TAR324U-EĞİTİM TARİHİ
Ünite 4: Osmanlılarda Eğitim (Kuruluştan 1776’ya Kadar)
Giriş
Toplumlar kendi değer yargıları ve normları çerçevesinde yeni nesilleri belli hedefler doğrultusunda eğitmeyi amaçlamıştır. Siyasi iktidarlar da bunun için gerekli kurumlar, yasal düzenlemeler ve denetim mekanizmalarını sağlamaya çalışmışlardır. Osmanlı Devleti tarihin en önemli imparatorluklarından biri olarak üç kıtaya yayılmış ve altı yüz yıldan fazla bir süre ayakta kalmış bir devlettir.
Osmanlı Devleti’nin Kuruluş ve Yükselme Dönemlerindeki Eğitim Kurumları ile Buralarda Gerçekleştirilen Eğitim Faaliyetleri
Osmanlı Medreseleri, Eğitimsel İşlevleri ve Dönüşümü
İslâm eğitim sisteminde olduğu gibi halkın eğitiminde etkili olan camiler, medreseler gibi dinî ve ilmî müesseseler birbirinin devamı şeklinde hemen hemen aynı kanun ve kurallara bağlı kalmışlardır. Bu kurumların devamı bunları yaptıranların düzenledikleri vakıflar vasıtasıyla belirlenmiştir. Birçok Osmanlı müessesesi gibi medreselerin de arkasında çok daha eskilere dayalı, yerleşik gelenekler bulunmaktadır.
Kuruluş döneminde I. Murad, Yıldırım Bayezid, Çelebi Mehmed, II. Murad tarafından ve ayrıca bu padişahlar zamanında yöneticilik yapanlar vasıtasıyla açılan yirmi bir medrese ile Bursa bir bilim merkezi hâline gelmeye başlamıştır. Bursa ile beraber Edirne’nin fethiyle (1361) burada I. Mehmed devrinde iki, II. Murad döneminde de dokuz yeni medrese açılmıştır. II. Murad zamanında açılan Dârülhadis Medresesi, Sahn-ı Semân medreseleri açılıncaya kadar devrin en yüksek eğitim veren Osmanlı medresesi kabul edilmiştir. Fatih Sultan Mehmed dönemine kadar Osmanlı Devleti’nde elli üçü Anadolu’da, yirmi dokuzu Rumeli’de olmak üzere seksen dört medresenin yapıldığı tespit edilmektedir (İpşirli, 2003; İhsanoğlu, 2002).
Fatih Sultan Mehmed öncesi inşa edilen medreseler bu dönemde Osmanlı beyliğinin yetişmiş medrese eğitimi almış insan gücüne duyduğu ihtiyaçları doğrultusunda ortaya çıkmış, İslam üst kimliğinin oluşmasına katkı sağlamıştır.
1463’te inşasına başlanan Sahn-ı Seman medreseleri bir külliye içinde yer almaktadır ve adını 1470’te yapımı tamamlanan sekiz yüksek dereceli medreseden almıştır.
Medreselerin Dereceleri
1. Kitap adlarına göre 2. Müderrise ödenen günlük ücretlere göre 3. Medreselerin statüsüne göre
Müderrisler
Osmanlı İmparatorluğu’nda medrese, İslam ilimlerinin öğretildiği ve öğrenim merkezi olarak kullanılan bir kurumdur. Medreselerdeki derslerin yönetimi ve öğretimiyle ilgilenen en üst düzey akademisyen müderris olarak adlandırılırdı.
Medreselerde Okutulan Bilimler
Fatih Sultan Mehmed dönemine kadar medreselerde okutulan dersler hakkında kesin bilgi bulunmamaktadır. Fakat bu medresenin vakfiyesinde müderrislerin aklî ve naklî bilimlerde nitelikli olmaları istendiğinden burada hem dini bilimlerin hem de pozitif bilimlerin okutulduğu düşünülmektedir. Medreselerde okutulan dersleri aşağıdaki gibi gruplandırmak mümkündür:
1. Cüz’iyyat dersleri 2. Ulûm-ı âliyye/alet ilimleri 3. Ulûm-ı âliye
Osmanlıda Halk Eğitimi
Osmanlı İmparatorluğu’nda medrese, enderun, sıbyan mektebi gibi kurumların dışında günümüzde yaygın eğitim dediğimiz bir usulle eğitim veren başka kurumlar da bulunmaktaydı.
Tekke, zaviye ve dergâhlar İslam medeniyetinin eğitim alanında müesseseleşme ihtiyacı sonucu ortaya çıkmışlardı. Tekke ve zaviyelerde eğitim zorunlu değildi, belli bir yaş sınırı yoktu, her yaştan ve her zümreden kişiler buraya gelip eğitim alabilmekteydi. Tekkeler aynı zamanda birer kütüphane görevi de görmekteydiler. Tekke şeyhlerinin bizzat yazdıkları veya sahip oldukları eserlerin muhafaza edildiği ve ilgilenenlerin istifadesine sunulduğu yerlerdi.
Osmanlıda Askeri Eğitim
Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluş ve yükseliş döneminde askeri eğitim büyük bir öneme sahipti. İmparatorluğun askeri gücünün temeli, iyi yetişmiş ve disiplinli bir orduya dayanıyordu.
Klasik dönemde Osmanlı Devleti’nde askeri eğitim veren kurumlardan bazıları şunlardı (Akyüz, 2013, Özcan, 2003): Acemi Oğlanlar Ocağı: Osmanlı İmparatorluğu’nda askeri ihtiyaçlar için pençik usulüne göre devletin kontrolü altında toplanan gençler için özel bir eğitim merkezi olarak açıldı.
Yeniçeri Ocağı: Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluş ve yükseliş dönemlerinde Yeniçeri Ocağı, askeri eğitim açısından büyük bir rol oynadı. Yeniçeriler, genç Hristiyan çocuklarının devşirilip İslam’a kazandırıldığı ve sıkı bir disiplin altında eğitildiği elit bir askeri birlikti. Bu devşirmelerin çocuk yaşta alınmasının en önemli sebebi askeri eğitimin sonraki yaşlarda çok zor ve zaman isteyen bir süreç hâline gelmesiydi.
Tımar Sipahiler: Osmanlı İmparatorluğu’nda askeri gücün sürdürülmesi için tımar sistemi uygulanırdı. Bu sistemde, sipahiler, toprak karşılığında askeri hizmet verirlerdi. Kendilerine özgü sınıf yapılarını Fatih döneminde kazanmıştı. Temelde bileşik yay, kılıç ve gürz kullanan hafif süvarilere sipahi denirdi, kendini korumak için metal başlığı zincir gömleği ve yuvarlak kalkanı vardı. Sefere ise atı, bütün silah, teçhizat, para ve erzakı ile katılma mecburiyetindeydi.
Topçu ocağı: Acemi ocağının en parlak ve başarılı öğrencileri buraya alınır dört-beş yıl süren yoğun ve zorlu
bir görev başı eğitim sonrasında topçu eri olarak atanır eğitim ve talime bu görevden sonra da devam ederlerdi Her hafta iki gün top ustalarının denetiminde talim yapılır, bu yoğun eğitime ek olarak sürekli devam eden seferler vasıtasıyla topçulukta uzmanlaşırlardı. Ordunun ihtiyacı artınca yerli halktan da ocağa alımlar oldu.
Cebeci Ocağı: Temel görevi ordunun silah, zırh, istihkam ve tahkimat aletlerini imal ve tamir etmek ve bunları savaş meydanına götürmek ve getirmekti. Bu ocak da ortalara ayrılmış ve her orta ve bölük dört ayrı zanaat grubuna bölünmüştü. Bunlar silah imalatçıları, tamirciler, barut terkip uzmanları, muharebe teçhizatı imalatçıları idi. Ayrıca kendi uzmanlık alanlarına göre tamirat ve üretim yapacak birer humbaracı ve istihkam ortası da bulunmaktaydı.
Osmanlı Sarayında Eğitim
Osmanlı Sarayı devlet başkanının resmi makamı olduğu için idarenin temel unsurlarından biri idi. Padişahlar tüm devlet işlerini saraydan yönetirlerdi. Saray aynı zamanda padişahın özel konutuydu, emrindeki çok sayıda görevli de burada ikamet eder ve mesai vaktinde saraya gelerek görevlerini icra ederlerdi.
Osmanlı Saray Teşkilatı üç ana birimden oluşmaktaydı: Harem (Padişah ailesine mahsus daireler), Enderun (iç kısım) ve Birun (dış kısım). Bu birimler içerisinde eğitim kurumu olarak zikredilebilecek en önemli kısım Enderun’dur.
Şehzadegân Mektebi
Osmanlı Devleti’nde şehzadelerin eğitimi geleceğin padişahlarının yetiştirilmesi amaçlandığından itina gösterilen bir husus idi. Sarayda bu nedenle onlar için bir eğitim ortamı oluşturulmaya çalışıldı. Şehzadegan Mektebi, sıbyan mektebi seviyesinde eğitim veren bir kurum olarak sarayın Harem kısmında buranın amiri ve idarecisi olan Darü’s-sade Ağası’nın bulunduğu yapının üst katında açılmıştı. XVII. yüzyılda inşa edildiği bilinen bu mektebin yönetimi Darü’s-saade ağalarına aitti ve ders veren hocalar da onlar tarafından görevlendirirlerdi. Sarayda bulunan şehzadeler ve sultanlar (kız çocuklar) yaşları küçük olmaları dolayısıyla veya çoğunun kardeş olması sebebiyle belirli bir dönem birlikte eğitilirlerdi.
Enderun
Farsça bir kelime olan Enderun, bir şeyin içi, dâhili ve kalbi anlamındadır (İpşirli, 1995). Enderun Mektebi, Osmanlı İmparatorluğu’nda Topkapı Sarayı’nda bulunan ve saray mensuplarına eğitim veren, imparatorluğun en üst düzey yönetici ve bürokratlarını yetiştirmek amacıyla kurulan bir eğitim kurumuydu. Enderun Mektebi’nde eğitim alacak gençler, genellikle devşirme sistemiyle seçilirdi. Bu gençler, çeşitli etnik ve dini kökenlere sahip olabilirdi.
Enderun Mektebi’nin Fatih Sultan Mehmed zamanında açıldığı tahmin edilmektedir. Öğrencileri de Kapıkulu Ocaklarına asker yetiştiren Acemi Ocağından
seçilmekteydi. XV. yüzyıl ortalarından itibaren medrese dışında en önemli resmî eğitim kurumu idi.
Enderun’un ilk iki kademesi Küçük ve Büyük odalardı.
Büyük ve Küçük Oda: Acemi Oğlanlar Ocağını başarılı bir biçimde tamamlayanlardan alınırdı. Burada bulunan gençlerin yaşları ortalama on beş civarında idi. Büyük oda ve küçük odada okuyanlara “dolamalı” denilirdi. Bunun sebebi dolama denilen bir cübbe giymeleri idi.
Doğancı Koğuşu: Av, Osmanlı padişahları için oldukça önemli idi. Bir bakıma savaş pratiği olarak görülen av esnasında padişaha ait olan şahin ve doğan gibi kuşları besleyip uçurma bu koğuşta öğretilirdi. Padişah ava çıktığı esnada koğuştakiler Doğancıbaşı’nın denetimi altında Padişahın önünden ve yanından gidip bu kuşları uçururlardı.
Seferli Koğuşu: 1635 senesinde IV. Murad tarafından oluşturuldu. Sarayın dilsiz ve cüceleri de bu koğuşta eğitilmişti. Bu koğuşun iç oğlanları “çıkma”larda sipahi bölüklerine verilirdi.
Kilerci Koğuşu: Fâtih Sultan Mehmed zamanında kuruldu. Başında bulunan kişiye ser-kilârî-i hâssa denilirdi. Bu koğuşun iç oğlanları “çıkma”larda kapıkulu süvari bölüklerine girerlerdi. Koğuşun görevi padişaha yemek servisi yapmaktı.
Hazine Koğuşu: Fâtih Sultan Mehmed tarafından kurulmuştu. Buradan “çıkma” olduğunda gençler kapıkulu süvari bölüklerine, müteferrikalığa ve çaşnigîrliğe girerlerdi. Bu koğuşun başında sarayın en nüfuzlu görevlilerinden hazinedarbaşı ve hazine kethüdası bulunurdu.
Has Oda: Fâtih Sultan Mehmed tarafından kurulmuştu. Has Oda’nın dört önemli görevlisi bulunmaktaydı. Bunlar hasodabaşı, silâhdar, çuhadar, rikabdardı. Fâtih Kanunnâmesine göre sadece hasodabaşı padişah huzuruna çıkma yetkisine sahipti.
Enderunda yetiştirilen bazı meslek ve sanat erbabları şunlardı: Mimar, nakkaş, ressam, hattat, kâtip, imam, müezzin, müneccim, müverrih, şair, âlim, silahşor, hanende, sazende, nüktedan, soytarı. Ayrıca serasker, kazasker, Sadrazam, kaptan-ı derya, vali ve elçi gibi devlet görevlileri de bu mektepte yetiştirilirdi.
Osmanlıda Vakıflar ve Eğitimsel İşlevleri
Vakıflar
Bir vakıf medeniyeti olarak bilinen Osmanlı Devleti’nde farklı amaçlarla pek çok vakıf kurulmuştur. Bu kurumlar maddi bir karşılık beklemeden başkalarına yardım etmek amacı güttüklerinden dolayı toplumsal bakımdan halkın sosyal ve ekonomik hayatı üzerinde büyük tesirler bırakmışlardır.
Vakıfların Eğitimsel İşlevleri
Eğitimi bir hayır işi olarak gören Osmanlılar döneminde kurulan eğitim vakıflarının kuruluş gayesi, hangi amaçlara
hizmet edeceği ve bu hizmetlerin nasıl ve ne şekilde yürütüleceği açıkça belirtilmekteydi. Vakıfların eğitim kurumlarının finansmanında; arsa temini, binaların inşası gibi kuruluş giderlerinin karşılanmasının yanı sıra öğretim elemanları ve istihdam edilen diğer personelin ücretleri; öğrencilerin iaşe ve ibate ihtiyaçlarına yönelik harcamalar ve binaların tamir-bakım masrafları gibi işletme giderlerini karşılama türünden görevler üstlenmişlerdir.
Ahilik Teşkilatı ve Eğitime Yönelik Hizmetleri
Ahilik
İdeal toplum düzenini paylaşma ve dayanışma esasına göre kurmaya çalışan ahilik sistemi bir meslek edindirme teşkilatı olduğu kadar, toplumsal değerlerin benimsenmesi ve aktarılması bakımından da önemlidir Kökeni fütüvvet anlayışına dayalı olan Ahilik toplumsal ve eğitim tarihimiz açısından en önemli konulardan biridir.
Abbasiler döneminde devlet teşkilatının bir unsuru olarak yeniden yapılandırılmış olan fütüvvetin Anadolu’daki yansıması Ahilik olarak karşımıza çıkmaktadır. Moğol istilası Anadolu’da büyük bir yıkım oluşturunca yeniden canlanma ve kuruluş için Ahiliğin toplumu bütünleştirme, yönlendirme ve eğitim tarzı ile bu yeni oluşumun şekillenmesinde önemli bir unsur olarak ortaya çıktığı düşünülmektedir. Ahiliği Anadolu Selçuklu Devleti zamanında buraya taşınmış ve bu teşkilatı XIII. yüzyılın ilk yarısında manevi eğitim temelinde teşkilatlandıran en önemli kişi Ahi Evran (1175-1262) adıyla bilinen Şeyh Nas’rûddin el-Hoyî’dir (Gündüz, Kaya ve Aydemir, 2012).
Ahilik Kurumunun Eğitimsel Boyutu
Ahiliğe giriş şerbet içmek (şürb), şed veya peştemal kuşanmak, şalvar giymekle gerçekleşmekteydi. Ahilikte eğitim işbaşında eğitim ve iş dışında eğitim şeklinde iki grupta incelenebilir. Esnaf birlikleri ustalar, kalfalar, çıraklardan oluşmaktaydı. Yükselmek için liyakat şarttı, mesleği çok iyi öğrenemeyenlerin dükkân açmasına izin verilmezdi. Osmanlı döneminde bu teşkilatın yönetimine itina gösterilir, meslek erbapları arasında dürüstlük, saygınlık bakımından önde gelen kişi teşkilâtın reisi olup ona ahî denmekteydi.
Ahilik teşkilâtında eğitim; ahlak, bilim ve çalışma gibi hususlara odaklanmış olup Ahiler “Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, yarın ölecekmiş gibi ahiret için çalış” ilkesini benimsemişlerdir. Ahilikte gündüz işyerinde ustası ile iş hayatına hazırlanan gençler akşam zaviyelerde dinî ve ahlaki eğitimlerini almaktaydılar.
Osmanlı Devleti’nin Kuruluş ve Yükselme Dönemlerinde Yetişen Bazı Önemli Şahsiyetler ile Bu Kişilerin Eğitime Dair Görüşleri
Hacı Bayram-ı Veli
Bir Türk mutasavvıfı olarak kurulmuş ilk tarikat olan Bayramiyye’nin pîridir. Hacı Bayrâm-ı Velî’nin, XIV. yüzyılın ilk yarısında Orhan Gazi döneminde Ankara’da doğduğu bilinmektedir (Azamat, 1996, s. 442). Döneminin
aklî ve şer’î ilimlerini tahsil etmiş ve Ankara’da müderrislik yapmıştır.
Kınalızade Ali
XVI. yüzyılda yetişmiş en önemli alimlerden biri olan Kınalızâde Ali Efendi Isparta’da doğmuş, Süleymaniye Medresesi’nde müderrislik yapmış, ayrıca Bursa, İstanbul, Kahire gibi şehirlerde kadılık görevleri ifa etmiştir. 1510- 1572 yılları arasında yaşayan Kınalızade’nin, Münşeât-ı Kınalızâde, Dîvân, Târih-i Kınalızâde, Muammeyât, Nüzhetnâme, Kaside fî edhi’n-Nebî, Manzûme (Mulemma), İnşâ-i atik, Risâle-i vucüd gibi eserleri de bulunmaktadır.
Kâtip Çelebi
Katip Çelebi, gerçek adıyla Mustafa bin Abdullah, XVII. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşamış bir alimdir. Devlet dairesindeki kâtiplik görevinden dolayı “Kâtip Çelebi”, hacca gittiği için de “Hacı Halife” (Kalfa) olarak tanınmıştır.1609 yılında İstanbul’da doğmuş ve 1657 yılında vefat etmiştir. Osmanlı İmparatorluğu’nda yetişen birçok alanda bilgi sahibi olan Katip Çelebi, entelektüel ve çok yönlü bir şahsiyetti. İyi bir eğitim almış devlet kademesinde pek çok görevler üstlenmiştir. Daha sonra hayatını ilmi çalışmalara adamıştır (Çelik, 2018).
Evliya Çelebi
Evliya Çelebi, XVII. yüzyılda yaşamış olan ünlü bir Osmanlı gezgini ve yazardır. Gerçek adı Mehmed Zilli’dir ve 1611 yılında İstanbul’da doğmuştur. Seyahat etmeyi seven bir kişilik olan Evliya Çelebi, Osmanlı İmparatorluğu döneminde birçok farklı coğrafyayı dolaşmış ve gözlemlerini Seyahatname adı verilen eserde toplamıştır. En önemli eseri olan on ciltlik “Seyahatname”sinde Evliya Çelebi, kendi yaşamından ve gezilerinden yola çıkarak, gezdiği yerlerin coğrafi, tarihi ve kültürel detaylarını anlatır.
Erzurumlu İbrahim Hakkı
Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri, XVIII. yüzyılda yaşamış İslam tasavvuf geleneğinde önemli bir şahsiyettir. Tam adı İbrahim Hakkı Erzurumi olan İbrahim Hakkı Hazretleri, Erzurum Hasankale’de doğduktan sonra burada ve Siirt’in Tillo köyünde Şeyh İsmail Fakirullah Tekkesi’nde yetişmiştir. Doğum tarihi tam olarak bilinmemekle birlikte 1703 yılında doğduğu tahmin edilmektedir. 1780 yılında vefat etmiştir.