AÖF Soru Bankası

Ortaçağ-Yeniçağ Avrupa TarihiÜnite 6 Özeti

Güneş Kral Çağı (1648-1697)

TAR207U-ORTAÇAĞ-YENİÇAĞ AVRUPA TARİHİ

Ünite 6: Güneş Kral Çağı (1648-1697)

Avrupa’nın Hakemi: Fransa

17. yüzyılın ikinci yarısı, Orta ve Batı Avrupa’da Fransa’nın merkezde olduğu bir dönemdir. Fransa, Otuz Yıl Savaşları sırasında Protestan devletlerle işbirliği yaparak, İspanya ve Avusturya’yı mağlup edip, Habsburg hanedanının üstünlüğüne son vermiştir.

Fronde İsyanları (1648-1653): Fransa’nın İspanya ile savaşa devam ettiği yıllarda, 1648 yılında Paris’te Fronde İsyanı denilen büyük bir isyan başladı. İsyanın kısa sürede yayılmasında Richelieu sonrasında başbakan olan Mazarin’in politikaları ve 1643’te daha beş yaşındaki XIV. Louis’in tahta çıkmasıydı. İsyanının kısa sürede yayılmasında Fransa’da gıda fiyatlarında yaşanan artışlar, kıtlık ve güvenlik zafiyetleri de neden olmuştur.

Fronde, kelime anlamı olarak “sapan” demekti. İsyana isminin verilmesinin sebebi ise asilerin Mazarin ve taraftarlarını sapanlarla taşa tutmalarıydı.

1649 Ocak’ına gelindiğinde Mazarin karşıtları neredeyse tüm Paris’e hâkim olmuşlardı ve XIV. Louis şehri terk etmek zorunda kalmıştı. Bunun sonucunda Mazarin mecburen 1 Nisan 1649’da asiler ile Rueil Barışı’nı imzaladı ve isyan bir süreliğine sona erdi.

Fronde İsyanında ikinci safha Ocak 1650’de başladı ve Eylül 1653’e kadar sürdü. İsyancılar seslerini duyurabilmek için sapandan başka binlerce broşür ve kitapçık da kullandılar.

1650’deki isyanda XIV. Louis’in kuzeni Condé Prensi’nin asilere katılması sebebiyle bu ikinci dalgaya “Prensler Ayaklanması” da denilir. Condé prensi tutuklandı ve bu olay isyan ateşini arttırdı. 1650 Ocak itibariyle isyancılar Prens’in serbest kalmasını ve Mazarin’in görevi bırakmasını istediler. 1651 yılında Mazarin, Paris’teki Fronde İsyanı liderleri ile Condé Prensinin arasının bozulmasını sağladı ve bunun üzerin prens “İkinci Prensler Savaşını” başlattı. İspanya da dışarıdan Condé Prensi’nin isyanına destek veriyordu; ancak Prens başarılı olamadı ve 1652’de kraliyet birliklerine mağlup oldu. Mazarin ve XIV. Louis şehre geri döndüler ve mutlak bir zafer kazanılmış oldu.

Güneş Kralın mutlakiyetçi iktidarı: 1661’de Mazarin’in ölümüyle Fransa’da ipler XIV. Louis’in eline geçti. XIV. Louis tam anlamıyla mutlakiyetçi bir yönetim anlayışına sahipti. Tanrı adına ülkeyi ve dünyayı kendisinin yönetmesi gerektiğine inanıyordu. Hayalinde ihtişamlı bir imparatorluk yatmaktaydı. Böyle bir yapının sadece askeri başarılarla değil, diplomasi ve sanatta Avrupa’ya önderlik eden ihtişamlı bir devlet olmakla elde edileceğine inanmaktaydı. Bu amaçla, dönemin en ünlü mimar ve sanatçılarını himayesine alarak 1661’de yapımı uzun yıllar sürecek olan Versay Sarayını yaptırdı ve 1682’de saraya yerleşebildi. Saray, yapısı itibariyle Güneş Kral XIV. Louis’in gücünü ve görkemini yansıtırken, onu sıradan insanlardan uzak tutuyordu. XIV. Louis’in amacı tek güç olarak Fransız aristokrasisini saraya toplamak, kendi

üstünlüğünü onlara kabul ettirmek ve onları kontrol altında tutmaktır. XIV. Louis’in bir diğer amacı ise ekonomik yönden güçlü bir Fransa idi. Maliye bakanlığı görevine Jean-Baptiste Colbert’i getirdi. Colbert, merkantilist bir ekonomik anlayış sergileyerek çağına damgasını vurdu ve Fransa mali bunalımdan çıktı, Avrupa’da ekonomisi en güçlü devletlerden biri haline geldi. Fransa krallarının geleneksel unvanlarından “En Hıristiyan Kral” unvanına dayanarak Katolikliğin de koruyucusu olmak istediği için Osmanlı İmparatorluğu karşısında kadim düşmanı olmasına rağmen Avusturya’ya ve Venedik’e yardım etti. Bu gelişmeler Osmanlı İmparatorluğu ile Fransa’nın arasını bozdu.

Fransa’yı Avrupa’nın hakemi yapan savaşları: Fransa, XIV. Louis’in iktidarı döneminde Avrupa’daki diğer ülkeler ile savaş halinde oldu. Bu süreci başlatan olay 1667 yılındaki İspanya ve Hollanda’ya karşı “İntikal Savaşları”dır. İspanya kralının kızı ile evli olan XIV. Louis, kayınpederi IV. Philip’in ölümü üzerine, eşinin mirası olarak Fransa’ya İspanyol Felemenk’inin kendisine verilmesini istemiş ve bunun İspanya tarafından kabul edilmemesi üzerine Fransa’ya savaş açarak isteğini yerine getirmeye çalışmıştır. Fransa ordusunun başında bulunan XIV. Louis dönemin şartlarına göre büyük bir ordu kurdu ve kuzeye yönelerek İspanyol Felemenk’ine hâkim oldu. Bu başarı Hollandalıları rahatsız etti; çünkü Hollanda sınırında daha zayıf bir İspanyol Felemenk’ini tercih etmekteydi. İspanya’nın yanında yer alan Hollandalılara İngiltere de katıldı. Hollanda, İsveç ve İngiltere baskısından rahatsız olan Fransa barış yapmaya mecbur kaldı. 1668’de Aix-la-Chapelle (Aachen) Antlaşması imzalandı.

XIV. Louis kendisine karşı kurulan ittifakları engellemek için parasal yardımlarda bulunarak dost kazanmaya çalıştı. Önce İngiltere ve İsveç’e yardım ederek Hollanda’yı bu iki müttefikinden ayırdı. Kuzeni olan İngiltere kralı II. Charles ile 1670’de Dovet Antlaşması’nı imzaladı. Ayrıca, Münster ve Köln prenslikleriyle de ittifak imzalayarak Hollanda’yı doğusundan da baskı altına aldı. Buna karşılık Hollanda da 1672’nin başında İspanyollar ile ittifak antlaşması imzaladı. 1672 yılında Fransa’nın Hollanda’ya savaş ilan etmesiyle savaş başladı. Savaş başlar başlamaz elini güçlendirmek isteyen Fransa İsveç’le bir antlaşma imzaladı. Bu antlaşmaya göre İsveç Hollanda’ya saldıracak ve Alman prensliklerini kontrol altında tutacaktı. Hollandalılar, “Rampjaar” (felaket yılı) olarak andıkları 1672 yılında Amsterdam baraj kapaklarını açarak XIV. Louis’in istilasından kurtuldular. Fransa’ya barış teklifinde bulundular; ancak XIV. Louis teklifi reddetti. Barışın reddedilmesi ve Hollanda’nın müttefikleri tarafından terk edilmesi üzerine ülkede büyük bir muhalefet oluştu ve Hollanda’da De Witt istifa etti ve yerine geçen 22 yaşındaki III. William gelir gelmez diplomatik ve askeri önlemler aldı. Brandenburg Elektörlüğü’nün de Hollanda’nın müttefiki olmasıyla güçler kısmen dengelendi. Fransa ve Hollanda savaşı giderek Avrupa savaşına dönüşmeye başladı ve Fransa


1673 yılından itibaren savunma savaşı yapmak zorunda kaldı. 1674’te İngiltere Parlamentosu, İngiltere halkı gibi Protestan olan Hollanda’ya karşı, Katolik Fransa’ya destek verilmesine izin vermedi ve İngiltere Westminster Antlaşması ile savaştan çekildi.

Brandenburglulara yenilen İsveç, savunma pozisyonuna çekildi. Müttefiklerini teker teker kaybeden Fransa’da bir diğer sorun da ekonomik anlamda oldu. Hollanda’ya savaş ilan etmeden önceki taahhüt edilen büyük meblağlar ve savaş masrafları ülke ekonomisindeki gelir-gider dengesini bozdu. Yeni vergiler ihdas edilince de köylü isyanları çıktı.

Fransa ekonomik yönden kendini toparlaması için gerekli kaynaklara sahipken Hollanda ve özellikle İspanya için durum daha vahimdi. Önce Hollanda ile 10 Ağustos 1678’de, daha sonrada İspanya ile 17 Eylül 1678’de ve 5 Şubat 1679’da Nijmegen Antlaşması denilen üç antlaşma imzalandı. Bu antlaşma XIV. Louis’in zaferini içeriyordu. Bu antlaşma taraflar arasında ayrıca bir ateşkes niteliğindeydi.

Fransa’da Nantes Fermanı’nın kaldırılması: 13 Nisan 1598’de Fransa Kralı IV. Henri tarafından yayımlanan ve Kalvinistler’e haklar tanıyan Nantes Fermanı, “Bir inanç, bir yasa, bir kral” tezini savunan XIV. Louis’in Fontainebleau Fermanı ile 1685 Ekim’inde kaldırıldı. Önce 1663’te Katoliklerin din değiştirmeleri yasaklandı, Protestanlıktan ayrılıp Katolik olmak isteyenler teşvik edildi. Kalvinistler’e uygulanan baskılar sonucunda 1681’de yaklaşık 38 bin kişi Katolikliğe geçti. Yayınlanan fermandan sonra bazı tahminlere göre 300 bin kişi Fransa’yı terk etmiştir. Bunlar arasında zenginler, düşünürler ve yazarlar da bulunmaktaydı. Bunun sonucunda büyük bir ekonomik kriz baş gösterdi.

Huguenotlara uygulanan baskı, zaten diplomatik ilişkilerin gergin olduğu Protestan ülkelerin halklarında Fransa’ya karşı bir tepki doğmuş, bunun sonucunda da Avrupa’nın büyük bir kısmının katıldığı, Fransa’yı zora sokan ve 1688-1697 yılları arasında devam eden Dokuz Yıl Savaşları başladı. Ülkedeki Kalvinistler de 1702’de ayaklanarak büyük bir isyan başlattılar ve Fransa bir iç savaşa sürüklendi. 1710’da bu isyan kanlı bir şekilde bastırıldı.

Papalık ve XIV. Louis: XI. Innocentius’un 1671’de papa olmasından sonra Roma ile ilişkiler iyice gerildi. Sorun piskoposların tayini ve gelirleri ile ilgiliydi. Papa ile görüş ayrılığında olan Güneş Kral, Rahipler Meclisi’ni topladı. Mecliste kralların dünyevi işlerde kimseye bağlı olmadığı, manevi konularsa kutsal kurulların papanın üzerinde olduğu belirtildi ve Fransa kilisesinin kural ve yapılarının değiştirilemeyeceğinin ifade edildiği bir bildiri yayınlandı. Papa ile ipler gerildi, XII. Innocentius’un papalığa gelişiyle uzlaşma sağlansa da bu olay ile Gallikanlık, yani Papalık’ın Fransa üzerindeki hakimiyeti kısıtlanmış ve kilise krala bağlı kalmıştır.

XIV. Louis’in iktidarının son yılları: XIV. Louis’in hükümdarlık yılları Fransa tarihine Büyük Yüzyıl olarak geçmiştir. Güneş Kral 72 yıl tahtta kaldı ancak fiili hükümdarlık süresi 54 yıldı. Onun Fransa’ya katkısı, ülkesini aristokrasinin yönettiği parçalanmış yapıdan kurtarması, tek merkezden yönetilen güçlü bir devlet haline getirmesidir. Ayrıca onun döneminde Fransa’da yollar, limanlar yapıldı; imalathaneler kuruldu, Fransa ekonomik olarak güçlendi. Tarihe Güneş Kral olarak geçti. Hükümdarlığı döneminde çıkan ondan fazla isyanı bastırarak onları siyasi bir güç olmaktan çıkardı. Aynı zamanda önceki kralların aksine kendisini halktan uzaklaştırarak kendisini kutsallaştırdı.

Parlamento-Kral Mücadelesi: İngiltere

II. Charles’ın İktidara Gelişi: İngiltere Kralı I. Charles idam edildikten sonra, Oliver Cromwell parlamentonun, yürütme heyetinin ve yargının yapısını değiştirdi. Önce Devlet Konseyi kuruldu, sonrasında ise 19 Mayıs 1649’da İngiltere’nin resmen bir Cumhuriyet olduğu ilan edildi. Cromwell, bu gelişme ile yönetime tamamen hâkim oldu. İskoçları ve İrlandalıları mağlup ederek, Katolikliği yasakladı ve bölgeyi İngilizlerin ve İskoçların yerleşimine açtı. Parlamentoyu fesheden Cromwell, kral olmayı kabul etmedi ve kendisine diktatörlük yetkilerini sağlayan kral naibi unvanını aldı. Katoliklere karşı sert tedbirler alıp İspanya’ya savaş açarken Fransa ile olumlu ilişkiler kurdu. Ancak kurduğu sistem özellikle aristokrasi tarafından şiddetle eleştirildi.

Oliver Cromwell 1658’de ölünce kral naibi unvanı oğlu Richard Cromwell geçti; ancak oğlu otoriteyi sağlayacak yetenekte değildi. İskoçların desteğini alan II. Charles devletin başına geçti. 29 Mayıs 1660’da taç giydi ve böylece cumhuriyet dönemi bitti. İngiltere’de restorasyon süreci başlamış oldu.

Şanlı Devrim (Glorious Revolution): II. Charles ve eşi, varisi olan II. James de Katoliklerdi. Tahtın veliahdının bu inancı benimsemesi ve Katolikliğin sarayda etkisinin artması, halkta ve parlamentoda tedirginliğe sebep olmuş ve 1673’te Katolik olarak devlet hizmetinde bulunmayı engelleyen bir tasarı olan “Test Act” parlamento tarafından kabul edilmişti.

II. Charles hasta yatağında Katolikliği kabul etmiş ve öldüğünde erkek çocuğu olmadığı için II. James tahta geçmişti. Test Act’ı feshetmek istemesi, Fransa kralı XIV. Louis’i desteklemesi ve İnanç Özgürlüğü Fermanını ilan etmesi krala olan tepkiyi artırdı. Ancak en büyük tepki Kral II. James’in er kek çocuğunun doğması üzerine oldu. Çünkü tahtta veliahtlık sırası Protestan olan II. Mary’den, Katolik olarak yetişecek James Francis’e geçecek ve hanedan Katolikleşecekti. II. Mary’nin eşi ve aynı zamanda II. James’in yeğeni olan Hollanda Prensi III. William, duruma müdahale kararı aldı ve İngiltere’ye çıkartma yaptı. İngiliz parlamentosu da kendisine destek çıkınca II. James tutunamayacağını anladı ve kaçtı. II. Mary ve III. William ortak hükümdar oldular ve 11 Nisan 1689’da beraber taç giydiler.


III. William, tahta çıktığı yıl inanç özgürlüklerini belirleyen “Act of Toleration”u (Müsamaha Bildirgesi) yayınladı. Ancak dönemin en önemli siyasal metni 1689’da kabul edilen Bill of Rights (Haklar Beyannamesi) olmuştur. Bu belge hala İngiliz hukuk sisteminin temel yasalarından biri olan, insan hakları ve ifade özgürlüğü konusunda tarihteki en ünlü metinlerinden biridir.

17. Yüzyılın İkinci Yarısında İskandinavya

İsveç, 1648 Vestfalya Antlaşması ile İskandinavya ve Baltık’taki en güçlü devlet konumuna yükselmişti. X. Şarl Gustav’ın tahta çıkmasıyla Lehistan ve İsveç arasında yeniden savaş patlak verdi. Böylece “İkinci Kuzey Savaşları” başladı. Danimarka ile mücadele sonunda 1660’da Kopenhag Antlaşması imzalandı. X. Şarl’ın ölümünden sonra XI. Şarl İsveç Kralı oldu.

İsveç Fransa ile işbirliğine giderek Otuz Yıl Savaşlarından önce Fransa’dan mali destek aldı. Fransa, Avrupa’daki diplomatik üstünlüğü elinde tutmak amacıyla İsveç’e yardım etti. Danimarka ise, İsveç’in yükselişinden sonra kendisine biçilen bölgesel güç sıfatını kabullendi.

İsveç, XIV. Louis’in Avrupa’nın diğer güçleri ile yaptığı savaşlarda denge siyasetini takip etti. Bundaki amacı, kendisine karşı bir koalisyonun oluşmasını engelleyerek topraklarını muhafaza etmekti. Bu politika büyük oranda başarılı da oldu. İsveç 17. yüzyılda Avrupa’nın sayılı devletlerinden biri haline geldi.

Büyük Kıtlık: İsveç’in yönetiminde bulunan Baltık kıyılarında yaz dönemi normalden daha serin ve yağışlı geçmiş ve sonbaharda don olayları görülmeye başlanmıştır. Bu soğuklar aratarak devam etmiş ve 1695, 1696 ve 1697 yıllarında gerçekleşen üç yıllık kıtlık sürecinde, bölgeye tahıl tüccarları vasıtasıyla gıda ithalatı gerçekleştiyse de açlığı engellenememiştir. İsveç’in kontrolünde bulunan Finlandiya, Estonya ve Letonya’da yaklaşık 150 bin kişi ölmüştür.

Lex Regia’nın kabulü: Bir tür İskandinav Konfederasyonu niteliğinde olan Kalmar Birliği zamanında birliğin ticari işleri ve dış ilişkilerinde Kopenhag’ın ağırlığı hissedilirken, içişlerinde üç devletin de kendilerine özgü işleyişleri vardı. 1523’te İsveç’in bu birlikten çekilmesinden sonra güç kazanması, bölgenin en güçlü devleti haline gelmesi sonucunda, 1665’te kraliyet kanunu olarak nitelendirilebilecek “Lex Regia” kabul edilerek Danimarka’da kral merkezli mutlak monarşiye geçilmiştir.

17. Yüzyılda İtalya

Rönesans hareketi, İtalya’yı 15. ve 16. yüzyıllarda Avrupa’da sanatın ve kültürün merkezi haline getirdiyse de ülkede bir türlü siyasi birlik sağlanamadı. Katolik Kilisesi Rönesans’ı destekleyerek Kuzey Avrupa’daki gibi Kiliseye olan tepkileri azaltmaya çalıştı. 17. yüzyıla girerken İtalya’da parçalanmışlık devam etmekteydi, Fransa ve Habsburglar hala İtalya üzerinde hakimiyet kurmay çalışıyorlardı. İspanya, 16. yüzyılın başında

Napoli Krallığı’nı tamamen egemenliği altına almıştı, yine Milano da İspanyol Habsburglarının yönetimindeydi.

17. yüzyılda İtalya’daki diğer devletlerin durumu da şu şekildeydi:

• Venedik: Doğu Akdeniz ve Adriyatik’te önemli sayıda koloniye sahip olan Venedik, 12. ve 13. yüzyıllarda altın çağını yaşıyordu. Venedik, 1606’da Papa V. Paul ile ruhbanlar konusunda anlaşmazlığa düşmüş, ancak Fransa’nın araya girmesi ile durum düzelmiştir. 17. yüzyılda Girit yüzünden Osmanlılarla karşı karşıya gelmiş ve Girit’i kaybetmiştir. 1683 sonrasında Kutsal İttifak Savaşlarında yine Osmanlı’ya karşı savaşmış ve Karlofça Antlaşması ile Mora’yı ele geçirmiştir. • Toskana Grandükalığı: Papalığın onayı ile Floransa Dukalığı olan bu devlet 1569 yılında Toskana Grandükalığına dönüşmüştür. Rönesansın finansör ve öncü hanedanı Medicilerin yönetiminde Toskana, müreffeh ancak küçük bir devlet olmaktan ileri gidememiştir. Fransa’dan çok, Avusturya ve İspanya ile iyi ilişkilere sahip olmuştur. • Ceneviz Cumhuriyeti: Akdeniz ticaretinin zayıflamasından zarar gören Cenevizliler 15. ve 16. yüzyıllarda Amasra, Galata, Sakız gibi kolonilerini Osmanlı’ya kaptırmıştır. 17. yüzyılda ise siyasi gücünü kaybetmiştir. Buna rağmen Avrupa’nın en önemli finans merkezlerinden biri olmaya devam etmiştir. • Savoy Dükalığı: Savoy Dükalığı’nın merkezi Torino’ydu. 17. yüzyılın başında Mantua Veraset Savaşlarında Fransa’ya karşı İspanya’nın yanında yer alırken daha sonra yüzyılın ikinci yarısında Fransa’nın etkisi altına girmiştir. II. Charles Emmanuel zamanında XIV. Louis’in Fransa’sı ile akrabalık bağları kurmuştur ve İspanya’nın desteklediği Cenevizlilere savaş açmıştır.

Habsburglar: İspanya ve Avusturya

Fransa-İspanya Mücadelesi (1648-1659): Otuz Yıl Savaşları’nın sonunda Mazarin, Fransa’nın İspanya ile bir barış antlaşması imzalanmasını engellemişti. Vestfalya Antlaşmasından güçlü bir şekilde çıkan Avusturya ile anlaştıktan sonra İspanya’ya karşı elinin daha güçlü olacağını düşündü. 1648 yılında İspanya ile mücadele sürerken Fransa’da Fronde İsyanı patlak verdi. Bu isyan, Fransa’yı iç savaşa sürükledi ve ülke dikkatini bu isyanı bastırmaya vermek zorunda kaldı. Asi liderler ve meşhur Fransız generallerden Condé’nin de asilere katılması ve İspanya’ya sığınması işleri daha da zorlaştırdı. Fakat Mazarin ülkeyi bu zor durumdan kurtarmasını bildi ve İspanya konusuna yoğunlaştı. Fransa iç isyanlarla boğuşurken, İspanya da IV. Felipe liderliğinde bağımsızlığını ilan eden Portekizlilere karşı Katalonya ve Napoli’de bağımsızlık isyanlarını bastırdı, Batı Akdeniz’deki gücünü arttırdı.


Mazarin, İspanya’yı teslim olmaya mecbur etmek ve onları hem denizden hem karadan sıkıştırmak için İngiltere ile 1657’de ittifak antlaşması yaptı. Bu tarihten itibaren İspanya ile savaş başladı ve 14 Haziran 1658’de Dunes Muharebesi’nde İspanya mağlup oldu. Kasım 1659’da Pireneler Antlaşması imzalandı. Antlaşmaya göre XIV. Louis ile İspanyol Prenses Maria Theresa evleneceklerdi ve bu 1660’da gerçekleşti. Böylece Fransa, İspanya veraset sisteminde hak sahibi olma hakkı kazandı. Bu antlaşma, İspanya’nın artık Avrupa’da ikinci devletler seviyesine düştüğünün tescillenmesiydi. Ardından İspanya, 1668 yılında Portekiz’in bağımsızlığını da resmen tanımak zorunda kaldı.

Yükselen Güç: Avusturya: Otuz Yıl Savaşları’nın en büyük kaybedeni Habsburg Monarşisiydi. Vestfalya Antlaşması ile büyük bir siyasi güç ve prestij kaybetmişlerdi. Avusturya, bu antlaşma ile Protestanlık meşruiyetini kabul etmiş ve Alman prensliklerin üzerinde nüfuz kaybı yaşamıştı.

Prenslikler daha otonom hale gelince, Avusturya Osmanlı ile doğudaki mücadelesine odaklandı. Prensliklerin daha fazla egemen olmaları devletin işleyişine katkı sağlarken, Kutsal Roma İmparatorluğu’nun yönetiminde Avusturya’nın da elini rahatlattı. 1657’de III. Ferdinand’ın yerine geçen İmparator Leopold için en büyük tehdit Osmanlı ve Fransa’ydı. Osmanlı Erdel Meselesi yüzünden 1663’te Avusturya’ya savaş açtı. Osmanlı ordusunu mağlup etmesine rağmen Leopold, savaşmak istemiyordu; çünkü Osmanlı sınır kaleleri Viyana’ya çok yakındı. Sonuçta Vasvar Antlaşması imzalandı.

Avusturya’yı dönemin sıkıntılı durumundan kurtaran olay ise 1683’teki II. Viyana Kuşatması oldu. Osmanlı’ya karşı Papalık, Venedik, Lehistan ve Alman Prenslikleri bir araya gelerek başarılı oldular. 1699’da Karlofça Antlaşması imzalandı. Osmanlılara karşı oluşturulan ittifak başarılı oldu ve 1699 yılında Karlofça Antlaşması imzalandı. Bu antlaşma ile Avusturya, Macaristan’ı yönetme fırsatı buldu ve bu durum Fransa’nın elini zayıflattı. Avusturya, Türk tehdidinin azalmasıyla Batı’da daha rahat hareket edebildi.

Yüzyılın sonunda Avusturya, Orta Avrupa’nın hala en önemli devletiydi; ancak gücünü ordusundan çok diplomasi silahını iyi kullanabilmekten alıyordu. Bir başka başarılı olduğu alan da sanattı. Leopold döneminde Viyana, İtalyan ve Alman bestekarlarının merkezi haline gelmişti.

Avrupa’da Güç Dengelerini Değiştiren Mücadele: Dokuz Yıl Savaşları

17. yüzyılın başında Avrupa’da iki büyük güç bulunmaktaydı. Bunlardan biri doğudaki Osmanlılar, diğeri ise Almanya, Avusturya ve İspanya’daki Habsburglardı. Otuz Yıl Savaşları sonrasında Habsburglar güç kaybederken, XIV. Louis’in Fransa’sı güç kazanmıştı. Fransa’nın agresif ve yayılımcı politikası, ekonomide merkantilizmi uygulaması, deniz ticaretinde İspanya,

İngiltere ve Hollanda’ya karşı üstünlük kurması sonucunda, Avrupa devletleri “Büyük İttifak” olarak bilinen bir Fransa karşıtı koalisyon oluşturdu. Koalisyonun önderliğini Kutsal Roma-Cermen İmparatoru Leopold ile Hollanda Kralı III. William Orange yapıyordu. Koalisyonun amacı Ren bölgesinde yer alan Palatin Elektörlüğü’nü korumaktı. Bu İttifak’a Augsburg Ligi de deniyordu. Bu ittifaka Kutsal Roma-Germen İmparatorluğundaki diğer prenslikler de katılmıştır.

Osmanlılara karşı doğuda alınan erken galibiyet, müttefiklerin mücadele yoğunluğunu Batı’ya kaydırmalarını sağladı. Savaşın ilerleyen yıllarında III. William’ın İngiltere tahtına geçmesiyle İngiltere de Büyük İttifak’a dahil oldu. Büyük İttifakla gerçekleşen Dokuz yıl Savaşları boyunca Fransızlar müttefiklerine üstünlük sağladılar. Ancak yeni önem verilmeye başlanan deniz gücü müttefiklerle boy ölçüşebilecek düzeyde değildi. Kara muharebelerinde İspanya-Avusturya, Hollanda, Danimarka, İsveç ve İngiltere’ye karşı çok başarılı olan Fransa, La Hougue açıklarında İngilizler ve Hollandalılara karşı mağlup oldu. Bu olay deniz ticaretine darbe vururken İngiltere’yi ablukaya alma ve Britanya’ya asker çıkarmayı olanaksız hale getirdi.

Şiddetli çarpışmalar devam ederken, Amerika’da yeni oluşturulan kolonilerle de savaşan Fransızlar Büyük İttifak’a karşı sahip olduğu toprakları korumayı başarmışlardı. Avusturya ve Alman Prensliklerinin Fransa ile olan savaşı Osmanlı’nın elini de rahatlatmıştı. Osmanlı Belgrad ve Sırbistan’ı yeniden fethetmişti.

1697’de taraflar arasında Ryswick Antlaşması imzalandı. Hollanda ve İngiltere’ye denizde mağlup olması sebebiyle Fransa, uzun süren bu savaştan fazla bir kazanımı olmadan ayrıldı. Fransa, Nijmegen Antlaşması ile sahip olduğu kazanımları geri verecek, III. William’ı İngiltere’nin meşru kralı olarak tanıyacaktı.

Bilimsel Gelişmeler

17. yüzyılda öncelikli olarak akıl ön plana çıkarıldı. Modern felsefenin temelleri atıldı. Matematikte bir patlama oldu ve klasik fizik kuruldu. Bu yüzyılda İngiltere de Bacon Empirizmin, Fransa’da Descartes de Rasyonalizmin kurucuları olarak ön plana çıktılar. 17. yüzyılda Descartes, Pierre de Fermat, Pascal, Maclaurin, Parent, Clairault ve Euler gibi önemli matematikçiler de yetişti. Fizik sahasında önemli buluşlar yapıldı ve Galileo ve Newton gibi büyük fizikçiler yetişti. Astronomi sahasında Brache ve Kepler gibi isimler modern astronominin temellerini attılar. Tıp alanında İngiltere’de doktor William Harvey, kalpten başlayan kan dolaşımını tanımlamıştır. Antonie van Leeuwenhoek ise yaptığı araştırmalarla mikrobiyolojinin babası sayılmıştır. Bugünkü mikroskopun ana prensipleri ise İngiliz Robert Hook tarafından tespit edilmiştir.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında