AÖF Soru Bankası

Türkiye Selçuklu TarihiÜnite 2 Özeti

Kuruluş Dönemi (Süleymanşah ve I. Kılıç Arslan)

TAR205U-TÜRKİYE SELÇUKLU TARİHİ

Ünite 2: Kuruluş Dönemi (Süleymanşah ve I. Kılıç Arslan)

Süleyman Şah Dönemi

Dandânakân savaşından (23 Mayıs 1040) sonra Büyük Selçuklu Devleti kurulmuş, Tuğrul Bey Horasan sultanı ilan edilmişti. Kuruluş sürecinde sadakâtle hizmet etmiş olan Kutalmış, Anadolu’ya ilk sefer yapan şehzâdelerden birisiydi (1045). Ancak Sultan Tuğrul Bey’in Bağdad seferi sırasında(1055-1058) da onun yanında yer almış olsa da daha sonra tahtı ele geçirmek için isyan etmiştir. 1064’te isyanı sırasında Alp Arslan tarafından öldürülmüş, çocukları da hapse atılmıştır.

Dandânakân savaşından sonra Ceyhun kıyılarında yığılmış bulunan Türkmenler/Oğuzlar, Gazneliler engelinin aradan kalkması üzerine, akın akın Horasan’a girerken, Selçuklu ileri gelenlerinden kendilerine yurt bulmalarını bekliyorlardı. Selçuklu yöneticilerinin böyle bir durumda tarihî sorumlulukları gereği, neredeyse yüzyıldır birlikte mücadele ettikleri soydaşlarını görmezden gelmek gibi bir seçenekleri yoktu. Ayrıca üzerine devlet oldukları Müslüman ahaliyi de incitmek hakkına sahip olmadıkları düşüncesiyle, soydaşlarına yurt bulmak amacıyla onları sistemli bir şekilde Anadolu’ya yönlendirmişlerdir. Süleymanşah, Büyük Selçuklulara bağlı Mirdasoğulları’nın merkezi Halep’i kuşattı. Büyük Selçuklulara rağmen Suriye’de var olmanın zorluğunu görerek kuzeye döndü. Bizanslı bir valinin elinde bulunan Antakya’yı kuşatıp yıllık vergiye bağladı. Buradan Anadolu içlerine girerek Konya’dan İznik’e kadar birçok yeri ele geçirdi. Bunların en önemlisi hiç şüphesiz başkent yaptığı İznik’in fethiydi.

Türkiye Selçuklu Devleti’nin kuruluş şekli ve tarihine dair problemler günümüz tarihçilerinin önemli tartışma konularını teşkil etmektedir. Bu tartışmalarla devletin Büyük Selçuklular’a veya Bizans İmparatorluğu’na bağlı olarak mı, yoksa bağımsız bir şekilde mi kurulduğu soruları cevaplandırılmaya çalışılmaktadır. Süleymanşah’ın Bizans’la ilişkileri 1074 yılında, bir Bizanslı valinin yönettiği Antakya’yı kuşatıp haraca bağlamasıyla dolaylı olarak başlamış; 1075 yılında İznik’in fethi ile artık sıcak temas noktasına ulaşmıştır. Süleymanşah daha sonra kendisine Batı Anadolu’daki bazı toprakları bırakan Melisennos’u desteklemeye karar verdi. Botaniates’in üzerlerine gönderdiği ordu yenilgiye uğradı. Ancak bu arada Aleksios Komnenos tahtı ele geçirdi (1081 yılı başı).Yeni imparator Aleksios Komnenos Türkleri İstanbul kapılarından atmak için üzerlerine ordu gönderdiyse de başarılı olamadı. Aleksios, Normanlar’a karşı serbest kalabilmek için Süleymanşah’la anlaşmayı tercih etti. Anna Komnena’nın anlattığına göre, imparator çok miktarda para ve değerli hediyeler göndererek Türkler’i anlaşma yapmaya ikna etti. Süleymanşah’ın sultan unvanıyla imzaladığı (Nisan 1081) bu anlaşmanın en önemli tarafı, Drakon Çayı’nın doğusunda kalan ve zaten Şili olarak Türklerin elinde bulunan Anadolu topraklarının kendisine terk edilmiş olmasıydı.

1082 yılında Kilikya (Çukurova) bölgesine inen Süleymanşah Adana, Anazarba, Misis ve Tarsus’u fethetti. Süleymanşah bu arada Trablusşam’ın kadı hâkimi İbn Ammar’a elçi gönderip, inşa edeceği İslâmî tesisler için din adamı talebinde bulundu. Bu teşebbüs Süleymanşah’ın inanç tercihiyle ilgili olmayıp, saltanatını onaylamayan halifeye ve kendisine düşmanlık güden Sultan Melikşah’a karşı siyasi bir şantajdı. Süleymanşah Philaretos’un zulmünden bıkan oğlu Barsam’ın daveti üzerine Antakya’ya sefer düzenledi. İç kalede kısa süreli bir direniş oldu ise de, canlarına dokunulmayacağı teminatıyla Philaretos Urfa’da bulunduğu için olaya müdahale etme imkânı bulamazken Antakya 1085 yılı başında fethedildi.

Süleymanşah’ın Antakya’yı fethi onu Suriye’de Melikşah’ın tâbileri ile karşı karşıya getirdi. Bunlardan birisi Musul’un Arap emiri Müslim b. Kureyş idi. Melikşah’ın halası ile evli olmasına rağmen, Selçuklu aleyhtarı faaliyetlerde de bulunuyordu. Müslim Süleymanşah’tan Antakya için vergi isteyince Süleymanşah ile giriştiği savaş sonucu ölmüştür. Ancak bu defa önemli bir rakibinden kurtulmuş olan Tutuş, daha güçlenmiş olarak Türkiye sultanının karşısına çıkma imkânı buldu. Süleymanşah’ın Suriye’nin kilit noktalarından Halep önlerine gelmesi ve şehrin sahibi olan Mirdasi emirinin tutumu, iki Selçuklu ordusunu karşı karşıya getirdi. Daha önce saf değiştirerek Süleymanşah’ın savaşı kazanmasına vesile olan Çubuk Bey bu defa Tutuş’un tarafına geçti. Süleymanşah, Ayn Salem mevkiinde vuku bulan savaşı ve hayatını kaybetti (Temmuz 1086).

1074 yılında Anadolu’ya giren ve 1075 yılında İznik’i fetheden Süleymanşah, Bizans’taki taht kavgalarına müdahale edecek askeri gücünün yanı sıra; öldüğü 1086 yılına kadar Bizans sınırından Halep kapılarına, Sinop’tan Antakya’ya kadar eni 15, boyu 30 günlük mesafeye ulaşan büyük bir ülkenin hükümdarı konumuna gelmişti. Oysa Süleymanşah’ın ölümünden sonra Melikşah’ın müdahalesi ile bir taraftan taht sahipsiz bırakılırken, diğer taraftan Diyar-ı Bekr, Antakya-Halep, Urfa-Musul hatlarının kesilmiş olması Türkiye Selçuklularını sarsıntıya uğrattı. Melikşah, Halep emirinin şehri kendisine teslim edeceği yolundaki daveti ve Süleymanşah’ın ölümü üzerine büyük bir ordu ile Suriye seferine çıktı (Eylül 1086). Melikşah Antakya, Urfa ve Halep’i de kendi topraklarına katarak onların güneye iniş yollarını tamamen kapatmış oldu. Buna rağmen Süleymanşah’ın Antakya seferine çıkarken yerine nâib olarak bıraktığı Ebulkasım, büyük bir dirayetle devleti yaşatmaya çalıştı. Nitekim bir yandan Marmara kıyısında fethettiği Kios’ta bir donanma inşasına başlarken, diğer yandan Çaka Bey ve Peçeneklerle ittifak ederek Bizans’ı düşürme planları yapıyordu. Ancak Melikşah Bizans imparatoru ile onun aleyhinde anlaştıktan başka, Anadolu’ya Porsuk idaresinde yeni bir ordu gönderdi (1087). Ebul kasımın ölümünden sonra kardeşi olduğu tahmin edilen Ebulgazi, Bozan ve Selçuklu


ordusunun baskısına rağmen, Kılıç Arslan dönünceye kadar elde kalan Selçuklu mirasını muhafaza etmeyi başardı.

I. Kılıç Arslan Dönemi

Süleymanşah’ın iki oğlu Kılıç Arslan ve Kulan Arslan, babalarının Tutuş’la girdiği savaşta ölmesi üzerine, Melikşah tarafından Antakya’da yakalanıp İsfahan’da hapsedilmişlerdi. Melikşah’ın ölümüyle (Kasım 1092) başlayan şiddetli taht mücadeleleri sırasında kaçma imkânı bulabildiler ve İznik’e döndüler. Fakat Ebulgazi’nin Kılıç Arslan’a devredebildiği miras artık Bizans tarafından kuşatılmış bulunan İznik ve çevresinden ibaret bulunuyordu. Kılıç Arslan Bizans’a karşı taarruza geçti. Bizans’a karşı ittifak ettiği Çaka Bey’in kızıyla da evlenmek suretiyle işbirliğini güçlendirdi.

Çaka Bey’in Bizans’a saldırı hazırlığında olması, Kılıç Arslan’ın menfaatlerine aykırı düştüğü için Kılıç Arslan doğuya güvenle dönebilmek için Bizans ile barış imzaladı. Kılıç Arslan bundan sonra Tokat, Niksar, Kayseri ve Sivas bölgesinde hüküm süren Danişmend Bey’in de hedefleri arasında bulunan Malatya üzerine yürüdü. Bu sırada Haçlı ordularının topraklarına girdiğini haber aldı.

Haçlı Seferleri tarihin seyrini değiştiren ve Selçuklular’ı da her yönüyle doğrudan ilgilendiren bir hadiseydi. Haçlı seferlerinin temel sebepleri şunlardı;

1. Avrupa’da giderek yaygınlaşan feodalizmin yol açtığı sosyal çöküntü ve ekonomik sorunlar 2. Bizans’ın, Türk ilerleyişini durdurmak için papalıktan defalarca yardım istemesi. 3. Papalığın Türkleri tehdit olarak algılaması 4. Endülüs’e kadar uzanan İslam coğrafyasının Hristiyanlığı çökerteceği korkusu ve Hz. İsa’nın mezarının bulunduğu Kudüs’ün kurtarılması

1096 yılı sonunda harekete geçen ve şövalyelerden müteşekkil nitelikli ordular, 1097 yılı başından itibaren Anadolu’ya geçirilmeye başladılar. 1097 İlkbaharında Anadolu yakasına geçirilen Haçlı ordularının ilk hedefi tabii olarak, klasik sefer yolunun da önemli noktalarından birisi olan İznik’ti. Haçlılar ertesi gün büyük bir hücumla şehri almaya hazırlanırlarken, Manuel Butumutes idaresindeki Bizans kuvvetleri, göl tarafından gece gizlice girip İznik’i teslim aldılar (18 Haziran 1097).

Kılıç Arslan düşmana ağır kayıplar verdirmesine rağmen başkentini kurtaramayıp geri çekilirken, Danişmendliler başta olmak üzere, etraftaki Türk beylerinden yardım istedi. Bohemond idaresindeki ordu Türk baskınlarıyla kayıplar vererek, klasik sefer yolunun diğer önemli durağı Eskişehir’e geldi. Gelen ilk haçlı ordusunu pusuya düşürmesine rağmen yardıma gelen ikinci ordunun yardımıyla her şeyden daha önemli olan insan kaybını en aza indirmek için, ağırlıklarını savaş alanında bırakıp çekilmek zorunda kaldı (1Temmuz 1097). Kılıç Arslan, sefer yolunu takiple Konya-Akşehir üzerinden ilerleyen haçlı ordusunu Ereğli’de bir kere daha karşıladı. Fakat bu

teşebbüsü de başarılı olamadı. Baudouin ve Tankred idaresinde ana ordudan ayrılan haçlıların bir kısmı Gülek Boğazından Çukurova (Kilikya)’ya indi. Bölge Adana, Tarsus ve Misis şehirleri dâhil olmak üzere haçlıların eline düştü. Haçlı kontlarından Bauoudin, Ermeniler’in işbirliği tekliflerini değerlendirip Toros adlı valinin elinde bulunan Urfa’ya girdi. Ancak onu bertaraf edip, Mart 1098’de kendi kontluğunu kurdu. Asıl haçlı ordusu Antakya’yı kuşatıp aldıktan sonra burada Bohemond idaresinde bir prinkepslik kuruldu (Haziran 1098). Haçlılar, kısa bir süre önce Fatımîler’in Türklerden aldığı Kudüs’ü de kuşattılar. Büyük zorluklar ve kayıplara uğramakla birlikte, dindar Hıristiyanların bu seferin nihai hedeŞ saydıkları Kudüs’ü de ele geçirmeyi başardılar (Temmuz 1099)

Birinci Haçlı Seferinde en büyük zararı gören Türkiye Selçukluları oldu. Başkent İznik’le birlikte Ege-Marmara kıyıları Bizans’ın ele geçirmiş; Çukurova, daha sonra Bizans tarafından alınmakla birlikte haçlıların eline geçti. Bütün bunların sonucu olarak Türkiye Selçukluları Konya ve çevresinde sıkışıp kalmışlardı. Kılıçarslan için Malatya’yı almak çok önemliydi, ancak Danişmend beyi Gümüştegin de aynı düşüncedeydi. Nitekim Gümüştegin daha önce etrafını defalarca yağmaladığı şehri almak üzere 1100 yılı Ağustos ayında harekete geçti.

Haçlılar her ne kadar savaşın kazananı olsa da hastalık, kıtlık gibi nedenlerden çok fazla kayıp vermişlerdi. Nitekim bundan sonraki haçlı seferlerinin (Dördüncü sefer dışında) hedefi, Outreme adı verilen Latin Doğu’nun yaşatılmasını sağlamak olmuştur. Kudüs düştüğü sırada ölen Urbanus’un yerine geçen Papa II. Paskalis, bu ihtiyaçla yeni bir sefer çağrısı yaptı.

1101 yılı ilkbaharında İstanbul önlerine ulaşan ilk ordu Aleksios Komnenos tarafından İzmit yakınlarında Anadolu’ya çıkarıldı. Eskişehir-Ankara-Çankırı istikametinde ilerleyen haçlı ordusu, Niksar’a gitmek için Türkler’in elinde bulunan Yahşıhan-Kırıkkkale-Çorum yerine, Kastamonu-Amasya güzergâhını tercih etti. Ancak bu defa haçlıların gelişinden haberdar olan Kılıç Arslan, artık onlarla savaş konusunda da tecrübeliydi. Suriye ve Anadolu’daki Türk beylerine acil yardım çağrısı yapan sultana ilk katılanlardan birisi de, Danişmendli topraklarının hedef alınması dolayısıyla Melik Gazi idi. Kılıç Arslan 200.000 kişilik haçlı ordusunun öncü ve artçı birlikleriyle, yiyecek bulmak için dağılan gruplara ani saldırılar düzenleyip bir hayli zayiat verdirdi. Buna rağmen 2 Ağustos günü Merzifon’a ulaşabilen haçlı ordusu, beklenmedik şekilde Türk ordusu tarafından kuşatıldı. Savaş sonuçlanmamış olmakla birlikte umutlarını yitiren haçlı askerleri, kadın, çocuk ve yayaları kaderlerine terk edip gece kaçmaya başladılar.

1101 yılı ordularının birinci kısmı Ankara’ya doğru ilerlerken, ikinci ordu da Haziran ortalarında İstanbul’a ulaşmıştı. İlk ordunun akıbetine dair bilgi alamayınca, Kulu-Cihanbeyli üzerinden Konya’ya doğru harekete geçtiler. Kılıç Arslan Konya yakınlarında bulunan düşmanı yakalayarak kuşatma altına aldı. Savaş henüz


sürerken üçüncü haçlı ordusu da klasik sefer yolunu takiple Türk topraklarına girdi. Kılıç Arslan haçlıların zorunlu olarak geçecekleri Ereğli’de, Ereğli Çayı’nın da içinden aktığı Akgöl ovasında ordusunu pusuya yatırdı. Ve 5 Eylül günü haçlılara karşı zafer kazandı. Birinci Haçlı Seferi tüm İslâm dünyası ve Türkiye Selçukluları bakımından bir felaketle sonuçlanmıştı. Yeni yurt edindiği bu topraklarda kurmaya çalıştığı siyasi birlik parçalanmıştı.

Gümüştegin Gazi, Sultan’ın Birinci Haçlı Seferi başladığında kuşatıp alamadığı; ancak Türkiye Selçukluları için stratejik önemi haiz olan Malatya’yı fethetti. Kılıç Arslan ise Aleksios ile haçlılara karşı bir ittifak yaptı. Zira güneydoğu politikasının olmazsa olmazı Bizans’la barıştı. Önce Maraş, Elbistan civarına bir sefer yapan Kılıç Arslan buradan Antakya’ya doğru hareket etti. İmparatorun Akdeniz’e çıkardığı donanma, Çukurova şehirlerinin haçlılardan alınması yanında adeta Kılıç Arslan’a destek mahiyetindeydi. Halep meliki Rıdvan’a elçi gönderen sultan, haçlılara karşı savaş için destek istemiş; bu harekât Müslüman ahâli arasında büyük sevinç yaratmıştı (Ağustos 1103). Kılıç Arslan ise bölgede hâkimiyetini tahkim etmek ve haçlıları buralardan söküp atmak için bu defa Urfa’yı kuşatmaya karar verdi. Meyyâfârikîn (Silvan), Hani, Âmid (Diyarbakır), Harput, Siirt ve Erzen Kılıç Arslan’ın idaresine girdi.

Berkiyaruk’un yerine tahta geçen Muhammed Tapar bu olayları dikkatle takip ederken, Kılıç Arslan’ın taraftarı olduğu düşüncesiyle Musul valisi Çökermiş’i azledip yerine Çavlı’yı tayin etti. Çökermiş’in adamlarının daveti üzerine Harran’ı alan Kılıç Arslan, daha sonra 22 Mart 1107 tarihinde Musul’a giren Kılıç Arslan, Sultan Tapar adına okunan hutbeyi kendi adına çevirdi. Halep Meliki Rıdvan, onun yükselişini tehlikeli bularak bu defa Çavlı’nın yanında yer aldı. Keza Mardin ve çevresinde yeni bir beylik kurmakta olan Artuklu İlgazi de aynı kaygılarla Çavlı’nın tarafına geçti. Muhalişer iki ay kuşattıktan sonra Kılıç Arslan’a ait Rahbe’yi aldılar. 13 Temmuz 1107 tarihinde meydana gelen savaşta kahramanca mücadele eden Kılıç Arslan esir düşme tehlikesi baş gösterince, atını kıyısında savaştıkları Habur nehrine sürdü ve boğularak hayatını kaybetti. Birkaç gün sonra kıyıya vuran cesedi, Meyyâfârikîn valisi tayin etmiş olduğu atabeyi Humartaş tarafından kendisi için yaptırılan ve Kubbetü’s-Sultan adı verilen türbeye defnedildi. Musul’u alarak Büyük Selçuklulara açıkça meydan okuması babası gibi hayatına mal oldu. Ancak, Kılıç Arslan’ın kaybı, ne Süleymanşah’ın ölümü, ne de haçlı seferinin yol açtığı yıkıntıyla kıyaslanamayacak şiddette bir sarsıntı yarattı. Çünkü Tuğrul Arslan, Arap, Mesud ve Şahinşah adlı oğullarının en büyüğü olan 11 yaşındaki Şahinşah yakalanarak İsfahan’da hapse atılırken, devlet bir kere daha başsız kalmıştı. Kılıç Arslan’ın eşi küçük oğlu Tuğrul Arslan’ı Emir Bozmış’ın nezaretinde Malatya’ya getirerek sultan ilan etti Tuğrul Arslan’ı Konya’ya götüremeyen Hatun’un Sultan Tapar’la yaptığı görüşmeler sonucunda serbest bırakılan Şahinşah, nihayet 1110

yılında Anadolu’ya döndü. Şahinşah 1110 yılında Konya’da tahtı ele geçirdiği zaman, anlaşmayı bozmuş olan Bizans, Türkleri Anadolu’dan atmak için taarruza geçmiş bulunuyordu. Şahinşah, İmparator’a elçi gönderip barış talebinde bulundu (1116). Karahisar yakınında İmparatorla buluşarak onunla anlaşmaya vardı.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında