TAR324U-EĞİTİM TARİHİ
Ünite 2: İslamiyet Öncesi Dönemde Türklerde Eğitim
İslamiyet Öncesi Dönemde Eğitim Anlayışı
Türk tarih yazıcılığında bu dönem, ülkemizde İslam Öncesi Türk Tarihi, Orta Asya Türk Tarihi, Genel Türk Tarihi, Ön Türk Tarihi, Türk Tarihine Giriş ve Eski Türk Tarihi adı ile tanımlanmıştır. Tarihi sınırlılık alanı içinde, Orta Asya’nın coğrafi bölgeleri ve konargöçer kavimlerin yerleşim sahaları ile başlanıp, İskitler esas alınarak, Hunlar, Göktürkler ve Uygurlar detaylarıyla değerlendirilir. Türklerin Talas Savaşı (751) ile üç yüz yıl kadar sürecek olan İslamiyet’i yavaş yavaş tanıma ve dâhil olma seyri ile konular sonlandırılır.
Örfi Hukuka Dayalı Eğitim
Töre ya da örfi hukuk, sözlü edebiyat ile birlikte yaşayarak öğretildiğinden, hayatın seyri içinde temel öğrenme, “uygulamalı” ve “yaşayarak öğrenmeye” dönüştürülmüştür. Türk eğitim süreci, baba-oğul, gelin kaynana, güçlü-zayıf, zengin-fakir gibi karşı rollerin sosyal hayat içinde örfi hukuka dayanan, siyaset sosyolojisine kadar yansıyan, ekonomik ahlak anlayışına yön veren, değerler bütününü de insanlara öğretmeyi ihmal etmezdi. Hayatın bir süreç olduğu, gündelik hayatında bireye verilir, içinde yer aldığı toplumda doğan bir çocuğun mutluluğu yaşanırken sergilenen davranış kalıplarını görmesi, onun için öğrenmeye dönüşmüş bir kazanım şeklinde kabul edilirdi.
Eski Türklerde Eğitim Seyri
Sosyal olaylar destanlaştırılmış ve belleğin en sağlam ve güçlü olduğu 3-4 yaşını dolduran kız-erkek çocuklarına ezberlettirilmiştir. Eğitim sırasında ödüllendirme, cezalandırma, dayanaklılık testleri, kahramanlık algısı, mitolojik tasvirler tanımlanmakta, bellek altına girilerek çocuk büyük bir iş yaptığına inandırılmaktadır. Türk toplumunda küçük yaştan itibaren, vatan, millet, devlet gibi kavramlar aile içinde verilir ve çocuğun beynine nakşedilirdi. Devlet, millet ve vatan için yapılacak fedakârlığın sınırları tanımlanır, kahramanlık vurgusu her şeyin üzerinde tutulurdu.
Hun Çağı Türk Eğitimi
Sıkı bir gündelik hayat, her zorluğu tek başına aşma becerisinin geliştirilmesi, hayvanları sevk ve idare edebilme kabiliyeti, belirli aralıklarla sürdürülen ibadet- dinî ritüeller, törenin-örfi hukukun belirlediği kurallarla bütünleşmiştir. Erkek ve kız çocuklarının iki yıllık emzirme seyrinden sonra, ayak bağı (köstek) kesme töreninde yürümeleriyle birlikte, hayatın akışına katıldıkları görülür. Yazılı hukuk kurallarının yerini örfi hukuk doldurmuş ve toplum tarafından kabul gören kısas sistemi esas alınmıştır. Baba oğlunu, anne ise kızını terbiye eder, insanî sorumluluklarının gereklerini evlenip yuvadan ayrılacakları zaman dilimine kadar sürdürürlerdi.
Mete Han, oğlu Kiok (Küyük) Han ve sonraki hanlar döneminde, konargöçerler ekonomik güçlerinin artması ve ticaret yollarının kontrolünün ele geçirilmesinden gelen vergi geliri sayesinde, şehir hayatını tanımaya
başlamışlardır. Şehirlilerle temasın sıkılaşmasıyla birlikte, yazının kullanımı ve eğitim düzeyinin yükselmesiyle, sosyal hayatlarında önemli değişiklikler gerçekleşmiştir. Şehirle temas kuran ve yönetici-askerî sınıfı teşkil eden topluklar ise kendi yazıları dışında komşularının da alfabelerini öğrenmeye başladılar. Sosyoekonomik açıdan yaşanan değişim, eğitim alan ve yazı dilini kullanan bir sınıfın oluşmasına neden olacak, bu da Hun yöneticilerini bozkır hayatından koparacaktır.
Kut anlayışı da dâhil olmak üzere geleneksel öğretim yöntemlerini devam ettiren Atilla Hunları, Avrupa’daki eğitim yöntemlerinin neler olduğunu Romalılardan öğrenmişlerdir. Maalesef eğitim o dönemde, sadece zengin olan tüccar sınıfı ve soylularla-askerî sınıfı teşkil eden ailelerin çocuklarının alabileceği bir öğrenim sürecidir. Sıradan insanlar için atasının, dedesinin, aksakalların, hayvan sürülerini sevk ve idare ederken öğrettikleri, bulunması imkânsız bir bilgi aktarımıdır. Askerlik yaşamı ve yönetim seyri ile ilgili paylaştıkları kıssalar ve sözlü edebiyat ürünleri, algılama oranı yüksek, kavrayışı iyi olan çocuklar için mükemmel bir eğitim süreci olarak değerlendirilmiştir.
Hunların İskitlerden gelen maden işleme becerileriyle, ileri düzeyde bir teknolojiye sahip olduklarını görülmektedir. Bu da belirli alanlarda, eğitimin kuşaktan kuşağa mükemmel bir şekilde devam ettirildiğini ve İskit Hayvan Sanatı olarak bilinen geleneğin, geliştirilerek varlığını sürdürdüğünü ortaya koymaktadır.
Göktürk Çağı Türk Eğitimi
Hunlar döneminden itibaren kullanılan yazı sayesinde, mali konular, uluslararası ilişkiler, askerî kayıtlar ve sözlü kültüre ait zengin edebi varlıklar, yazıya dökülmeye başlamıştır. Göktürklerin eğitimi Hunlarla benzer özellikler taşımış, bozkır yaşamı en iyi eğitimci olarak demir disiplini ve canlılığıyla askerleri eğitmiştir. Göktürklerin hayat seyri içerisinde uygulamalı devam ettirdikleri eğitim, devletin devamlılığı açısından önemli görülmüş ve Göktürk Yazıtlarında Bilge Kağan tarafından şu sözlerle dile getirilmiştir. “Üstte mavi gök çökmedikçe altta yağız yer delinmedikçe, senin ilini ve töreni kim bozabilir! Titre ve kendine dön!”.
Eğitim sürecinde, bedensel yetenek, dil ve edebiyat becerisi, yönetim strateji algısı ve ticarî zekâ ayrı ayrı sınıflandırılırdı.19-20’li yaşlara geldiğinde ön cephede önemli sorumluluklar verilirdi. Anne ve babasının aile de kazandırdığı iyi eğitim, çevrenin donanımı ile pekişir, verilen sorumluluklarla da lider insan tipi yetiştirilirdi.
Göktürk Kitabeleri, Türk tarihi ve eğitim sürecinin öğrenilmesi açısından mükemmel birer belgedir. Her satırı insan yetiştirme sürecini, toplumun mantalitesini, yönetim anlayışını, törenin insan hayatı üzerindeki etkisini ve devlet kavramının Türk insanı için değerini ortaya koyması açısından önemlidir. Göktürk yazıtlarının ve bulunan diğer yazıtların verdikleri bilgilerin, Türk toplumuna ait birçok bilinmezin gün ışığına çıkmasını sağladığı görülür.
Ataerkil toplum yapısına sahip olan Göktürklerde kadın “emanet” olarak korunmuş, birer alperen-asena ruhuna sahip iyi bir neslin, erkek ve kız çocuklarının asil anneler tarafından yetiştirilebileceği belirtilmiştir. Eğitimin temel direği annedir, çocuğa dilini öğreten, iyi ile kötüyü ayırmasını sağlayan, sevgiyi, saygıyı ve diğer değer yargılarını yetiştirdiği evladın beynine nakşeden kişi olarak kabul görmüştür.
Göktürklerin töreye bağlı olan eğitim anlayışlarından, beslenme türlerinden, yaşam biçimlerinden, hayvancılıktan, at yetiştiriciliğinden ve giyim şekillerinden vazgeçtikleri takdirde yok olacaklarını ifade ettiği görülecektir. Eğitimin nesiller arasında aktarımının önemi, köklü geleneklerin etkisi, törenin sosyal düzeni tesisindeki başarısı, ahlak anlayışının dinî değerlerle süslenmesi, toplumsal yardımlaşma ve devlet için fedakârlık gibi değer yargılarının küçük yaştan itibaren belleklere kazınması, Göktürk toplumunu mükemmel kılacaktır.
Göktürklerde bireye çocukluktan itibaren sorumluluk kazandırılmaya çalışılır, küçük görevler verilir, disiplinli bir şekilde verilen iş takip edilir, ödüllendirme ve cezalandırma eğitim sürecinde belirli aralıklarla uygulanır ve bireye içinde bulunduğu toplumda kimlik kazandırılırdı. Eğitim sürecinde, bedensel yetenek, dil ve edebiyat becerisi, yönetim-strateji algısı ve ticarî zekâ ayrı ayrı sınıflandırılırdı. Bedensel yetenek, zamanla geliştireceği vücudundaki mükemmel dinamizmin yanı sıra keskin bir zekâya da sahipse savaşlarda tecrübe edinir, 19-20’li yaşlara geldiğinde ön cephede önemli sorumluluklar verilirdi. Uzun yıllar süren başarılardan sonra ise yüzbaşılık, binbaşılık, albaylık ve generallik gibi rütbelerle taltif edilir ve kağanın önemli adamlarından biri olma hukukuna sahip olurdu. Anne ve babasının aile de kazandırdığı iyi eğitim, çevrenin donanımı ile pekişir, verilen sorumluluklarla da lider insan tipi yetiştirilirdi.
Uygur Çağı Türk Eğitimi
Kutluk Bilge Kül Kağan’ın oğlu Moyunçur tahta geçerek babası gibi önemli şehirler (Bay Balık) inşa edip Çinlilerle ticari ilişkilerini geliştirmeye başlamıştır. Moyunçur Han ticari ilişkileri geliştirdiği gibi,İpek Yolu üzerindeki yolların güvenliğini sağlayarak kervansaraylar inşa ettirmişti.
Çin’le yakınlaşan ve ticaretin yüksek kârını gören önde gelen boy beyleri ve tüccarlar, eski yaşam şekillerini terk etmeye başlamışlardır. Güzel kıyafetler, çeşit çeşit yemekler, ticaretin getirdiği kâr, lüks yaşam, bir Uygur erkeğinin farklı şehirlerde çok sayıda kadınla evlenmeye başlaması ve Çinli kadınlardan doğan çocukların Uygur kültürünü bilmemeleri yıkımı da beraberinde getirecektir.
Göktürk alfabesi, diğer Türk boyları tarafından kullanılmaya devam ederken, Uygurlar kültür çevreleri sebebiyle Uygur-Sogd-Mani alfabesini kullanmış ve eğitimlerini bu dillerle almışlardır. Bu alfabe, Sogd alfabesinde yapılan bazı küçük değişikliklerle Uygur Türkçesinin yazımı için kullanılmıştır. Konargöçer
yerleşimden yarı-yerleşik hayata geçilmesi, Uygurlarda eğimin kurumsallaşmasını ve devamlılığını sağlamıştır. Eğitimli insanlar toplumda söz sahibi olmaya başlamışlardır. Buralarda alınan dinî eğitimin de halk üzerinde oldukça etkili olduğu unutulmamalıdır. Mani ve Budist rahipleri, Uygurları eski savaşçı özelliklerinden koparabilmek, iyi dindar insanlar hâline getirebilmek için, Mani yazısıyla Türkçe eserler yazarak dinî propaganda yapma yoluna gitmişlerdir. Matbaa sayesinde Uygur edebiyatı gelişmiş, ortaya konan edebi eserler ve diğer disiplinlerdeki çalışmalar, Uygurları dünyaya tanıtmaya başlamıştır. Uygurların ticarette kat ettikleri yol, evlat edinme hukuku, boşanma ve ceza hukukunun yanı sıra, imzaladıkları ticari anlaşmalardaki detaylar, insanlık tarihi açısından dönüm noktaları olabilecek düzeydeki gelişmeler şeklinde görülmektedir. Uygurlar, Türk tarihinin bilinen en eski tacirleri olarak kabul edilmiş, konargöçer hayattan yarı-yerleşik hayata devamında ise tam yerleşik hayata geçişin öncüleri şeklinde tanımlamışlardır.
Diğer Türk Devlet ve Topluluklarında Eğitim
İslam ordularının Nihavend Savaşı’nda (642) İran’ı işgal etmeleri, Araplara Horasan eyaleti üzerinden Maverünnehir topraklarına ulaşmalarının da yolunu açmıştı. İlk kez Türklerin Araplarla karşılaşmaları bu dönemde olmuştur. Çin’in istilacı politikalarına karşı koymak ve Orta Asya’da ilerlemesini durdurmak için tarihi bir karar veren Karlukların yardımı ile 751 Talas Savaşı’nda Araplar, Çinlilere ağır bir darbe indirmiştir. Bu da başka bir yakınlaşma ve tanışma sebebi olmuştur. İkinci Göktürk Devleti ile başlayan, yavaş yavaş daha batıda oldukları için Araplarla ve Perslerle ekonomik, sosyal ve kültürel temas kuran Türk boyları, Göktürklerden önce İslam dinine geçmeye başlamışlardır.
Eski Türklerde törenin yetiştirdiği alp-alperen tipi insan, yerini gazi ve veli olarak isimlendirilen ve Allah’ın hükmünü tesis eylemek için ülkeler fetheden insan tipine bırakmıştır. Yerleşik hayatın tesisi ve alınan köklü eğitimle, İslam dininin temel hususiyetlerine vakıf, nitelikli insanlar yetiştirilmiştir. Bu insanlar, sonradan içine dâhil oldukları İslam medeniyetinin temsilcisi olan Araplar ve Farslarla rekabet edebilecek kadar kendilerini geliştirmişlerdir. Gerek devlet görevlerinde gerekse ilmin farklı alanlarında (matematik, kimya, astronomi, tıp, felsefe vb.) ileri düzeyde tanınan âlimler olarak kabul görmüşlerdir. Örfi hukuk, yerini şeri hukuka bıraktı fakat konargöçerler arasında günümüze kadar varlığını şeri hukukla birlikte korumaya devam etmiştir.
Karahanlılar, Türk devlet geleneğini, İslam mantalitesi ve sistemiyle kaynaştırmış, konargöçer yaşamını devamı ettirmesine rağmen, yerleşik kültürleri aratmayacak kadar zengin bir düzen tesis etme imkânı bulmuştur. Karahanlıların tarihi seyri, Orta Asya’nın ekonomik ve kültürel anlamda yaşadığı zirve dönemidir. Devlet adamlarının, ordu komutanlarının, tüccarların, din adamlarının eğitime önem vermesi, asrına göre ileride düzeyde insan modelinin yetişmesini sağlamıştır.