AÖF Soru Bankası

Osmanlı İktisat TarihiÜnite 2 Özeti

Mâli Yapı

azalışına uğrayan yerlerle reayanın yeni yerleştiği yerler Giriş de sayımlara tâbi tutuluyordu. Yeni fethedilen bir bölge

Mâliye, devletin kamu hizmetlerini görebilmek için öncelikle sayımdan geçiyor, faal nüfus ve toprak sayılıyor, geliştirdiği mali araçların yine onun tarafından vergi gelirlerinin ne kadar olacağı belirtiliyordu. Böylece kullanılmasından doğan iktisadi olayların incelenmesidir. bölge hazine hassı ya da tımar olarak sancak veya vilayet Diğer bir deyişle mâliyenin temel konusu devletin gelir ve haline getiriliyordu. Sayımı yürütenler bu iş için giderleridir. yetiştirilmiş, defter emini, vilayet muharriri, il yazmanı, il Osmanlı sistemi siyasî ve dinî anlamlarda merkezî; idarî, yazıcısı gibi isimler taşıyan uzman kişilerdi.

iktisadî ve malî anlamlarda da mahallî özellikler Mufassalın başında dönemin padişahının tuğrası, sayımın taşımaktadır. Devlet malî yapıyı kurmak için öncelikle hangi tarihte ve kimler tarafından gerçekleştirildiğini sayımlarla ülkenin gelir kaynaklarını tespit eder. Sonra belirten bir giriş ve bu sancakta uygulanan ve mali ve nakdî kesimi oluşturan merkez maliyesi ve nihayet hukukî yükümlülükleri kapsayan kanunname bulunurdu. vakıflar kayda geçer. Osmanlı devletinin malî teşkilatı da Sayımların ikinci safhasını gösteren icmâllerde gelirlerin bu şekilde merkez maliyesi, tımar sistemi ve vakıflar merkezî hazine ile tımar sistemi arasındaki paylaşımı ile olarak üç kısımda ele alınabilir. toprakların sipahiler arasında nasıl paylaşıldığı belirtilirdi.

Osmanlı maliyesi çok daha geniş topraklar üzerinde Klasik Dönem Merkez Maliyesi kurulmuş bir devlet yapısı içerisinde esnek bir özellik Merkez maliyesini gelir ve giderleri merkezî bütçeye gösterir. Fethedilen yerlerdeki mahallî gelenekler yansıyan ve Bâb-ı defterî denen ve Başdefterdâr tarafından değerlendirilerek mali bütünleşme sağlanmıştır. Mali ve yönetilen mâliye daireleri oluşturmaktadır. Bu teşkilatın idarî bakımlardan özerk ve yarı özerk birimler güçlü bir en üst makamı Başdefterdârlıktır. merkeziyetçilik çerçevesinde yerlerini almışlardır. Merkez mâliyesi aslında tımar sisteminin içinde yer alan Osmanlı idarî teşkilatı içerisinde genel olarak yargı ve ve padişah hasları olarak adlandırılan ve çoğu maliyenin özerklikleri vardı. Eyalet kadıları gibi mukataalardan oluşan gelir kaynaklarını içermektedir. defterdarlar da beylerbeylerine bağlı değillerdi. Osmanlı merkez maliyesi eyaletlerdeki gelir kaynakları ve Devletin belli başlı gelir kaynakları olan Padişah hasları gider alanları ile de ilgilidir. Sadece bazı eyaletler mali ve ve mukâtaalar Hazine tarafından iltizama verilir, idarî açılardan özerktirler. Merkez maliyesinin payı 16. diğerlerinin gelirleri ise hak sahipleri tarafından toplanırdı. yüzyılda yüzde 51 civarındaydı. Bu oran zaman içerisinde Tanzimat’ın ilk yıllarında bu gelir kaynakları emanet yükselmiştir. yoluyla işletildi. Ancak devlet memurlarının, yolsuzluklardan başka, toplanan mahsulü koruma ve Merkez Maliye Büroları zamanında satma konusundaki yetersizliklerinden dolayı Eyaletlerde ve merkezde oluşan gelirleri, giderleri veya iltizam usulüne tekrar dönüldü. her ikisini yönetmekte ve koordinasyon işlevi

Bir geçiş dönemi olmakla birlikte eski mali sistemin görmektedirler. Coğrafi bir işbölümünü aksettiren merkez yıkılıp Batı sistemine uygun yeni bir mali yapı oluşturma maliye kalemleri şunlardır:

iddia ve tatbikatında olan Tanzimat dönemi mali bunalıma 1. Gelir Kalemleri yeni sebepler eklemiştir. Bunlar karşılıksız para ihracı, • Muhasebe-i evvel (Başmuhasebe) bütçe harcamalarının belli bir usule bağlanamaması ve • Cizye muhasebesi bütçe gelir-gider dengesini sağlayacak yönetimin • Haremeyn muhasebesi oluşamamasıdır. • Haremeyn mukataası Mâlî Yapının Tesbiti: Sayımlar • Mevkûfât Her devlet kamu hizmetlerini yerine getirmek, güvenlik ve • Mukataa-i evvel (Başmukataa) savunmayı sağlamak için harcamalar yapmak ve bu • Ziyade-i cizye harcamaları finanse edecek kaynakları bulmak zorundadır. • Maden mukataası Bunun için Osmanlı Devleti de kaynaklarını bilme • Bursa mukataası amacıyla sayımlar yapmıştır. • İstanbul mukataası • Avlonya ve Ağriboz mukataası Tapu sayımları genellikle iki safhalıydı. İlkinde faal nüfus, mali imkânlar ve bundan devlete düşen pay belirleniyordu. • Haslar mukataası İkinci safhada devletin payına düşen gelirin hazine ile • Kefe mukataası tımar kesimi arasında bölüştürülmesi yapılırdı. • Anadolu Muhasebesi • Ağnam mukataası Kural olarak padişah değişikliklerinde umumi bir sayım • Şıkk-ı sânî yapılması gerekiyordu. Kuraklık veya su baskını gibi tabiî 2. Gider Kalemleri afetlere uğramış sancak veya vilayetlerde reayanın • Yeniçeri kalemi durumunu tespit amacıyla kısmi sayımlar yapılmaktaydı. • Piyade mukabelesi Yine iç güvensizlik, savaş veya göç dolayısıyla faal nüfus


• Süvari mukabelesi Bütçe Gelirleri ve Gelir Kaynakları • Tezkire-i kal’a-i evvel; Tezkire-i kal’a-i Mukataa Gelirleri küçük Mukataalar doğrudan devlet işletmeleri, devlete ait bir • Küçük ruznamçe gelir payının tahsili işi, inhisar (satış tekeli, monopol) • Teşrifat kalemi haline getirilen herhangi bir kuruluşun işletme hakkı veya • Salyâne mukataası üretilen malı satın alma tekeli (monopson) oluşturma gibi 3. Diğer Kalemler özellikler taşıyabilirler. Mukataaları günümüz

Hazine Yönetimi yaklaşımıyla (genellikle özel teşebbüs tarafından işletilen) Kamu iktisadî teşebbüsleri olarak görmek mümkündür. Osmanlı’da hazine iç ve dış hazine olarak iki kısımdır. Mukataa gelirlerinin, aşnâm gelirleri hariç, bütçe

Dış Hazine ve Ruznamçe Kalemi içerisindeki oranları yüzde 24 ile yüzde 37 arasında Dış hazine, maliye dairelerinden Ruznamçe kalemi değişmiştir. Mukataalar başlıca üç yöntemle işletilirdi. tarafından kayıtları tutulan, yönetim sorumluluğu Bunlar iltizam, emanet ve 17. yüzyılın sonlarından itibaren sadrazamın ve defterdarın üzerinde olan devlet malikânedir.

hazinesidir. Bu hazinenin gelir ve giderleri bütçelere Cizye Gelirleri yansımaktadır. Ruznamçe kaleminde tutulan günlük İslâm devletlerinde zimmî statüsündeki müslüman hazine kayıtları “sağlama, mizan” özelliği taşımaktadır. olmayan faal erkek nüfustan alınan cizye, Osmanlı Bu yüzden defterdarlık kalemlerinin kayıtlarında bir hata Devleti’nin de en önemli gelir kaynaklarından birini teşkil varsa bu ruznamçe kayıtlarıyla karşılaştırılarak bulunurdu. etmiştir. Rahipler, ergin olmayanlar, devlet hizmetinde

İç Hazine bulunan aileler, iş yapamaz durumda olanlar cizyeden İç hazine bir yönüyle padişahların özel gelir ve muaftılar. Belli bir yerde ikamet etmeyen ve belli bir işi giderleriyle ilgiliydi. Diğer yönüyle de dış hazine için bir olmayan gayrimüslimlere yava (kaçkun) ve bunlardan destek hazinesi, bezen de bir kredi kurumu vasıfları alınan cizyeye de yava (kaçkun) cizyesi denirdi. Cizye taşımıştır. İç hazinenin başlıca gelir kaynakları bazı has, gelirlerinin toplam bütçe gelirleri içindeki payı yüzde 23- mukataa ve vakıf gelirleri, Mısır irsaliyesi, darphane 48 arasındadır. Islahat Fermanı’yla cizye yerine bedel-i gelirleri, çeşitli hediye ve müsaderelerden elde edilen askerî getirildi.

gelirlerdir. Bir ihtiyat hazinesi olan iç hazinenin sıvış yılı Avarız Gelirleri açıklarını kapatmak için kurulmuş olduğu ileri sürülebilir. ‘Avârız-ı divaniye’ veya kısaca ‘avârız’ denen olağandışı İç hazine, sarayda muhafaza edilen birkaç alt hazineden vergilerdir. Başlangıçta savaş harcamalarını finanse etmek oluşmaktaydı. Bunlar çeşitli kıymetli eşya, mücevherat, için konmuş, 17. yüzyılın sonlarından itibaren oluşan sikke çubukları ve sikkeleri ihtiva ederdi. vergiler haline gelmiştir. Askerî, dinî, mâlî hizmetlerde

Merkezi Hazine Hesapları: Bütçeler bulunan bazı zümreler ve çalışamayacak durumda olanlar Osmanlı Devleti’nin yıllık gelir ve giderleri bazen icmâl avârız yükümlülüğünden muaf idiler. Avârız gelirlerinin denen (özet) rakamlarla gösterilirdi. Bunlar genellikle toplam bütçe gelirlerine oranı yüzde 10-20 arasındadır.

yılsonunda tutulan kesin hesap cetvelleridir. Ancak çağdaş Bütçe giderleri bütçe kavramına benzeyen bir şekilde yıllık gelir ve Osmanlı bütçeleri devletin tımar ve vakıf sisteminin harcama tahmini olan bütçeler de vardır. Yine bütçe süreci dışında kalan nakdî harcamaları kaydeder. Bunların bir mâlî yılbaşında hazırlanan bütçelerdeki gelir gider tahmin kısmı mahsup işlemiyle yapılırken bir kısmı da hazineden kayıtlarının üstüne fiilen gerçekleşen rakamların yapılan nakit çıkışlarıdır. Mahsuplar hazineye girmeden yazılmasıyla oluşurdu. belli bir harcama alanına ayrılan gelirlerdir. Bütçelerde yer

Osmanlı bütçeleri gelir önceliklidir. Çağdaş bütçeler ise alan en önemli gider kalemini mevâcib harcamaları teşkil gider önceliklidir. Aslında İslâm ve Batı dünyalarında etmektedir. Ulufe de denen bu ödemeler merkezî ordu ve bütçe kavram ve uygulamaları farklıdır. Batı’da bütçe devlet görevlilerine üç ayda bir yapılan maaş uygulaması sınıfsal bir yapının ürünüdür ve halkın devlete harcamalarıdır. Bunlara ek olarak yeni padişahların tahta ne kadar vergi vereceğini bilme ihtiyacından çıkışlarında askere bir yıllık mevâcib tutarında cülus kaynaklanmaktadır. İslâm dünyasında ise bütçeler devletin bahşişleri dağıtılırdı. Kapıkulları denen merkezdeki veya tek taraşı irade beyanlarıyla hazırlanmıştır. Bütçelerimizde sınır boylarında görevlendirilen askerlerin ödenekleri gibi, eyaletlerin gelirleri maliyenin çeşitli bürolarına dağılmış tamir ve mühimmat harcamaları, tazminatlar da bu bölüme ve çoğunlukla Baş Muhasebe’de toplanmıştır. dâhildir.

(1523-1788 yılları arasındaki bütçe gelir ve giderlerinin Mevâcib harcamaları bütçenin en önemli gider kalemidir. reel ve nominal seyirleri ile bütçe gelir ve giderleriyle Bu harcamaların umumi bütçe giderleri içindeki payı farklarının seyirleri S: 43- S: 44, Tablo 2.1 ve Tablo yüzde 70’lere kadar çıkmaktadır. Bütçelerin ikinci önemli 2.2’den görülebilir.) gider kalemi teslimattır. Bunlar sarayın ve ordunun çeşitli mühimmat harcamalarıdır. Teslimatın toplam harcamalar içindeki payları 16. yüzyıldan 18. yüzyıl ortalarına kadar


yüzde 30’lardan yüzde 15’lere düşen bir seyir izlemiştir. yapmış, bunun sonucunda bütçe harcamaları önemli Üçüncü gider kalemi olan Has ve Salyâne harcamaları oranda artmıştır. Bu süreç içerisinde yüzyıl sonlarında aynı yüzyıllarda yüzde 5-15 arasında bir orana sahip Nizâm-ı Cedîd, 19. yüzyıl ortalarında ise Tanzimat olmuştur. Haslardan maksat vezir, beylerbeyi, hanım hareketleri ortaya çıkacaktır. III. Selim (1789-1807) sultan gibilere haslarına karşılık ayrılan ödeneklerdir. döneminde, İrâd-ı Cedîd Hazinesi’nin kurulmasıyla çoklu Salyâne ise deniz kumandanlarına, Kırım hanlarına ve hazine dönemine girilmiştir ki bu da vergilerin bu kalgaylara (prenslere), Çerkez beylerine vs. tahsis edilen hazineler arasında dağılması demektir. İrâd-ı Cedîd yıllık gelirlerdir. Hazinesinin temel işlevi, kendisine tahsis edilen gelirle mâlikâne ve eshâm sistemini tasfiyeye ve tımar rejimini İç ve Dış Borçlanma ıslaha çalışmak ve olağanüstü giderler için bir ihtiyat fonu Osmanlı maliyesi savaş ve maaş harcamalarının oluşturmaktı. Ancak 1807 yılında Nizâm-ı Cedîd’le finansmanı için 17. yüzyıldan itibaren iç borçlanma birlikte İrâd-ı Cedîd de sona erdi. teşebbüslerine girişmiş, fakat bu teşebbüsler yarım kalmıştı. Aynı amaçla 1683’ ten sonra, ülke çapında 327 Tanzimat Dönemi (1839-1876)

milyon 500 bin akçelik bir iç borçlanma (imdâd-ı Osmanlı maliye teşkilatı ve vergi sisteminin çağdaşı seferiyye) teşebbüsüne girişilmiştir. İmdâd-ı seferiyye Avrupa devletlerindeki örneklerine uygun hale getirilmesi toplanmasındaki kesintilere karşılık bunun hemen hemen gayretleri Tanzimat’la birlikte başlamıştı. Klasik dönem yarısı miktarında olan ve barış yıllarında toplandığı için Osmanlı bütçeleri gelir öncelikli iken bu bütçeler gider imdâd-ı hazariyye adını alan yeni ve düzenli bir vergi ağırlıklıdır. Tanzimat’a girerken çoklu hazine sistemi ortaya çıkmıştır. Bu vergi avârız vergileri gibi ve 2-3 tasfiye edilerek tekli hazine sistemine 1838’de tekrar taksitte toplanan bir vergiydi. 1775’te yürürlüğe konan dönüldü. Aynı yıl Defterdarlık unvanı da terk edilerek eshâm uygulaması bir iç borçlanma türü olarak Maliye Nezareti kuruldu ve hazineler bu kurumun yorumlanabilir. Bu, büyük mukataa gelirlerinin halka denetimine verildi. 1840 yılında Tanzimat’ın tek hazinesi satılması demekti ve gelir ortaklığı sistemine olan Maliye Hazinesi kuruldu. Tanzimat liberalleşmesi benzemekteydi. Eshâm’ın kişiler arasında tedavülü 1877-1878 savaşına kadar sürmüştü. Savaş yıllarındaki serbestti ancak vergiye tâbiydi. duraklamadan sonra ekonomide büyüme devam etmiş ve bu devlet gelir ve giderlerine de yansımıştır. Bu yıllara ait İlk dış borçlanma 19. yüzyıl ortalarında, Kırım savaşı ilk bütçeler denk bütçelerdi. Sonraki yıllarda ise giderlerin sırasında (1854) gerçekleştirilmiştir. 1850’lerde, özellikle gelirlerden daha hızlı büyümesi bütçe açıklarının ortaya başarısız kâğıt para ihracından sonra, büyük bir mali çıkmasına yol açtı. Tanzimat Dönemi’nde Devletin klasik bunalımın eşiğine gelinmişti. 1854-5’te alınan borçlar döneminde istisna ve imtiyazların son derece yaygın Kırım savaşının masraflarına gitmiştir. 1858’de alınan olduğu vergi düzeninin egemen olduğu bir durumdan, borçla kağıt paralar piyasadan çekilmiştir. İlk borçtan ödeme gücü olan herkesin vergilendirildiği bir yapıya 1879 yılına kadar geçen “hızlı borçlanma” döneminde geçilmişti. Bir bütün olarak ticaret ve üretimden sağlanan Osmanlı Devleti 17 kez borç aldı. İlk borçlanmanın vergi gelirlerinin devlet gelirleri içindeki payı, dönem karşılığı olarak Mısır’ın cizye geliri gösterilmişti. 1855’te başında yarıdan biraz fazla iken dönemin son mali yılında ikinci borçlanmada Mısır’ın cizye gelirleri dışında, İzmir beşte dörde yükselmişti. Bu değişmeler, dönem içindeki ve Suriye gümrüklerinin gelirleri de karşılık gösterildi. üretim ve dış ticaretin, nüfustan daha hızlı artmış 1865, 1873 ve 1874 borçlarında ise devletin tüm gelirleri olduğunun bir göstergesiydi. Bir geçiş dönemi olmakla teminat gösterildi. Bu nedenle bu istikrazlara Düyûn-ı birlikte eski mali sistemin yıkılıp Batı sistemine uygun Umûmiyye yani Umûmî borçlar denmiştir. Tanzimat yeni bir mali yapı oluşturma iddia ve tatbikatında olan Dönemi’nin son mali yılı olan 1875-76 bütçe verilerine Tanzimat Dönemi (1839-1876) mali bunalıma yeni göre artık Osmanlı bütçeleri adeta bir maaş, iç ve dış borç sebepler eklemiştir. Bunlar karşılıksız para ihracı, bütçe ödemeleri bütçeleri haline gelmişti. Bu yılda sadece borç harcamalarının belli bir usule bağlanamaması ve bütçe ödemeleri, devletin toplam giderlerinin yarısını aşan bir gelir-gider dengesini sağlayacak yönetimin orana ulaşmıştı oluşamamasıdır. 1914 yılında Osmanlı Devleti’nin dış borçları 160 milyon İkinci Abdülhamid Dönemi (1876-1909) İngiliz sterlinine ulaşmıştı. Cumhuriyetin kuruluşundan sonra Lozan Antlaşmasıyla Osmanlı borçlarından Bu dönemde bütçeler genellikle dairelerden ve Anadolu’ya düşen payın ödeneceği kabul edildi ve vilayetlerden gelen defterler dikkate alınarak Maliye kuruluşun denetim yetkisi kaldırıldı. Nihayet Düyûn-ı Nezareti tarafından hazırlanan ilk bütçe taslağının Maliye Umûmiyye’ye olan borcun son taksiti, ilk dış borcun Komisyonu tarafından incelenmesi, Meclis-i Vükelâ’da alınmasından tam bir yüzyıl sonra, 1954’de ödenebildi. görüşülüp kabul edilerek iradeye sunulmasıyla yürürlüğe girmektedir. Tanzimat dönemindeki değişiklikler II. Yenileşme Dönemi Merkez Maliyesi Abdülhamid döneminde de sürdürülerek klasik Osmanlı Nizam-ı Cedid Dönemi (1790-1839) vergi sisteminde ciddî bir dönüşüm sağlanmıştır.

Osmanlı Devleti 1768 yılından 1820’lerin sonuna kadar aralıklarla yıpratıcı, masraflı ve yenilgilerle biten savaşlar


Meşrutiyet ve Mütareke Dönemi (1909-1923)

İkinci Meşrutiyet’in ilan edildiği 1908 yılından, Birinci Dünya Savaşı’nın sona erdiği 1918 yılları arasındaki dönem içinde 1913-14 mali yılı hariç olmak üzere, her yıl gecikmeli olsa da bütçeler hazırlanmıştır. Tam anlamıyla Batılı bütçe tekniği uygulamasının Meşrutiyet Dönemi’yle başladığı söylenebilir. Bu dönemde ilk defa Meclis sürecinden geçilerek bütçeler oluşturulmaya başlanmıştır. Düyûn-ı Umûmiyye İdaresi’ne bırakılanların dışındaki devlet gelirlerinin tümü Maliye Nezareti bünyesinde toplanarak mali idarede merkezileşmeye gidilmiştir. Yine bütçe hazırlanmasında denk bütçe ilkesi de dikkate alınmaktaydı. Meşrutiyet Dönemi bütçelerinde Düyûn-ı Umûmiyye’ye yapılan ödemeler ile savaş harcamalarının artması, mali dengeyi bozan en önemli nedenlerdir. Mütareke ve işgal yıllarında (13 Kasım 1918-4 Ekim 1923) İstanbul’da bulunan Mebusan ve Ayan meclisleri dağıtılarak idarî ve mali işler işgalcilerin kontrolüne geçtiğinden bu dönemde bütçeler düzenlenememiştir.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında