AÖF Soru Bankası

Türk MitolojisiÜnite 7 Özeti

Türk Mitolojisinde Eskatolojik Mitler ve Doğa Olayları Mitleri

TAR221U-TÜRK MİTOLOJİSİ

Ünite 7: Türk Mitolojisinde Eskatolojik Mitler ve Doğa Olayları Mitleri

Giriş

Türkler, tarihleri boyunca doğayı gözlemleyerek Tanrı'nın ve kutsal olanın izlerini aramışlardır. Tanrı’nın varlığını doğada bulmuşlar ve bu doğrultuda gündelik yaşamlarını, alışkanlıklarını, ritüellerini ve davranışlarını şekillendirmişlerdir. Bu süreç, bir inanç ve kültür sistemi oluşturmalarına vesile olmuştur.

Türklerin İslamiyet öncesi eski inanışlarının temelini, çevrelerindeki ağaç, su, toprak, ateş, dağ, orman, kaya ve hava gibi canlı-cansız tüm varlıkların ruhuna duydukları saygı oluşturur. Semavi dinlerle tanıştıktan sonra da Türklerin her yeni dini kendi kültürel ve davranışsal öğeleriyle harmanlayarak Türkleştirdikleri bilinmektedir.

Türkler arasında eskatolojik mitlere dair elimizde çok az kaynak bulunması dikkat çekicidir. Eskatoloji, terminolojik olarak esasen Batı teolojisine özgü bir disiplin olsa da, tüm dinlerde ve kültürlerde eskatolojik beklentilere rastlanır. Bu durum, Türkler arasında eskatolojiye ilişkin bilginin sınırlı olmasının bir başka nedeni olarak da değerlendirilebilir.

Türk Mitolojisinde Eskatolojik Mitler

İnsanoğlu, kadim zamanlardan beri dünyaya geliş amacını sorgulamış ve bu sorgulamalarla kutsal olanın arayışına başlamıştır. Çevresini ve kendisini anlamaya çalışırken, yaşadığı olayların nedenlerini kozmik unsurlarda aramış, iyi ya da kötü olaylar toplumsal hafızada yer etmiştir. Bu süreçte bir kültür altyapısı oluşmuş, ritüeller geliştirilmiştir. Toplumlar, yaşadıkları doğal felaketler ve olumsuz olayların nedenini kutsal olanın emirlerine karşı gelmede veya doğaya kötü davranmakta bulmuşlardır. Böylece Tanrı korkusuna dayalı kültler ve eskatolojik mitler, toplumun kendini düzeltmesine katkı sağlamıştır.

Tanrı ve Cezalandırma Yöntemleri

Türkler, tarih boyunca Gök Tengri'ye ve onun yardımcı ruhlarına derin saygı duymuş, bu inanç bireysel, toplumsal ve devlet yönetiminde kendini göstermiştir. Altaylı Türklerin "İnsan Tanrısız, kürk yakasız, Türk yasasız olmaz" atasözü de bu bağlılığı doğrulamaktadır. Tanrı'dan ayrılmanın ve kötü davranışların ise bedeli olduğuna inanılmıştır.

Türk mitolojisinde eskatolojik mitlerde yaygın olarak görülen Tanrı’nın insanları cezalandırmasında iki tür karşımıza çıkmaktadır. Birincisi, Kalgançı Çak (ulug kün, sorgu günü) adını verdikleri kıyamet anlayışıdır. Buna göre, dünyada birtakım kıyametin habercisi alametler görülür; Dünya’da kötülükler artar, yiğitler kadın gibi davranır. Toplumda yaşanan ciddi bozukluklar ve ahlaki çöküş, Kalgançı Çak ile dünyanın sonunu getirir. Bu felaketin nedeni insanoğlunun Tanrı yolundan sapması, sapkınlık, iman eksikliği ve toplum kurallarına aykırı davranışlar olarak görülür.

İkinci tür ise kıyamete göre daha az örneği mevcut olan tufan ya da yangın mitleridir. Tufan veya yangın mitleri, kıyamet mitlerine göre daha az örnek barındırır ve genellikle yalnızca Tanrı tarafından seçilenlerin hayatta

kaldığı anlatıları içerir. Bu mitlerde, iyilerin insanlıktan çekildiği ve Tanrı ile olan bağın kopmasının bir cezası olduğu vurgulanır. Bu durum, kötünün etkisinden çok, Tanrı'yı kaybetmenin doğal bir sonucudur. Erlik ve yardımcılarının ortaya çıkışı, insanlığın Tanrı yolundan sapmasının ve doğaya zarar vermesinin sonucu olarak görülür. Tanrı'nın yarattığı doğaya saygı gösterme bilinci, doğaya zarar vermekten kaçınan ritüellerle desteklenir. Türk mitolojisinde dağ, taş ve orman ruhlarına kurban sunulması, toplumla doğa arasındaki dengeyi yeniden kurma amacını taşır.

Tanrı’nın cezalandırma yöntemlerindeki suç bazen de başlarına gelen felaketlerde toplumun yöneticisinde ve onun eylemlerinde aranmıştır. Tanrı tarafından kendisine kut (Ch’eng-li ku-t’u) verilen yöneticilerin bu felaketlerden sorumlu tutulduğu nadiren de olsa görülmektedir. Kök Türkler döneminde, toplumun ardı ardına yaşadığı doğal ve askerî felaketlerden İlig Kağan’ın sorumlu tutulduğu görülmektedir. İlig Kağan’ın, Tanrı'ya olan görevlerini yerine getirmediği, töreyi ihmal ettiği ve kendi halkına değil, yabancıların sözlerine güvendiği için Gök Tengri’nin hem onu hem de halkını cezalandırdığı söylenmektedir. Türk kültüründeki töre anlayışında, Tanrı yolundan ayrılma, vatana ihanet, halkı göz ardı etme ve töreye uymama hem Tanrı katında hem de devlet yönetim anlayışında önemli suçlardı.

Hazar Türklerinde, kuraklık, deprem, su baskını, yangın, çekirge istilaları ve salgın hastalık gibi olumsuz olaylardan dolayı devletin yöneticisi doğrudan sorumlu tutulmuştur. Bu doğa olayları, hakanın uğursuzluğu olarak değerlendirilmiş ve halk genellikle bu durumu ilbeyine şikâyet etmiştir. Halkın baskısına bağlı olarak, bazı durumlarda hakanlar tahttan indirilmiş, hatta öldürülmüşlerdir.

Türklerde, her insanın yaptığı iyi veya kötü tüm işlerden yalnızca Tanrı'ya hesap vereceğine ve yalnızca ondan yardım isteyeceğine dair güçlü bir inanç vardır. Bu inanç, hem maddi hem de manevi yaşamlarında büyük bir etkiye sahiptir. Gök Tengri inancı, aile hayatından devlet yönetimine kadar, oguşların, boyların ve devletin (İl) ekonomik, ideolojik ve siyasi düşünce yapısında önemli bir yer tutar. Gök Tengri, tüm Türklerin ana kültürü olarak kabul edilir ve "Kut"u veren de alan da odur; yaşam ve ölüm tamamen Tanrı'nın kontrolündedir.

Doğa Olayları Mitleri: Tufan Mitleri

Tufan mitleri, son gibi görünse de aslında seçilmişlerin hayatta kaldığı yeni bir başlangıcı temsil eder. Bu mitlerde, Tanrı yalnızca seçtiği insanları ve canlıları korurken, yolundan sapmış ve ahlaki çöküntüye uğramış olanların yok edilmesi tasavvur edilir. Seçilen kişilerin yeni bir hayata başlaması, Dünya'nın günahlarından arınarak sıfırlanmasıyla ilişkilidir. Bu mitler, dünyanın ve insanlığın yeniden yaratılmasını anlatırken, özellikle Sibirya Türklerinde, özellikle de Altay ve Saha Türkleri arasında birçok varyantı bulunur.


Altay Türklerine ait Tufan mitlerini ilk derleyen rahip Verbitskiy’dir. Mite göre, Tengri Ülgen, Nama adlı bir kişiye yaklaşan bir tufanı haber verir ve seçtiği insanlarla hayvanları kurtarmak için bir gemi yapmasını emreder. Nama, üç oğlu ile birlikte gemiyi inşa eder. Sel oluştuğunda, gemi bir dağın zirvesine oturur. Nama, suyun derinliğini ölçmek için kuşlar gönderir, ancak kuzgun, karga ve saksağan geri dönmez. Son olarak gönderdiği güvercin dal parçası ile döner ve diğer kuşların bir leş yüzünden geri dönmediğini bildirir. Nama, kuşların görevlerini bırakmalarına kızarak onlara beddua eder. Burada dikkat çeken Tanrı’nın seçilmiş kulunun beddua etmesidir. Aynı davranış, tufan mitinin İslamiyet sonrası versiyonunda Reşideddin Fazlullah’ın Cami’üt- Tevarih’inde, Nuh Peygamber’de görülmektedir. Nama ve Nuh peygamberin kendi kavmine beddua etmesi, kafa karıştırıcı bir durumdur. Çünkü bu kişilerin Tanrı tarafından seçilmesi, toplumun iyiliği için çalışmaları ve koruyucu olmaları beklenir. Bu karışıklığın nedeni, Gömeç’e göre, Nama versiyonundaki anlatımların Sibirya Türkleri arasında farklı yorumlanması ve bu unsurların sonradan Sami dinlerinden etkilenmesi; Reşideddin versiyonunun ise Tevrat'tan alınmasıdır.

Verbitskiy’in varyantında, gemi karaya oturduktan sonra hayvanlar gönderilerek suyun derinliği ölçülmektedir. Diğer tufan anlatılarında ise, karanın yerini belirlemek için hayvanlar gemiden gönderilir. Gönderilen hayvanlardan bazıları geri dönemez, bu da sürüngen veya leş yiyen türlerin cezalandırıldığı inancına yol açar. Türk mitolojisinde, leylek, kaz, turna ve güvercin gibi kuşlar Tanrı katına ulaşan ve olumlu haber getiren hayvanlar olarak görülürken; saksağan, kuzgun ve karga gibi hayvanlar geri dönmeyerek olumsuz bir imaja sahip olmuştur.

Tufan mitlerinde yeni hayat, Nama’nın gemisinin Altay dağlarının zirvesine oturmasıyla başlar. Nama, tufandan sonra Yayık Han olarak kabul edilir. Nuh peygamber, yeryüzünü oğulları arasında paylaştırır; büyük oğlu Yafes’e Olcay Han denir ve onun soyunun aslan ve kurt olacağına inanılır. Yafes’in sekiz oğlundan biri Türk’tür ve ondan Dib Yabgu doğar. Dib Yabgu’nun dört oğlu vardır: Kara Han, Or Han, Kür Han ve Küz Han. Kara Han’dan Oğuz Kağan doğar ve onunla ilgili birçok destan bulunmaktadır.

Potanin'in derlediği Tuva Türklerine ait tufan mitine göre, dünya bir kurbağa üzerinde durmaktadır ve eğer bu kurbağa hareket ederse tufan kopacağına inanılmaktadır. Bu durumda, bilge bir yaşlı adam demir çivili bir sal yaparak insanları ve hayvanları bu felaketten kurtarır.

Saha Türklerinin tufan mitlerine göre, dünya Baykal Gölü'ndeki Aragıt adlı büyük bir balığın üzerindedir. Kırgızlar dünyanın gökte durduğuna inanırken, diğer bazı Türk kavimleri dünyanın sarı bir öküzün boynuzları üzerinde durduğunu düşünmektedir. Bu öküz, dünyayı boynuzları arasında değiştirirken depremler meydana gelir. Öküz ve boynuzları, Türklerin kültürel sembollerinden biridir ve Oğuz adının bu kelimeden geldiği düşünülmektedir. Oğuz Kağan, Türklerin kozmik atası

olarak kabul edilir ve yayına takılı üç okla tasvir edilen bir Türk kahramanı olarak görülür.

Türklerdeki tufan mitlerinde boğanın boynuzlarını sallamasıyla sellerin veya depremlerin olacağına dair inançlar bulunmaktadır. Boğa, Türk kültür ve sanatında yaygın bir sembol olarak kullanılır. Kotuz ve boğa simgeleri, Türklerin tarihsel süreçteki kültürel etkileşimlerinde önemli bir yer tutar. Ayrıca, tufan mitlerinde demir boynuzlu bir teke, tufanın olacağını yedi gün boyunca haber verir.

Semavi dinlerin kutsal kitaplarındaki Nuh tufanı, dünya üzerindeki diğer tufan mitlerinin kaynağı olarak kabul edilir. Nuh'un kahramanı ile Sümer ve Babil mitolojilerindeki figürler arasında benzerlikler bulunmaktadır. Nuh kelimesinin Arapça kökenli olduğu ve tufan kelimesinin de Sümer ve Babil dillerinde karşılıkları olduğu düşünülmektedir. Nuh, dinî literatürde dürüst bir kişi olarak tasvir edilir ve insanlara faydalı icraatlarda bulunur. Hristiyan geleneğinde, Nuh ile Îsâ arasında benzerlikler kurulmaktadır; Nuh, insanlığı tufandan kurtarırken, Îsâ da günahkâr dünyada imanı temsil etmektedir.

İslamiyette Hz. Nuh, Kur’ân-ı Kerîm’de ve hadislerde diğer peygamberlere oranla geniş bir şekilde tanıtılan ve “ülü’l- azm” olarak isimlendirilen beş büyük peygamberden biridir.

İslam inancına göre, Hz. Nuh, kavmini putperestlikten uzaklaştırıp tevhid inancına döndürmek için gönderilmiştir.

Hz. Nuh, kavminin putperestliğe devam ettiğini görünce Allah’a dua etmiş ve inkârcı kavminin tufanla helak edileceğini öğrenerek bir gemi yapmasını istemiştir. Gemi için ağaç dikeceğini öğrenince Hint meşesi diker ve kırk yıl sonra bu ağaçları keserek gemiyi inşa eder. Gemi tamamlandığında, her hayvan türünden birer çift, inananlar ve Nuh’un ailesinden bazıları gemiye alınır. Nuh ve ona inananlar tufandan kurtulurken, inanmayan eşi ve oğlu boğulmuştur. Nuh’un oğlu için dua etmesi ise kabul edilmemiştir. Kur'an'a göre Hz. Nuh, kavmiyle 950 yıl yaşamıştır. Bu süre, Nuh'un tüm ömrü mü yoksa sadece peygamberlik dönemi mi olduğu belirsizdir. Nuh'un 40 yaşında peygamber olduğu, tufanın 890 yaşında gerçekleştiği ve toplamda 1300 yıl yaşadığı rivayet edilmektedir.

Tufan mitleri, suyun yaratılışın ve insanlığın devamının simgesi olarak farklı versiyonlarıyla sürekli tekrar edilen evrensel anlatılardır. Bu mitlerdeki ana karakterler, ahlaki değerlere sahip ve toplumun çürümüşlüğüyle mücadele eden kişilerdir. Tufan, Tanrı ile insan arasındaki iletişimde hem yok oluşun hem de yeniden varoluşun temsilcisidir ve bu mitler, teolojik ve mitolojik öğretileri bir araya getirir.

Her itikatta dünyanın ve evrenin yaratılışıyla ilgili anlatılar bulunurken, insanoğlunun "sona" dair merakı da dikkat çekmektedir. Tufan mitlerindeki davranışlar, kıyamet alametleriyle örtüşmektedir; bu durum, insanların azması ve ahlaksızlıklarıyla Tanrı'nın insanoğluna sırt çevirmesine yol açmaktadır. Kıyamet anlatılarında, Tanrı'nın dünyadan


el çekmesi sonucunda Erlik ortaya çıkarak kan dökse de, sonunda Ülgen ve yardımcıları kötülerle savaşarak aydınlığı yeniden tesis edecektir. Bu mitler, insanlara kendi davranışlarını sorgulama gerekliliğini hatırlatmaktadır. Eski Türk kültüründe "günah" için "yazuk" kelimesi kullanılırken, bu terim günümüzde "yazık günah" şeklinde evrilmiştir. Ayrıca, "sevap" kelimesinin karşılığı olarak eski Türklerde "muyan" kullanılmıştır.

Kalgançı Çak (Dabbetü’l-Arz ve Deccal)

Karaş, Kerey ve Dabbetü’l-Arzın Ortaya Çıkışı

Türk mitolojisindeki kıyamet anlatılarında yer alan kötülük figürü Erlik ve yardımcıları Karaş ile Kerey, İslam mitolojisindeki Dabbetü’l-Arz ile belirgin benzerlikler taşır. Bu benzerlik, özellikle yer altından ya da dünyanın derinliklerinden çıkacak korkunç bir varlık fikrinde görülür. Türk mitlerinde, kötülüğün yayılmasıyla ortaya çıkan Erlik ve yardımcıları, kıyamet alametlerinin bir parçası olarak anlatılır. Erlik'in yardımcıları, kötülükle mücadele eden güçler olarak betimlenir ve bu anlatılar, eski Türk inanışlarındaki eskatolojik mitlerle yakından ilişkilidir.

İslam mitolojisinde ise Dabbetü’l-Arz, kıyametin büyük habercisi olarak Kur'an-ı Kerim’de Sebe ve Neml surelerinde geçer. Dabbetü’l-Arz, yerden çıkacak bir varlık olarak tarif edilir ve bu varlığın, insanların Allah’ın ayetlerine inanmadığını bildirmek gibi bir işlevi olduğu belirtilir. İslam kaynaklarında dabbenin çeşitli şekillerde tasvir edildiği, kimi zaman bir sürüngen, kimi zaman da sakallı bir varlık olarak nitelendiği görülür. Hz. Ali, Dabbetü’l-Arz'dan bahsederken, onun bir hayvan değil, sakallı bir insan formuna daha yakın olabileceğini vurgulamıştır.

Türk ve İslam mitolojisindeki bu eskatolojik figürlerin yapısal ve işlevsel özellikleri arasındaki benzerlik, her iki kültürün kıyamet anlatılarında eski mitolojik düşüncelerin izlerinin varlığını ortaya koyar.

Erlik/Deccal’in Ortaya Çıkışı

Eski Türk mitolojisinde kalgançı çak, yani kıyamet anlatısı, insanların Gök Tengri'nin yolundan sapması sonucu Tanrı’nın onlardan uzaklaşmasıyla başlar. Bu sapkınlık, kötülüklerin artmasına ve Erlik'in, yeraltı dünyasının karanlık hükümdarının, yeryüzüne yaklaşmasına neden olur. Erlik, bu durumu kendi lehine kullanır ve baş yardımcısı Karaş’ı insanları ikna etmesi için yeryüzüne gönderir. Karaş, İslam'daki yalancı peygamberler ya da Deccal gibi figürlerle benzeşir. Türk mitolojisinde kıyametin gelişini haber veren birtakım alametler vardır; kötülüklerin artması, doğa olaylarının yıkıcı bir güce dönüşmesi ve tabiat felaketlerinin yaşanması bunlar arasındadır. Manevi bozulmaların, doğal âlemde de yansıma bulacağına inanılır.

Türk toplulukları arasında özellikle Teleüt ve Uryanhah mitlerinde kıyametin başlangıcı ve bu süreçte yaşanacak olaylar detaylı bir şekilde anlatılır. İnsanlar töreden, yani geleneksel ve ahlaki kurallardan sapmaya başladığında bu kıyametin alametleri arasında sayılır. Töre bozulduğunda

doğa dengesini kaybeder; fırtınalar kopar, dağlar sallanır ve kara sular kanla karışır. Bu anlatılar, maneviyatın doğrudan doğa üzerindeki etkisini vurgular ve Tanrı’nın kızdırılmasının felaketlere yol açacağını belirtir.

Karaş, yeryüzüne çıktığında yeryüzünün koruyucusu Tepkare ile karşılaşır ve bir savaş başlar. Erlik'in diğer yardımcısı Kerey de Karaş’a yardıma gelir. Tepkare, gökyüzünden Mangdı-şire adlı yardımcının desteğiyle Kerey’i öldürmeyi başarır. Ancak Erlik, intikam almak için Mangdı-şire’yi öldürür. Bu noktada, Göktengri, bir başka yardımcısı Maydere’yi yeryüzüne gönderir. Maydere, insanları doğru yola sevk etmeye çalışsa da Erlik, Maydere ile de savaşır ve sonunda onu öldürür. Maydere’nin kanı, yeryüzünü saran bir ateşe dönüşür ve tüm dünya bu ateşle yanıp kül olur.

Sonunda, Göktengri yeryüzüne iner ve tüm ölüleri "Kıydep" diyerek sonsuz yaşama çağırır. Bu çağrı, ruhların yeni bir hayata uyanışını simgeler. Ancak kötü ruhlar ve Erlik, peşinden giden günahkâr insanlarla birlikte Tanrı tarafından cehenneme yollanır. Mitin bu kısmında, nihai cezanın ateş aracılığıyla verileceği ve tüm dünyanın Maydere’nin kanıyla yanıp kül olacağı belirtilir. Bu anlatı, tufan mitindeki su unsuru yerine kıyamet mitinde ateşin öne çıktığı bir temaya sahiptir.

Kıyamet alametleri arasında "aldatıcı" anlamındaki Deccal, semavi dinlerde önemli bir figür olarak karşımıza çıkar. İslam’da Deccal’den bahsedilirken, bu isim Kur’an-ı Kerim’de geçmez; ancak hadislerde geniş yer bulur. İslami kaynaklara göre Deccal, insanları doğru yoldan saptırmak amacıyla ortaya çıkar. Sağında cehennem, solunda cennet bulunan ve iki kaşı arasında "kâfir" yazısı olan Deccal, olağanüstü güçlere sahip bir figürdür. Gözlerinden biri kördür ve bu fiziksel özellikleriyle insanları aldatmak için mucizevi olaylar yaratır, örneğin yağmur yağdırır, bolluk getirir ve kurumuş otları yeşertir. Şam ile Irak arasında ortaya çıkacağı söylenen Deccal, Mekke ve Medine hariç tüm dünyayı dolaşarak peygamber olduğunu iddia edecek ve insanları kandıracaktır.

İslam’da Deccal'in varlığı, iyinin ve kötünün yer değiştirdiği, karanlığın aydınlığı bastırdığı bir dönemin habercisidir. Deccal’in gelişi, insanlığın geri dönüşü olmayan bir yola girdiğini gösterir. Ancak İslam inanışına göre, ahir zamanda Hz. İsa tekrar dünyaya dönecek ve Deccal’i Lud adlı bir yerde mızrakla öldürecektir. Hz. İsa'nın Deccal’i öldürmesine rağmen, kıyamet Allah'ın takdiriyle yine de gerçekleşecektir.

Hristiyanlıkta Deccal’e karşılık gelen figür, İncil’de Anti- Christ adıyla yer alır ve Mesih’e karşı olan bu varlık, vahşi bir hayvan şeklinde tasvir edilir. Anti-Christ, denizden çıkan yedi başlı, on boynuzlu, aslan ağızlı, ayı ayaklı ve kaplana benzeyen bir yaratık olarak betimlenir. Bu korkunç varlık, bazı yönleriyle İslam’daki Dabbetü’l-Arz ile benzerlik taşır. Anti-Christ’in de tıpkı Deccal gibi, kıyametin habercisi olarak insanları aldatması ve kötülüğü yayması beklenir.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında