AÖF Soru Bankası

Türk MitolojisiÜnite 3 Özeti

Türk Mitolojisinde Gök Tengri ve Yardımcı Ruhları (Gök-Yer-Yeraltı)

TAR221U-TÜRK MİTOLOJİSİ

Ünite 3: Türk Mitolojisinde Gök Tengri ve Yardımcı Ruhları (Gök-Yer-Yeraltı)

Giriş

Türk mitolojisinde evrenin yapısı, gök (kök), yer (yeryüzü) ve yeraltı (yerin altı) olarak üç temel bölümden oluşur. Gök, genellikle yüce ruhlar, Tanrı ve göksel varlıkların yaşadığı kutsal bir alan olarak kabul edilir ve evrenin yönetim merkezi olarak görülür. Yer, insanların ve doğal dünyanın var olduğu, yaşamın ve ölümün döngüsünün tecelli ettiği mekândır. Yeraltı ise ölülerin ruhlarının gittiği, karanlık ve gizemli bir alem olarak tasavvur edilir, bazen cezalandırma bazen de arınma yeri olarak nitelendirilir.

Bu üç katman, Türk mitolojisinde evrensel düzenin, doğa olaylarının ve insan yaşamının sürekliliğinin temelini oluşturmaktadır.

Gökte Yer Alan İlahi Varlıklar ve Türk Mitolojisindeki Etkileri

Zengin ve derin inanç sistemine göre, evrenin yapı taşları arasında göğün ve yerin yaratıcısı Kök Tengri, adalet ve iyiliğin sembolü Ülgen gibi figürler ön plana çıkar. Aynı zamanda, şamanların göksel yolculuklarında rehberlik eden Suyla ve Karlık gibi kutsal koruyucu ruhlar da mitolojinin temel unsurları arasında yer alır.

Bu karakterler, Türk halklarının doğa ile olan ilişkilerini, evrensel düzene verdikleri önemi ve yaşamın sırlarına dair anlayışlarını yansıtır. Göksel varlıklar, sadece mitolojik öykülerin fantastik ögeleri değil, aynı zamanda kültürel ve dinî değerlerin, toplumsal normların ve etik anlayışın taşıyıcıları olarak işlev görür. Bu kültürün parçasını oluşturur ve Türk mitolojisinin göksel varlıkları ve kavramları, bu kültürel mirasın anlaşılmasında kilit bir rol oynar.

Kök Tengri: Göğün ve Yerin Yaratıcısı

Türk mitolojisinde “Kök Tengri” kavramı, sadece bir tanrı figüründen çok daha fazlasını temsil eder; o, Türk halklarının dünya görüşünün ve kozmolojik anlayışının temel taşlarından biridir. Bu inanış, göğün ve yerin yaratıcısı olarak yüce bir gücü simgeler ve evrensel düzenin sürdürülmesinde merkezî bir rol oynar. Kök Tengri’nin göğün en yüksek katında oturduğuna, kozmik dağın zir- vesinde ya da göğün en yüksek yerinde taht kurduğuna inanılır, bu da onun evren üzerindeki egemenliğini ve her şeyi gözetleyen varlığını vurgular (Eliade, 2003; Potapov, 2012).

Göğün ve yerin yaratıcısı olarak Tengri, doğal olaylara müdahale edebilen, kaderi şekillendirebilen ve insanlara iktidar (kut) ve kısmet (ülüğ) bağışlayan üstün bir güç olarak kabul edilir. Bu inanış, Orhun Yazıtları gibi eski Türkçe belgelerde detaylı olarak izlenebilir ve Türklerin evreni algılayış şeklini yansıtır (Uslu, 2022; Esin, 2001).

Tengri, aynı zamanda insan biçiminde olmayan, soyut bir kavram olarak ele alınan ve insanların yaşamlarına doğrudan karışan bir varlık olarak tanımlanır. Bu yüce varlık, Şamanizm gibi daha sonraki dinî uygulamaları da etkilemiş, ancak Kök Tengri inancının temel prensipleri bu

uygulamalardan bağımsız olarak korunmuştur (Candan, 2011; Karakurt, 2011).

Tengri inancı, hükümdarlar ve halk arasındaki ilişkilerde de önemli bir yere sahiptir; Tengri, halka hükümdarlarını veren ve onların kaderini şekillendiren bir güç olarak kabul edilir.

Kök Tengri inancı, Türk mitolojisi ve dini yaşamının temel taşlarından biri olarak, Türklerin evreni ve varoluşu algılayış şeklini şekillendirmiş ve onların kültürel ve dini geleneklerine derinlemesine işlemiştir. Bu inanç aynı zamanda, Türklerin sosyal düzeni ve kozmik adalet anlayışı üzerinde de etkili olmuş, Türk halkının tarih boyunca koruduğu değerler ve inançlar arasında merkezî bir yer tutmuştur.

Tengere Kayra Han: Gökyüzünün Hükümdarı

Türk mitolojisindeki Kayra Han figürü, eski Türk inanç sisteminin merkezinde yer alan ve göklerin ve yeryüzünün hükümdarı olarak tanımlanan kudretli bir karakterdir.

Bu efsanevi lider, Türk halklarının mitolojik anlatılarında sıkça rastlanan ve Türklerin dünya görüşünü, inançlarını ve evrenin işleyişi hakkındaki düşüncelerini yansıtan bir simgedir. Göğün ve evrenin yaratıcısı olarak kabul edilen Kayra Han, sadece fiziksel dünyayı değil, aynı zamanda ahlaki ve manevi düzeni de yönetir.

Kayra Han’ın hikâyeleri, Türk mitolojisinin temel taşları arasında yer alır ve bu hikâyeler, Türk halklarının sosyal ve kültürel yapısını, ahlaki değerlerini ve evrensel anlayışlarını şekillendiren önemli ögeleri içerir. Aynı zamanda, Türk mitolojisindeki yaratılış mitlerinde de önemli bir rol oynar ve dünyayı ve içindeki her şeyi yarattığına inanılır; bu nedenle, hayatın ve varoluşun kaynağı olarak görülür.

Sonuç olarak, Kayra Han figürü, Türk mitolojisinde sadece bir yaratıcı ve hükümdar olarak değil, aynı zamanda adalet, merhamet ve evrensel uyumun sembolü olarak önemli bir yer tutar. Bu efsanevi karakter, Türk halkının geçmişi, bugünü ve geleceği arasında köprüler kurar ve onların dünya görüşünü şekillendiren temel değerleri yansıtır.

Ülgen: İyiliğin Koruyucusu

Ülgen, Türk mitolojisinde, özellikle Altay ve Güney Sibirya Türk halkları arasında derin bir saygı ve tapınma nesnesi olan iyiliğin ve ışığın tanrısıdır. Eski Türkler ve çeşitli Şamanist topluluklar tarafından yaratılışın, iyiliğin ve doğa olaylarının yöneticisi olarak kabul edilir. Ülgen, göğün yüksek katlarında özellikle de 16. veya 17. katında yaşayan, Kayra Han’ın oğlu olarak tasvir edilir.

Bu tanrı, sadece bir yaratıcı ve koruyucu olarak değil, aynı zamanda adalete, iyiliğe ve evrenin düzenine katkıda bulunan bir varlık olarak kabul edilir. Ülgen’in evrensel bir düzenin koruyucusu olarak rolü, onun yeryüzü ve gökyüzü arasındaki bağlantıyı sağlayan bir köprü görevi gördüğünü gösterir.


Ülgen’in iyilik ve ışık tanrısı olarak konumu, onun iyiliği ve adaleti simgelemesinden kaynaklanır.

Sonuç olarak Ülgen, Türk ve Altay mitolojisinde merkezî bir figür olarak, yaratıcılığın, koruyuculuğun ve iyiliğin sembolüdür. Ülgen’in çok katmanlı karakteri, onun sadece bir tanrıdan daha fazlası olduğunu, aynı zamanda Türk kültürünün ve inancının derinliklerinde yatan evrensel temaların bir yansıması olduğunu gösterir.

Suyla: Kutsal Koruyucu ve Rehber

Türk mitolojisinde “Suyla” adı verilen tanrısal varlık, gökyüzünde yaşayan ve güneş ile ayın ışıklarından yaratılmış bir yazgı tanrısıdır. Bu kutsal varlık at gözlü, kartal gagalı, eşek kulaklı ve yılan saçlı bir görünüme sahip olup insanların hayatındaki değişimleri Ülgen’e bildiren bir koruyucu ruhtur (Çobanoğlu vd., 2019; Uslu, 2022). Suyla’nın insan yaşamını denetleme yeteneği, onu insanların koruyucusu ve gözcüsü yapar (Candan, 2011; Bozkurt, 1995). Bu tanrısal varlığın, Ülgen’e kurbanların ruhunu iletme görevi de bulunmaktadır.

Suyla’nın özellikleri, Altay Türklerinin düşüncesinde önemli bir yer tutar. Güneşin kırıntılarından meydana gelmiş olan bu tanrı, insanları kötülüklerden korur ve onların huzur içinde yaşamalarını sağlar (Gültepe, 2015; Karakurt, 2011). Suyla, hayatta gerçekleşecek şeyleri haber verir ve şamanın esrime seyahati sırasında kötü ruhlardan koruma görevini üstlenir (Beydilli, 2004; Ögel II, 1995).

Bu mitolojik figür, Türk ve Altay mitolojisinde, insanların ve şamanların koruyucusu olarak derin bir anlam taşır ve onların hayatlarındaki değişimlere rehberlik ederken aynı zamanda kötü ruhların saldırılarından korunmalarını sağlar. Suyla’nın bu çok yönlü rolleri, onu Türk mitolojisindeki en önemli ve kutsal varlıklardan biri yapar.

Karlık: Kutsal Yardımcı Ruh

Türk mitolojisinde “Karlık”, sadece bir kuş veya basit bir mitolojik figür değil, aynı zamanda göklerin ve yerin olaylarını denetleyen, önemli bir kutsal varlık olarak kabul edilir. Bu figür Kaçin ve Sagay şamanlarının, Bay Ülgen’in yanına çıkabilmek için yardımına başvurduğu güçlü bir yardımcıdır (Potapov, 2012). Ülgen, Türk mitolojisinin en yüce ruhlarından biri olarak kabul edilir ve Karlık, onun hizmetinde önemli bir role sahiptir.

Karlık’ın mitolojik figürü, Türk mitolojisindeki tanrısal hiyerarşide önemli bir yer tutar. Göksel düzenin korunmasında ve insan ile kutsal ruhlar arasındaki iletişimin sağlanmasında kritik bir role sahiptir. Bu kutsal varlık, şamanların ruhsal yolculuklarında önemli bir yardımcı olarak kalmakla kalmaz, aynı zamanda insanların günlük yaşamlarını etkileyen dinî ritüellerde de merkezî bir figür olarak görülür. Karlık, Türk mitolojisindeki çok katmanlı inanç sisteminin ve kültürel değerlerin bir yansımasıdır.

Utkucı: Güler Yüzle Karşılayan

Türk mitolojisinde “Utkucı”, göklerde yaşayan en yüce tanrı olan Ülgen ile şamanlar arasında köprü görevi gören kutsal bir varlık olarak bilinir.

Utkucı; Ülgen’e kurban sunmak isteyen şamanları, göğün beşinci katında Kutup Yıldızı olarak da bilinen Altın Kazık bölgesinde karşılar. Bu, şamanların ulaşabileceği en yüksek noktadır ve burada, Utkucı’ya kurbanlarını teslim ederler. Utkucı, bu kurbanları alıp doğrudan Ülgen’e sunar ve şamanların dileklerini Ülgen’e iletir (Bozkurt, 1995; Can- dan, 2011; Çobanoğlu vd., 2019).

Utkucı’nın görevi sadece kurbanları Ülgen’e sunmakla sınırlı değildir; aynı zamanda şamanların yeryüzüne dönüş yolculuğunda onlara rehberlik eder.

Bu mitolojik figür, Türk ve Altay mitolojisindeki düşünsel ve manevi dünyanın birbirinden ayrılmasını sağlayan bir sınır görevi görür.

Utkucı’nın hikâyesi, Türk mitolojisindeki karmaşık Tanrı ya da yüce ruhlar hiyerarşisini ve Şamanizm’in ruhsal pratiklerini anlamamıza yardımcı olur (İnan, 1986).

Yayık: Gök Oğlu

Türk mitolojisinin en önemli figürlerinden biri olan Yayık, kutsal bir aracı olarak insanlarla yüce ruhlar arasında köprü görevi görür. Yayık’ın temel görevi, insanları kötülüklerden korumak ve yaşama enerjisi vermektedir (Potapov, 2012; Çobanoğlu vd., 2019). Ülgen, Yayık’ı yeryüzüne insanları kötü niyetlerden ve ruhlardan koruması için göndermiştir.

Altay mitolojisinde Yayık’ın kökenine dair söylenceler, onun sadece bir koruyucu ruh olmadığını, aynı zamanda doğa olaylarıyla da ilişkilendirildiğini gösterir.

Radloff ve Eliade gibi araştırmacıların çalışmaları, Yayık’ın hem bir koruyucu ruh hem de şamanların esrik yolculuklarına yardımcı olan bir varlık olduğunu belirtir (Çoruhlu, 2006)..

Bu bağlamda Yayık, insanları koruması, doğa olaylarıyla ilişkisi, şamanların yolculuklarında rehberlik etmesi ve çok yönlü simgeselliğiyle Türk kültüründe derin bir iz bırakmıştır (Beydilli, 2004; Çoruhlu, 2006; Candan, 2011; Potapov, 2012; Çobanoğlu vd., 2019; Uslu, 2022).

Yerin Ruhları: Türk Mitolojisinde Kültürel Miras ve İnsan İlişkileri

Türk mitolojisinde, evrenin yapı taşlarından biri olan Orta Dünya (Yer-Sub), insanların yaşadığı dünyayı ve bu dünyanın altındaki gizemli katmanları temsil eder. Orta Dünya’nın ruhları, insanlarla doğa arasındaki ilişkiyi koruyan ve dengeyi sağlayan kutsal varlıklardır. Bu ruhlar arasında doğanın koruyucusu Yo-kan, suların hâkimi Talayhan, kadınlar ve çocukların koruyucusu Umay Ana, su ve yaratılışın koruyucuları Ak Ene ve Ana Maygıl gibi figürler bulunur. Yo-kan’ın doğayı koruma görevi, Talayhan’ın denizler üzerindeki egemenliği, Umay


Ana’nın bereket ve koruma sembolü olarak varlığı, Ak Ene ve Ana Maygıl’ın yaratılış mitlerindeki rolleri, bu mitolojik evrenin zenginliğini ve çeşitliliğini göstermektedir.

Bu figürler, doğa ve insan arasındaki ilişkileri, toplumun doğaya olan saygısını ve evrenle olan bağını temsil eder.

Yo-kan: Doğanın Koruyucusu

Altay Türkleri, Yo-kan’ı yeryüzündeki ruhların en güçlüsü olarak kabul eder. Onun dünyanın merkezinde, Ülgen’in evine kadar ulaşan devasa bir çam ağacının yanında oturduğu söylenir. Yo-kan’ın, So Kan ve Temir Kan adlı iki oğlunun insanlardan gelen hediyeleri kabul ettiğine inanılır (Çobanoğlu vd., 2019). Aynı zamanda, Saha Türklerinde Yo-kan, Aan Alahçın Hotun olarak bilinir ve büyük bir kayın ağacında oturarak doğayı, insanları ve hayvanları koruduğuna inanılır. Onun kasırga şeklinde dolaştığı ve insanların doğayı tahrip etmesinden üzüntü duyduğu söylenir (Çobanoğlu vd., 2019).

Radloff, Yo-kan’ın önemini ve merkezi konumunu belirtirken, onun yeryüzü üzerinde bir güç merkezi olarak tasavvur edildiğini aktarır (Çoruhlu, 2006). Bu çerçevede, Yo-kan’ın mitolojik evrenin hem yeraltı hem de orta dünya ile ilişkili bir figür olduğu anlaşılmaktadır.

Türk, Moğol ve Altay mitolojisinde Yo Han ya da Yoğ Han olarak da bilinen Yo-kan, yeraltının koruyucusu ve dokuz kat yeraltını yöneten bir tanrı olarak tasvir edilir.

Talayhan: Türk Mitolojisinde Suların Kutsal Bekçisi

Türk mitolojisinde Talayhan, büyük denizler ve okyanusların ruhu olarak bilinir. Eski Türkler için okyanus, bilinmeyen sınırsız bir alanı temsil ederken Talayhan bu engin suların hükümdarı olarak kabul edilir.

Talayhan, aynı zamanda denizlerin hâkimi ve ölülerin koruyucusu olarak da bilinir.

Altay düşüncesinde, Talay Han ve Yayık Han adlı iki ruhtan bahsedilir; Talay Han, denizler ile okyanusların hanı olarak güçlü yer kutsal ruhları arasında dördüncü sırayı alırken Yayık-Han taşan ve kabaran suların tanrısı olarak anılır. Bu inanış, Yunan mitolojisindeki Poseidon (Neptunus) ve Mezopotamya bilgelik tanrılarından Ea ile karşılaştırılabilir (Çoruhlu, 1998; Ögel II, 1995).

Talayhan’ın sadece bir okyanus tanrısı olmakla kalmayıp aynı zamanda yeryüzündeki bütün suların hükümdarı olduğuna inanılır.

Talayhan’ın mitolojik bir figür olması yanında aynı zamanda Türklerin doğa üzerine düşüncelerini ve doğaya olan saygılarını yansıttığını gösterir. Talayhan, suyun kutsallığını ve yaşamın devamlılığı için suyun önemini vurgulayan bir varlık olarak, Türk mitolojisindeki derin kültürel ve manevi değerleri temsil eder.

Umay Ana: Bereketli ve Koruyucu

Türk mitolojisinde Umay, kadınların ve çocukların koruyucusu olarak bilinen kutsal bir varlıktır. Umay, eski Türk inanç sistemlerinde merkezî bir figür olarak yer alır.

Bu kutsal varlık çeşitli kaynaklarda farklı yönleriyle ele alınmıştır. Ancak genel itibarıyla Umay, Türkler arasında yaygın olarak bilinen, koruyucu bir dişi ruh olarak kabul edilir ve özellikle kadınlar ve çocuklar üzerinde koruyucu bir etkiye sahip olduğuna inanılır.

Umay’ın kökeni ve işlevi üzerine yapılan incelemeler, bu kutsal varlığın sadece koruyucu bir ruh olmanın ötesinde, bir bereket ve yaratıcılık sembolü olarak da önem taşıdığını gösterir. Umay, hem gökyüzünde hem de yeryüzünde faaliyet gösterir ve onun varlığı, bereketin ve korumanın yanı sıra doğum ve yaratılışla da ilişkilendirilir.

Umay, Türk mitolojisinde önemli ve çok yönlü figürlerden biridir. Kadınların ve çocukların koruyucusu olarak başladığı yolculukta, zaman içinde toplumların değişen ihtiyaç ve inançlarına uyum sağlayarak, bereketin ve yaratıcılığın sembolü hâline gelmiştir.

Ak Ene ve Ana Maygıl: Su ve Yaratılışın Koruyucuları

Ak Ene ve Ana Maygıl, Türk mitolojisindeki yaratılış efsaneleri ve doğa üzerine kurulu inanç sistemlerinde merkezî figürlerdir. Bu kutsal varlıklar yaratılışın, koruma- nın ve doğanın dengesinin sembolleridir.

Ana Maygıl, su dişi iyesi olarak Türk, Yakut ve Altay mitolojisinde önemli bir yere sahiptir. Şelale dişi iyesi Tüyen Hanım ile birlikte, suların korunması ve yönetilmesinden sorumlu olarak görülür. (Karakurt, 2011). Ana Maygıl, ulusu koruyan önemli bir dişi ruhtur ve “ulus anası” olarak bilinir.

Bozkurt ve İnan gibi araştırmacılar, bu dişi ruhların hem koruyucu hem de yaratıcı güçler olarak Şamanist inanç sis- teminde önemli bir yer tuttuğunu belirtmiştir.

Yeraltının Gizemi: Türk Mitolojisinde Kötülük ve Koruma Temaları

Kültürel mirasın en ilgi çekici ve gizemli unsurlarından biri, yeraltı âleminin karmaşık yapısı ve bu karanlık diyarın hükümdarı olan Erlik’tir. Erlik, kötülüğün ve yeraltı dünyasının egemenliğinin simgesi olarak hem korkutucu gücü hem de derin simgesel anlamıyla dikkat çeker.

Türk mitolojisinde yeraltı âleminin ve onun sakinlerinin, karanlıkların hükümdarı Erlik, kötülüğün ve karanlığın diğer temsilcileri Karaş, Körmös, Karakura, Albastı/Alkarısı ve Kara Koncolos ile birlikte nasıl bir yer tuttuğu ve bu figürlerin insanların hayatındaki etkilerinin ve anlamlarının derinlemesine incelenmesi, Türk kültürünün güçlü ve bir o kadar da karmaşık yapısını ortaya koymaktadır.

Erlik: Yeraltı Dünyasının Hükümdarı

Erlik, Türk mitolojisinde karanlıkların ve yeraltı dünyasının hükümdarı olarak bilinir. Bu varlık, yeraltı dünyasını yöneten kötü ruhların lideri ve korkunç bir gücün sahibi olarak tanımlanır.

Altay Yaratılış Efsanesi’nde Erlik, başlangıçta Ülgen (Tanrı) ile birlikteyken, su üzerinde uçan ve kendi için de


toprak saklamaya çalışan bir varlıktır. Bu davranışı üzerine Ülgen tarafından yeraltına atılır ve “Erlik” adını alır.

Altay Türklerine göre dünya, gökyüzü, yeryüzü ve yeraltı olmak üzere üç katmandan meydana gelmekteydi. Gökyüzünde Ülgen ve iyi ruhlar, yeryüzünde canlılar ve yer-su ruhları, yeraltında ise Erlik ve kötü ruhlar hüküm sürerdi. İlk zamanlarda, Ülgen ve Erlik birlikte yeryüzünü yaratma çabasındayken, Erlik’in ihaneti sonucu yaratılan güzellikler bozulur. Ülgen, Erlik’i ve onun kötülüklerini yeraltına sürgün eder. Bu sürgün sonrası Erlik, kötü ruhlarını yeryüzüne yollayarak insanları sınar ve kötülüğün yayılmasına neden olurdu (Ögel I, 2010)

Karaş: Karanlığın ve Kötülüğün Hükümdarı

Altay mitolojisinde, Erlik’in dokuz oğlundan biri olarak yer alan Karaş, gece üzerinde hüküm sürer ve karanlığı yaratır. Bu kapsamlı karakter, karanlık dünyayı yöneten güçler arasında önemli bir yere sahiptir ve sert yapısı, iri vücudu ile betimlenir. Kara yılanlarının efendisi olarak da tanınan Karaş, kötülüğün somut bir temsili olarak, insanlığı ay- dınlıktan uzaklaştırma ve karanlık dünyaya çekme görevini üstlenir (Karakurt, 2011; Çobanoğlu vd., 2019).

Türk mitolojisinin kıyamet kavramı ile bağlantılı olarak Karaş, kıyametin kopacağı zamanlarda önemli bir rol oynar.

Telengitlerde ise Karaş, ölü evindeki “sohbet” ayinini yöneten şamanların yanında yer alan yardımcı bir ruh olarak karşımıza çıkar. Bu, Karaş’ın sadece kötülükle ilişkilendirilmediğini, aynı zamanda Şamanist ritüellerde önemli bir yere sahip olduğunu gösterir (Tryjarski, 2011).

Körmös: Gizemli Ruhlar

Türk mitolojisinde “Körmös” kavramı hem iyilik hem de kötülük yapan ruhları ifade eden zengin ve çok katmanlı bir inanış sistemini temsil eder. Altay Türklerinin inanç dünyasında önemli bir yer tutan Körmös, hastalıklara neden olan ölü ruhları simgeler ve bazen şeytan olarak kabul edilir. Bu ruhların, ölen kişilerin yeraltı dünyasına geçiş yaptıkları ve Erlik’in hizmetkârı olarak dönüştükleri anlatılır.

Körmös kavramı, Türk ve Altay halk inançlarında melek ve hayalet anlamına gelir ve günbatımı ile gün doğumunda etkin olduklarına inanılır.

Karakura: Korkunun Simgesi

Erzurum ve Erzincan vilayetlerindeki rivayetlere göre “alkarısı” adı verilen bir ruh, ahırlarda bulunur ve atların yelesini örmeyi severken, lohusalara musallat olan ve onların ciğerlerini alan ruhun “albastı” değil, “karakura” olduğu belirtilir (İnan, 1986).

Karakura, acıklı ve kötücül bir ruh olarak tanımlanır. Yeni doğum yapmış kadınları korkutarak onların ciğerlerini aldığına inanılan bu varlık, kâbusları ve karabasanları da insanlara gönderir.

Bu mitolojik figür, güneş ışığından korkar ve güneş doğunca hareket edemez; bu zamanlarda yakalanabilir.

Karakura gibi yaratıklar, insanlar arasında korku ve saygı uyandıran, aynı zamanda doğaüstü güçlerle bağlantılı olduğuna inanılan varlıklardır.

Albastı/Alkarısı

Türk kültüründe, Albastı ve Alkarısı figürleri, mitolojik ve dinî metinlerin derinliklerinden beslenen, zengin bir folklorik mirasın parçalarıdır.

Eski Türk inançlarında Albastı ve Alkarısı, Türk mitolojisinin kötü ruhları arasında yer alır.

Türklerde Albastı ve Alkarısı inançları, lohusa kadınlara musallat olan şerir ruhlar olarak tasavvur edilir.

Onlar, Türk mitolojisinin kötü ruhları olarak kabul edilirken, aynı zamanda korunma yöntemleri ve ritüellerle çevrelenmiştir. Bu, Türk kültüründe doğaüstü varlıklara karşı korunma ve mücadele yöntemlerinin zenginliğini ve çeşitliliğini gösterir.

Kara Koncolos

Kara Koncolos, Türk mitolojisinin kış aylarının soğuk ve karanlık gecelerinde insanların karşısına çıkan, adını Yunanca Kallikantzaros’tan alan efsanevi bir varlıktır. Görünümüyle insanlarda korku ve paniğe neden olan bu yaratık, kimi zaman maymun, kedi veya çocuk büyüklüğünde betimlenir ve kürklü bir görünüme sahiptir.

Türk ve Anadolu halk kültüründe zararsız olduğu düşünülse de zaman zaman şeytani bir şekilde betimlendiği de olmuştur. Kara renkte ve çirkin bir görünüme sahip olan bu varlık, özellikle Kuzeydoğu Anadolu’da ve Bulgar folklorunda yer alır.

Kış aylarında insanlara çeşitli sorular sorarak onları sınayan ve bilemedikleri takdirde cezalandıran bir yönüyle dikkat çeker. Bu efsanevi varlık, Türk kültüründeki zengin mitolojik karakterler arasında önemli bir yere sahiptir (Ço- ruhlu, 2006; Karakurt, 2011; Boratav, 2012).

Celbegen: Yedi Başlı Ejder

Türk mitolojisinde Celbegen efsanesi, kötülüğün ve doğaüstü güçlerin temsili olarak dikkat çeker. Celbegen, Altay Türklerinin inanç sistemine göre korkunç bir varlık; insan eti yiyen, yedi başlı bir dev olarak tanımlanır.

Celbegen’in doğa olaylarıyla olan bağlantısı, Türk ve Altay mitolojisinde önemli bir yer tutar.

Celbegen hikâyesi, Türk mitolojisindeki kutsal ve korkunç varlıkların nasıl hem insan hayatını etkileyen doğa olaylarını açıkladığını hem de moral ve etik değerlerle ilişkilendirildiğini gösteren bir örnektir. Bu mit, Türk kültürünün derinliklerinde yer alan inançlar ve değerler hakkında önemli bilgiler sunar.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında