dayanan seçkinci bir anlayışa sahiptir. Baş yöneticiler Ütopyacı Düşünce: Yeni Bir Siyaset Arayışı zorbalığa, adaletsizliğe başvurmadığı sürece iş başında
Batı Avrupa’da XVI. yüzyılda kendilerini sınırlayan din, kalır. Eğitim küçük yaşta başlatılır bütün doğa ve beşeri gelenekler ve feodal hukuku aşarak; sınırsız hükümdarlara bilimlerin yanı sıra, beden eğitimi, savaş sanatı, tarım başta dönüşmeye çalışmışlardır. Bu da beraberinde ütopyacı olmak üzere dokumacılık, hayvancılık gibi zanaatlara tepkiyi doğurmuştur. Ütopyacı düşünüş; iyi bir siyasal yönelik olarak gün boyu devam eder. Güvenlik kuvveti ya düzenin ya da toplumun mümkün olduğunu, bunun için de da suçluların cezalandırıldığı mahkemeler, cezaevleri en önemli aracın insan aklı olduğunu savunan düşünceler yoktur. Çok erken yaşlardan itibaren başlayan ve sürekli gurubudur. Ütopyacı düşüncenin başta gelen ismi Thomas devam eden eğitim süreci insan doğasını şekillendirmekte More’dır. More, aynı zamanda klasik ütopyacıların da öncü ve onu suç işleyemez olarak inşa etmektedir. ismidir. Adları, yaygınlıkla Thomas More ile birlikte anılan Tommaso Campanella (1568-1639) ve Francis Bacon Gönüllü Kulluk ve Etienne De La Boetie
(1561-1626) klasik ütopyacıların diğer büyük isimleridir. La Boetie iktidar ilişkileri olarak siyasetin kötülükten başka bir şey olmadığını söylemekte, bu kötülüğe maruz kalanların bu Ütopyanın temelde gözettiği şey, insanların mutluluğudur. kötülüğü arzuladıklarını ve sürdürdüklerini savunmaktadır. Mutluluğa giden yol toplumsal eşitlikten geçmektedir. Ona göre siyasal iktidarın olduğu yerde mutluluktan söz etmek Siyasal düşünce tarihi içinde ütopya teriminin ifade ettiği olanaksızdır. Çünkü özgürlük siyasal iktidar tarafından ortadan şey, hiçbir yerde olmayan, gerçekleşmesi arzulanan kaldırılmaktadır. Monarşiden, aristokrasiden hatta toplumsal-siyasal düzendir. Ütopya bireysel değil toplumsal demokrasiden söz edilmesi, insanlığın özgürlük kaybı ya da nitelik taşır. Bugün ütopya sözcüğü, daha çok mutsuzluğu bakımından hiçbir şeyi değiştirmez. La Boetie’nin gerçekleşmesi olanaksız, hayalî ama yine de istenir, ülküsel yaklaşımının ütopyacı düşünceden farkı; biçimi ne olursa olan şeyleri nitelemek için kullanılan bir addır. Oysa siyasal olsun, bir toplum siyasal iktidarı içerdikçe, o toplumun insanlar düşünce içinde bu terim, hayalî oluşu ya da gerçekleşip için en iyi, en ideal, özgürlük ve mutluluğu güvemce altına gerçekleşemeyeceği bir yana, üreticisi tarafından ortaya alınmış bir toplum olduğu ileri sürülemez. Anarşizm: Yunanca konulan ideal bir siyasal toplumu nitelemektedir. an arkhos sözcüğünden türetilen ve yönetimsiz anlamına gelen Kendi yaşadığı dönemin İngiltere’sini ağır bir biçimde terime bağlanan düşünceler grubu. Genel olarak devletin eleştiren More, iki ana bölümden oluşan kitabının ilk kötülüğünden hareketle, insanların devlet olmadan daha bölümünde diyalog yöntemini kullanarak hakim siyasal eşitlikçi, adil ve mutlu bir düzen içinde yaşayacağını kabul düzeni şiddetle eleştirir. İkinci bölümde ise More’un kendi eden, bu nedenle devleti ele geçirmek gibi hedefleri kurduğu dünya anlatılır. More’dan daha önce Platon’nun önemsemeyen yaklaşımların tümü. Tarih içinde, yaygınlıkla ideal bir siyasal toplumun nasıl olması gerektiğini anlattığı olumsuz anlamda kullanılmıştır. Bu terimi olumlu anlamda ilk Devlet adlı yapıtı, ütopyanın öncüsü sayılabilir. kez kullanan ve siyasal bir yaklaşımın adı hâline getiren Fransız düşünür Pierre J. Proudhon (1809-1865)’dur. Rönesans döneminde ortaya çıkan hümanizm ütopyaları beslediği gibi, Reform hareketi de ütopyalar için önemli bir La Boetie “Söylev” adlı yapıtında; tiran egemenden, tiranlık da kaynaktır. Ütopyalar Orta Çağ’daki egemen dinsel dünya kurumsallaşmış merkezi siyasal iktidardan başka bir şey görüşünün insan zihnini tekeline almasının sona ermesiyle değildir. Tiranı bir heykele, onu ayakta tutan kurumsal yapı ortaya çıkmıştır. More’da din ve siyaset birbirinden olarak devleti ise onun kaidesine benzetir. Büyük tiranlığı tamamen ayrılmıştır. mümkün kılan küçük tiranlıklardır. Küçük tiranlıkların sürmesi için o büyük tiranlığa gereksinimleri vardır ve bu ölçüde Ütopya’da kimse toprakların sahibi değildir. Özel mülkiyet gönüllü olarak büyük tiranın kölesi olurlar. La Boetie’nin yoktur. Bir yandan eşitlik vurgusu yapılır fakat aynı anda temel sorusu şudur: Hükmedilen halk niçin ve nasıl boyun geleneksel iş bölümü temel alınır. Mutfak, yemek, çocuk eğerek onaylayana, yani gönüllü kullar toplumuna dönüşür? işleri doğrudan kadına bırakılır. Bazı işlerin, özellikle kirli, Gelen yanıt çok manidardır: Halk özgürlüğünü ve daha sağlıksız, insanı ruhen, bedenen ve ahlaken önemlisi özgürlük istencini yitirdiği için alçaklaşır. Gönüllü düşkünleştirileceği düşünülen işler kölelere verilir. Paralı kulluğun birinci nedeni başta görenekler olmak üzere askerliğin öngörülmesi, herkesin bulunduğu mevkiyi eğitimdir. Hüküm sahibi olan kendi isteklerini, hüküm altında koruması gibi gereklilikler de eşitsizliğin işaretleridir. tuttuklarının istemesini sağlamak zorundadır. Tiran, eğitimi Ütopyalılar doğaya tapınır. Din değiştirmenin önünde bir engel tümüyle kontrol altında tutmaya çalışır. yoktur. Ancak bu özgürlük ateizmi kapsamaz. Yurttaşların en Siyasal iktidar ilk olarak halkı güçsüzleştirir. Halk büyük korkusu dinsizlik cezasına çarptırılmaktır. tiyatrolara, maceralara, oyunlara, eğlencelere, çeşitli Ütopyada kadınlar on sekiz, erkekler yirmi iki yaşından uyuşturuculara yönlendirilir ve bunlara bağımlı olması önce evlenemez ve bir kez evlendi mi evlilik ya ölümle istenir. Böylece halk, özgürlüğünü yitirdiğini fark biter ya da yöneticiler kurulunun izniyle. edemeyecek şekilde bunlarla oyalanır. İktidarın başvurduğu ikinci yöntem, halkı çok düşünürmüş gibi ona Ütopyada gelecek diye bir şey yoktur. Çünkü değişime yol arada sırada maddi çıkar sağlamasıdır. Üçüncüsü, bilginin açabilecek tüm etkenler kontrol altına alınmıştır. Siyasal ve kültürün iktidar tarafından denetlenmesidir. En önemlisi, yönetim bakımından ütopya, yetenek ve bilgelik üzerine devletin dine başvurmasıdır. Cehaletin ve hurafelerin
yayılması için elinden geleni yapar. Siyasal iktidar bu için doğruluk ya da doğru yönetim, devleti karakterize eden araçlar sayesinde kendisini halka bir Tanrı gibi sunar. temel unsurların başında gelir. Devletin temeli güç ve şiddettir. Ancak devleti güç ve şiddetten( eşkıyalık, Monarkomaklar: Krallık “İyi”, Tiranlık “Kötü” korsanlık vb.) ayıran şey doğruluktur. Bu özellik devlet
Monarkomaklar feodal değerleri ve kurumları yeniden yönetimini doğruluğu, adaleti içermesidir. Bodin, kilise ve canlandırmayı savunmuş, artık ölmeye yazgılı olduğu apaçık devlet arasındaki bağı keser. Yurttaşlar, kendi aralarında belli olan soyluluğu diriltmenin ötesinde, bu sınıfı siyasal toplumsal statü ya da ekonomik güç bakımından olarak yeniden işlevsel kılmaya çalışmıştır. Monarkomaklar farklılaşsalar da egemene olan bağımlılık ilişkileri kral ile krallığı birbirinden ayırıyor, krallığa değil, tiranlaştığını bakımından aynı konum içindedirler. Devlet tanımında savundukları krala karşı çıkıyorlardı. Bu noktada temel karşılaştığımız ortak şeylerin yönetimine gelince, bu unsur referans çerçevelerini elbette “doğru din” olarak kabul ettikleri devletin kamusallık vasfına ilişkindir. Protestanlık ve biricik dayanaklarını ise feodal hiyerarşinin en tepesindeki soylular oluşturuyordu. Bodin egemenliği “yurttaşlar üzerindeki en yüksek, en mutlak ve en sürekli güç” olarak nitelendirir. Bodin’e göre Monarkomak yazarlardan ilki François Hotman’ın amacı artık egemenlik mutlak, sürekli, bir, bölünmez ve geride kalmış olan ataların anayasasını canlandırmaktır. Ona devredilemezdir. göre; krallar soyluları ve halkın oluşturduğu katmanların seçimiyle iş başına gelirdi. Kralı olabildiğince sınırlamaya Bodin’in egemenlik kuramının tutarlılığı daha sonra çeşitli çalışan Hotman, birçok hakkı kralın elinden almaya uğraşır. sınırlamaların getirilmesiyle belli ölçüde zedelenir. Bodin Kral devlet görevlilerini işten atamaz, devlet topraklarını egemen varlığın bir tiran olarak görülmesini istemez. satamaz, ülkenin para değeriyle oynayamaz vb. Ayrıca burjuvazinin haklarını, kral karşısında güvence altına almak ister. Bir diğer Monarkomak, Théodore de Béze’ye göre; kralın tiran sayılmasının ölçüsü, De Béze’nin sahip olduğu dinsel Bir devletin tam bir devlet olup olmaması, egemenin anlayışa sahip olmamasındandır. Bütün Katolik krallar kişiliğiyle bağlantılıdır. Prensin kendisini egemenliğin kötü sapkın sayılarak tiran ilan edilebileceklerdir. İkinci bir sınır etkilerinden korumasının tek yolu, tanrısal yasalara uygun olarak da halkı işaret eder. Siyasal iktidar özünde halka davranmasıdır. Bu noktada meşruluk konusunun sorunlu bir aittir. Kralın tahta geçişi ancak halkın açık ya da örtülü hale geldiği söylenebilir. Devlet meşruluğunu Tanrı’dan onayıyla olabildiğine göre, kral bu onaya bağlıdır ve bunun değil kendinden alır ya da daha doğrusu, devlet doğrudan gereğini yerine getirmelidir. doğruya meşruluktur.
Tiranlık sorunuyla ilgili bir diğer yazar, George Buchanan Fakat daha sonra, egemenliğin kullanımı aşaması söz hümanist bir yaklaşıma sahiptir. Buchanan’a göre; insanlar konusu olduğunda, yalnızca tanrısal yasalara uyan kral ile toplumsal yaşamdaki adaletsizliklerden kurtulmak için onun kişiliğinde somutlaşan devletin meşru olduğu anlayışı anlaşarak iktidarı yaratırlar ve yönetimi kendi içlerindeki en gündeme gelir. Tanrı, siyasal otoritenin meşruluk kaynağı erdemliye teslim ederler. Kral halk tarafından, halk için haline getirilmiş olur. Böylece, Tanrı’ya karşı sorumlu olan yaratılmıştır. Yasa kraldan üstündür, halk ise ikisinden de prens, artık meşruluğunu devletten aldığı egemenlikte değil, üstündür. Halkla arasındaki sözleşmeyi çiğneyen ve keyfi Tanrı’da bulmaktadır. Devlet iktidarının kullanımı yönetim süren kişi tiranlaşmış demektir. Hotman ve De bakımından Tanrı ile ilişkilendirilmesi sayesinde, hem Béze’den farklı olarak Buchanan ara yöneticiler ya da soyluları prensin bu yeryüzünde Tanrı gibi mutlak ve sınırsız bir işaret etmez. Doğrudan halkın direneceğini belirtir. güce sahip olduğu vurgulanmakta hem de uyrukların tıpkı Tanrı’ya itaat edercesine prense mutlak bir şekilde boyun Son Monarkomak isim gerçek kimliği bilinmeyen eğmelerinin altı çizilmektedir. Yoksa Bodin’in bu düzlemde Stephanus Junius Brutus’dur. Ona göre prens iktidarını Tanrı’yı işin içine sokarak, Kilise’ye ya da papaya prens Tanrı’dan almıştır. Tanrı, kral ve halk arasında bir sözleşme karşısında bir üstünlük tanımak gibi bir niyeti yoktur. vardır. Halk ve kral, birlikte tanrısal buyruklara uyacaklarına dair bir yükümlülük altındadır. Kral temel Bodin’in ortaya attığı egemenlik kuramı, feodal çağın yasalara da uymak zorundadır. kalıntılarına ya da feodal içerikli yönetim arayışlarına karşı, mutlak monarşiye getirilmiş önemli bir dayanaktır. Jean Bodin ve Egemenlik Egemenlik kavramı modern devleti açıklamada öylesine Jean Bodin siyasal düşünce tarihine egemenlik kavramını önemli bir düşünsel kategori haline gelecektir ki Bodin’den armağan etmiştir. Bodin, monarşiyi felsefi-hukuksal sonra devleti ele almaya kalkışan hemen hiçbir düşünür bu temeller üzerine oturtmuş ve ona din dışı bir anlam kavramı kullanmamazlık edemeyecektir. Ancak Bodin, kazandırmıştır. Prens iktidarını egemenlikle donatan Bodin egemenin kişiliğine vurgu yaptığından egemenlikle egemen olmuştur. Dinsel hoşgörüyü savunan Bodin, bu kargaşa arasındaki ayrımı tam anlamıyla keskinleştirememiş, ortamından ancak egemenliğin tek kişinin elinde olduğu nedenleri ne olursa olsun egemenliği aşkın bir güçten mutlak monarşi sayesinde çıkılabileceği kanısındaydı. (Tanrı’dan) tümüyle soyutlayamamış ve egemenliği olmasa da egemeni sınırlardan kurtaramamış, ayrıca egemenliğin Bodin, yapıtının ilk tümcesini devletin tanımına ayırır: kökenine yeterince açıklık kazandıramayıp onu rasyonalite “Devlet, birçok ailenin ve bu ailelere ortak olan şeylerin ile donatamamıştır. egemen erk tarafından doğrulukla yönetilmesidir.” Bodin