TAR221U-TÜRK MİTOLOJİSİ
Ünite 8: Türk Mitolojisi ve Kültüründe Renklerin Önemi
Giriş
Savaşlarda ve askerî teçhizatta renklerin stratejik kullanımı, bayrak ve sancaklarda sembolik anlamlar taşıması, İslamiyet sonrası Türk devletlerinde renk kullanımının evrimi, günlük yaşamda ve özel günlerde renklerin rolü, doğumdan evliliğe, ölümden dinî ritüellere kadar hayatın dönüm noktalarında renklerin kullanılması, Türk kültüründe renklerin sadece görsel birer unsurdan çok daha fazlası olduğunu, bir toplumun yaşam biçimini, inançlarını ve tarihini anlamada kilit rol oynadığını göstermektedir. Bu bağlamda, renklerin bu kadar çeşitli ve derin anlamlar taşıması, onları Türk kültürünün maddi ve manevi mirasının ayrılmaz bir parçası hâline getirmekte Türk tarihi ve kültürünü daha iyi anlamamızı sağlayan önemli birer simge olarak ön plana çıkmaktadır.
Renklerin Manevi ve Kültürel Değeri
Beyaz (Ak) ve Temsil Ettiği Değerler
Divânu Lügâti’t-Türk’te “ak” sözcüğünün “Oğuzcada beyaz” olarak tanımlandığı, Kâşgarlı Mahmud’un “beyaz” anlamında “a” ve “ürün” sözcüklerini verdiği, ak sözcüğünün Oğuz lehçesine ait olduğunu ve her şeyin beyazı için tercih edildiğini belirtmesi, Türk dillerindeki önemini ve kullanımını vurgular (Ercilasun ve Akkoyunlu, 2015; Karahan, 2013). Orhun Yazıtları’nda “ak adırlıg” ifadesi “ak aygır” anlamında kullanılması, beyaz rengin eski Türk kültüründe önemli bir yer tuttuğunu gösterir (Karadağ Toprak, 2020).
Tarihsel olarak Cengiz Han’ın çadırında beyaz bayrak dalgalanması, hükümdarın halktan ayrılmasının matem belirtisi olarak savaşa giderken beyaz giymesi ve Osmanlı komutanlarının savaşa beyaz elbiseyle gitmeleri gibi olaylar, beyazın geleneksel önemini yansıtır. Beyaz renk, Eski Türklerde matemin bir işareti olmuş ve bazı topluluklarda yasın sembolü olarak kullanılmıştır (Küçük, 2010).
Coğrafi açıdan batı yönünün simgesi olan beyaz, ululuk, tecrübe, yetkinlik gibi değerleri temsil eder. Tasavvufi anlamda ise saflığı, temizliği ve ruhsal yetkinliği simgeler (Yıldız, 2020). Türk inançlarında özellikle Şamanizm’de ak temizlik, arılık anlamına gelir ve “Yüzü ak” ve “Alnı ak” deyimleri “ak”ın adalet, doğruluk, yücelik, haklılığı içerdiğini gösterir (Rayman, 2002).
Türk kültüründe beyaz renk, eski Türk inanç sistemlerinden modern zamanlara kadar temizlik, saflık, meşruiyet, devletin ululuğu, adalet ve güçlülüğün yanı sıra, yön belirtme, dinî ve mitolojik olumluluklar gibi çeşitli kavramları ifade eder.
Beyaz renk Türk kültüründe saflığı, masumiyeti ve ululuğu simgeler. Devlet büyükleri ve askerî liderler tarafından giyilen beyaz giysiler, adaleti, doğruluğu, yüceliği ve gücü temsil eder. Özellikle batı yönü ile ilişkilendirilen beyaz, coğrafi bir yönü temsil etmenin yanı sıra stratejik bir anlam da taşır. Tarih boyunca liderlik ve hükümdarlık ile
özdeşleşen beyaz, Türk kültüründe doğal ve kozmolojik düzenle olan ilişkiyi de yansıtır.
Kırmızı (Al/Kızıl) ve Temsil Ettiği Değerler
Eski Türk inançlarında, kırmızı renk, yaşamın ve enerjinin, aynı zamanda ruhani ve manevi gücün bir sembolü olarak kabul edilmiştir. Türk mitolojisinde ve tarihinde kırmızı, cesaret ve kahramanlığın, aynı zamanda ulusal kimlik ve birlik duygusunun temsilcisi olmuştur. Türklerden kalma eski anlatılarda kırmızı renk, ateşin ve güneşin rengi olarak kutsal sayılmış, enerji ve canlılığın yanı sıra koruma ve kuvvetin de sembolü olmuştur.
Dilbilimsel açıdan, Kâşgarlı Mahmud’un “Divânu Lügâti’t- Türk” adlı eserinde “āl” sözcüğünün turuncu veya turunç rengi anlamına geldiğini belirtmesi, Türk kültüründe renklerin sembolik kullanımının köklü bir geçmişe sahip olduğunu gösterir niteliktedir (Karadağ Toprak, 2020).
Bu renk, güneşin ve savaş tanrılarının gücünü, ateşin canlılığını, hükümdarlığın ihtişamını sembolize eder. Örneğin “kızıl elma” efsanesi, Türklerin dünya hâkimiyeti idealini temsil ederken, kırmızının kullanımı eski Türklerde saygı duyulan ateşi ve Umay Ana ile ilişkili koruyucu ruhları da ifade etmektedir (Çoruhlu, 2006).
Kırmızı giysilerin ve aksesuarların düğünlerde tercih edilmesi, mutluluk ve bereketin simgesi olarak kabul edilmesinden kaynaklanmaktadır (Toker, 2009). Nevruz gibi bayramlarda kırmızının kullanımı, doğanın yeniden canlanışını ve yaşamın devamlılığını sembolize ederken, Türk bayrağında yer alan kırmızı, vatan sevgisi ve bağımsızlık mücadelesini temsil eder (Rayman, 2002).
Türk kültüründe kırmızı renk; cesaret, kuvvet, alplik ve savaşçılık gibi değerlerin yanı sıra mutluluk, ergenlik ve murâdın da simgesi olarak kabul edilir. Mitolojik kahramanların, özellikle Oğuz Kağan’ın kırmızı gözlere sahip olması gibi kırmızı renge sahip fiziksel özellikleri alpliğin bir işareti olarak görülür.
Siyah (Kara) ve Temsil Ettiği Değerler
Türk kültüründe “siyah” veya “kara” rengin anlamı ve temsil ettiği değerler, zengin bir sembolik geçmişe sahiptir. Divânu Lügâti’t-Türk’te, “kara” kelimesi sadece bir renk adı olarak değil, aynı zamanda çeşitli metaforik ve sembolik anlamlar taşıyan bir kavram olarak ele alınır. Eser, siyah rengin görsel bir nitelikten öte, güzellik, tehlike, güç ve değişim gibi kavramlarla ilişkilendirildiğini vurgular (Karadağ Toprak, 2020).
Siyah renk; uğursuzluk, felaket ve yas ile ilişkilendirilirken aynı zamanda millî bir renk olarak kabul edilmiş ve Oğuzlar arasında siyasi ve askerî bir simge olarak yaygınlık kazanmıştır (Kütük, 2014). Mitolojik olarak siyah renk kötülük, ölüm ve yas ile ilişkilendirilmiş, yer altı tanrısı Erlik gibi figürlerle özdeşleştirilmiştir.
Siyah renk, Türk kültüründe aynı zamanda bir sonu ve bir başlangıcı temsil eder: tüm renkleri yutar ve ışığın yokluğunu simgeler. Kuzeyden esen rüzgâr (kara yel) ve
kuzeydeki deniz (Kara Deniz) gibi tabirlerle coğrafi anlamlar kazanırken, Hacerü’l Esved taşı gibi dini ve kutsal objelerde de önemli bir yer tutar (Yardımcı, 2019).
Türk kültüründe siyah renk, toprağın ve yeryüzünün simgesi olarak da görülmüş, “kara-yer” ve “kara-toprak” terimleriyle bereketi temsil etmiştir. “Kara-budun” (kara halk) tabiri, halkın veya toplumun temelini oluşturan geniş kitleleri ifade ederken, “kara-kemik” ifadesi halkın temelini, dayanıklılığını ve direncini simgelemektedir (Ögel, 2000).
Siyah rengin Türk kültüründeki anlamı ve önemi, yalnızca geleneksel ve mitolojik değerlerle sınırlı kalmaz. Türk halk edebiyatında ve şiirinde siyah renk, aşkın ve özlemin derinliğini simgeleyen bir öge olarak sıkça işlenir. Özellikle halk şairleri, siyahı, sevgilinin gözleri, zülüfleri veya gecenin karanlığı gibi romantik ve estetik bir unsur olarak kullanırlar. Karacaoğlan gibi şairlerin eserlerinde siyah renk, doğal güzelliklerle ve insan duygularının çeşitliliğiyle birleştirilir, bu da karanın sadece olumsuz yönlerini değil, aynı zamanda estetik ve duygusal derinliğini de vurgular (Rayman, 2002).
Siyah rengin Türk kültüründeki anlam ve değeri, farklı zaman dilimlerinde ve çeşitli bağlamlarda sürekli evrilmiştir. Bu renk, zaman içinde toplumsal ve kültürel değişimlere adapte olmuş, farklı anlamlar ve değerler kazanarak Türk halkının yaşam tarzı, inançları ve estetik anlayışıyla iç içe geçmiştir.
Mavi (Yeşil/Turkuaz) ve Temsil Ettiği Değerler
Divânu Lügâti’t-Türk’te “kök” kelimesi koyu gri ve gök rengi anlamında kullanılmıştır. Güney Sibirya Türk dillerinde de mavi ve yeşil renkler “kök” kelimesi ile ifade edilir, bu durum kelimenin renkleri ifade etmede önemli bir rol oynadığını gösterir (Karadağ Toprak, 2020).
Türk mitolojisinde mavi renk, Tanrının, sonsuzluk ve yüceliğin bir simgesi olarak kabul edilir. Refah ve bolluk gibi olumlu değerlerle ilişkilendirilirken gök renkli hayvanlar ve bayraklar kutsal kabul edilir. Şaman inançlarında, mavi renk önemli bir yer tutar ve gök, yani mavi, şamanların ritüellerinde ve giysilerinde merkezî bir rol oynar. Mavi renk, şamanların aracılığıyla iletişim kurduğu göksel ve ruhsal dünyanın bir yansıması olarak kabul edilir.
Oğuz Kağan Destanı’nda gök kelimesi yücelik anlamına gelirdi. Türk mitolojisinde bozkurt figürüne gök, boz gibi renkler atfedilmekteydi. Bununla birlikte çağdaş Türk lehçelerinde renk adlandırmaları arasında farklılıklar görülür. Moğolcada “böri” kelimesinin mavi-gri anlamına gelmesi, renklerin Türk ve Moğol kültürlerinde sembolik değer taşıdığını ve Kök Tengri inancıyla sıkı bir bağlantı içinde olduğunu göstermektedir (Küçük, 2010). Mavi renk, Türk İslam mimarisinde ruhani bir huzur hissi yaratmak amacıyla kullanılmış ve nazar inancında koruyucu olarak kabul edilmiştir.
Mavi renk, Altay Destanı’nda gök mavisini ifade eden “kök tengiz” ile Tanrısal bir kutsallık ve bereket sembolü olarak anlatılır. Bu, gök mavisinin Türk kültüründe yalnızca bir renk olmanın ötesinde, göklerle ve Tanrı ile bağlantılı olduğunu gösterir (Yıldırım, 2022).
Sarı ve Temsil Ettiği Değerler
Divânu Lügâti’t-Türk’te “sarıg” kelimesiyle tanımlanan sarı renk, tarihsel olarak hem olumlu hem de olumsuz değerlere bürünmüştür. Kaşgarlı Mahmud, sarı rengi farklı bağlamlarda ve anlamlarda kullanarak bu rengin dil ve kültürdeki derinliğini vurgulamıştır. Örneğin; “sarıg surug” ifadesiyle sarının tonlarını açıklamış, aynı zamanda hastalık, güzellik ve doğanın renkleriyle ilişkili kullanımlarına değinmiştir. Bu, Türk kültüründe sarının çeşitliliğini ve karmaşıklığını göstermektedir (Karadağ Toprak, 2020).
Türk kültüründe sarı renk, zaman içinde değişen ve gelişen anlamlar kazanmıştır. Özellikle Cengiz Han döneminden sonra sarı, devlet sembolleri arasında yer almaya başlamış ve bazı Türk devletlerinde iktidarın ve prestijin bir simgesi hâline gelmiştir. Bu durum sarı rengin güç, ihtişam ve asaletle ilişkilendirildiğini göstermektedir. Ancak aynı zamanda, sarı renk Türk edebiyatında ve halk inançlarında çoğunlukla olumsuz olaylar ve durumlarla ilişkilendirilmiş, hastalık ve felaketin bir işareti olarak kabul edilmiştir. Bu ikili kullanım, sarı rengin Türk kültüründeki zengin simgesel yapısını ve anlam katmanlarını yansıtır (Ögel, 2000).
Sarı renk, Türk kültüründe gençliği, kadını, doğurganlığı ve üremeyi simgeleyen, buğday başağını temsil eden ve bereket ile bollukla ilişkilendirilen bir renk olarak da kabul edilir.
Sarı rengin Türk kültüründeki kullanımı, tarih boyunca evrim geçirmiş ve farklı çağlarda farklı anlamlar yüklenmiştir. Devlet otoritesi, merkezîyet ve hükümdarlıkla ilişkilendirilen sarı renk, Uygur belgelerinde ve Türk-İslam devletlerinin simgelerinde önemli bir yer tutmuştur. Ancak, sarı renk aynı zamanda kötülük, hastalık ve felaketle de ilişkilendirilmiştir.
Yönelim ve Askerî Stratejide Renklerin Kullanımı
Ak: Batı Yönü ve Askerî Stratejide Beyazın Kullanımı
Batı yönü, beyazla özdeşleştirilmiş olup toprak elementini, sonbahar ve kış mevsimini, geçmişi ve olumsuzlukları simgeler. Bu yön, aynı zamanda stratejik ve askerî planlamada önemli bir rol oynar. Kök Türk Yazıtları’nda dört yönün dört kağan tarafından yönetildiği, batının Ak Han (Beyaz Kağan) tarafından idare edildiği belirtilir.
Selçuklu Sultanı Alp Arslan’ın Malazgirt Savaşı’na beyaz elbiseyle çıkması ve bu elbisenin şehit olması durumunda kefeni olacağına dair sözleri, beyaz rengin hem zaferin hem de fedakârlığın sembolü olarak kullanıldığını gösterir (Rayman, 2002). Beyazın kullanımı, sadece Türklerle sınırlı kalmayıp Moğol hâkimiyeti altında da devam
etmiştir. Moğollar, beyazı uğur ve han ilan edilmesini simgeleyen bir renk olarak benimsemiştir. Cengiz Han’ın beyaz bayrağı ve dokuz adet ak tuğlu sancak çıkarması, beyazın bu kültürde de kutluluk ve yüceliği ifade ettiğini gösterir niteliktedir (Kütük, 2014).
Devlet büyükleri, liderler ve komutanlar, beyaz giysiler giyerek tebaaları içindeki özel statülerini simgeler. Bu gelenek, Hun İmparatorluğu’ndan Osmanlı İmparatorluğu’na kadar uzanan geniş bir zaman diliminde görülür. Beyaz giysi, liderin adaleti, saflığı ve halkıyla olan manevi bağını gösterir.
Al: Güney Yönü ve Savaşlarda Kızıl Kırmızının Kullanımı
Türk kültüründe kırmızı renk, tarih boyunca güç, kuvvet ve cesareti temsil etmiş, savaşlarda ve bayraklarda sıklıkla kullanılarak önemli bir sembol hâline gelmiştir. Coğrafi olarak güney yönünü ifade eden bu renk hem gök hem de yer unsurlarıyla ilişkilendirilir ve Türk mitolojisinde de önemli bir yer tutar. Kırmızının tonları, Türkler arasında farklı anlamlar taşımakla birlikte, genel olarak kuvvet, güç ve şiddeti ifade eder. (Çoruhlu, 2006; Genç, 1997).
11. yüzyılda Türkler arasında kırmızı renk ve bayrak, ulusal bir sembol olarak benimsenmiştir. Kırmızı rengin savaşlarda kullanımı, Türk kültüründe sadece fiziksel bir gücün değil, aynı zamanda ruhani ve manevi bir gücün de ifadesi olarak kabul edilir.
Osmanlı İmparatorluğu Dönemi’nde kırmızı, özellikle savaş bayrakları ve hükümdar alametlerinde önemli bir yere sahiptir. 15. yüzyılda kırmızı bayrakların kullanılması, bu rengin zafer ve gücün sembolü olarak kabul edildiğini gösterir (Kütük, 2014).
Kara: Kuzey Yönü ve Askerî Teçhizatta Siyahın Kullanımı
Kara, başta kuzey yönü olmak üzere güç, otorite, ciddiyet, resmiyet ve hükümdarlığın simgesi olarak kabul edilmiştir. Askerî alanda ve devlet sembollerinde, özellikle siyah bayrak kullanımı bu anlamın güçlü bir göstergesidir. Bu bağlamda, siyah renk, hükümdarlık ve meşruiyetin bir simgesi olarak ortaya çıkmış ve Gazneliler, Selçuklular, Osmanlılar gibi Türk devletleri tarafından benimsenmiştir.
Kuzey, çeşitli kültürlerde karanlıklar ülkesi olarak kabul edilmiştir, Türkler de kuzey ile ilişkili her şeyi “kara” ile tanımlamışlardır. Hun İmparatoru Mo-tun’un, Çin İmparatorluğunu kuşatması sırasında dağın kuzeyini siyah atlarla çevirmesi bu anlayışın bir yansımasıdır.
Oğuzların siyah bayrak kullanımı, sonrasında İran-Turan mücadelelerini anlatan Firdevsi’nin eserlerinde ve İslam seyyahı Nasr b. Ahmed-i Samanî’nin gözlemlerinde de yer almıştır. Gazneliler ve Selçuklular gibi ilk Müslüman-Türk devletlerinde de siyah renk, hâkimiyetin bir göstergesi olarak benimsenmiştir (Küçük, 2010; Kütük, 2014). Oğuzlar ve diğer Türk boyları savaşta ve diğer önemli durumlarda siyah bayraklar kullanmıştır. Bu kullanım, İslamiyet’in kabulü ve Abbasi halifeliğiyle olan manevi
bağlar sonucunda daha da anlam kazanmıştır. İslami dönemde siyah renk, Hazret-i Peygamber’in siyah sancağının Abbasîlerin ve sonrasında Türk sülalelerinde hâkimiyet sancakları olarak kabul edilmesiyle manevi bir önem kazanmıştır (Genç, 1997).
Siyah renk, Türk destanları ve mitolojisinde de çeşitli anlamlar taşımaktadır. Zorba ve hilekâr kişiler için kullanılmasının yanı sıra, cesaret ve kahramanlığın da simgesi olmuştur. Bu, Kara Koyunlu ve Osmanlıların atası Kara Osman Bey gibi figürlerin isimlerinde ve kuzeyde yaşayan İt-Barak kavminin tasviri gibi örneklerle görülmektedir (İstanbullu, 2023; Özcan, 2018).
Mavi: Doğu Yönü ve Devlet Simgelerinde Mavinin Kullanımı
Türk kültüründe mavi renk; doğu yönünün ve askerî strateji ile teçhizattaki kullanımının ötesinde, göksel ve kutsal bir kavram olarak derin bir anlam taşır.
Gök rengin kullanımı, Türk kültüründe sadece mitolojik ve dinî inançlarla sınırlı kalmaz, aynı zamanda askerî strateji ve teçhizatta da önemli bir yer tutar. “Gök polad” veya “gök demir” gibi ifadeler, Türklerin kendi silahlarına atfettikleri özel isimlerdir. Bu terimler, çeliğin ve demirin gökyüzüne benzer rengini vurgular ve silahların manevi gücünü artırma inancını yansıtırdı. Dede Korkut’ta geçen “gök bidevi atlar” ve “gök demür” gibi kavramlar, askerî gücün yanı sıra, kutsallık ve üstün güçlerle ilişkilendirilirdi.
Sarı: Merkez ve Devlet Simgelerinde Sarının Kullanımı
Türk kültüründe sarı renk, devletin merkezini simgelemesi ve devlet armalarında kullanımı açısından özel bir öneme sahiptir. Eski Türkçede “sarig” olarak adlandırılan sarı renk, dünyanın merkezi ve hükümdarlığın sembolü olarak kabul edilmiştir.
Altın Ordu ve Memlük devletlerinde sarı renkli bayrakların kullanılması, sarı rengin bazı Türk devletleri tarafından hükümdarlık ve asaletin rengi olarak kabul edildiğini gösterir. Cengiz Han döneminden sonra sarı renk, Türk kültüründe devlet sembolleri arasında önemli bir yer tutmaya başlamış, bu durum söz konusu rengin devletin merkezini ve gücünü simgelemesi açısından önemini pekiştirmiştir (Ögel, 2000; Küçük, 2010).
Türk mitolojisinde ve halk hikâyelerinde sarı renk genellikle gücü, bilgeliği ve kudreti simgeleyen karakterlerle ilişkilendirilir. Örneğin; 13. yüzyıla ait bir Türk kahramanı olan Sarı Saltuk, sarı rengin dinsel anlamda güç ve hâkimiyeti temsil ettiğinin bir örneğidir.
Renklerin Sosyal Yaşam ve Ritüellerdeki Rolü
Renkler, Türk kültüründe doğumdan ölüme, evlilikten yas tutma ritüellerine kadar yaşamın her evresinde derin anlamlar taşır. Doğumla başlayan yaşam döngüsünde, kırmızı renk koruyuculuk ve bereketi simgelerken evlilik törenlerinde beyaz ve kırmızı saflığı, masumiyeti ve tutkuyu ifade eder. Nevruz gibi bahar bayramlarında yeşilin
canlanma ve yenilenmeyi temsil etmesi, doğa ile uyumu ve yeniden başlangıçları vurgular.
Bu zengin renk simgeselliği, Türk toplumunun kolektif hafızasında yaşar ve kültürel özelliklerin korunması ve aktarılmasında önemli bir rol oynar, böylece Türk kültürel mirasının çeşitliliğini ve derinliğini sergiler.
Toplumsal ve Kültürel Etkinliklerde Renklerin Önemi
Eski çağlardan beri Türklerin bayram törenleri, merasimler, giysi, bayrak ve çadırlarında renklerin önemli bir yeri vardır. Nevruz gibi millî bayramlarda, sarı, kırmızı ve yeşil renklerin kullanımı, Türklerin manevi ve millî hayatında önemli bir yer tutar. İyilik tanrısı Ülgen’i temsil eden beyaz renk, Şamanlar tarafından kutsallığın ve arılığın simgesi olarak kabul edilir. Bu anlayış, Ayzıt Bayramı gibi törenlerde beyaz giyimli Ak Şamanların liderlik ettiği yaz törenlerine ve siyah giyimli Kara Şamanların yönettiği kış törenlerine yansır (Küçük, 2010; Genç, 1997).
Ateşle ilgili ritüeller ve” alaslama” gibi törenler, al renginin koruyucu ve kutsal bir özellik taşıdığına dair inançları ortaya koyar. Alaslama ritüeli, ateşle temizleme ve kutsama olarak Türk kültüründe önemli bir yere sahiptir.
Doğum, Evlilik, Ölüm Gibi Ritüellerde Renklerin Kullanımı
Türk kültüründe doğum, evlilik ve ölüm gibi önemli yaşam dönemlerinde renklerin kullanımı, zengin bir simgesel ve kültürel anlam taşır. Örneğin; Yörüklerde doğum sonrası ilk kırk gün boyunca çocuğun üstüne kırmızı bir örtü serilmesi, kötü ruhların ve hastalıkların çocuktan uzak tutulmasını amaçlar. Bu âdet, Türk topluluklarında yaygındır ve kırmızı renk, doğum ve bereketle ilişkilendirilir. Örneğin; evlilik ritüellerinde kırmızı ve beyazın hâkim olması, bu renklerin evlilikle ilişkili değer ve inançları temsil ettiğini gösterir. Aşk ve evlilikle bağlantılı olarak “Allı gelin” ifadesi, gelinleri süsleyen kırmızının, sevgi ve tutkunun yanı sıra evliliğin de simgesi olduğunu gösterir (Kalafat, 2010; İstanbullu, 2023).
Evlilik ritüellerinde beyaz renk, temizlik ve masumiyetin yanı sıra bir gelecek umudunu da temsil eder. Örneğin; genç kızların sevdikleri erkeğe beyaz mendil içinde özel eşyalarını göndermesi, bu duyguların ifadesidir (İstanbullu, 2023; Cihan, 2005).
Beyazın kullanımı, düğün ve yas ritüellerinde farklı anlamlar barındırabilir. Türk kültüründe beyaz, genellikle saf duyguların ve yeni başlangıçların rengi olarak kabul edilirken Orta Asya’da bazen yas ve matemin de simgesi olmuştur. Örneğin; Kazak ve Kırgız topluluklarında beyaz, yas ve matemi ifade etmektedir (Uçar, 2004; Küçük, 2010). Her bir renk, farklı dönemlerde ve farklı kontekstlerde belirli değerler ve inançlar çerçevesinde kullanılarak kültürel anlam ve kimliği pekiştirir. Türk kültüründe renklerin kullanımı, yaşamın farklı evrelerinde derin anlamlar taşır ve ritüeller aracılığıyla kültürel kimlik ve mirasın ifadesini sağlar.