faydalanıp yaptığı fetihler sonucu sınırlarını genişletip bir İskanın Tanımı Çeşitleri ve İskana Tabii Tutulan imparatorluk durumuna gelmiştir. Zümreler Osmanlıların Rumeli’ye ilk olarak 1322 tarihinde geçtiği İskânın Tanımı ve Kapsamı bilinmektedir. Ardından 1329 Pelekanon Savaşı ve 1331, Kelime anlamı “yerleştirme” dir. Genel olarak; yerleşik 1334, 1353 yıllarında defalarca Rumeli’ye geçmeye veya konar-göçer grupları kendilerinin veya devletin isteği çalışıldığı görülmüştür. doğrultusunda belli bir yöreyi Türkleştirmek, İslamlaştırmak, şenlendirmek veya güvenliği sağlamak Yeni fethedilen alanlara yerleştirmeler bir anda gibi nedenlerle, başka bir bölgeye yerleştirme faaliyetine olmamıştır. Rumeli’deki iskânlara ilişkin ilk kayıt 1357’de verilen isimdir. Karesi topraklarında ikamet etmekteyken Gelibolu’ya oradan da Hayrabolu’ya gelip yerleşen konar-göçer zümre 1071 Malazgirt Savaşı’ndan sonra Anadolu şehirlerini bir ile ilgilidir. XIV. asırda Rumeli’nin fethiyle birlikte bir fetheden Türkler, fethettikleri alanlara kalıcı olarak Süleyman Paşa liderliğinde bir grup Türk iskân edilmiştir. yerleşmeye de başladılar. Bunun neticesinde Anadolu’da birçok beylik ortaya çıktı. Bunların en güçlüsü Fatih Sultan Mehmed’in sadrazamı Gedik Ahmed konumundaki Türkiye Selçukluları öncülüğünde gaza ve Paşa’nın Kastamonu ve Sinop’u fethinden dönerken cihat hareketlerini devam ettirdiler.1085 yılında İsfendiyaroğlu İsmail Bey’i bütün cemaatiyle Filibe’ye Avrupalılar Anadolu’ya “Turquie” adını verdiler. Bu göç yerleştirmesi aslında iskân işinin bir anda değil, ihtiyaca dalgasında Oğuz boylarına mensup, Kayı, Bayat, Karaevli, göre tedrici bir şekilde yapıldığını gösterir.
Yazır, Döğer vb. teşekkülleri Anadolu’ya yerleşmişlerdi. Rumeli seferlerine katılan akıncı ve dervişlerin bir kısmı
Türkiye Selçukluları döneminde yapılan ilk iskân buralarda kalarak bu alanlara daha sonra yapılacak olan hareketlerinde, sınır bölgelere yerleştirilenlerden bölgeleri yerleşimlere ön ayak olmuşlardır. Fethedilen yerleri korumaları istenmekteydi. Ancak bu iskân hareketleri, gazilere temlik yoluyla vermişler ve o alanlara uç beyleri belli bir metotla olmadığından oldukça sınırlı kalmış, göndermişlerdir. Bu beyler kendilerine verilen bu fethedilen yerlerde ciddi anlamda kalıcılık arazilerin elden çıkmaması için ellerinden gelen gayreti sağlanamamıştır. Bu arada Haçlı seferleri ve akabinde göstermiş, hatta sürekli akınlar yaparak çeşitli kazanımlar beliren Moğol istilası bir taraftan Türkiye Selçuklu elde etmişlerdir.
Devleti’nin tarih sahnesinden çekilmesine yol açmıştır. Fethedilen yerlere ilk olarak camiler kurulurdu ve cami
Söğüt ile Domaniç mıntıkasında bir uç beyliği oluşturan iskânın çekirdeğini oluştururdu. Halk cami etrafından Osmanlılar ise Bizans’ın iç çekişmelerinden yararlanarak merkezden çevreye doğru bir gelişme içindeydi. bir dünya gücü oluşturmaya başlayacaklardır. Saraybosna, İzvornik, Foça, Rogatiça, Vişegrat, Srebirniça Dobrun vb. yerlerdeki Müslüman mahalleleri hep camiler Osmanlıların bir dünya devleti olması sağlam bir iskân ve mescitler etrafında gelişme gösteriyordu. siyaseti izlemesiyle olmuştur. Fetihlerle birlikte Hıristiyanların boşalttıkları alanlar, yeni gelen genç ve Anadolu’dan Rumeli’ye kendi maiyeti ile gelen dervişler, dinamik nüfus sayesinde süratle dolduruluyordu. Böylece önce zaviye kuruyorlar ardından da onun etrafında yavaş yeni fethedilen topraklarda hem kalıcılık artıyor hem de yavaş yerleşim birimleri oluşturuyorlardı. Osmanlı oralar şenlenerek Müslüman diyarı haline geliyordu. Devleti, bu bölgelerde vakıflar tesis ederek, iskânı daha sistematik hale getirmiştir. Bununla birlikte Anadolu’dan Bu bölgelere yerleştirilen zümreler kısmen boy yapısına yeni fethedilen alanlara yapılan iskânda teşvik edici bağlı, genel olarak askeri örgütlenmeye tâbi idiler. Bu olması açısından belli vergilerden muhacir halk muaf durum Bölgenin nüfus dengesini lehine çevirmek yanında, tutulmuştur. Osmanlı Rumeli’nin fethi sırasında ve halkın o topraklarda kalıcılığını arttırıyor, ülke içindeki üretim belini büken mevcut vergi ve angaryaları kaldırmış, daha sürekliliğini sağlayıp vergisini alıyor, aynı zamanda asker cazip vergilerle yerli halkın tepkisini çekmeyerek fethi ihtiyacının bir bölümünü karşılama imkânını da kılıçla değil, gönül çekmeyle (istimâlet) bitirmiştir. buluyordu. Bazı bölgelerin fethinden sonra nüfus açısından dengenin İskân Meselesini Doğuran Sebepler Türk-Müslüman lehine değişme politikası 1570-1571’de
Belli bölgelerin Türkleşmesi ve İslamlaşması Nedeniyle fethi tamamlanan Kıbrıs’ta da uygulanmıştır. İlk Yapılan İskânlar yerleştirilenlere çeşitli vergi muafiyetleri tanınarak iskânın Fetihlerle alınan yerlerin elde tutulması için yapılan teşvik edici nitelik kazanması sağlanmıştır.
iskânlardır. Türk dervişleri ve genelde konar-göçer Aralarında veya Yerleşik Gruplarla Anlaşmazlık Olan zümreler bu bölgelere iskân edilerek hem Türkleşme hem Cemaat ve Aşiretlerin İskânları de İslamlaşma sağlanmaya çalışılmıştır. Osmanlı Devleti’nde konar-göçer hayat yaşayan Osmanlı Beyliği’nin devlet olma sürecinden itibaren son zümrelerin yaşam tarzından dolayı bazen kendi aralarında dönemlere kadar devam eden iskân politikalarını kapsar. veya yerleşik ahaliyle sıkıntılar çıkabilmekteydi. Oluşan Osmanlılar Rumeli topraklarına doğru da yönelmiştir. küçük sıkıntılar çözülmesine rağmen ülkede huzur ve Bizans ve Balkanların içinde bulundukları buhranlardan
güvenliğin olmasını, üretimin devam etmesini isteyen gayrimüslim, ister yerleşik olsun ister konar-göçer olsun devlet daha büyük olaylarda ise iskân metodunu devlet tarafından belli bir sınıflandırmaya tabi tutulup uygulamıştır. vergisi alınıyordu. Osmanlı Devleti asıl olarak kimden ne kadar ve nasıl vergi alacağını nüfus sayımları sonucu Göçebeler ile yerleşikler arasında birbirini tamamlayan bir belirlemekteydi. paralellik vardı. Göçerler ürettikleri her nevi eşyayı yaylak pazarlarında satıyorlardı. Bununla birlikte devlet Vergilerin sürekli alınabilmesinin yolu da ülke içinde boş tarafından kendilerine bir güzergâh çizilmesine rağmen, toprakların kalmaması ile mümkündü. bu sınırları aşıp ekili dikili alanlara zarar verdikleri de Özelikle Kıbrıs’ta geniş alanların boş kalması devletin bu oluyordu. Özellikle de devlet ekonomisinin tarıma bölgenin iskânı için özel önlem almasını gerektirmiştir. dayanması ve büyük gelir kaynaklarının çiftçilerin Anadolu, Karaman, Rum ve Dulkadirli kadılarına üretimine bağlı olması devletin bu alanlar için özel gönderilen 1572 tarihli hükümde Kıbrıs’a yapılacak önlemler almasını gerektirmişti. sürgünün büyüklüğü ve yöntemi belirlenmekteydi. Buna XVII. yüzyılda, konar-göçerlerin şekavete başlamaları, göre her şeyden önce adaya göç edenlerden üç yıl süreyle onların yerleştirilmelerini zorunlu kılıyor, iskân vergi alınmayacaktı. Sürgüne tabi tutulacak olanlar güvenceye alınıyordu. Fakat bu güvenceye rağmen, bazen zanaatkâr ve esnaf zümresinden iş yapabilecek kapasitede yerleşik halkın ekinlerini gasp edip, hayvanlara el olanlar arasından seçilecekti. Bu şekilde belirlenecek koydukları ve hatta köylüleri kaçırdıkları da oluyordu. olanların isimleri ve malları kayıt altına alınarak tanzim Sadece yerleşik halkla değil aynı zamanda yaylak ve edilecek defterlerin birer sureti İstanbul’a, Kıbrıs kışlak yerleri yüzünden kendi aralarında dahi sorun Beylerbeyi’ne ve kadısına gönderilecekti. Bu defterlerde çıkabiliyordu. ismi yazıldığı halde sürgün mahalline gitmeyip firar edenler yakalanıp idam edileceklerdi. Potansiyel Ayaklanma Nedenlerini Ortadan Kaldırmak İçin Yapılan İskânlar Yeni Oluşturulan Yerleşim Birimlerine Mamur Olması Osmanlı Devleti’nin güvenliğini tehdit edebilecek Maksadıyla Yapılan İskânlar
kesimleri tâbi tuttuğu iskân hareketidir. Burada sadece Yeni oluşturulan bir yerleşim biriminin boş kalmaması konar-göçer zümreler değil, ister Müslüman olsun ister amacıyla çeşitli grupların iskânını gerektirmiştir. Hıristiyan, isyan potansiyeli olan bütün zümreleri Suç İşleyenleri Cezalandırmak Maksadıyla Yapılan kapsamaktaydı. Bu zümreler tehlikenin niteliği ve geliş İskânlar yönüne göre Anadolu’dan Rumeli’ye veya Rumeli’den Anadolu’ya çift taraflı iskân edilmişlerdir. Ülke içinde ortaya çıkan bazı münferit olaylar sonucunda devlet, olayla ilgili kişi veya kişileri sürgün yoluyla iskân Bu çeşit iskânlar genelde aşiretlerin cezalandırılması edebiliyordu. Genelde sürgün yeri olarak Kıbrıs maksadıyla sürgün yoluyla yapılırdı. Gösterilen yere kullanılırdı. gitmekte direnenler için ise genellikle sürgün yeri Rakka ve Kıbrıs’tı. Ülkenin Çeşitli Yerlerinde İnsanların, Kervanların, Madenlerin vs. Güvenliğini Sağlamak Amacıyla Yapılan Bataklık, Ormanlık Gibi Alanların Tarıma, Harap ve Boş İskânlar Yerlerin İmara Açılması Amacıyla Yapılan İskânlar Ülkenin ücra noktalarında kalmış alanlara yapılan Osmanlı devletinde yerleşiklerin ülke içinde üretimi yerleştirme faaliyetleri genel olarak derbent teşkilatı sağlayıp vergi vermesi önemliydi. Konar-göçerlerin de olarak bilinmektedir. Bulundukları yerde, asayiş ve hayvancılığı tekellerinde bulundurması da bir o kadar emniyeti sağlayıp yolları tamir ve muhafaza etmek, ıssız önemliydi. yerleri şenlendirmek derbent teşkilatının göreviydi. İhtiyaç
Üretimin sürmesini isteyen Osmanlı XVII. yüzyıldan duyulduğunda yolculara rehberlik de yaparlardı.
sonra yoğun olarak konar-göçerlerin bataklık ve ormanlık Bu teşkilat sayesinde başıboş, yersiz- yurtsuz gruplar alanları tarıma açmasını da istemiştir. Ülkenin karışık toprağa yerleştirilip kendilerinden en yüksek verim olduğu zamanlarda başıboş gezmelerinin önüne geçilip alınmaya çalışılmıştır. Derbentçi tayin edilenlerden, yerleştirilmeye çalışılmışlardır. Yine kendi aralarında eşkıyanın bu sahada toplanmasına engel olmak ve şekavet anlaşmazlık çıkan konar-göçer grupların bu alanlara sevk sebebiyle yerini yurdunu terk etmeye kalkışan grupların edildiğini görmekteyiz. firar etmesini önlemek beklenmekteydi.
Osmanlı Devleti’nin bu çabalarının temel gayesi ülke Madenlerde de konar-göçer Yörükler iskân edilirdi. Bu tip içindeki toprakların boş ve harap olmasını önleme alanlara iskân edilen zümreler burada hem madeni isteğiydi. koruyorlar hem de bu alanlarda çalışıyorlardı.
Osmanlı’nın büyük bir imparatorluk haline gelmesinde sağlam bir vergi düzeni oturtması önemli yer tutmaktadır. Devlet içinde sosyal yapı ikiye ayrılmıştı: idareciler ve sivil halk. Sivil halk ister Müslüman olsun ister
Bazı Gruplara Birtakım Görevler Verilmesi ile Yapılan durumunun kötü olmasıyla iç hareketlenmeye neden İskânlar olmuştur. Vergiyi ödeyemeyen halk çareyi göç etmekte Devletin konar-göçer veya yerleşik bazı zümrelere bir bulmuş. Celali isyanları sırasında can güvenliğini görev vermesi neticesinde ya yer değiştirmesi veya tehlikede gören halk büyük şehirlere veya kendini daha yerleşik hayata geçirmesi şeklinde tecelli olan iskândır. güvende hissedebileceği yerlere göç etmiştir. 1727-1728 İzmir İsyanı, 1764-1766 Kıbrıs İsyanı ile Mısır, Akka ve Toprakların Kaybedilmesi ile Birlikte Ülke İçine Yapılan Mora’daki isyanlar neticesinde de göç hareketleri İskânlar yaşanmıştır.
17. yüzyıldan sonra uzun süren savaşlar ve kaybedilen Osmanlı Devleti dışarıdan içe gelen zümreleri genelde topraklar neticesinde içe dönük iskân hareketlerinin sınır bölgelere iskân etmekteydi. Hem bu alanda bir başladığı görülmektedir. tampon bölge oluşturuluyor hem de kaybedilen yerler İskân Çeşitleri tekrar alınırsa iskân edilen gruplar hızlı bir biçimde Dışa Dönük İskân Hareketleri yerlerine dönme imkânı buluyorlardı.
Fethedilen yerlere ülke içinden yapılan iskân faaliyetidir. Yerleştirilen alanlarda Müslüman nüfusla birlikte sosyal Fethedilen yerlerde kalıcılığın temin edilmesi, nüfus sorunlar da yaşanmıştır. Malını mülkünü bırakıp Osmanlı dengesinin sağlanması ve alınan yerlerin imar edilip Devleti’ne sığınanlar mümkün olduğunca boş alanlara şenlendirilmesi amacıyla genellikle ülke içinde konar- yerleştirilmiştir. Genel olarak da işsiz olduklarından bu göçer hayat yaşayan zümrelerin tercih edilip iskân alanlardaki halk nazarında olumlu bir intiba edilmesidir. uyandırmamışlardır.
Konar-göçer durumda olan Müslüman-Türk aşiretlerini Kaybedilen topraklardan ülkeye göç eden nüfus ciddi yeni alınan bölgelerin Türkleştirilmesinde ve rakamlara ulaşmıştır. I. Dünya Savaşı’na kadar Kırım, İslamlaştırılmasında kullanan Osmanlı Devleti; onları Kafkaslar ve Balkanlardan yaklaşık beş milyon kişi göç savaşçı vasıfları, bir disiplin ve teşkilât içinde olmaları etmiştir. Söz konusu göçmenler Osmanlı topraklarında sebebiyle de bu fethedilen bölgelere yerleştirdi. ciddi iskân sorununu ortaya çıkarmıştır. Bu sorunları aşmak maksadıyla Muhacirin Komisyonu isimli örgütler Netice olarak Osmanlı Devleti iskân siyasetini asıl olarak, kurulmuştur. Türk ve Hıristiyan toplumlarını bir araya getirmek ve böylece gayrimüslimleri İslâmiyet’in sağlam hukuk İskâna Tabi Tutulan Zümreler nizamı, adalet ve din hürriyetinin yanı sıra Müslümanlığın Türkmenler temizlik, misafirperverlik, cömertlik ve her türlü iyi ahlâk “Türkmen” kelimesi için ne zaman doğduğu, hangi umdeleri ile bezenmiş halkının yaşayışını göstermek anlamlar ifade ettiği vb. iddialar ortaya atılmıştır. suretiyle İslâm’ın yayılmasını sağlamayı hedef almıştı. İlk görüş Müslüman olan Oğuzlara Müslüman devletlerin İçe Dönük İskân Hareketleri “Türk’e benzeyen” anlamında “Türkmen” dedikleridir. Osmanlı Devleti’nin XVII. yüzyıldan itibaren uzun süren Burada “Türk” ve “iman” kelimeleri birleşerek “imanlı savaşların içine girmesi ve çoğundan da başarısız Türk” anlamını almıştır. Ebu’l-gazi ise “ Türk-manend” ayrılması neticesinde ortaya çıkan iskân hareketleridir. Bu yani “Türk’e benzeyen” kelimesinin Farslar tarafından iskân hareketlerinin kapsamına ülke içinde çıkan verildiğini, fakat halkın telaffuzunda Türk-mene karışıklıkların neticesinde terk edilen alanlara yapılan dönüştüğünü söyler. J. Deny ise “-man” ekininin yerleştirmeler de girer. “karaman, şişman” gibi mübalağa, fazlalık, üstünlük
İç iskânı gerektiren sebepler dört başlık altında manası olduğunu Türkmen’in de halis Türk, koyu Türk toplanabilir: anlamına geldiğini söylemiştir.
• Uzun savaşlar sebebiyle meydana gelen iktisadi Bazı tarihçilere göre Türkmen kelimesi oğuz Türklerinin buhranlar (vergilerin arttırılması, yeni verginin Bozok Boy Birliğinin sembolü olan yay (keman) ile Üçok ihdası). Boy Birliğinin sembolü olan ok (tir) kelimelerinden • Çeşitli iç karışıkların (isyanlar, eşkıyalık) ortaya “tir+keman=Türkeman, Türkmen şeklinde değişerek meydana gelmiştir. çıkardığı durum. • Devlete yeni gelir kaynakları elde etmek gayesi Fuad Köprülü’nün başını çektiği ve bu konuda yaygın ile harap ve boş alanların ziraata açılması olan kanaate göre; Maveraünnehir Müslümanlarınca meselesi. Müslüman olan Oğuzlara, Müslüman olmayan Oğuzlardan • Yapılan savaşlar sebebiyle özellikle hudut ayırmak için “Türkmen” adı verilmiştir. bölgelerinden içe doğru olan insan akını İbrahim Kafesoğlu Oğuzlar arasında İslamiyet’ten önce (muhaceret). siyasi bir tabir olarak Türkmen adının kullanıldığını, Osmanlı Devleti’nin XVI. asrın sonlarında halktan almak İslamiyet ile birlikte bu Türkler için kullanılan Türkmen zorunda kaldığı “imdat-ı seferiye” vergisi halkın da
tabirinin Kök-Türk tabiri gibi kabilevî değil siyasî bir yerleştirilerek ya da iktisadi veya askeri teşkilat içine hüviyet kazandığını söyler. alınarak zamanla yerleştirildikleri bilinmektedir.
Neticede Türkmen adı X. Yüzyılda Oğuzlardan bir XVI. yüzyıl başında Balkanlardaki Müslüman göçerleri, topluluğun adı olarak geçmekteydi. Zamanla Karluk, Yörükler 14.435, askeri örgütlenmeye tabi Yörükler Halaç ve Oğuzları da içine alan siyasi bir terim olmaya 23.000, Yörük kökenli Müsellemler ise 12.105 olmak başlamıştı. Daha sonra Karluk ve Halaçların bu birlikten üzere toplam 50.000 civarında olduğu kaynaklarca ayrılmasıyla Türkmen ismi sadece Oğuzlarla belirtilmektedir. özdeşleşmişti. Osmanlı Devleti, Yörükleri 17. yüzyıldan itibaren çeşitli Anadolu’da Türkmenlerden yerleşik hayata geçenler için nedenlerle zaman zaman iskâna zorlamıştır. Şekavet “Türk” denilmeye başlanmıştır. “Türkmen” ismi ise halinde olan İçil Sancağı Yörüklerini Kıbrıs’a sürmekle yalnızca konar-göçer olanlar için kullanılan bir tabir haline tehdit etmiştir. Hallerine devam etmeleri üzerine ise devlet gelmiştir. zoruyla Kıbrıs’a iskân edilmişlerdir.
Anadolu’ya önemli bir Türkmen göçü de Moğol istilasını Rumeli’de Yörük sözü, Anadolu’dakinden farklı olarak müteakip gerçekleşmiştir. Moğolların püskürtmeleriyle etnik bir grubu ifade etmekten çok, ordu ve devlet uçlara doğru ilerleyen ve Anadolu’nun batısını fetheden teşkilatında görevler alan, bazı imtiyazları ve muafiyetleri Türkmenler bir taraftan da bu bölgelerin Türkleşmesini olan askeri bir sınıfı anlatıyordu. sağladılar. XVI. yüzyıla ait Yörük tahrir defterleri Rumeli’deki Osmanlı için Türkmenlerin kontrolünde en büyük problem Yörük teşkilatındaki bozulmaları gözler önüne Şah İsmail döneminde yaşanmıştır Anadolu’dan çok sermektedir. İkinci Viyana muhasarası ile bu durum daha sayıda Türkmen grubu, Şah İsmail tarafına geçmek üzere bariz bir biçimde görülmeye başlanmıştır. büyük bir göç hareketi başlatmıştı. Bu hareketin önüne Aşiret ve Cemaatler geçmek isteyen Osmanlı Devleti bir taraftan İran’a gitmeyi önlemeye çalışırken diğer taraftan o tarafa Aşiret kelimesi, Kamus-ı Türkîde bir asıldan mensup olup meyleden grupları Rumeli’de çeşitli mıntıkalara zorunlu birlikte yaşayan ve birlikte konup göçen bedeviler halkı, iskâna tabi tutacaktır. oymak, kabile, Arap, Kürt, Türkmen aşiretleri olarak açıklanmıştır. Türkçede yaygın olarak göçebe toplulukları Türkmenlerin genel olarak Rakka, Hama ve Humus ifade etmek için kullanılmakla birlikte terim anlamı olarak bölgelerine yerleştirildikleri, ancak bu grupların bir boyun altında, cemaatin üstünde yer alan topluluğa verilen müddet sonra yerlerini terk ettikleri görülmüştür. Bu isimdir. durumun ortaya çıkmasında iskân edildikleri coğrafyanın ikliminin uygun olmaması yanında Arap aşiretlerinin Genel olarak sıralama boy (kabile, taife), aşiret, cemaat, baskısı da etkili olmuştur. Bunun dışında yıllarca konar- oymak, mahalle, oba ve aile idi. Anadolu’da Oğuz boyları göçer hayatı yaşamış olup daha önce tecrübe etmedikleri olan, Avşar, Beğdili, Kayı vb. bağlı cemaatler çok bir hayat tarzına alışmaya çalışmaları ve iskân yaygındı. Bağlı bulunan bu aşiretler XVII. yüzyıldan mahallindeki idarecilerin gerekli ilgiyi göstermemeleri de itibaren devlet otoritesinin zayıflamasıyla beraber başıboş geri dönüş nedenleri arasında yer almaktadır. telakki edilip iskân edilmişlerdir.
Yörükler Köprülüzâde Fazıl Mustafa Paşa’nm sadrazamlık döneminde iskân edilecek kişiler ve yerler tespit edilip “Yörük”, kelimesi “yürümek” fiilinden gelip o dönemde 1691-1696 yılları arasında aşiretler ve cemaatler iskân hala yerleşmeyip konar- göçer hayatlarını devam ettiren edilmeye çalışılmıştır. Anadolu ve Suriye’de aşiret ve Türkmenler için kullanılan bir kelimedir. İlk dönem cemaatlerin iskân edileceği yerlerde beylerbeyi veya Osmanlı kaynaklarından Aşıkpaşazade onlar için “göçer sancakbeyinin nezaretinde iskân kâtibi, iskânbaşı, iskân halkı”, “göçer il”; Oruç Bey ise “göçküncü Yörükler”, beyleri, kethüdaları ve yerine göre diğer memurlardan “göçer Yörükler” demiştir. oluşan komisyonlar çalışarak iskânın sistemli bir biçimde Osmanlı müellifleri aynı zamanda onların Oğuz boyu gerçekleşmesini sağlamışlardır. olduklarını söylemektedir. Osmanlı kaynaklarında İskân edilen cemaatler genelde yerleştikleri alanlara “Türkmen” kelimesi ise Akkoyunlu, Karakoyunlu, Safevi mensup olduğu cemaatin ismini veriyordu. ve Anadolu beyliklerinin halkları için kullanılmıştır. Yaygın olarak kabul edilen görüşe göre Osmanlı Batı Anadolu ve Güney Batı Anadolu’daki oymaklar için “Yörük” tabirini kullanmıştır.
Henüz beylikler döneminde bile Yörük yerleşmeleri görülmüştür. Osmanlı Devleti kurulduktan sonra da konar- göçer hayat yaşayan zümrelerin ya Rumeli’ye