TAR207U-ORTAÇAĞ-YENİÇAĞ AVRUPA TARİHİ
Ünite 2: Orta Dönem Ortaçağ Avrupa Tarihi (11-13. Yüzyıllar)
Orta Dönem Ortaçağ Avrupasında Fransa, Almanya ve İngiltere (11.-13. Yüzyıl)
Fransa ve Capet Hanedanı: Şarlman’ın 814’de ölümünün ardından ardılları tarafından mirasına gerektiği gibi sahip çıkılamamıştır. İlk olarak tahta geçen I. Louis’in de ölümünden sonra tahta geçen Lothair, imparatorluk tacını giymiş, ancak kardeşlerinin muhalefeti ile karşılaşmıştır. 843 yılındaki Verdun Antlaşması ile Şarlman’ın torunları arasında imparatorluk Doğu Frankia, Batı Frankia ve Orta Frankia olarak üçe bölündü. Doğu Frankia Louis’e, Batı Frankia Charles’a ve Orta Frankia ise imparator unvanını kullanan Lothair’e verildi.
Batı Frankların son Karolenj İmparatoru V. Louis’in 987 yılında ölümünden sonra Hugh Capet kral ilan edildi. Capet ve ardılları 1328 yılına kadar iktidarda görünmelerine rağmen soyluların gölgesinde kaldılar. Ülke üzerinde tam anlamıyla bir otorite kuramadılar.
Özellikle VI. Louis iktidarı döneminde krallık otoritesini tanımayan baronlarla mücadele ettiler ve çoğunluğu üzerinde otorite kurmayı başardılar. Bu dönem ayrıca Capet Hanedanlığının Fransa’da güç kazanmaya başladığı dönem olmuştur. Veliaht VII. Louis bu baronlardan Akitanya Dükünün kızıyla evlenmesi sonucu Capet Hanedanlığını Fransa’nın güneyine kadar genişletti. Bu dönemde çıkılan II. Haçlı Seferinden başarısızlıkla dönüldü. 1154 yılında İngiltere tahtına oturan Henry ile VII. Louis arasında yirmi yıl boyunca mücadele yaşandı.
II. Philip dönemin en önemli gelişmesi III. Haçlı Seferidir. Bu sırada Fransa’yı işgal etmek isteyen İngilizler yüzünden II. Philip seferden erken dönmek zorunda kaldı. II. Philip’in ardından tahta IX. Louis geçti ve hayatı boyunca dindar bir kral olarak tanınması sebebiyle öldüğünde aziz ilan edildi. Yedinci ve Sekizinci Haçlı Seferlerine katılan IX. Louis Sekizinci Haçlı Seferi sırasında Tunus’ta ölmüştür.
Kutsal Roma İmparatorluğu ve Almanya: Kutsal Roma İmparatorluğu Avrupa’nın en büyük monarşisidir. Papa tarafından 800 yılında Kutsal Roma İmparatoru ilan edilen Şarlman’ın ölümüyle üçe bölünen Frank Krallığının doğu kısmı Alman Krallığı olarak adlandırıldı. 936 yılında Almana Kralı olarak ilan edilen I. Otto, 962 yılında Papa tarafından taç giydirilerek imparator ilan edilmesi Kutsal Roma İmparatorluğunun kuruluş tarihi olarak kabul edilmektedir. İmparator I. Otto Sakson İmparatorları soyundan gelmektedir.
Kutsal Roma İmparatorluğu 962 ile 1254 yılları arasında Sakson ve Hohenstaufen Hanedanları tarafından idare edildi. İzlenen temel politika İtalya’nın kontrol altına alınmasıydı. 1438 yılına varıncaya kadar merkezi otorite zayıflayarak İtalya üzerindeki etki neredeyse son buldu.
Normanlar ve İngiltere: Topraklarından ayrılan Viking toplulukları iki yüzyıl boyunca Avrupa’dan Asya’ya kadar çok geniş bir alana yayılmışlardır. Bu dönemde Avrupa’ya akın eden Danlar ve Norveçliler İngiltere, İrlanda,
Almanya, Fransa ve İspanya kıyılarını yağmalamışlardır. 911 yılında Paris ve Chartres’i kuşatan Viking Lideri Rollo ile Fransa Kralı III. Charles arasında yapılan anlaşma doğrultusunda, Fransa Kralı kendisine tabi olmak ve ülkesini soydaşlarının saldırılarından korumak şartıyla, Rollo’nun mahiyetindekilerle birlikte Normandiya Bölgesine yerleşmelerine izin verdi. Zamanla bölgeye yerleşen bu kuzeyli topluluk ile yerli Franklar karışarak Normanları oluşturdular.
Normanlar bulundukları bölge itibariyle her zaman İngiltere ile yakın ilişkiler içinde olmuşlardır. 1016 yılında Danimarka Kralının İngiltere’yi işgal etmesiyle İngiltere Kralı ve çocukları Normandiya’ya sığınmış, Kralının oğlu Edward’ın İngiltere’ye 1041 yılında dönerken yanında çok sayıda Normanı da götürmesi ve onları önemli mevkilere yerleştirmesiyle İngiltere’de Norman etkisi başlamış oldu.
İngiltere Kralı Edward’ın 1066 yılında ölümünden sonra yerine Harold Godwinson geçmiş, ancak krallığı Normandiya dükü William tarafından tanınmamıştır. William, Edward’ın İngiltere tahtı için kendisini varis bıraktığını iddia ederek İngiltere üzerine bir sefere çıkmıştır, 14 Ekim 1066 tarihinde yapılan Hasting Savaşında Anglo-Sakson kralı olan Kral Harold’un hayatını kaybetmesi sonucunda William büyük bir zafer kazanmış ve İngiltere yeni bir döneme girmiştir. 1066 Noel’inde krallık tacının giyen William İngiltere’nin ilk Norman kralı olmuştur.
1087 yılında I. William’ın ölümünden sonra oğlu II. William İngiltere tahtına otururken Normandiya Dükü Robert oldu. Yaşanan çekişmeler sonrasında I. Haçlı Seferine katılan Robert, William’ın ölümden sonra tekrar Normandiya’ya hakim oldu. II. William’ın ölümünden sonra İngiltere tahtına kardeşi I. Henry geçti. I. Henry Robert’i mağlup ederek İngiltere ve Normandiya’yı tek çatı altında birleştirmiştir. I. Henry’nin ölümünden sonra yerine kızı Matilde’nin geçmesinin kabul edilememesi üzerine Matilde’nin kuzeni Stephen tahta geçmiş, Stephen ölünce de Matilde’nin oğlu II. Henry İngiltere tahtına geçmiştir. II. Henry’nin ölümünden sonra Fransa Kralının da desteğini alan oğlu Richard İngiltere Kralı olmuştur.
1189 yılında resmi olarak İngiltere tacını giyen I. Richard törene Yahudilerin katılmasını yasaklamış ve Yahudilerle bir mücadele içerisine girmiştir. 3. Haçlı Seferine katılan ve Kudüs’ü almak isteyen Richard başarılı olamayarak Eyyubilerle üç yıllık bir barış antlaşması imzalayarak ülkesine geri dönmüştür. I. Richard tarafından yerine yeğeni Arthur’un veliaht ilan edilmiş ancak, Arthur’un Fransa Kralına esir düşmesi sebebiyle, aralarında dönem dönem sorunlar yaşanmış olmasına rağmen Richard’ın kardeşi John veliaht ilan edilmiştir. Richard’ın 1199 yılında ölümüyle John kral ilan edilmiştir. John bir süre krallığını tanımayan Normandiya ve Anjou Dükleri ile mücadele etmiş, ancak Düklerim Fransa Kralının yanında yer almasıyla John yenilmiş ve Fransa topraklarının büyük bir kısmını kaybetmiştir. John kilise ile de anlaşmazlığa düşmüştür. Daha sonra Papanın isteklerini kabul ederek
anlaşma sağlamıştır. Papalık ile anlaşma sağlayan John, daha sonra Fransa’ya yöneldi. Ancak bu hedefi Bouvines Savaşında yenilgiye uğraması ile sonuçsuz kalmıştır.
İngiltere’de baronların kendisine karşı ayaklanması ile Papalıktan yardım alan John, yaptığı girişimlerde başarılı olamayarak, Baronların baskısına daha fazla dayanamamış ve 1215 yılında Magna Carta’yı imzalamak zorunda kalmıştır. Latince Büyük Sözleşme, Büyük Ferman anlamlarına gelen Magna Carta Ortaçağın en önemli belgelerinden biridir. Magna Carta, feodallerin kral karşısındaki haklarını garanti altına alan bir belgedir. Bu belge ile kilise din görevlerinin atanmasında özgür olmuş, baronların rızası alınmadan fazla oranda vergi alınmayacaktır ve kral da herkes gibi kurallara uymak zorundadır. Kral eğer kurallara uymazsa soylular yeni kral seçme hakkına da sahip olmuşlardır. Bu kurallara uymak istemeyen John Fransız istilacılar ve asi baronlarla giriştiği mücadele de hastalanarak ölmüştür.
John’un ölümüyle geride oğulları 9 yaşındaki Henry ve 7 yaşındaki Richard kalmıştır. Baronların desteği ve Magna Carta’ya bağlı kalacağı yönündeki beyanı ile Henry kral ilan edilmiştir. III. Henry tahta oturduğunda 9 yaşında olması sebebiyle 1234 yılına kadar gerçek iktidar hakimi olamamıştır. Bu süre içerisinde ülke naibler tarafından idare edilmiştir. İlk 24 yıllık döneminde yönetime tam anlamıyla hakim olan III. Henry, baronların baskısına daha fazla dayanamayarak 1258 yılında Oxford Şartları adı altında birtakım reformları kabul etmek zorunda kalmıştır.
III. Henry’nin 1272 yılında ölümünden sonra yerine oğlu I. Edward geçti. Sekizinci Haçlı Seferine de katılan I. Edward Ortaçağın en büyük İngiliz Kralı olarak kabul edilmektedir. Edward; zeki bir idareci, başarılı bir komutan ve reformist bir kral olarak görülmektedir. I. Edward tüm Britanya üzerinde egemen olmak istediği için Galler üzerine yönelmiştir. Galler’i seferleri sonrasında İngiltere idaresi altına alan Edward, İskoçya’ya yönelmiş ve İskoçya kralının İngiltere krallığına vasallık yemini etmesi ile sonuçlanmıştır. Ancak İskoçya soyluları Fransa ittifak kurarak Edward’a karşı ayaklanmış, bunun üzerine Edward ülkeyi kurduğu askeri garnizonlarla idare etmeye başlamıştır. İskoçlar, önce William Wallace adlı bir kişinin etrafında toplanarak ayaklanmışlar, sonra da Robert Bruce’un Edward’a karşı ayaklanması bu durumu izlemiştir. Edward, Bruce tarafından çıkarılan isyanı bastırmak için yola çıktığında ölmüştür.
Orta Dönem Ortaçağ Avrupasında İtalya ve İspanya (11.-13. Yüzyıl)
Frank İmparatorluğu’nun dağılışı İtalya’da asiller ile küçük feodal şehir devletleri arasında savaşa neden olmuştur. 951 yılında Alman Kralı I. Otto bu duruma son vermek üzere müdahalede bulunmuş ve İtalya’da hâkimiyet kurmuştur. Ancak bu durum kendisinden sonra gelen ardıllarının (II. ve III. Otto) birliği koruyamaması ve Papalık makamına karşı sergiledikleri olumsuz tutum
nedeniyle uzun sürmemiştir. III. Otto’nun ölümünden sonra bazı soylular tarafından İtalya Kralı seçilen Arduino’nun krallığını kabul etmeyen yerel piskoposların, Laman kralı II. Heinrich’i İtalya’ya gelerek krallığı almaya davet etmişlerdir. II. Heinrich, 1004 yılında İtalya’ya gelerek krallığını ilan etmiştir. Ancak onun ölümünden sonra İtalya üzerindeki Alman hakimiyeti zayıflamaya başlamıştır.
11. yüzyıldan itibaren küçük gruplar halinde İtalya’ya girmeye başlayan Normanlar, kısa süre içerisinde siyasi ve askeri bir güç haline gelmiş ve bazı bölgelerin yönetimini ele geçirmişlerdir. Norman yükselişinden rahatsız olmasına rağmen Givitate’de meydana gelen savaştan sonra Papa IX. Leo ile Norman liderinin üvey kardeşi Robert Guiscard iyi ilişkiler içinde olmuşlardır. Papa ile olan iyi ilişkiler Normanların yükselişinin önünü iyice açmıştır. Normanlar daha sonra Napoli Dukalığı, Capua- Aversa Prensliği ve Sicilya’da da hâkimiyet kurarak Normanların tek bayrak altında toplanmalarını sağlamışlar ve büyük bir devlet haline gelmişlerdir. Normanlar tarafından İtalya’da kurulan hakimiyet II. Guglielmo’nun ölümüne kadar devam etmiştir. Onun ölümünden sonra ortaya çıkan anlaşmazlıklar sonucunda İtalya’da Hohenstaufen Hanedanının hakimiyet dönemi başlamıştır.
Bu dönemde tahtı ilk olarak Heinrich ele geçirse de, bu durum uzun soluklu olamamış ve ölümünden sonra I. Friedrich hükümdar olmuştur. Hedeflerine ulaşamayarak Papa ile anlaşmak zorunda kalan Friedrich, tahtını sağlamlaştırarak tekrar hedeflerine yönelmiştir. Bu amaçla düzenlediği ikinci sefer Meclisten İmparatorluk haklarının geri alınmasıyla sonuçlanmıştır. İtalya’daki gücünü zamanla yitiren I. Friedrich zamanla karşılaştığı sorunlarla birlikte büyük bir siyasi kriz altında kalmıştır. Ölümünden sonra tahta geçen VI. Heinrich de başarılı olamamış ve hayatını kaybetmiştir. Daha sonra tahta geçen II. Friedrich önemli adımlar atmış ancak, Papanın da baskısıyla Sicilya Krallığının imparatorluktan ayrılmasını kabul etmiştir. 1226 yılında II. Friedrich’in şehir devletlerini kontrol altına almasıyla ayaklanmalar tekrar başlamış, ancak 1250 yılındaki ölümüyle Hanedanlığın güçlü bir monarşi oluşturma çabaları da sona ermiştir. Anjou Dükü hanedanlığın son temsilcilerini de ortadan kaldırarak hâkimiyetlerine son vermiştir.
İspanya kelimesinin izafeten bir devlet olarak anılması 1516 yılından sonra olmuştur. Ortaçağ boyunca İspanya diye bir ülkeden bahsetmek siyasi olarak mümkün değildir. Çünkü İber Yarımadasında Müslüman hakimiyeti 711 yılından 1492 yılına kadar devam etmiştir. 8. yüzyılda Müslüman hâkimiyeti görmeyen kısım İspanya’nın kuzeybatısında yer alan Asturias bölgesidir. Bölge daha sonra Galiçya Krallığı olarak anılmıştır. Orta dönem ortaçağ boyunca Hristiyan devletler her ne kadar birbirleriyle de mücadele içinde olsalar da 8. yüzyılda İber Yarımadasına hâkimiyet kuran Müslümanları topraklarından çıkartmak için birlikte hareket etmişlerdir. Amaçları İber Yarımadasını tekrar Hristiyanlaştırmaktır.
Bu amaçla uğraşan krallıklar arasında; Kastilya Krallığı, Leon Krallığı, Navarra Krallığı, Portekiz Krallığı gibi grupların mücadelelerinden bahsedilebilir. Bu hedefe 1492 yılı itibariyle ulaşılmış ve İber Yarımadasından Müslümanlar çıkarılmıştır.
Orta Dönem Ortaçağ Avrupasında Üretim, Ziraat Tekniklerindeki Değişim ve Dini Hareketler (11.-13. Yüzyıl)
Orta dönem Ortaçağ Avrupası’nda insan ve hayvan gücüne dayalı üretim şekli kam milinin icadı sayesinde yerini teknik anlamda basit ama etkili makinalara bırakmıştır. 9. yüzyılda su gücü ile dönen değirmenler insan gücü ile çalışan değirmenlerin yerine almış ve 12. yüzyılda su gücüyle dönen çarklar, yerini rüzgarla dönen yelkenlere uyarlanmıştır. Bu dönemde değirmenlerin bu kadar çok ilgi görmesinin sebebi mali getirisinin yüksek olmasıdır ve bu nedenle de ticari korumaya tabi tutulmuşlardır. İlk bulunduğundan bu yana el işçiliği ile üretilen kağıt, 13. yüzyılda makinelerle üretilmeye başlanmıştır. Avrupa’nın su gücüyle çalışan ilk kâğıt fabrikalarının Valencia bölgesinde Xativa şehrinde bulunduğu bilinmektedir.
Kumaş üretiminin önemli bir aşaması olan çırpma işleminin makineleşmesi kumaş üretimini hem hızlandırmış hem daha karlı hale getirmiştir. 13. yüzyılda tahıl öğütmek için kullanılan değirmenler çırpma fabrikalarına dönüştürülmüşlerdi.
12. yüzyılın bitimine doğru değirmenlerde dondurucu soğuklarda işlevini yerine getiremeyen su yerine rüzgârdan yararlanılmaya başlanmış. Bunun sonucunda da yel değirmenlerinin daha karlı bir yatırıma dönüşmesi sebebiyle Papa tarafından bu kuruluşlar vergiye bağlanmıştır.
Ortaçağda tarım önemli bir geçim kaynağı olarak nüfusun büyük bir kesimi tarafından uygulanmaktaydı. Bu dönemde tarım alanında da bazı yenilikler görülmüştür. Tarımda öküzlerin yerini atlar kullanılmaya başlanmış. Atlara uygun koşum takımları ilk defa Çin ve Sibirya’da kullanılmış, daha sonra Avrupa’da kullanılmaya başlanmıştır. Atlara nal takılması ve uygun koşum takımlarının geliştirilmesi at kullanımını kolaylaştırmış. Bu gelişme tarlaların daha hızlı ve daha kolay sürülmesini de beraberinde getirmiştir.
Üç dönüşümlü nadas sistemi bu dönemde önemli bir yeniliktir. Bu sistem sayesinde ekili arazi alanı artmış ve bir yılda iki farklı ürün elde edilmiş. Bu dönemde tarımda en kapsamlı değişikliğe neden olan pulluk sayesinde toprak daha kolay sürülmüş, barana kullanımı da pulluk kullanımından sonra toprağın düzleştirilmesi ve tohumun toprakta kalması işlemini kolaylaştırmıştır.
10. yüzyıldan itibaren Avrupa’nın dış saldırılara uğramaması Katolik kilisesinde ve manastır örgütünde önemli değişikliklere yol açmıştır. Çünkü kuzeyli İskandinav kavimleri gibi Slav kavimleri ve Macarlar
Hristiyanlaşarak Avrupa kültürünün bir parçası haline gelmişlerdir. 10. ve 13. yüzyıllar arasında Avrupa’da merkezi otorite altında birleşen Fransa, Almanya ve İtalya gibi ülkeler parçalanmış ve şehir devletleri ön plana çıkmıştır. Daha önce güçlü bir siyasi otoriteden yoksun olan kuzeydeki kavimler ise siyasi bir birlik içine girmeye başlamışlardır.
Bu gelişmeler içinde ruhban sınıfının yetiştirilmesi, ruhban birliğinin sağlanması, din adamlarına itibar kazandırılması konusunda düzeltmelerde bulunuldu. Bunlardan ilki Cluny hareketi olarak bilinen hareket tir. Cluny hareketi Papanın üstünlüğüne destek vererek Papanın en üstün otorite olduğu bir dini örgütlenmenin kurulmasına destek olmuştur. Cluny hareketi daha sonra da kurulacak olan manastır tarikatlarının ilk örneği olmuştur.
Cluny hareketinden etkilenen diğer bir Katolik tarikatı Dominiken tarikatıdır. Aziz Dominik tarafından kurulan bu tarikat, putperestlik ve cehalete karşı İncilin mesajlarını kavrayan entelektüel din adamları yetiştirmek yoluyla mücadele etmek ve Hıristiyanlığı toplumun daha geniş bir kitlesine yaymak amacını taşımaktadır.
13. yüzyıl Avrupasında en çok iz bırakan olaylardan birisi de engizisyon mahkemelerinin kurulmasıdır. Bu mahkemelerin uygulamaları Papa IX. Gregory zamanında işlevsellik kazanmıştır.
Orta Dönem Ortaçağ Avrupası’nda Feodalite ve Haçlı Seferleri (11. -13. Yüzyıl)
Feodalite: Feodalizm Ortaçağ Avrupasında 10. yüzyıldan 13.yüzyıla kadar toplum yapısını belirleyen ilişkiler sistemidir. Feodalizmin kökenlerinin Karolenj Hanedanı dönemine kadar uzandığı kabul edilmekte, ancak tarihçiler feodal çağı şu şekilde ikiye ayırmaktadırlar:
• 9. yüzyıldan 11. yüzyıla kadar devam eden süreci birinde feodal çağ • 11. yüzyılın ortalarından 13. yüzyılın ortalarına kadar devam eden süresi ikinci feodal çağ.
Birinci feodal süreç, efendiler ve köylüler arasında kast temeline dayanır. İkinci süreç, efendilerin kalıtsal soyluluk temelinde bu haklarını korumalarıdır. Feodalite sisteminin temel unsurları dirlik, köylüler, zırhlı süvari özelliğini taşıyan şövalyeler ve senyörlerdir. Feodal sistemin doğmasını sağlayan temel unsur otorite boşluğudur. Aslında feodal sistemin askeri ihtiyaçlardan ortaya çıktığı da belirtilmektedir. At ve zırhlı savaşçılardan meydana gelen ağır süvarilerin temel unsuru olan atı beslemek için geniş topraklara ihtiyaç duyulmuş, bu sebeple de Charles Martel isimli süvari geniş kilise topraklarına el koyarak atlı süvarinin teminini sağlamıştır. Bu nedenle Martel’e Avrupa feodalitesinin kurucusu adı verilmektedir. Bu dönemde papa ve imparator Tanrının vasalları olarak kabul ediliyordu. Bu sebeple feodal merdiven ya da feodal piramit oluşturulmalıydı. Yani bu durumda imparatorluk otoritesine mutlak itaat eden vasallar olmalıydı. Bunlar
baronlar, kontlar, markizler ve şövalyeler gibi unvanlar alıyordu. Vasal bir yemin ile efendiye ömür boyu hizmet ediyor, efendi ise vasalına himaye taahhüt ediyordu ve vassalına fief denilen toprak parçasının kullanım hakkını veriyordu. İmparator olan efendi genellikle düklere ve kiliseye toprak bağışlıyor, dükler de vasallık şartı ile markizlere, markizler kontlara, kontlar baronlara ve baronlar da şövalyelere fief denilen dirlikleri veriyorlardı. Böylece en alttan en üste kadar vasallık ilişkisine dayanan hiyerarşik bir düzen oluşturuluyordu. Bu kişiler kendilerine verilen toprak karşılığı at ve zırhlı süvari yetiştirmek zorundaydılar. Dirliğin ziraatını ve at yetiştiriciliğini ise topraklar üzerinde yaşayan serf adı verilen köylüler yapıyordu.
Feodal sistem genel olarak Avrupa’ya aittir ve 10. ve 11. yüzyıllarda Avrupa’ya yerleşmiştir. Bu sistem orta dönem ortaçağ boyunca İtalya, Fransa, Batı Almanya, Kuzey Avrupa ve özellikle de İngiltere’de uygulanmıştır.
Fief sahipleri 11. yüzyılın ikinci yarısında kiracısı oldukları toprağın sahibi olmak için mücadele verdi ve daha önce kiracısı oldukları toprakların sahibi oldular. Bu gelişmeden sonra kendilerini asil olarak nitelendirdiler ve fieflik babadan oğula irsi olarak devredilmeye başlandı.
Ortaçağ boyunca şövalyelik ve onur ortak kavramlar olarak kullanıldı. Avrupa'da 12. ve 13 yüzyılın sonrasında yavaş yavaş güçlenmekte olan ticaret, feodal düzeni yıkacak kadar dinamikleşmiştir. Özellikle Bohemya, Saks, Tirol ve Macaristan Dağlarındaki gümüş madenlerinin işletilmeye başlaması gümüş bolluğunu meydana getirmiştir.
Haçlı Seferleri: Avrupalılar, Müslümanların topraklarını genişletmeleri üzerine kutsal sayılan Kudüs ve dolaylarını geri almak için Haçlı Seferleri düzenlemişlerdir. Özellikle 636 yılında Kudüs’ün fethi, 711’de İspanya Endülüs Emevi Devletinin kurulması, Bizans’ın 1071 yılında Malazgirt Savaşında yenilmesi, 1075 yılında Anadolu Selçuklu Devletinin kurulmasıyla Hristiyan dünyası Müslümanların bu ilerleyişini durdurmak istemişlerdir.
İlk Haçlı seferi çağrısı 1074 yılında Bizans İmparatoru Dukas tarafından yapılmış, Selçukluların yaşadığı otorite ve iktidar boşluklarından yararlanmak için Bizans İmparatoru I. Aleksios tarafından çağrı yenilenmiştir. Papa II. Urbanus’un da bu çağrıyı olumlu karşılaması üzerine, onun da çabalarıyla Avrupa'da kalabalık bir ordu hazırlanmıştır. Orduya katılmak için dini gerekçeler ile para ve toprak vaatleri de kullanılarak topraksız halk ve sefalet içinde yaşayan köylüler ikna edildi.
İlk Haçlı ordusu 1096 yılında yola çıktı. Ancak düzensiz bir teşkilat olması nedeniyle Selçuklular tarafından geri püskürtüldüler. Bu grubun ardından asillerden oluşan I. Haçlı ordusu 1096 yılında İstanbul’a ulaştı, Bizans’a vasallık sözü verdikten sonra Anadolu’ya devam ettiler ve Anadolu Selçuklularının merkezi olan İznik’i kuşattılar. Haçlılara gücü karşısında yanılan I. Kılıçarslan, İznik’i kaybeder ve Anadolu’da ilerlemeye devam eden Haçlılar
Antakya'yı işgal ederler. 1098 yılında Urfa’da ilk Haçlı devleti kurulur. 1099'da Kudüs'ü Fatımilerden aldılar. Bu gelişmeler neticesinde Anadolu’nun doğusunda dört ayrı Haçlı devleti kuruldu.
Bu devletleri desteklemek amacıyla 1101 yılında Lombardlar, Fransızlar ve Almanlardan oluşan üç ordu Anadolu’ya hareket etti. I. Kılıçarslan uğradığı yenilgiden sonra Türk devletlerini ve beyliklerini birleştirerek gelen bu Haçlı ordularına büyük kayıplar verdirdi.
Urfa’da kurulan Kontluğun 1144 yılında Selçuklular tarafından kuşatılması 1145 yılında Papa Eugenius’u harekete geçirir ve II. Haçlı seferine çıkmak üzere Fransız ve Alman Kralını ikna eder. 1147 yılında ayrı yollardan hareket ederek yola çıkan bu ordular Anadolu Selçukluları tarafından bozguna uğratılırlar.
Selahaddin Eyyubi’nin, 1187’de Hıttin Savaşında Kudüs dahil olmak üzere Suriye’nin büyük bir bölümünü Haçlı istilasından kurtarması üzerine Alman İmparatoru Friedrich Barbarossa, Fransa Kralı Philippe Auguste ve İngiltere Kralı I. Richard liderliğinde III. Haçlı ordusu toplanır, ancak ordu Akka, Beyrut şehirleri ile Kıbrıs Adasını ele geçirmesine rağmen Kudüs’ü alamaz. Anadolu topraklarından kutsal topraklara bu şekilde ilerleyemeyecek olduklarını anlayan Haçlılar deniz yoluyla sefer yapmak zorunda kalırlar.
IV. Haçlı seferi Papa III. Inocent’in girişimleri ile hazırlanmıştır. Venedik liderliğinde yapılan bu Haçlı seferi İstanbul’u hedef almış ve bu sebeple de Bizans Devletinin zayıflamasına yol açmıştır. Bu durum Bizans’ın Türkler için tehdit olması durumunu ortadan kaldırmıştır. Bunun sonucunda Türkler önemli ticaret yollarını ele geçirmişlerdir.
İlk Haçlı seferinde başarılı olan Avrupa bundan sonra on Haçlı seferi daha düzenlemiştir. Ancak beklenen başarıyı sağlayamamışlardır.
Haçlı Seferleri sonucunda doğuda yaşayan Hıristiyan yerli halk zarar görmüş, Bizans parçalanmış ve başkenti yağmalanmıştır. Bizans’ın içine düştüğü bu durumda Türklerin Anadolu’daki varlıklarını güçlendirmiştir.