AÖF Soru Bankası

Türk MitolojisiÜnite 1 Özeti

Mit ve Mitoloji

TAR221U-TÜRK MİTOLOJİSİ

Ünite 1: Mit ve Mitoloji

Giriş

İnsanın içine doğduğu dünyayı tanıma ve anlamlandırma çabası, tarihin ilk çağlarından itibaren var olmuştur. Doğum ve ölüm gibi insanın kaderinde etkili olan olayları anlamaya çalışarak hissettikleri sevinç, mutluluk, hüzün, acı, yas, hastalık ve kayıplarına tabiatı ve gökyüzünü gözlemlemek suretiyle bir anlam kazandırma yoluna gitmişlerdir. Bu amaçla geride bıraktıkları çizim ve resimlere bakıldığında bu gayenin etrafında bir kültür dairesinin oluştuğu ve insanlık tarihinin ezeli kozmoloji ve kozmogonisine dair bilgilerinin ortaya çıktığı görülmüştür.

Mitin Tanımı ve Mitlerin Sınıflandırılması

Yunanca mit (myth), söz ya da konuşma olup mitos ve logos kelimelerinin birleşimiyle genel olarak sözlü olarak nakledilen hikâyelerdir. Mit kelimesinin asıl anlamının “hikâye” olması sebebiyle “mythos”, efsane veya hikâye olarak da adlandırılmıştır. Mitin tanımlanması esnasında araştırmacıların, gerçek dışı, hayal ürünü (sürreal) ve gerçeklik (real) arasında gelip gittikleri görülmektedir. Bu karmaşanın esas sebebi, Batı literatüründe mitoloji ve mitin anlamlarının, Yunanca “myth (mit)” kelimesinden türemiş olmasıdır. Batı literatürü kaynaklarının bilinçli veya bilinçsiz Türkçeye çevrilmesiyle de anlam derinliği kaybolarak sıradan bir sözlü edebiyat türü gibi genel kabul görmüş ve “Türk mitolojisi” olarak ifade edilmektedir ancak bu kullanım yerine “Türk Söylence Bilgisi/Bilimi” kullanımı daha uygundur. Anlatı ve hikâye gibi sözlü edebiyat kategorileri, herhangi bir şekilde bir türü tanımlamanın çok ötesinde daha geniş ve derin anlamlara sahiptir

Bir başka tanıma göre de mitoloji, gerçek dışılık anlamı vurgulanarak, efsanevi olaylar ve kahramanların gerçeklik payı taşımayacak şekilde anlatılmasıdır şeklinde (Kirk, 1974).

Evrensel mitler, ilkel mitler ve sembollerin anlamları ile ilgili önemli eserler kaleme alan Joseph Campbell, mitosların bireylerin bilinçaltının derinliklerinden gelen izlerin tekrar üretilmesi ile oluşturulduğunu söyleyerek kendi hayatının farklı dönemlerini de mitlere benzetir.

Ernest Cassirer, “Sembolik Formlar Felsefesi” adlı eserinde mitik düşünmeyi inceleyerek dilin kaynağı probleminin, mitosun kaynağı problemiyle iç içe olduğu vurgusunu yapar. Edebiyat, sanat, hukuk ve bilimin kaynakları da mitik bilincin içinde yer almaktadır. Dolayısıyla mitler “gerçek anlamları ve derinliği içinde kavranmalıdır” şeklinde görüş bildirmektedir (Cassirer, 2005)

Mit, insanoğlunun dünyayı anlamlandırma çabasıdır. Başlarına gelen iyi-kötü olayların kodlanması ve gelecek nesillere aktarılmasıyla oluşur. Mitoloji içinde üç ayrı ana başlık bulunmaktadır. Kozmogoni, Tanrı’nın dünyayı yaratması ve nihayetinde insanoğlunun yaratılma sürecini işlerken kozmoloji, evren ve kâinat kavramlarını sorgular. Yıldızların konum ve şekilleri üzerinden kozmik mit kahramanlarını anlamlandırmaya çalışır.

Mitler yalnızca, dünyanın, hayvanların, bitkilerin ve insanın kökenini anlatmakla kalmaz, aynı zamanda, insanın günümüz dünyasına gelinceye kadar ki hangi aşama ve tarihî süreçlerden geçtiğini, bu esnada olup biten toplumsal, bireysel gelişim ve inançlarını gözler önüne serer. Ölüme ve doğuma bakış, tanrı-insan ilişkisi, cinsiyetler arası ayrım ya da birliktelik, örgütlenme ve bir arada yaşanılması için belli kurallara uyumun ortaya konulmasına yardımcı olan bilgiler içerir

Mitler sadece, doğaüstü varlıkların eylemleri değildir. Gerçekle doğaüstü iç içedir. Başlangıç ve yaratılışla ortaya çıkar; bir şeyin nasıl ortaya çıktığını, buna uygun davranışların nasıl geliştiğini ortaya koyarken insan eylemlerinin kökenini arar. İnsanoğlu kendi geçmişinin izlerini arar ve sorgularken aynı zamanda yaratılmış nesnelerin kökenine de inerek nesnelere egemen olmayı ve onları istediği gibi yönlendirip kullanmayı başarır

Mitler, evrenin ve dünyanın yaratılış aşamasını anlatırken onları yeniden düzenler. Onları birer simgeyle metaforlaştırarak başlangıcın nasıl olduğunu anlatırken son hakkında da çıkarımlarda bulunur. Bunu yaparken Yaratıcı Güç (Tanrı) ve onun yardımcılarından yola çıkar. Başlangıç ve olası son hakkında bağlantılar kurar. Sebep ararken bulduğu sebepleri insanlarla paylaşır ki Tanrı/Yaratıcı Güç ya da kutsal olanla insanların arası açılmasın. Sebepler, sonun belirleyicisidir. Çünkü mitlerde yer alan olağanüstü unsurlar mitlerden çıkarıldığında geriye sadece gerçek yaşanmış acı/tatlı tarihî hatıra ve öğütler kalır

Evren insanlık için zaten bir bilinmezdir. Gök kubbe onlar için ulaşılmaz ve yücedir. Bilinmezlik beraberinde korku ve saygıyı getirir. Tanrı/Yaratıcı Güç her daim gökte ve onları izlemektedir. Yeryüzünde insanoğlu tarafından yapılan eylemlerin Tanrı katında bir karşılığı bulunmalıdır. O hâlde gök, saygı duyulması gereken ve ulaşılmaz bir konumdadır. Tanrı tarafından yaratılan Güneş, Ay ve yıldız gibi gök cisimleri yeryüzüne Tanrı’nın mesajlarını ileten araçlardır. İnsanoğluna mesajların gökyüzünden bu cisimler aracılığıyla aktarıldığına inanılır. O nedenle sürekli gözlem ve takip edilmeleri gerekir.

Dünya ve çevredeki olaylar, kadim insanı eğitir, onu yaşama hazırlar bu bakımdan eski insanın ilk eğitim sistemidir. Mitoloji bu bakımdan olayları değil, olayların ortaya çıkma sebeplerini açıklar, gerçek dünyanın resmini çizmek yerine onu sembollerle açıklamaya çalışır. Aynı zamanda toplumda kutsal olarak nitelendirilen güçlerle ilişkiyi sağlayacak bir düzen oluşturduğu için de ilk ideolojidir.

Mitler, kahramanları da ortaya çıkarır, korkuyla baş etmeyi, onu yenmeyi kötülüğün ne kadar güçlü ve büyük olursa olsun yenilebileceğini gösterir. Yaşama karşı sağlam ve dimdik durmayı, zorluklarla mücadeleyi, korkusuz olmayı ve cesareti över; güçsüzlüğü, erken pes etmeyi ve çabasız başarıyı yerer. Toplumların kahramanlarının karşısındaki düşman ne derece güçlü ve büyük ise onu yenen kahramanların cesareti de o derece büyük olur.


Karşısındaki düşmanın gücüyle kahramanın gücü doğru orantıdadır. Kurtarıcı kahraman prototipi, cesur, gözü kara, korku karşısında pes etmeyen birisidir. Tanrı tarafından kendilerine musallat olan düşmana karşı gönderilmiştir. Dolayısıyla kahraman figür, Tanrı’nın desteklediği ve sevdiği biridir. Bazen kozmik bir karakter, bazen hayali bir kahraman, bazen de gerçekte yaşamış bir kişidir.

MİTler kendi içerisinde 4 ana kısma ayrılmıştır:

1. Kozmogonik Mitler 2. İlk İnsanın Yaratılış Mitleri 3. Türeyiş Mitleri 4. Takvim Mitleri

Dünyada ve Türkiye’de Türk Mitolojisi Araştırmaları Başlangıcının Tarihçesi

3500-4000 yıllık bir geçmişe sahip Türklerin tarihî yolculuklarının izini sürerken yaşanılan zorluk, Türklerin oluşturduğu kültürel ve mitolojik geçmişin araştırılmasında da geçerlidir. Araştırmacıların genel ifadesi, Türk mitolojisi hakkında 19’uncu yüzyıla kadar fazla bir bilgiye sahip olmadığımız yönündedir. Elbette bu dönem öncesi yolumuzu aydınlatan birtakım sözlü kaynaklar ve kaya petrogli&eri mevcuttur. Çeşitli petrogli&er, ideogram, piktogram, tasvir, tamga ve mühürler, arkeoloji ve sanat tarihinin kapsamına giren fakat tarihçilerin de Türk mitolojisinin izini sürerken yararlandığı pek çok tarihî kaynak mevcuttur.

Dünyada Türk Mitolojisi Çalışmalarının Başlangıcı

18’inci yüzyılda İngiltere’de James Macpherson ile başlayan Ossiancılık akımı Almanya’da Herder’le “saf ulus” fikrine dönüşür. 19’uncu yüzyılda J. ve W. Grimm kardeşlerle birlikte mitoloji çalışmaları, bilimsel bir hüviyet kazanır. Avrupa “saf ulus” fikrini yaratırken kendisine de Roma/Yunan mitolojisini referans olarak alacaktır. Türkiye’de biraz geç olsa da kendi öz değerlerini arama yolculuğu bu tarihten bir yüzyıl sonra başlayacak ve Avrupa’da olduğu gibi “ulus fikri” etrafında İslamiyet öncesi dönemden başlamak suretiyle bu çalışmalar yürütülecektir (Gümüş, 2019).

Türk mitolojisi ile ilgili ilk bilgilere Çin yıllıklarında yer alan “Yabancılar Bölümü”nde rastlanmaktadır. 24 adet resmî hanedan kaydına sahip olan Çinlilerin Han Hanedanlığı’ndan (MÖ 206-MS 220) Ming Hanedanlığı’na kadar (MS 1368-MS 1644) geniş bir dönemi içine alan kayıtları mevcuttur. Bu kayıtlarda Türklerle ilgili siyasi ve askerî tarihe dair çok değerli bilgilerin verilmesinin yanı sıra Türk tarihi, mitolojisi ve kültürü çalışan araştırmacılar için son derece önemli hem folklorik hem de mitolojik inanış ve davranışlar açısından bilgilerin izlerini sürebilmek mümkündür.

Çin yıllıklarında, Türklerin Ergenekon Destanı’nın adı “Bozkurt” olarak geçmekte; Türk isim, boy ve adlarından giyim kuşamlarına, ateş üzerinde atlamalarından Çinliler açısından “tuhaf ya da ilgi çekici” bulunan diğer davranışlarına, festival, toy ve kutlamalarına kadar içinde

çok önemli bilgiler barındırması açısından ayrı bir öneme sahiptir. Elbette Çin kaynaklarının dikkatli ve titizlikle tetkik edilmesi gerektiği göz ardı edilmemesi gereken bir gerçektir. Çin kaynakları, kendilerinin dışındaki bütün kültürleri “yabancı” başlığı altında topladığı için hem kendi gözlem ve yorumlarını taraflı olarak bu bilgilerle birlikte yazmışlar hem de kendi tarihlerini yüceltmek adına çoğu zaman, örneğin vergi vermelerini hediye vermiş gibi göstermeye çalışmış ve yanlış bilgiler vermişlerdir. Çin kaynaklarının bazen eksik, çoğu zaman da tek taraflı ve mübalağalı anlatım ve bakış açısı sebebiyle dönemin diğer kayıtlarından bu bilgiler kontrol edilmelidir.

Türkistan bölgesine seyahat eden gezgin, seyyah ya da din adamlarının hatırat ve seyahat notu olarak kaleme aldıkları eserler, bir diğer yardımcı kaynak olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu kaynakların bir kısmı Çarlık Rusyası tarafından bölgede istihbarat toplamak ve bu bilgiler doğrultusunda Panslavist politikalara yönelik misyonerlik faaliyet ve eylemlerde bulunmak için toplanmıştır. Dolayısıyla bu kaynakların bazılarının tek tara&ı ve tek bir amaca hizmet eden bir bakış açısıyla kaleme alındığı görülmektedir. Çarlık Rusyası, bir kısım Türkolog, din adamı, seyyah, filolog vb. farklı kimlik ve meslek gruplarından insanları bölgeye göndermek suretiyle bölgedeki Türkleri; dil, ağız, lehçe, giyim kuşam, kültürel farklılık vb. açılardan alt kimliklerle adlandırmayı amaçlamıştır. Bu durum göz önünde bulundurularak, söz konusu kayıtların Türk tarihi ve mitolojisi açısından son derece değerli bilgiler içerdiği de bir gerçektir.

Azra Erhat, Sabahattin Eyüboğlu, Halikarnas Balıkçısı olarak bilinen Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın içinde bulunduğu bu grup, Anadolu Mitolojisi çalışmaları yapmaya başlamış ve millet sınırının anlamını ortadan kaldıran, millî kökleri Anadolu’da geçmişte yaşamış bütün milletlere bağlayarak Anadolu’ya Asya’dan gelmiş olan “gerçek” ataları yok sayan ve unutturan bir anlayışla eserlerini kaleme almışlardır (Bayat, 2016). Bu dönemde ne yazık ki mitoloji denilince akla ilk olarak Yunan-Roma mitolojisi gelmiş ve yapılan çalışmalarda ağırlık olarak, Anadolu’da yaşayan insanların köklerini Yunanlılara, kültürlerini de Helenlere bağlamak olmuştur. Bayat’a göre, üniversitelerde Türk mitolojisi dersinin olmamasının esas sebebi, bu hareket ve düşünce yapısı olmuş olup bu tarihten sonra üniversitelerde okutulan mitoloji derslerinin de ana ekseni Yunan-Roma mitolojisi olmuştur.

Bahaeddin Ögel Almanca, İngilizce, Fransızca, Farsça, Çince, Moğolca ve Rusça bilmekte ve İslamiyet öncesi Türk siyasi ve özellikle kültür tarihi üzerinde yaptığı çalışmalarla tanınmaktadır. Ögel, Türk kültürünü zaman ve mekân açısından tüm derinlik ve genişliğiyle kültür tarihi çalışmalarında ele almış, bir bütün olarak gördüğü bu kültürün köklerinin Orta Asya’da olduğunu, dallarının ise Avrasya’ya yayıldığını belirterek köklerle dallar arasındaki bağların ortaya konulması gerektiğini vurgulamıştır. “Türk Kültür Tarihine Giriş” adlı eserinde Türklerde köy ve şehir hayatını, ziraat ve yemek kültürünü, tuğ, bayrak, ordu,


mehter, aile ve halk musikisi aletleri gibi konuları bütün ayrıntılarıyla inceleyen Ögel, Türk kültür tarihiyle ilgili araştırmaların XIX. yüzyılın sonlarında sinologlar, diğer yabancı tarihçiler ve filologlar tarafından başlatılmasını bir talihsizlik olarak nitelemiş, yabancı araştırmacıların Türk kültürünün özelliklerinden habersiz oldukları için tespit ve değerlendirmelerinde hata yapabildiklerini, bu sebeple Türk tarihi araştırmalarının Türk bilim adamlarınca yapılmasının gerekliliğini her fırsatta dile getirmiştir.

Prof. Dr. Fuzuli Bayat’a göre, Türk mitolojisinin çağdaş bilimin ışığında ve çağdaş yöntemlerle geç de kalınsa araştırılması gerekmektedir. Ona göre tek sıkıntı malzeme eksikliği değildir fakat teorik alt yapıda mevcuttur. Araştırmanın zorluğunun bir boyutu, dağınık ve birbirinden uzak olan mitolojik belgeleri bir araya getirmek, bir diğeri ise bu belgelerin senkron dizilişini oluşturmak ve sistemi ortaya koyabilmektir. Bu gibi soru ve sorunların ortaya konulduğu, birtakım sorulara cevap arandığı ve farklı bir bakış açısıyla Türkiye’de ve dünyada mitoloji çalışmalarının nasıl ve kimler tarafından ele alındığına dair önemli bilgilerin yer aldığı eseri bulunmaktadır. İlkel bir bilim olan mitin insanoğlu üzerindeki etkisi; nasıl ve ne şekilde bir eğitim kaynağına dönüştüğünün ele alınması açısından son derece kayda değer bir çalışmadır.

Türk edebiyatı ve halk bilimi konusundaki değerli eserleriyle tanınan Özkul Çobanoğlu, Türk mitolojisi alanına katkı sunan bir diğer bilim insanıdır. Çobanoğlu’nun, Türk Halk Kültüründe Memoratlar ve Halk İnanışları, Türk Dünyası Epik Destan Geleneği adlı eserlerinin yanı sıra özellikle “Kağanlık ve Kamlık Kurumları Arasındaki Çekişmenin Türk Mitolojisine Yansıması Problematiğinde Yöntem Sorunları” adlı makalesinde, resmî dinle halk dininin ayrıştığı noktalardaki tespitleri ve Türk mitolojik anlatılarında anaerkil bir dilden ataerkil bir dil kullanımına geçiş süreci detaylı bir biçimde işlenmektedir

Türk Mitolojisini Dünya Mitolojilerinden Ayıran Özellikler

Türk mitolojisi ve mitolojik memorat, rivayet ve anlatıların derlenip toplanması için Türkistan ve Orta Asya’dan başlayarak Türklerin bulundukları ve gittikleri yerlerde uzun yıllar boyunca sürecek olan saha araştırmalarına ihtiyaç vardır. Türkistan ve Orta Asya için çalışılan bölgeye göre, Doğu Türkistan için siyasi ilişkilerin gergin olduğu Çin’e, Rusya Federasyonu’na ya da Türk Cumhuriyetlerine başvurulup yapılacak saha araştırması için gerekli ön izinler alınmak suretiyle bir başlangıç yapılmalıdır. Son zamanlarda “şaman”lık da tıpkı Afrika’daki yerli kabilelerinin geçim kapısı olduğu gibi Orta Asya’nın geniş arazisinde özellikle bazı coğrafyalarda mevcut ve turistik amaçla “şaman” olduğunu iddia edenlerin gerçeklerden ayrılması problemi doğmuştur.

klı coğrafyalara yayılan Türklerin gittikleri bölgelerde yeni tanıştıkları ve etkileşim içine girdikleri kültürler bulunmaktadır. Çok parçalı ve katmanlı bir mitoloji

geçmişine sahip olan Türklerin bu etkiler göz önünde bulundurulsa dahi bir araya getirildiğinde yine de diğer dünya mitolojilerinden farklı bir yapıda oldukları görülmektedir. Her ne kadar asimile politikalarına maruz kalınsa da Türklerin girdikleri her din ve kültürü de Türkleştirdikleri bir gerçektir. Türklerin Budizmi ve Maniheizmi farklıdır; yine Türklerin İslam kültürüne kattıkları zenginlik ve derinlik ortadadır. Türk-İslam kültürü, kendine has, yegâne ve tektir. Bu, hem sanatta, hem edebiyatta hem de davranışlarda geçerlidir. Dolayısıyla yüzlerce yıl süren işgallerle birlikte gelen acı dolu yıllar ve sürgünlere maruz kalıp çeşitli asimile politikaları ve siyasi oyunlarla yerlerinden, yurtlarından, dillerinden kimliklerinden koparılmaya çalışılsalar da Türk milletinin yine de geçmişten günümüze uzanan ve kendilerine özgü inanış ve davranışsal kodların bulunduğu bir mitolojik geçmişine sahiptirler.

Türklerin yaşadıkları coğrafyalarda yapılan saha araştırmalarının derli toplu, etraflıca, sistematik ve bir bütünlük içinde sunulması yapılabilir. Kuzey Altaylarda yaşayanların hayata bakış açısı ile Tanrı Dağlarının kültür çevresi farklı olabilir. Batı ve Doğu Türkistan, Sibirya bölgeleri gerek mekânsal gerek farklı yaşam koşulu ve kültür çevreleri bakımından çeşitlilik arz edebilir. Hepsinde ortak payda Türk kimliğidir ve bunun izinden gidilmelidir. Coğrafi farklılıkların, iklim koşullarının, hayvancılıkla geçinen konargöçerlerle ziraat yapan ve yerleşik yaşama erken geçmiş Türklerin aynı kültür dairesi içinde olmaları beklenemez. Ancak farklı uzmanlıklara sahip bilim insanlarının Türk kimliğini, sanatını ve kültürünü ortaya koyacak değerli araştırmaları sayesinde bütün bu incelemeler ortak bir veri tabanında toplanılabilir.

Türklerin dünyaya bakışları ve onu yorumlamaları farklıdır. İçinde adalet arayışı ve onu bulma konusundaki istek, merhamet, yiğitlik, savaşçı ruh ve güç barındırır. Mücadele ve azim hayatlarının merkezinde yer alır. Sadece kendileri için değil zulme ve haksızlığa uğrayan başka topluluklar için de mücadele eder ve yaşarlar. Gittikçe artan nüfuslarının ve konargöçer yaşamdan kaynaklı hayvanlarının daha iyi beslenebilmesi için yeni yurtlar bulma amacıyla sürekli hareket ederler. Yeni yerleri keşfetme arzuları savaşçı kabiliyetleriyle birleşir ve bulundukları bölgeyi sonuna kadar savunurlar. Dolayısıyla bu bakış açısı ve dünyayı algılamaları etrafında mitleri, masalları, destanları oluşur.

Türklerin mitolojisini dünya mitlerinden ayıran özelliklerden bir tanesi de totemizmdir. Totem, bazı ilkel kabilelerin atası olarak görülen ve kutsal sayılan hayvan, bitki ve cansız nesnelere verilen genel addır.

Mitlerle Efsane-Rivayet-Menkıbe ve Masal İlişkisi

Efsanelerin özü, halkın kendisi ve hayatın gerçekliğidir. Bir terim olarak, Türkçede “söylence” de denilebilir. Halk arasında efsane yerine rivayet, menkıbe, esatir gibi kelimelerin kullanıldığı da görülmektedir. Fars menşeli,


“fesâne” kelimesiyle ilgili olup masal, aslı olmayan hikâye ya da destan anlamlarına gelmektedir.

Efsaneler, şahıslar, yerler ve olaylarla ilgili olabilir. Efsaneler,

a) dünyanın yaratılışı ve sonuyla ilgili, b) tarihî olanlar, c) tabiatüstü varlıklar/kuvvetlerle ilgili olanlar d) dinî olanlar

olmak üzere dört başlıkta kategorize edilebilir.

Bunları örnekleyen Sakaoğlu, a grubuna girenlere şu örneği vermektedir: “İbibik kuşu evvelce çok güzel bir gelinmiş. Fakat o kadar pismiş ki etrafına kötü kokular saçarmış. Gelinin aksine çok temiz olan kaynana bu hale dayanamaz. Bir namazın edasından sonra şöyle dua eder: «Ya Rabbi, bu gelini kuş et de kurtulalım.». Duası kabul olur, gelin hemen kuş olarak uçar ve bahçedeki ağaca konar. Onun için ibibik kuşunun yuvası fena kokarmış.”.

Tarihi efsaneler olan b grubundakilere ise menkabeleri de dahil etmektedir. “Meşhur Kara Koyun, Boş Beşik, Taş Bebek, Genç Osman efsaneleri de bu dalın çok bilinen örnekleridir. Ayrıca, yer adları, büyük felâketler ve binalarla ilgili efsaneler de bu dala girerler.”.

Tabiatüstü varlıklar, iyeler, öteki alemlerden gelen varlıklarla ilgili anlatılar da c grubunun içindedir. Buna Anadolu’daki albastı inanışı örnek verilebilir.

Efsanelerden d grubuna giren ve dinî mahiyette olanlara örnek olarak ise: “Bayezid-i Bistamî, Allah’tan cehennemi yok etmesini ister. Bir meleğin gösterdiği yolda giderken bir demirciye rastlar. Demirci, yumruğunu kızgın demire çekiç gibi vurmaktadır. Sebebi sorulunca demirci der ki: «Ben, ‘Rabbim, beni cehennemine at, ama vücudumu o kadar büyüt ki cehennemi tek başıma doldurayım benden başka kullarına yer kalmasın.’ diye dua ederim.».

İlk efsaneler, mit zemininde oluşmuş ve miti söyleyiş şekline sokmuştur. Mit, tabiatın ve sosyal olayların şuur altında bezenmiş şekilde işlenip hazırlanmasının hafızalarda korunmasıdır. Efsanelerden farklı olarak mitlerin çoğunluğu dinî tasavvurlarla ilgilidir.

Efsanenin rivayetten farklı olarak kendi içeriğine göre fantastik detayları ile süslenen bir özelliği olup belirli bir olay ya da olaylar silsilesi anlatılmaktadır. Günlük bir anlatım dili olmayan efsanelerin belli başlı bir anlatıcısı bulunmaz. Dinleyici, sürekli tedirgin ve gergin bir ruh hâlindedir. Tarihî ve didaktik bir anlatım türüne sahiptir.

Efsane ile rivayet arasındaki ilişkide ise rivayet bir tür olarak daha çok tarihî şahısların başlarından geçen olayları konu edindiğinden efsane ile birbirine son derece yakındır. Rivayette kısaca yaşanmış olaylar yansıtılır. Bölgeden bölgeye geçtikçe de yeni unsurlar eklenmek suretiyle zenginleşir.

Masallar ise tanım açısından çok farklı şekilde karşımıza çıkmaktadır. Masalların kesin ve net bir tanımının

yapılamamasını araştırmacılar, kendini sürekli yenilemesi, çok değişkenli bir yapıya sahip olmaları ve dinamik yapısına bağlamışlardır. Bir diğer sebep olarak da muhtemelen hem masalların hem de anlatıcıların dünya üzerindeki hareketliliğidir. Bir toplumda masal olarak kabul edilen diğer toplumda mit olarak kabul görebilmektedir.

Arapça mesel kelimesinin söylenişinin değişmesinden türeyen masal, “benzeyen, sıfat, vasıf, söz, ibret ve kıssa” manalarına gelmektedir.

Mitin masal ile kıyaslanmasında ise mitte gerçeklikle gizlilik, masalda ise açıklık ve uydurma mevcuttur. Mitlerde, “evren” konusu hâkim unsur iken masalda, “sosyal” unsurlar yoğunluktadır. Masallar, eğlence, nasihat-öğüt ve ahlaki karakter taşımaktadır. Masallardaki kahraman bazen soylu bir aileden bazen de sıradan insanların arasından olabilir. Mitlerde elden edilen, madeni ya da tabiata ilişkin elementler olur iken masallarda sihirli eşyalar, at ya da bir genç kız olabilir.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında