TAR205U-TÜRKİYE SELÇUKLU TARİHİ
Ünite 5: Yükseliş Dönemi (I.İzzeddîn Keykâvus ve I.Alâadîn Keykubâd Devri)
Sultan I.İzzedîn Keykâvus Dönemi(1211-1220)
I.İzzeddîn Keykâvus’un Tahta Çıkışı ve Saltanatının ilk Yılları
Taht Mücadelesi
Sultan I. Gıyaseddîn Keyhüsrev’in üç oğlundan en büyüğü olan I. İzzeddîn Keykâvus’un çocukluğu hakkında fazla bilgi yoktur. Süleymanşah’a karşı tahtını kaybeden babası ve kardeşi Keykubâd’la birlikte İstanbul’a (Bizans’a) gittiği bilinmektedir. Devrin kaynaklarında babasının ölümüne kadar süren altı yıllık meliklik dönemine dair bilgi bulunmamaktadır. I İzzedîn Keykâvus kardeşlerine karşı giriştiği taht mücadelesini kazanmış, gücünü ispatlayarak tahtını sağlamlaştırmıştır.
1214 yılı başlarında Venediklilerle de ticaret anlaşması yaptı. Buna göre:
1. İki devletin tüccarları birbirlerinin ülkesinde serbestçe ticaret yapabilecek, 2. Her iki ülkenin kıyılarında batan gemilerin ve ölen tüccarların malları, ait olduğu ülkeye iade edilecek, 3. Korsan saldırısına uğrayan tacirlere her iki ülkeye de sığınma hakkı tanınacak.
Sinop’un Fethi
Sultan I. İzzeddîn Keykâvus hâkimiyetini sağlamlaştırıp iç işlerini yoluna koyduktan sonra ilk seferini Karadeniz sahilinde önemli bir liman şehri olan Sinop üzerine düzenlemiştir.
1 Kasım 1214 tarihinde Sinop surlarına sultanın sancağı dikildi. Aleksios’la şu şartlarla bir anlaşma imzaladı:
1. Aleksios Canik ve çevresinde ikamet edecek, 2. Her yıl sultanın hazinesine 10.000 dinar, 5.000 baş at, 2.000 baş sığır, 10.000 baş koyun, 50 yük çeşitli hediyeler gönderecek, 3. Sultan istediği takdirde, tâbi hükümdar sıfatıyla asker gönderecekti.
Antalya’nın Geri Alınması
Sultan Keykâvus 1216 yılı başında ikinci kez fethedilen Antalya’ya, belinde hükümdarlık alâmetleri kemer, başında külah ve kolunda yay ile girdi. Şehrin valiliğine Keyhüsrev zamanında bu göreve tayin edilen Mübarizeddin Ertokuş atandı. Sinop ve Antalya’nın fethiyle Karadeniz ve Akdeniz sahilinde, kuzey-güney yolunun giriş-çıkış kapıları olan iki önemli limana kavuşan Türkiye Selçukluları, nihayet kara devleti olmaktan kurtulup uluslararası ticarette de etkili olabilecekleri şartları sağlamış oldular.
Abbasi Halifeliği ile ilişkiler
İzzeddîn Keykâvus tahta oturduğunda Abbasî Halifesi Nâsır Lidînillâh (1180- 1225) hilafet tahtında bulunuyordu.
Anadolu-Suriye Yolunun Kontrolü İçin Mücadele
Ermeniler Üzerine Düzenlenen Seferler
Ermenilerle yapılan mücadelenin sonrasında varılan anlaşmaya göre:
1. Maraş civarında 1216 yılında esir düşen Ermeni prensi serbest bırakılacak, 2. Ermeni Krallığı yıllık 20.000 dinar/altın vergi verecek, 3. Selçuklu sultanı istediğinde, kral 500 tam teçhizatlı asker gönderecekti. Bu anlaşma sonucunda İzzeddîn Keykâvus, Anadolu-Suriye ticaret yolunun Anadolu güzergâhının kontrolünü sağlamış oldu.
Haleb Seferi
Eyyûbîler, Türkiye Selçuklularının güneydoğu politikalarını, kendileri için tehdit olarak görüyorlardı. İzzeddîn Keykâvus, Büyük Selçuklularla aralarındaki ezeli rekabete rağmen, bir dönem onların idaresinde kalan bu topraklar üzerinde miras hakk iddia ediyordu. Keykâvus’un Eyyubiler’e karşı başarısız olduğu bu girişim Selçuklular’la; daha önce ifade edilen jeo-stratejik nedenlerle el-Cezire üzerinden Anadolu’ya yayılmak isteyen Eyyûbiler arasındaki rekabetin doruğa ulaştığını göstermektedir.
Sultan I. Alâaddin Keykubâd Dönemi(1220-1237)
I. Alâaddin Keykubat’ın Tahta Çıkması ve İlk İcraatları
Sultan I. İzzeddîn Keykâvus Ocak 1220 yılında ölünce devlet erkânı Kezirpert Kalesi’nde tutuklu bulunan melik Alâaddîn Keykubâd’ı tahta çıkarma kararı aldı.
Alâeddin Keykubâd 1220 yılında Türkiye Selçuklu tahtına oturduğunda ülke gerek siyasî, gerekse iktisadî açıdan gayet istikrarlı bir durumdaydı. Özellikle kuzey- güney ticaret yolunun iki önemli limanı Sinop ve Antalya’nın fethi, Selçuklulara bölge ticaretinde büyük itibar ve öncelik kazandırmıştı. Ancak istikrarın sürdürülebilmesi için, bağlantılı başka limanların da fethedilerek Antalya ve Sinop’un takviye edilmesi; ayrıca tüccarlara çeşitli teşvikler verilmesi gerekmekteydi. I. Alâaddîn Keykubâd bunun içindir ki, tahta çıkar çıkmaz ilk iş olarak Venedik Dukalığı ile ticari bir antlaşma imzaladı. Bu antlaşma ile Venedik’e bazı ayrıcalıklar verilmiştir.
Alâiyye’nin Fethi
Alâaddîn Keykubâd, Akdeniz ticareti açısından son derece önemli olan Kalonoros’u feth ettikten sonra, doğal güzellikleri dolayısıyla çok beğendiği şehri imar ettirmiş ve kendi adına nispetle Alâiyye ismi verilmiştir.
Kilikya Ermeni Krallığı ile Mücadele
Keykubâd’ın tahta geçtikten sonra, Kilikya Ermeni Krallığı ile sınır olan Kalonoros kalesinin fethi, Türkiye
Selçukluları’yla tâbileri olan Kilikya Ermeniler’i arasındaki ilişkileri gerginleştirdi. Zira Akdeniz’den gelen ticarî emtia Antalya ve Alâiye limanlarından Anadolu’ya giriyor, oradan da İstanbul’a ulaşıyordu. Bu iki limanın da Selçukluların eline geçmesiyle bölge ticaretinde Ermenilerin payı büyük ölçüde azalmıştı. Selçukluların güçlenmesine paralel olarak çıkarları zedelenen Kilikya Ermenileri, Selçukluların ticaret faaliyetlerine darbe vurmak için, topraklarından geçen kervanları yağmalamaktaydılar.
Emir Çavlı ve Mavrozomes idaresindeki ordu ise İçel ve Silifke’yi aldı. Başka bir ifadeyle Ermenilerin, güney sahilindeki Ayas ile Korykos (Kız Kalesi) dışındaki tüm toprakları Selçukluların eline geçti.
Doğu Anadolu Beylerini Tâbiyet Altına Alması
Devletin çok önem verilen ekonomi politikaları yanında, Anadolu’da milli ve siyasî birliği sağlamak da başlıca hedefler arasında bulunuyordu. I. Alâaddîn Keykubâd, Doğu Anadolu bölgesinde Selçuklular veya Eyyûbîlere tâbi olmak konusunda kararsız davranan bazı beyliklere karşı sefere çıktı.
Önce 1226 yılında Hısn-ı Keyfâ ve Âmid/Diyarbekir Artukluları üzerine ordular sevk edildi. Adıyaman, Kâhta ve Çemişkezek ele geçirildi. Sultan 1228 yılında bizzat çıktığı seferde Erzincan ve Kemah’ı alıp, Divriği şubesi hariç, Mengücek Beyliğine son verdi. Oğlu Gıyaseddin Keyhüsrev’i, atabeyi Ertokuş’un nezaretinde buraya melik tayin etti.
Suğdak Seferi
Suğdak, Karadeniz’in kuzeyindeki Kırım Yarımadası’nda ticarî açıdan son derece önemli bir liman şehriydi. Zira Anadolu, Suriye ve el-Cezireli Müslüman tüccarlar pamuk, ipek ve baharattan oluşan yükleri ile Sivas’da buluşup Sinop’dan gemilere binerek Suğdak’ta karaya çıkıyorlardı. Mallarını burada Kıpçaklara satıyor, karşı- lığında kürk, sincap derisi, cariye vs. alıyorlardı.
Sinop’tan gemilerle Suğdak’a çıkan Selçuklu ordusu şehri aldı. Kıpçakların ve Rusların buraya hakim olma teşebbüslerini de sonuçsuz bıraktı. Başarıyla neticelen ve devletin ticarî saygınlığı açısından son derece önemli olan bu denizaşırı seferin tarihi kesin olarak bilinmemektedir.
Celâleddin Harizmşah’la İlişkiler ve Yassı çimen Savaşı
Harizmşahlar, I. Alâaddîn Keykubâd döneminin en önemli meselelerinden birisiydi. Keykubâd Ahlât düşüp ilişkiler kesildikten sonra, Harizmşah’ın artık kendisine saldıracağını öngörüyordu. Sultan bu nedenle derhal Eyyûbîlerle anlaşma yoluna gitti. Eyyûbi ordusuyla Sivas’ta birleşen Sultan I. Alâaddîn Keykubâd Erzincan’a doğru harekete geçti. İki ordu Erzincan Akşehir’inde, Yassı çimen ovasında karşı karşıya geldi. Üç gün süren şiddetli çarpışmalar sonunda Celâledîn Harizmşah,
ordusuna doğru esen şiddetli rüzgârın da etkisiyle yenildi (10 Ağustos 1230).
Keykubâd, Yassıçimen Savaşını kazanmakla birlikte, onbinlerce Türk askerinin beyhude kaybedilmesinden başka, Moğol tehlikesi karşısında Harizmşah gibi kuvvetli bir müttefikten de mahrum kaldı. Zira bu savaştan sonra, aradaki Harizmşah engelinin kalkması sebebiyle Türkiye, Moğol tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Bu galibiyetin Selçuklular açısından tek olumlu neticesi Erzurum’un ilhakı olmuştur.
Eyyûbîlerle Rekabet
Türkiye Selçukluları’nın güneydoğuda Büyük Selçuklularla sürdürdükleri rekabet, bölgede onların yerini alan Zengiler ve Eyyûbiler’e intikal etmişti. Keykâvus’un Haleb seferi dolayısıyla, Selçuklu-Eyyûbî ilişkileri iyice bozulmuştu. Bu dönemde yaşanan sorunların barışçı yollarla çözülmesi amacıyla sultan tarafından bazı girişimlerde bulunuldu ancak nihayetinde başarılı olunamadı.
1234 tarihinde Harput önünde vukûbulan savaşta Eyyûbîler hezimete uğradı. Bir kısım kuvvetler Harput kalesine sığınıp savunmaya geçtiler. 24 gün boyunca mancınıklarla dövülen kale, erzak sıkıntısı da baş gösterince teslim oldu. Harput Artukluları’na son verilip toprakları Selçuklu ülkesine kattı. Alâaddîn Keykubâd bundan sonra Eyyûbî topraklarna bir sefer daha düzenledi. Harran, Urfa ve Rakka’yı ele geçirdi.
Ölümü ve Şahsiyeti
Ramazan bayramını müteakip çıkılacak Suriye seferinden önce Alâaddîn Keykubâd, çeşitli vesilelerle huzuruna gelen elçilere bayramın üçüncü günü büyük bir ziyafet verdi. Ancak yemekte çaşnigir Nasreddîn Ali’nin sunduğu kızarmış kuş etinden zehirlendi. Keykubâdiye sarayına götürülen sultanın durumu gece ağırlaştı ve 30-31 Mayıs 1237 günü vefat etti.
I. Alâaddîn Keykubâd’ın ani ölümünde, babasının vasiyetini hiçe sayarak yerine geçen oğlu II. Gıyaseddîn Keyhüsrev ile Saadeddîn Köpek’in dahli olduğu kabul edilmektedir.
Türkiye Selçuklu Devleti’nin ikbâl dönemini yansıtan özelliklerle yetişmiş, çok vasıflı, akıllı, adâletli, faziletli ve dindar bir hükümdar olarak tarif edilen Sultan I. Alâaddîn Keykubâd gayrımüslim tebasına da adaletle muamele ederdi. Sultanın ilme değer vermesi, âlim ve sanatkârları himaye etmesi; devletin ekonomik gücünün ve refahın yükselmesinin sunduğu cazibe yanında, Moğol istilâsının dehşetinden kaçan âlimlerin Anadolu’ya akın etmelerine zemin hazırlıyordu. Bunların içerisinde devrin büyük alim ve tasavvuf erbabı da bulunuyordu. Vahdeti vücud anlayışı islâm ve Türk tasavvufunda derin izler bırakan İbnü’l-Arabî, Abdüllatif el-BaĞdadî ve Necmeddîn Dâye bunlardan bir kaçıdır.
Sultan I. Alâaddîn Keykubâd dönemine ait inşa faaliyetlerinin en önemlisi, 1221’de fethedilen ve sultanın adına nisbetle Alâiye adını alan Kalanoros’un yeni baştan imarıdır. Yine Konya ve Sivas’ın kale ve surları Keykubâd dönemi eserleridir. Kayseri yakınındaki Keykubâdiye ve Konya-Beyşehir yolu üzerindeki Kubâdâbad sarayları bu dönemin önemli saray mimarileridir.
On yedi buçuk yıllık saltanatı boyunca Türkiye Selçuklu Devleti’ni siyasî, iktisadî ve kültürel açıdan doruk noktasına çıkaran Sultan I. Alâaddîn Keykubâd, tarihe bağımsız olarak ölen son Türkiye Selçuklu sultanı olarak geçmiştir. Çünkü yerine geçen oğlu II. Gıyaseddîn Keyhüsrev bağımsız Türkiye Selçuklu Devleti’ni Moğollara tâbi hale getirmiştir.