri okutulurdu. Bu eser muhtemelen türünün Hindistan’daki ilk ders kitabıdır. Ders öğretim metodu düz anlatım, tekrar ve tartışmaya dayalıydı.
Mektebe başlama yaşı dört veya beş olup, çocuklar okula başladıklarında “Bismillah” veya “Tesmiya-i hani” adı verilen bir tören yapılmaktaydı. Mahalle mekteplerinde kız çocukları da eğitim görebiliyordu.
Yükseköğretim ve Medreseler
Delhi Sultanlığında ilmi faaliyetler ve yükseköğretim medreselerde yapılırdı. Hind kıtasında Budist, Karmati ve batıni hareketlere karşı Sünnî (Hanifi-Şafi) İslam’ı korumak ve yaymak medreselerin başlıca göreviydi.
Bu medreseler aracılığıyla sistemleşme yolunda da önemli adımlar atıldı. Başlangıçta Hindistan’a özel “nisâb” veya “nisâb-ı ta‘lîm” adlı bir eğitim programı uygulandı. Bu programda kadı ve ihtiyaç duyulan devlet memurlarını yetiştirmek esas alındığından ağırlıkla fıkıh ve usul-i fıkıh
dersleri verildi. Medreselerde aldığı dersi başaran öğrenciye “icazetnâme” (diploma) verilirdi.
Delhi Sultanlığında şehzadelerin eğitimine büyük önem verildi. Mesela Sultan İltutmuş oğullarının tahsili için Âdâbü’s-Selâtîn ve Meâsirü’s-Selâtîn gibi önemli eserleri Bağdat’tan getirtmek için masraftan kaçınmamış, Sultan Balaban devrin meşhur âlimi Taceddin Buharî’nin oğullarına öğretmenlik yapması sebebiyle onu yüklü miktarda parayla ödüllendirmiştir.
Halk Eğitimi ve Hankâh/Dergâhlar
Delhi Sultanlığında halk eğitimi camilerde ve dervişlerin yaşadığı ve yolcuların uğradığı muhtelif tarikatlara mahsus hankâh ve dergâh gibi yapılarda gerçekleştirildi. Dergâhlarda uygulanan eğitim programı, medreselerde uygulanan programa yakındır. Özellikle Çiştiyye dergâhlarında önce zahir ilimler (hadis, kelam, fıkıh) tahsil edilir, sonradan tasavvuf ilminin eğitimine geçilirdi. Dergâha gelenlere önce Kur’an okuma öğretilir, bu sırada surelerin ezberi yaptırılırdı. Temel dinî bilgiler öğretildikten sonra tasavvuf ilminde ilerlemelerini sağlayacak eğitim metotları uygulanırdı.
Memlûk Eğitimi
Delhi Sultanlığının hâkim olduğu coğrafyada Türk nüfusunun azlığı, ordu için gerekli olan askerin yerli ahaliden karşılanamaması, memlûk sisteminin (Osmanlılardaki devşirme sistemi) kurulmasını zorunlu kılmıştır. Memlûk, esir veya köleler arasından seçilip özel eğitimden geçirildikten sonra hükümdarın muhafız birliğine alınan ve zamanla aristokrat bir sınıf oluşturan ücretli askerlere denirdi.
Memlûk temininde iki yol takip edilmiştir: Birincisi, bir önceki hükümdardan miras kalanların kullanılması; ikincisi, yeni satın alınanların eğitilerek askeri hizmette kullanılması şeklindedir. Memlûkler, devletin işleyişini ve saray protokolünü öğrenebilmeleri için belirli bir eğitimden geçirilirdi. Eğitim Delhi’de kurulan “Devlethane” veya “kârhane” adı verilen saray imalathanelerinde yapılırdı. Burada mesleki ve teknik, askerlik, yöneticilik ve ilmi eğitim verilirdi. Burada aldıkları eğitim sonrasında en kabiliyetli memlûkler hükümdarın hizmetine ve askeriye gönderilirdi.
Bilimsel Faaliyetler
Gaznelilerle birlikte ilmi bir geleneğe sahip olan Hindistan’a 13. asır başlarında Moğol istilasıyla birlikte birçok âlim geldi. Delhi Sultanlarının ilim adamlarını koruması ve desteklemesiyle de Delhi ve hinterlandında bir ilim çevresi oluştu. Delhi Sultanlığının en önemli âlimi şüphesiz abaât-ı Naırî adlı eserin yazarı, kadı ve müderris Minhâc-ı Sirâc Cûzcanî’dir. Cûzcanî’den sonra en meşhur âlim, mutasavvıf Emir Hüsrev-i Dihlevî’dir. Ziyaüddin Berenî’nin Delhi Sultanlığının 1266-1357 yılları arasındaki tarihini anlattığı Tari-i Fîrûz Şâhî, özellikle Tuğluk tarihi için önemli bir eserdir. Kalaç hanedanı döneminde tıp ilminde önemli bilginler yetişti.
Hekimlikte Yemenî Tabib, Bedreddin Dımaşkî, Mübarek Kademî, İzzeddin Bedaunî, cerrahi ve göz hekimliğinde (kehhâl) Caca Cerrah ve Alemüddin devrin önemli bilginleridir. Delhi’de bilimsel gelişmeye katkı yapan olaylardan biri de Sanskritçe eserlerin Farsçaya çevrilerek bilim dünyasına sunulmasıdır.
Karakoyunlularda Eğitim (1351-1469)
Karakoyunluların hâkim olduğu topraklarda çocuk eğitimi, kendisinden önceki devletlerde olduğu gibi şehirlerde cami, mescid gibi ibadethaneler içerisinde veya müstakil mekteplerde, köylerde mescid, tekke ve zaviyelerde, konar- göçer hayat süren aşiretlerde zaviyelerde veya aşiret içerisinde okuma-yazma bilen bilge kişiler vasıtasıyla yapılıyordu. Şehirlerdeki mekteplerde (darüt-talim) imam, müezzin veya muallimler öğretmenlik yapardı. Karakoyunlu mekteplerinin eğitim programını elifba, Kur’an-ı Kerim okuma ve ezberleme, dinî ve ahlaki bilgiler ve basit aritmetik öğretimi oluştururdu. Ders öğretim metodu olarak düz anlatım, tekrar ve tartışma yapılırdı.
Yükseköğretim ve Medreseler
Konar-göçer hayattan yerleşik hayata geçen Karakoyunlu hükümdarları, Kara Yusuf Bey’den itibaren eğitim, bilim ve kültür hayatının gelişmesi için âlim ve şairleri koruyup, cami, medrese, zaviye gibi müesseseler tesis ettiler. Bunlardan en önemlisi kendisi de Mardin’de bir medresede doğan Cihan Şah’ın 1465’de Tebriz’de yapımını başlattığı Gök Medrese’dir. Karakoyunlular Şiiliğe meyilli olmakla birlikte medreselerinde hem Sünnî hem de Şiî âlimlere görev verdiler. Bu meyanda medreselerde Sünnî ve Şiî akidelere uygun kelam, tefsir, hadis, fıkıh, Arapça ve Farsça dersler okutuldu. Karakoyunlularda dini ve adli teşkilat işleri “Sadaret divanı” tarafından yürütülüyordu. Bu divanın başında bir “Sadr” bulunuyordu. Timurlulardan alınan bu teşkilat, kadı ve diğer dinî görevlilerin tayini, vakıfların işleri, cami, mescid gibi dini mekânlar ile medreselerin idaresini üstlenmişti.
Halk Eğitimi ve Tekke/Zaviyeler
Karakoyunlu Devleti’nde halk, şehirli, yerleşik köylü ve konar-göçerlerden oluşmaktaydı. Karakoyunlular hayvancılıkla uğraşıp, konargöçer hayat tarzına sahip olmaları sebebiyle, ilk başta kendilerinden önceki Türk- İslâm devletleri gibi geleneksel bir eğitim sistemi oluşturamamışlardı. Ancak 1406’da Kara Yusuf Bey’in (1389-1420) Tebriz’i alarak başkent yapmasından sonra, şehirlere ve köylere yerleşen Türkmenler için geleneksel eğitim sistemi uygulamaları başlatıldı. Bu eğitim kültürünün temel kurumunu hankâh, tekke, zaviye ve dergâhlar oluşturmaktadır.
Selçuklulardan itibaren medreselerin nüfuz edemediği kır kesiminde yaşayan halkın ve konar-göçerlerin eğitimi bu kurumlar vasıtasıyla yapıldı. Bu kurumların tasavvufa bağlı kalarak verdiği eğitim, Türklerin Hâce Ahmed Yesevi, Bahaeddin Nakşibendi gibi mutasavvıflardan kaynağını alan İslâm algısına uygun olduğu için halkın ilgisini gördü. Zaviye/dergâhlarda uygulanan eğitim metodu, şeyh veya
ileri gelen dervişlerden birinin müntesiplere, talebelere ve yetişkinlere yaptıkları sohbetler, vaazlar ve nasihatler şeklindedir.
Zaviye/dergâh eğitiminin temel amacı, Allah (C.C), Hz. Muhammed (S.A.V), Hulefa-i Raşidin, Ehl-i Beyt, tarikat silsilesindeki şeyhlere sevgi ve muhabbeti geliştirmek, tarikat usul ve erkânı öğretmek, ahlâkî değerleri vermekti.
Bilimsel Faaliyetler
Karakoyunlu ve Akkoyunlu dönemlerinin en meşhur âlimi Cihan Şah tarafından Muzafferiye Medresesi’ne müderris tayin edilen Celaleddin Devvanî’dir. Devvanî, itikadda Eş’arî ekolünü, fıkıhta Şafiî mezhebinin görüşlerini benimsemişti. Devvanî’nin yarattığı ekol, Karakoyunluların dinî ve siyasi politikalarını etkiledi. Cihan Şah döneminin diğer önemli bir âlimi Kemalüddin Kirmanî’dir. Sanat, edebiyat, şiir, mimari ve musikiye önem veren Cihan Şah ve oğlu Pir Budak ile diğer hanedan mensupları, nakkaşlar Kemaleddin Bînaî ve Abdülhay Neybasurî, şair Mevlâna Abdullah Tusi, mutasavvıf Abdurrahman-ı Câmi gibi âlim ve sanatkârlara büyük değer verdiler. Bunun yanı sıra Cihan Şah iyi bir şair olup şiirlerinde Türkçe ve Farsça’yı birlikte kullanma marifeti göstermiştir.
Akkoyunlularda Eğitim (1340-1514)
İlköğretim ve Mektepler
Akkoyunlu döneminde çocukların okul eğitimi “darüt- talim” denilen mahalle mekteplerinde yapılırdı. Mahalle mektepleri çoğunlukla bir cami veya mescidin içerisinde yahut müştemilatında yer alırdı.
Mahalle mekteplerinin öğretmenleri imam, müezzin veya muallimlerdi. Mahalle mekteplerinin esas amacı öğrenciye temel dinî bilgiler hakkında eğitim vermekti. Bununla beraber talebelerden istekli ve kabiliyetli olanları daha üst seviyedeki medreselere taşımak da mahalle mekteplerinin işlevlerindendi. Öğretim metodunu düz anlatım, tekrar, ezber ve tartışmanın oluşturduğu eğitim programının esasını Elifba’yı öğrenerek Kur’an-ı Kerim okumaları (talim-i Kur’an) ve tilaveti, dini bilgileri içeren basit düzeyde ilmihal bilgileri ve basit matematik öğretimi oluştururdu.
Akkoyunlu sarayında da bir mektep bulunuyordu. Bu mektep saraydaki şehzade ve diğer çocukları okutmak, sultanın hizmetinde bulunacak memur ve müstahdemleri yetiştirmek amacıyla açılmıştı. Mahalle mektebinden farkı devrin en şöhretli hocalarının burada ders vermesiydi.
Yükseköğretim ve Medreseler
Akkoyunlu Devleti’nde orta ve yüksek düzeydeki eğitim kurumu medreselerdi. Akkoyunluların en büyük hükümdarı olan Uzun Hasan Bey, eğitim-öğretim faaliyetlerine çok önem vermiş, başkent Tebriz’i rakipleri olan Osmanlı, Timurlu ve Memluk başkentleriyle rekabet edebilecek bir ilim merkezi hâline getirmeye çalışmıştır. Akkoyunlu medreselerinin eğitim programının temelini Sünni akaide uygun dinî ilimler oluşturuyordu. Bununla birlikte felsefe, mantık ve matematik gibi aklî ilimlere de yer veriliyordu.
Bu bağlamda Akkoyunlu medreselerinde Arapça, Farsça, sarf, nahiv, felsefe, matematik, astronomi, musiki, tıp, mantık, belagat, tefsir, hadis, kelam, fıkıh, ilmihal ve edebiyat gibi dersler okutuluyordu. Medreselerin eğitim- öğretim kadrosunda, ders veren ve ilmi araştırmalar yapan “müderris”, müderrislerin verdiği dersi tekrar ederek öğrencinin konuyu kavramasına yardımcı olan “mu’id” ve ilim tahsil eden “talebe” bulunmaktaydı. Medreseler içerisinde “Darüşşifa” denilen tıp tahsili yapan eğitim kurumları da bulunmaktaydı. Buralarda hekimler vasıtasıyla eğitim yapıldığı gibi, hastalar da tedavi edilirdi. Hocasından aldığı icazetnameyle medreseden mezun olanlar, imam-hatip, münşi, kadı, müftü ve müderris olabildikleri gibi Akkoyunlu sarayında da çeşitli yönetim kademelerinde görev alabiliyorlardı.
Halk Eğitimi ve Tekke/Zaviyeler
Akkoyunlularda halk eğitimi cami ve mescidler ile dergâhlarda yapılırdı. Hanedan üyeleri zaviye ve tekkelerde halkın eğitimini üstlenen Halvetî, Gülşenî, Nakşibendî, Kübrevi, Mevlevi ve Safevî gibi tarikat erbaplarına değer verdi ve onlara maddi ve manevi destek oldu. Akkoyunluların bir aşiret devleti olma özelliği sebebiyle kır kesiminde özellikle konar-göçer aşiret mensuplarının eğitim görmesinde zaviyeler önemli bir katkı sağlamıştır. Şehir merkezlerinde medrese eğitiminin yanında zaviyelerde eğitim yapılırken, kır kesiminde yalnızca zaviyeler vasıtasıyla eğitim verme imkânı vardır. Zaviyelerde uygulanan eğitim metodu temelde şeyhlerin sohbetine dayanmaktaydı. Bu sohbette temel İslamî bilgiler verilir, Kur’an’dan ayetler ve hadis-i şerifler üzerinden “tasavvufî ahlak” eğitimi yapılırdı.
Bilimsel Faaliyetler
Akkoyunlu hanedanı, bilim, kültür ve sanatta Osmanlılar ve Timurlularla rekabet edebilmek maksadıyla bilime ve bilim insanlarına büyük değer verdi. Başta payitaht Tebriz olmak üzere ülkenin pek çok yöresinde açtıkları medreselerde ilmi faaliyetler yapılmasını destekledi. Akkoyunlu döneminin en meşhur âlimi hiç şüphesiz dinî ve akli ilimlerin çeşitli dallarında eser veren Celaleddin Devvanî’dir. Devvanî’nin ahlak felsefesi konularını içeren ve Uzun Hasan Bey’e ithaf ettiği Ahlâk-ı Celâlî, Akkoyunlu dönemi askerî ve idari teşkilâtıyla ilgili önemli bilgiler veren Arznâme, dinî ilimler (fıkıh, tefsir, kelâm), tıp, mantık, matematik ve geometri gibi çeşitli bilim dallarına ait görüşlerini aktardığı Ünmûecü’l-ulûm gibi pek çok değerli eseri vardır. Yüksek ilmi sebebiyle bir ekol hâline gelen Devvanî, birçok ünlü âlimin de hocalığını yapmıştır.
Okumaya ve kitaba meraklı olan Uzun Hasan Bey, âlimler arasında yapılan ilmi tartışmalara katılacak kadar bilgiye sahip olduğu gibi yüzlerce ciltlik kütüphanesi de oldukça meşhurdur.
Safevilerde Eğitim (1501-1736)
İlköğretim ve Mektepler
Safevîlerde ilköğretim “mekatib-i sıbyan”, “mekâtib-i tıflân” veya “darüt-talim” denilen okullarda yapılmaktaydı.
Ayrıca yetim çocuklar için yapılmış “yetimhane” denilen eğitim kurumları vardı. Safevilerin hâkim olduğu Azerbaycan, İran ve Irak bölgelerinde Müslüman topluluklardan Türkler, Farslar ve Araplar yaşamaktaydı. Bu milletler, sıbyan mekteplerinde kendi dillerinde eğitim yaparlardı.
Safevilerde eğitimin temel amacı, Şaha bağlılığı sağlamak ve Safevîye Şiâsını (Oniki İmam Şiası) yaymaktı. Bu sebeple ilk eğitim programı çocuklarda Ehl-i Beyt ve Oniki İmam sevgisini yerleştirmek ve şahın üstün meziyetlerini sıralamak üzerine kurulmuştu. Mekteplerin öğretim yöntemi ezbercilik, anlama, soru sorma, münazara ve öğretmenin anlattıklarını yazmaya dayanıyordu.
Yükseköğretim ve Medreseler
On iki İmam Şiası’nı (İsnâaşeriyye) güçlendirmek ve yaymak maksadıyla Safeviler “el-havza el-ilmiye” denilen medreseler kurmuşlardır. Öte yandan Sünni inanç doğrultusunda eğitim yapan medreseler tedricen gerilemiş ve zamanla harap hâle gelmiştir. Safevi medreseleri daru’l- kûrra, daru’l-hadis ve darü’ş-şifa (Bimaristan veya daru’t- tıp) tarzında ihtisas eğitim kurumlarıydı. Daru’l-kûrralarda Kur’an ilimleri kıraat ve tecvit öğretilirdi. Daru’l- hadislerde Hz. Peygambere ait hadisler ve Hz.Ali’ye ait sözler (kelâm-ı Murtaza), darü’şşifalarda uygulamalı ve tecrübî tabiplik öğretilirdi.
Safevi medreselerinde Arapça ve Farsça dil ve edebiyatı, mantık, kelam, hadis, fıkıh, tefsir, hikmet ve felsefe, matematik, astronomi ve tıbba dair dersler verilirdi. Medresede uygulanan eğitim programı üç aşamalıydı:
1. Mukaddemat; Arapça dilbilgisi, belâgat ve kelâm dersleri verilirdi. 2. Setih; Fıkıh, fıkıh usulü ve felsefe dersleri verilirdi. 3. Hariç; Bu aşamada dersin yerini çeşitli müderrislerin sohbetlerini (konferans) dinlemek ve fıkıh alanında araştırmalar yaparak fikirlerini müderrise anlatmak vardır.
Safevi şehzadelerinin ve begümlerinin eğitimine çok önem verilirdi. Şehzadelere ruhi, bedeni ve okuma-yazma eğitimi yapılırdı. Bu çerçevede Ehl-i Beyt sevgisi, Şah’a sadakat, Arapça ve Farsça okuma-yazma ve bir “lala” eşliğinde savaş sanatları eğitimi verilirdi.
Halk Eğitimi ve Zaviyeler/Dergâhlar
Safeviyye Şiasını yaymak için halkın eğitimine büyük önem verildi. Halk eğitimi çoğunlukla zaviye/dergâhlar kanalıyla, bazen de camilerde ve şehir meydanlarında toplanan halka yapılan toplantılarla yapılıyordu. Safevi Devleti konar-göçer Türkmenler tarafından kurulduğundan kır kesiminde yaşayan yerleşiklerin ve konar-göçerin eğitiminde köylerde kurulan zaviyeler, şehirlerde ise medrese eğitimi görmeyen halkın eğitimi için burada inşa edilen zaviyeler büyük bir öneme haizdir.
Safevi döneminin en önemli dergâhı Erdebil’deki Safevilerin atası olan Şeyh Safiyyüddin’e ait olan dergâhtır.
Zaviyelerde ilmihal bilgileri, tasavvuf ve ahlak eğitimi yapılmaktaydı. Bu eğitim sırasında Safevi mezhep ve ideolojisine uygun öğreti ve propaganda yapılırdı. Halk eğitiminde önemli bir kişi de molla, hoca, vaizlerden seçilen “Ahund”du. Safeviler devrinde ünlü Molla Sadrâ-yi Şîrâzî ve Şeyhülislâm Meclisî için Ahund tabiri kullanılmıştır. Ahundlar halkı dinî konularda aydınlatır ve aynı zamanda terbiye verirlerdi.
Bilimsel Faaliyetler
Safevi devrinde Azerbaycan ve İran’da ilmi açıdan pek gelişme olmamıştır. Bunun temel sebebi Safevilerin kendi inançları dışındaki İslami hareket ve düşüncelere izin vermemesidir.
Ulema ailesinden Safevî döneminin en ünlü âlimlerinden Muhammed Bâkır Meclisî, On iki imamın rivayetlerini topladığı Bihârü’l–envar ve diğer kitapları Miratü’l-ukul fî şerhi ahbâri âli’r-resûl, El-İtikadât, Aka’idü’l-İslâm ve au’l- yain adlı eserleriyle Şii doktrinini geliştirenlerden biridir. Safevî Devleti’ni bir Şii devleti hâline getirmek ve Safeviyye Şiasını oluşturmak için gayret gösteren âlimlerden en önemlisi Muhakkîk-i Sanî Kerekî’dir.
Safevi döneminden günümüze kadar etkisini sürdüren âlimlerin başında “Sadrü’l-müteellihîn” (öncü metafizikçi ve ilâhiyatçı) unvanlı Molla Sadrâ gelmektedir.
Babürlülerde Eğitim (1526-1858)
İlköğretim ve Mektepler
Babürlülerde ilköğretim Celaleddin Ekber Şah (1556-1605) dönemine kadar Delhi Türk Sultanlığının eğitim yöntemleriyle aynıydı. Ekber Şah, mektep ve medreselerdeki öğrenme yöntemlerinde ve okutulan derslerde önemli reformlar yaparak eğitimi daha sistemli hâle getirdi. Öğrenme yönteminde en önemli değişiklik, çocuğun yıllarca okuyup öğreneceklerini, ona birkaç ayda öğretecek metotların uygulanması oldu. Bu metotta dersler sıraya konuldu, böylece öğrenim süresi kısaltıldı. Bu yeni öğretim tarzıyla mektepler canlandı. Mekteplerde verilen dersler elifba, ilmihal bilgileri ve basit aritmetikti. Ders öğretim metodu ezber, tekrar etme ve imla kurallarının öğrenimi şeklindeydi. Dersler medrese mezunu “dersiâm” denilen öğretmenler tarafından verilirdi. Babürlüler gerek hanedan mensubu gerekse halktan kız çocuklarının eğitimine önem vererek ayrı birer mektep açtılar.
Yükseköğretim ve Medreseler
Hindistan’da medrese geleneği Gazneliler ile başladı ve Babürlüler döneminde en üst seviyeye çıktı. Babürlüler döneminde Müslümanlara ve Hindulara ait medreseler ve okullar vardı. İslam medreselerinin amacı Hind kıtasında İslam’ı korumak ve yaymaktı. Babürlü şahları da bu amacı gütmekteydi. Ekber Şah (1556-1605) dönemine kadar medreselerde çoğunlukla dinî ilimler eğitimi yapılmaktaydı. Ekber Şah eğitimde reform yaparak, bazı hayata yarar pratik bilgileri medrese programlarına ekletti ve yeni öğretim metotları getirdi. Ekber Şah 1583’de Hindistan’a gelen Mir Fethullah Şirazî’nin de etkisiyle
medreselerde felsefe, mantık, tıp, astronomi ve kimya derslerinin okutulmasına önem verdi.
Medrese teşkilatı, idari işlere bakanlar, sadr-ı müderrisin (baş müderris) ve müderrisler ve talebelerden oluşurdu. Medreselere ait vakıfları denetleme işi “sadr” tarafından yapılırdı.
Halk Eğitimi ve Hankâhlar
Babürlerde Müslüman halkın eğitimi hankâh ve cami gibi dinî mekânlarda yapılırdı. Hankâhlarda mutasavvıflar, camilerde vaizler yaptıkları sohbetlerde halka İslam’ı anlatır ve onları eğitirlerdi. Bu sayede Hindistan’da İslam’ın yayılmasında tasavvuf temel dinamiklerden biri oldu. Hankâhlarda yaşayan dervişlere ve buraya gelen halka Kur’an okumak, ilmihal bilgileri, tarikat edep ve erkânı ve ahlak eğitimi verilirdi. Ekber Şah sadece Müslümanların eğitimini düzenlemekle kalmadı. Tebaası olan Hindu ve Sih halkın da eğitim almalarını sağlamaya çalıştı.
Bilimsel Faaliyetler
Babürlü hükümdarları âlim, şair ve ediplere büyük değer verdi. Babür Şah hatırat türünün en güzel örneklerinden birini bizzat kendisi verdi ve 1494-1529 yılları arasındaki olayları anlatan Babürnâme adlı eseri kaleme aldı.
Babür Şah’ın kızı Gülbeden Begüm, Babür Şah ve Hümayun dönemlerinden bahseden Hümayunnâme adlı eseri yazdı. Babürlüler döneminde Mir Fethullah Şirazî (ö.1589) gibi önemli icatlar yapan âlimler de yetişti. Çok namlulu top, silâhları temizleyen bir makine, otomatik buğday değirmeni, tekerlekli araba icat eden Şîrâzî, “sâl-i ilâhî” adlı bir de güneş takvimi yaptı. Ayrıca Ekber Şah’ı anlattığı Târî-i Elfî ve Farsça Kur’an tefsiri ulâatü’l-menhec adlı eserleri vardır. Mimaride Cihan Şah’ın 1631’de ölen eşi Mümtaz Mahal için Agra’da yaptırdığı Taç Mahal Babürlülerin en muhteşem eserlerinden biridir.