AÖF Soru Bankası

Eğitim TarihiÜnite 5 Özeti

Osmanlılarda Eğitim (1776-1920)

TAR324U-EĞİTİM TARİHİ

Ünite 5: Osmanlılarda Eğitim (1776-1920)

Giriş

Osmanlı Devleti, Lale Devri’nden (1718-1730) itibaren, Batılı devletleri ve onların askeri yapılarını model alarak reform çalışmaları yürütmüştür. Bu reform çalışmaları büyük oranda eğitim, özellikle de askeri eğitim odaklı olmuştur. XVIII. yüzyılda devletin kötüye gidişini durdurmak adına ilk çare olarak Batıdan uzmanlar getirtilerek Batılı tarzda eğitim veren askeri kurumlar açılmış ve Avrupa’ya öğrenciler gönderilmiştir.

Askeri Mühendishaneler, Avrupa’ya Gönderilen Öğrenciler ve Osmanlı Eğitim Sistemi Üzerindeki Etkileri

Lale Devri (1718-1730) diye bilinen ve Osmanlı Devleti’nin ilk kez batıyı yakından tanıma döneminin başlangıcı kabul edilen yıllarda, ilk olarak Avrupa Devletlerindeki askeri sistemleri uygulamak için bir reform hareketi başlatılmıştır.

Askeri eğitimin modernizasyonu noktasında ilk adım 1727 yılında III. Ahmet döneminde atılmıştır. Modern askeri birlikler oluşturmak amacıyla Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın gayretleriyle Üsküdar’da bulunan Bostancı Ocağına kayıtlı askerlerden bir askeri birlik oluşturulmuştur. Henüz gelişim aşamasındaki bu girişim, 1730 yılında çıkan Patrona Halil İsyanı ile sona ermiş ve kurulan askeri birlik dağıtılmıştır. Askeri eğitim alanında atılan ikinci ve daha ciddi adım I. Mahmut (1730-1754) döneminde görülmektedir. Osmanlı idarecileri batının sahip olduğu askeri sistemleri Osmanlı ordusuna aktarmak amacıyla ilk etapta yabancı askeri uzmanların getirtilmesi fikri üzerinde durmuşlardır. Fransa’dan getirtilen uzmanların da etkisiyle Osmanlı Devleti’nde ilk modern anlamda eğitim veren kurum olan Hendesehane açılmıştır.

Mühendishâne-i Bahrî-i Hümâyun (1775)

1770’de Rusların Çeşme’de Osmanlı Donanmasını yok etmesi üzerine donanmanın Avrupalı büyük güçlerle mücadele edebilmesi için eğitimli mühendislere ihtiyaç duyulmuş ve bu amaçla Osmanlı Devleti’nde batılı anlamda açılan ilk eğitim kurumu olarak kabul edilen Deniz Mühendishanesi açılmıştır.

Okula ilerleyen dönemlerde idadi sınıfları da eklenmiş ve 1795’te birtakım dersler Mühendishâne-i Berr-i Hümâyun ile birleştirilmiştir. Mühendishâne-i Bahrî-i Hümâyun günümüzdeki Deniz Harp Okulunun çekirdeğini teşkil etmiştir. Mühendishâne-i Bahrî-i Hümâyun, ilk kez Fransız uzman ve subayların Fransızca eğitim vermeleri, ameli eğitim yanında teorik derslerin verilmesi, programlarında din derslerine yer verilmemesi gibi özellikleriyle Türk eğitim tarihinde Batılı anlamda eğitim veren ilk eğitim kurumu olarak ayrıcalıklı bir yere sahiptir.

Mühendishane-i Berr-i Humayun (1796)

III. Selim Döneminde askeri alanda başlayan Nizam-ı Cedit hareketinin en önemli adımlarından birisi İstanbul Hasköy’de 1796’da açılan ve Kara Askeri Teknik Okulu

olarak nitelendirilebilecek olan Mühendishâne-i Berr-i Hümâyun’dur. Avrupa askeri usullerini bilen, nitelikli kara subayı ve teknik eleman yetiştirmek için açılmıştır. Mühendishâne-i Bahrî-i Hümayûn’dan farklı olarak bu okulda yabancı hocalara görev verilmediği görülmektedir. Okulun eğitimi daha çok ilmiye mensuplarına bırakılmıştır. 1944 yılında kurulmuş olan İstanbul Teknik Üniversitesinin ilk çekirdeğini oluşturmuştur.

Avrupa’ya Öğrenci Gönderilmesi

Askerlik alanında Avrupa’dan Osmanlı Devleti’ne davet edilen uzmanlar ile Avrupa’daki örnekleri model alarak açılan okullar, bir yandan devletin Avrupa’ya ayak uydurmasına ve onlara benzemeye çalışmasına sebep olurken, öte yandan klasik askeri ve idari yapıyı değişime zorluyordu. Bu yenileşme hamlesi Lale Devri’nde başlamış ve Sultan II. Mahmud ıslahatlarıyla birlikte devlet politikası hâlini almıştır. II. Mahmud Türk/Müslüman hocalardan oluşan sürekli bir öğretim kadrosuna ihtiyaç olduğunu düşünmüştü. Bunu sağlamanın en uygun şekli Avrupa’ya öğrenci gönderilmesiydi. Bu öğrenciler vasıtasıyla devletin yenileşme sürecine dâhil olması hedefleniyordu.

Tanzimat Döneminde Eğitim (1839-1876)

Tanzimat Fermanı, daha önce çıkartılmış olan fermanlardan farklılıklar arz ediyordu. Ferman tebaanın can ve mal güvenliğinin sağlanması, devleti oluşturan tüm unsurlar arasında eşitlik, bütün tebaayı içinde eritecek bir üst kimlik oluşturmaya çalışması açısından Osmanlı/Türk modernleşme hareketinde önemli bir mihenk taşıdır. Bu ferman siyasi bir vesikadır. Eğitim alanında önemli bir adım Sultan Abdülmecid’in 1845’de Meclis-i Vâlâ-yı Adliye’de okuttuğu Hatt-ı Hümâyun ile atılmıştır.

İlköğretim

Tanzimat Fermanı’nın ilan edilmesiyle birlikte, 1847-1848 tarihinde yayımlanan “Etfâlin Talim ve Tedris ve Terbiyelerini Ne Vecihle Eylemeleri Lazım Geleceğine Dair Sıbyan Mekâtibi Hâceleri Efendilere İta Olunacak Talimat” ilköğretim alanında atılan en önemli adımlardan birisidir. Tanzimat devrinde karma eğitim söz konusu olmadığı için erkek ve kız talebeler farklı sınıflarda öğrenim görüyorlardı. İlköğretimde çocuklara heceler ve harflerin birbirleriyle nasıl birleştikleri öğretilecek sınıf geçme diye bir uygulama olmayacak yalnızca dördüncü sınıfın sonuna gelindiğinde bitirme imtihanları yapılacaktır.

Orta Öğretim

Tanzimat devrinde ortaöğretim, Fransız Eğitim Sistemi örnek alınarak rüşdiye, idadi ve sultânî adlarıyla üç aşamalı olarak yapılandırılmıştır. Bu adımın gayesi ilköğretim ile yükseköğretim arasında geçiş sağlayacak bir eğitim kurumu oluşturulmak istenmesidir.

Rüşdiyeler

Orta öğretimin en alt kademesini oluşturan rüşdiyeler kuruluş aşamasında yüksek öğretime daha iyi yetişmiş adaylar hazırlama amacıyla açılmıştır. Bu rüşdiyelerin öğrencileri 1849 yılında Mecliste ve padişah huzurunda


imtihan edilmiş ve öğrenciler başarılı görüldüğü için rüşdiye mekteplerinin taşrada da açılması yönünde karar alınmıştır.

İdadiler

İdadiler, sultânîlerle rüşdiyeler arasında yer alan orta kısım eğitim kurumlarıydı. Askeri orta öğretimin sivil alandan farklı bir şekilde örgütlenmesi için atılan ilk adım Tıbbiye, Bahriye ve Mühendishanelerin orta kısımlarının ayrılarak 1845’de askeri idadilerin açılmasıdır. Paris’te 1857’de açılan askeri orta öğretim kurumlarından bir diğeri “Mekteb-i Osmanî”dir. Bu mektep Paris’e gönderilen öğrencilerin Türk mürebbiler idaresinde ama Fransız muallimler tarafından okutulup yetiştirilmesi için açılmıştır. Burada hazırlık eğitimi alan talebeler daha sonra Fransa’daki yüksek öğretim okullarına devam ediyorlardı.

Sultânîler

Orta öğretimin üçüncü ve son aşamasını Sultânîler oluşturmaktadır. Fransız hayranlığının etkisiyle Osmanlı ileri gelenleri birçok alanda olduğu gibi eğitim alanında da Fransız Hükûmetinin reform projesini seçmek zorunda kalmıştır. Osmanlı Hükûmeti İstanbul’da öğretim dili Fransızca olan bir lise açılmasına karar vermiştir. Mekteb-i Sultâni diğer adıyla Galatasaray Sultânîsi Osmanlıcılık ideolojisini simgelemesi açısından tam bir Tanzimat okuludur. Osmanlı idarecilerinin hayali farklı milletlerden birçok gencin bu okulda buluşması ve kaynaşması ile Osmanlıcılık fikrinin hayat bulması idi.

Yükseköğretim

Geçici maarif meclisinin aldığı kararlardan birisi İstanbul’da bir Darülfünun kurulmasına yönelikti. Okulun açılmak istenilmesindeki temel düşünce Batılılaşma çabası içinde olan devletin kurumlarında görev alacak modern eğitim almış gençler yetiştirmekti. Darülfünun, 1865 yılında 4.000 kitabıyla birlikte yanarak ortadan kalkmıştır. Darülfünun 1870’de yeniden açılınca müdürlüğüne de Hoca Tahsin Efendi getirilmiştir. Darülfünun’da görev almadan önce Selim Sabit Efendi ile birlikte eğitim için Paris’e gönderilen ve modern astronomi çalışmaları ile bilinen Hoca Tahsin Efendi, çağdaş bilimsel gelişmeleri Osmanlı toplumuna tanıtmıştır.

Tanzimat Devrinde Öğretmen Yetiştirme

Eğitim öğretim vermeye başlayan rüşdiyelerde kaliteli ve modern eğitim-öğretim yürütülebilmesi her şeyden önce iyi yetiştirilmiş öğretmenlerin varlığı ile ilişkili idi. İşte bu ihtiyaçtan dolayı 16 Mart 1848’de Kemal Efendi’nin çabalarıyla Darülmuallimin açılmıştır. Osmanlı Devleti’nde 1868 yılına kadar tekrar bir Darülmuallimin açma girişiminde bulunulmamıştır. Yaklaşık yirmi yıl sonra ilköğretim mekteplerine öğretmen yetiştirmek amacıyla Darülmuallimin-i Sıbyan adıyla bir öğretmen okulu hizmete açılmıştır. Bu iki yıllık okulda usûl-i tedris dersinin okutulmaya başlaması pedagoji açısından önemli bir adımdır.

Maarif-i Umumîye Nizamnamesi’nde belirtilen Darülmuallimât (Kız Öğretmen Okulu) ise Safvet Paşa’nın Nazırlığı sırasında 1870 yılında açılmıştır. Okulun mezun vermeye başlaması kadın öğretmen sayısını, bu sayı da rüşdiyelerdeki kız öğrenci sayısını artırmıştır. Osmanlı İmparatorluğu’nda Müslüman kadınlarının kamusal alanda bir mesleki faaliyet gösterebilmelerine olanak sağlaması tarihsel bir öneme sahiptir.

Tanzimat Döneminde Öne Çıkan Bazı Şahsiyetler ve Eğitimle İlgili Görüşleri

Ziya Paşa ve Eğitime Dair Görüşleri

Ziya Paşa, toplumun ilerlemesi ve medenileşmesinin ve yeniden kurulmasının ön koşulu olarak eğitimi görmüştür. Roussaeu’nun pedagojik romanı ‘Emile’i Türkçeye çeviren ilk kişi olan Ziya Paşa, Fransız aydınlanmasının insan ve toplum düşüncelerinden etkilenmiştir. Ziya Paşa, Rousseau’nun insan mutlak surette iyidir fikrini reddetmekle birlikte eğitimin insan hayatındaki rolünün çok önemli olduğu kanaatindedir.

Namık Kemal ve Eğitime Dair Görüşleri

Namık Kemal kaleme aldığı yazılarında sürekli olarak maarif konuları üzerinde durmuş, kadınların eğitim alması düşüncesini ilk ileri sürenlerden biri olmuştur. Namık Kemal, eğitime ve eğitimin kazandırdığı bilgiye büyük bir önem vermiştir. Eğitim sayesinde insanın hak ve hürriyetlerinin sorumluluğuna varacağına inanan Namık Kemal, vatan toprakları üzerinde hür yaşamak gibi bir erdeme sahip olan vatandaşların ancak eğitim sayesinde bunu edinebileceklerini savunur.

Ahmet Mithat ve Eğitime Dair Görüşleri

Ahmet Mithat Efendi halkın bilgilendirilerek eğitilmesi ve değişimin eğitim yoluyla sağlanması taraftarıdır. Kaleme aldığı eserleri incelendiğinde toplumun çok da farkında olmadığı bu geri kalmışlığın ancak ve ancak eğitimle giderilebileceğini ifade ederek bu eğitimin Avrupa ile aramızdaki açığı kapatmada en önemli etkiyi oluşturacak kuvvet olduğunu belirtir. Batıyı körü körüne bir taklitten uzak durulması gerektiğini kalben ve fikren kendi toplumuna bağlı, kendi değerlerinin farkında olan ancak diğer kültürleri de yakından tanıyan gençler yetiştirmenin elzem olduğunu vurgular.

Münif Paşa ve Eğitime Dair Görüşleri

Eğitim konusunda ailelere çok büyük görevler düştüğünü belirten Münif Paşa, ailelerin bir gün kendi ailelerini kuracak olan çocuklarına mutlaka bir meslek edindirmeleri ve bu mesleklerin günün şartlarına uygun olması gerektiği ifade eder. Zanaat öğrenmek isteyen çocukların hem mesleklerinde gelişmeleri hem de günlük yaşamalarını devam ettirebilmeleri için matematik öğrenmelerinin elzem olduğunun altını çizer. Eğitim yöntemlerinin çocukların ilgi ve yeteneklerine göre seçilmesini tavsiye etmiştir.

Ali Suavi ve Eğitime Dair Görüşleri

Ali Suavi’nin şiddetle eleştirdiği eğitim kurumlarından birisi medreselerdir. Ali Suavi’ye göre yapılması


gerekenlerden bazıları şunlardır: Her türlü iş ve işlemde bilimin esas alınması, öğretim yöntemlerinin planlanıp düzenlenmesi, öğretim kadrosunun yeterliliklerinin geliştirilmesi amacına hizmet edecek kitapların temini, eğitimin çeşitli kademeler şeklinde sınıflandırılması, eğitimin zorunlu hâle getirilmesi, eğitim yönetim sisteminin merkez ve taşrada eğitim harcamaları için vergilendirme yapılması vs.

Selim Sabit Efendi ve Eğitime Dair Görüşleri

Selim Sabit Efendi’nin 1865’de kaleme aldığı “Risâle-i Elifbâiyye” Usûl-i Cedîd anlayışına uygun olarak yazılmış bir ilk okuma kitabıdır. Bu eserle birlikte daha önce mekteplerde yaygın olarak uygulanan ve “usûl-i tehecci” denilen uzun hecelemeye dayalı okuma yönteminden “usûl-i savtiye” adı verilen fonetik usule geçilmiştir. Selim Sabit Efendi’nin yazdığı “Rehnümâ-yı Muallimîn” ve “Elifbâ-yı Osmanî” adlı kitaplar hem Usûl-i Cedîd Hareketinin manifestosu niteliğini taşımakta hem de Osmanlı eğitim tarihinde pedagoji hakkında yazılmış öncü eserler olarak görülmektedir.

I. Meşrutiyet Döneminde Eğitim (1876-1908)

23 Aralık 1876’da Kanûn-i Esâsi’nin ilan edilmesiyle Osmanlı Devleti anayasal bir düzene geçmiştir. Kanûn-i Esâsi’de eğitim ile ilgili olarak şu maddelere yer verilmişti:

Madde 15– Öğretim serbesttir.

Madde 16– Bütün mektepler devletin kontrolü altındadır.

Madde 114– Osmanlı vatandaşlarının tamamı için eğitimin birinci aşaması mecburi olacak ve bunun dereceleri ve ayrıntıları özel bir kanunla belirlenecektir.

İlköğretim

Sultan II. Abdülhamid döneminde ilköğretim iki kademeye ayrılmıştır. Bunların birincisi, eski usullerle öğretim yapan Mekâtib-i Sıbyaniye’dir. İkinci kısım ise “mekâtib-i iptidaiye” idi ki Tanzimatçıların eski düzeni bozmadan yeni bir düzen getirme politikasına uygun şekilde sıbyan mektepleri seviyesinde iptidaiyeler açılması fikri ortaya atılmıştı.

Orta Öğretim

Reformist bir eğitimci olan Selim Sabit’in “Mekâtib-i Rüşdiye Daire”sinin müdürlüğüne gelmesiyle birlikte ortaöğretimde önemli reformlar gerçekleştirilmiştir. Buna göre eğitim süresinin iki sene olması, mümkün olan yerlerde eğer idadi varsa rüşdiyelerin idadilerle birleştirilmesi, öğrencisi az olan yerlerdeki rüşdiye binalarının iptidai mekteplerine çevrilmesi ve yeni açılacak iptidai mektep binalarının rüşdiye sınıflarının da bulunması kararlaştırılmıştır.

II. Abdülhamid Döneminde Öğretmen Yetiştirme

1869 Maarif Nizamnamesinde yer alan Darülmuallimin ile ilgili maddeler 1891 yılında değiştirilmişti. İptidai, rüşdi ve âli şubeleri şeklinde yapılan bu yeni düzenleme ile her şubenin eğitim süresi iki yıl olarak belirlenmiştir. İptidai

şubesinde öğrenim alabilmek için Türkçe gramer, Türkçe okuma, hat ve imladan oluşan bir sınavı geçmek, 18-30 yaşları arasında olmak, sakat, özürlü ve hastalıklı olmamak gerekiyordu. Okulun burslu olmasından dolayı okul bitiminde devlete hizmet zorunluluğu bulunmaktaydı.

II. Abdülhamid Dönemi Eğitiminin Genel Özellikleri

Sultan II. Abdülhamid, Batılı eğitim sisteminin biçimsel özelliklerini taklit etmeyi reddederek eğitimi imparatorluğunun İslami mirasına uygun hâle getirme amacı gütmüştür. Sultan Abdülhamid’in önemli politikalarından biri, eğitim vasıtasıyla devleti ve toplumu dönüştürmek; bunun için de okulları ülkenin her tarafına yaymak olmuştur. Dönemin bir diğer özelliği de ortaöğretime önem verilmesidir.

II. Meşrutiyet Döneminde Eğitim (1908-1918)

II. Meşrutiyet’i ilan ettiren güç olan İttihat ve Terakki Cemiyeti yöneticileri eğitim konusuna özel önem veriyorlardı. Eğitime bu derecede önem verilmesinin üç nedeni bulunmaktaydı: Birincisi, II. Abdülhamid devrinde en fazla eleştiri yönelttikleri alan eğitimdi. İkinci sebep ise cemiyetin kurmakta olduğu yönetim sistemini ayakta tutacak kadrolara ihtiyaç duymasıydı. Üçüncü bir neden de 1908 İnkılâbını gerçekleştiren kadronun birçoğunun başta Aydınlanma felsefesi olmak üzere, Fransız İhtilali’nin getirdiği evrensel değerleri algılayarak bu uğurda mücadele eden kişilerden oluşmasıdır.

II. Meşrutiyet Döneminde Okul Öncesi Eğitim

II. Meşrutiyet’in ilanıyla birlikte açılmaya başlayan eğitim kurumlarından birisi Ana Mektepleri (Kindergarden/Çocuk Bahçeleri)’dir. İttihad ve Terakki Cemiyeti, 1910’dan itibaren açtığı mekteplerin içerisinde birer ana sınıfı oluşturmaya başlamıştır. Avrupa’dan bu okullarla ilgili düzenlemeler ve yönetmelikler getirtilmiş, çeşitli ülkelere öğretim araç-gereçleri sipariş edilmiştir.

İlköğretimde İbtidailer ve Rüşdiyeler

II. Meşrutiyet dönemi ilköğretimini ibtidailer ve rüşdiyeler başlığı altında değerlendirmek gerekir. İlköğretim konusunda en büyük sıkıntı yeterli sayıda öğretmen olmaması ve mektep sayısında da ciddi bir sıkıntı yaşanmasıydı. İttihat ve Terakki Cemiyeti bu noktada bir mektep seferberliği başlatmış ve cemiyetin himayesinde farklı merkezlerde mektepler açılmaya başlanmıştır. Açılan bu mekteplerde en büyük sıkıntılardan birisi de okutulacak ders kitabı konusuydu.

Ortaöğretimde İdadiler ve Sultaniler

II. Meşrutiyet dönemi eğitim alanında en kapsamlı değişim idadileri ve sultânîleri içine alan ortaöğretim kademesiydi. Osmanlı eğitim sistemine 1870’lerde giren idadiler, II. Abdülhamid döneminde yeniden düzenlenmiştir. Rüşdiyeler ile Sultânîler arasında bir geçiş kademesi olan bu kurum, II. Meşrutiyet dönemine kadar varlığını sürdürmüştür.


I. ve II. Meşrutiyet Döneminde Öne Çıkan Bazı Şahsiyetler ve Eğitim ile İlgili Görüşleri

Said Halim Paşa ve Eğitime Dair Görüşleri

Said Halim Paşa imparatorluğun nasıl ayakta kalacağı sorusuna cevap aramaya çalışır ve kötü gidişin önüne geçilmesinin çaresini eğitimde görür. Ona göre toplumun içerisinde bulunduğu geri kalmışlığın ana sebebi de eğitimdir. Milletimizi ruh ve ahlakça yüksek bir terbiye ile yetiştirmenin her şeyden önce yerine getirilmesi gereken en ağır ve acil bir ihtiyaç olan vazife olduğu görüşündedir.

Emrullah Efendi ve Eğitime Dair Görüşleri

Emrullah Efendi eğitimi, insanın bedeni ve nefsi kuvvetini olgunluğa eriştirmek olarak tanımlar. Ona göre eğitim için üç unsura ihtiyaç vardır: çocuk, mekân ve öğretmen. Eğitimle yetenek kazandırılması mümkün olmadığından çocuk mutlaka yetenekli olmalıdır. Mekân ise çocuğun eğitiminde önemli bir yere sahiptir. Emrullah Efendi ayrıca, öğretmenin kişiliğini, eğitimci yönünü ve seçeceği öğretim yöntemlerini de öğrencilerin kabiliyetlerinin geliştirilmesinde etkili faktörler olarak değerlendirmiştir. Emrullah Efendi’nin “Tûbâ Ağacı” teorisi, II. Meşrutiyet ile özdeşleşmiştir.

Satı’ Bey ve Eğitime Dair Görüşleri

Sâtı’ Bey eğitim konusunda Emrullah Efendi’nin Tûbâ ağacı teorisine muhalif fikirleri ile bilinmekte olup iyileştirmeye yüksek öğretimden değil, ilköğretimden başlaması gerektiğini ileri sürmüştür. İlköğretimde sağlam bir eğitim altyapısı almayan nesillerin hiçbir zaman bütün kapasitelerini gerçekleştirecek bir donanım kazanamayacağını belirterek ilköğretimi sağlam olmayan bir ülkede yükseköğretimin sağlam olamayacağını ifade etmiştir.

Tevfik Fikret ve Eğitime Dair Görüşleri

Fikret’in eğitim anlayışında dikkati çeken ilk nokta kişilerin farklı alanlarda kendisini geliştirmesine olanak sağlayacak bir eğitim modelini savunmasıdır. Karakter sahibi, erdemli, ahlaklı, vatanperver nesillerin yetişmesi için eğitimin kilit bir rol oynadığının bilincindedir. Anglo-Sakson eğitim felsefesinden ve modelinden oldukça etkilenen Tevfik Fikret aynen Avrupa’da popüler olan ve çocukları her yönüyle hayata hazırlayan “new school” modelini Osmanlı eğitim sisteminde de uygulamak ister.

Ethem Nejat ve Eğitime Dair Görüşleri

Önemli yeniliklere imza atan Nejat Bey, tarım ve ticaret eğitimine büyük önem vermiş, numune tarlaları kurmuş, okul içerisinde rasathane inşa etmiş, fenni gezintiler düzenlemiş, öğrencilerini uzun yürüyüşlere ve beden eğitimine yönlendirmiştir. Osmanlıcılık, İslamcılık, Türkçülük ve Sosyalizm fikirlerinden etkilenen Ethem Nejat’a göre eğitim çocukları hayata hazırlamayı amaç edinmelidir.

Mehmet Akif ve Eğitime Dair Görüşleri

Mehmet Akif’e göre İslam dünyasının içine düştüğü durumun ana sebebi cehalettir ve cehalet ancak eğitim yoluyla giderilebilir. İslami ve bununla bağlantılı olarak ahlaki eğitime büyük önem veren Akif, ezberci eğitime karşı çıkarak, hayata etki etmeyen bilginin işe yaramayacağını bu sebeple teorik bilginin pratik alana yansıtılması gerektiğini vurgular. Gelişen ve değişen dünyada çocuklara yabancı dil eğitimi verilmesini şiddetle tavsiye etmiş, çocukların ruhi gelişimi kadar bedeni gelişimlerine de önem verilmesi gerektiğini savunmuştur.

Ziya Gökalp ve Eğitime Dair Görüşleri

Durkheim’in toplumcu eğitim düşüncelerinin Türkiye’ye girmesine vesile olan Gökalp’e göre eğitim; “Bir cemiyette yetişmiş neslin yetişmekte olan nesle fikirlerini ve hislerini vermesi demektir.” Eğitim ve öğretimi birbirinden ayırarak, eğitimi kültürün bireylere kazandırılması olarak ele almış, kültür millî olacağı için bir milletin üyelerine verilecek olan eğitimin de millî olması gerektiğini vurgulamıştır. Bu işlemin ya örnek olmak, örnek almak gibi usullerle yaygın eğitim şeklinde ya da yetişkinler, eğitmenler, öğretmenler aracılığıyla belirli amaçlar doğrultusunda, belirli yöntemlerle bir takım bilgi, düşünce ve duyguların yeni nesillere aktarılması anlamına gelen örgün eğitim olarak sağlandığını belirtir.

Ömer Seyfettin ve Eğitime Dair Görüşleri

Ömer Seyfettin, eğitimin çocuklara ve gençlere milli bir ruh vermesi gerektiğini savunarak millî karaktere uygun olmayan her türlü yeniliği ve ıslahatı eleştirmiştir. Mekteplerde eski tip ve modern tip olmak üzere iki farklı muallim tipinin bulunduğunu, bunun da eğitimde “ikilik” çıkardığı tespitinde bulunmuştur. Ömer Seyfettin yabancı dilin öğretilmesine karşı değildir ancak öncelik olarak Türkçeye ağırlık verilmesi gerektiğini belirtir.

Prens Sabahaddin ve Eğitime Dair Görüşleri

Prens Sabahaddin toplumun kurtuluşunun yegâne çaresinin eğitim olduğu görüşündedir. Devletin ve toplumun bu hale gelmesinin tek sebebinin cehalet olduğunu ifade eden Sabahaddin, eğitim kurumlarında verilen ve hayattan kopuk bilgiler ihtiva eden sistemin değiştirilmesi gerektiğini, ancak bu sayede münevver zümreler yetiştirilebileceğini ileri sürer.

İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu ve Eğitime Dair Görüşleri

Baltacıoğlu eğitimi fertlerde bir şahsiyet oluşturma işi olarak görür ve eğitimin gayesinin doğuştan gelen zekâ, hafıza gibi yetenekleri geliştirmek olduğunu belirtir. Ona göre Osmanlı Devleti’nin içerisinde bulunduğu durumun başlıca sebebi ruhu olmayan, korkak, beceriksiz nesiller yetiştiren gayri millî eğitim anlayışımızdır. Bunu aşmanın yolu çocuklara ve gençlere karakter kazandıracak, canlılık katacak yeni bir eğitim modelidir.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında