AÖF Soru Bankası

Türkiye Selçuklu TarihiÜnite 1 Özeti

Anadolu’nun Fethi ve Birinci Beylikler Dönemi

TAR205U-TÜRKİYE SELÇUKLU TARİHİ

Ünite 1: Anadolu’nun Fethi ve Birinci Beylikler Dönemi

Anadolu’nun Türkler Tarafından Fethi

Anadolu binlerce yıllık tarihi boyunca, Asya ve Avrupa’yı Afrika’ya bağlayan jeostratejik konumu nedeniyle, doğudan ve batıdan çeşitli kavimlerin istilâsına uğramıştır. Bu topraklar birçok kavim, din ve kültüre ev sahipliği yapmış, pek çok devletin kuruluş ve yıkılışına şahitlik etmiştir. Bu süreçte söz konusu toplumların herhangi birinin adıyla anılmayı hak edecek bir değişim yaşamamıştır. Oysa aynı Anadolu, XI-XIII. yüzyıllar boyunca devam eden Türk göçü ve fethiyle birlikte, binlerce yıllık tarihi boyunca yaşamadığı siyasî, sosyal, etnik, dini ve kültürel bakımdan küllî (bütünsel) bir değişime uğramıştır. “Anatolia” ya da “Bilâd-ı Rûm” olarak adlandırılan bu ülke, bir asırdan kısa bir zaman zarfında son sahiplerinin adıyla, Türkiye olarak anılmayı hak edecek bir kimlik dönüşlümü yaşamıştır. Türk fethinin başarısında, ilk Selçuklu sultanlarının yürüttüğü güçlü önderlik, başarılı askeri sevk ve idarenin yanı sıra Türk göçünün mahiyeti birinci derecede rol oynamıştır. Anadolu’nun Türkiye oluş sürecini, olayların seyri çerçevesinde iki dönemde incelemek mümkündür. Birincisi, Bizans’ın mukavemetinin kırıldığı 1071 Malazgirt zaferi öncesi ve sonrası olmak üzere iki evrede gerçekleşmiştir. İkincisi ise 1220’lerde Türkistan’da başlayan Moğol istilâsı önünden kaçan göçebe ve yerleşik ahalinin, ilk dönemdekine benzer yoğunlukta adeta sel gibi aktığı göçler dönemidir.

Anadolu’nun Fethinin Askeri Aşamaları

Türklerin Anadolu’yu fethi, askerî olarak, Çağrı Bey’in 1018 yılında Rum (Anadolu)’a gerçekleştirdiği keşif akınıyla başlar; 1040 Dandânakân savaşıyla, Büyük Selçuklu devletinin himayesinde göçlere istikamet veren bir aşamaya girer; Malazgirt zaferiyle de fethin kalıcı hâle geldiği dönem başlar.

Malazgirt Öncesi seferler

Selçuklu ailesinin mensubu olduğu Kınık boyu bu sırada diğer Oğuz boylarıyla birlikte, Sirderya, Aral-Hazar arasındaki bölgede bir yabgu idaresinde yaşamaktaydı. Maveraünnehir’e göç etmek zorunda kalan Selçuklu ailesi, Sâmânoğulları’nın yıkılmasından sonra Karahanlı ve Gazneli devletlerinin şiddetli baskı ve takibine uğradılar. Hayat tarzları bakımından yağmadan başka seçenekleri kalmayan Oğuzlar, iktisadi olarak zorluk çekmekteydiler. Çağrı Bey, bu sıkışıklığa çare olması umuduyla, Anadolu’ya bir keşif akınına çıktı (1016). Horasan üzerinden Azerbaycan’a ulaştı. Van bölgesine girdi (1018). Nahcivan ve Gürcü memleketleri üzerine yürüyen Çağrı Bey, birkaç yıl buralarda gâzâ ettikten sonra 1021’de Maveraünnehr’e döndü. Bu keşif akını elde edilen zengin ganimetler bakımından Çağrı Bey’in askeri kudretini ortaya koymaktaydı. Bundan daha önemli olmak üzere, Anadolu’da kendilerine karşı koyabilecek bir kuvvetin bulunmadığına dair, ileride Türk fethini yönlendirecek bir tesbitte bulunmuştu.

Selçuklular Dandânakân zaferinin ardından devletlerini kurmayı başarmışlardı. Bundan sonra Anadolu’ya yapılan akınlar farklı bir aşamaya girmiştir. Türkmenler, Türk Devlet geleneğinden kaynaklanan hükümdarın babalık görevi dolayısıyla, yurt ihtiyaçlarının karşılanması için devletin kapısına yığılmaya başlamışlardı. İbrahim Yınal komutasındaki Türkmenler, Pasinler ovasına geldi. Selçuklu ordusunun galibiyetiyle neticelenen savaşta pek çok ganimet ve esir ele geçirildi (1048). Pasinler Savaşı düzenli Selçuklu ordularının Anadolu’da kazandığı ilk büyük savaş olması sebebiyle önemlidir. Bizans İmparatorluğu ile ilk anlaşma da bu savaştan sonra yapılmıştır. 1066 yılından itibaren Gümüştegin, Afşin, Emir Sanduk gibi ünlü Türk beyleri komutasında düzenlenen akınlarla Türk kuvvetleri Orta ve Güney Anadolu’yu baştanbaşa geçip birçok şehri ele geçirdiler.

Malazgirt Zaferi ve Sonrası

Romanos Diogenes. imparator ilân edildi. Yeni imparatordan beklenen en önemli iş Türkleri Anadolu’dan atmaktı. 26 Ağustos 1071 Bizans’ın, Türklere karşı çıkardığı bu en kuvvetli ordusunun Malazgirt ovasında perişan edilmesiyle Türkmen göçleri karşısındaki direnci tamamiyle kırılmış; Malazgirt zaferi Anadolu’nun kaderini belirleyen büyük bir zafer olarak tarihin sayfalarında yer almıştır.

Anadolunun kapıları Türklere açıldı ifadesi doğru bir değerlendirme olmakla birlikte; Türkler, ordusu yok olduğu için mukavemeti kırılan Bizans karşısında, fethettikleri yerlerde bundan böyle güvenle yerleşmek imkânı bulmuşlardır şeklinde tamamlanmalıdır.

Selçuklu sultanı, komutan ve beylere Anadolu’nun fethedilmesi emrini verdi. Bu süreçte meydana gelen en önemli olay şüphesiz, İznik merkez olmak üzere Türkiye Selçuklu devletinin kurulmuş olmasıdır. Erzurum’da Saltukoğulları, Orta Anadolu’da Danişmendliler, Erzincan ve Divriği’de Mengücüklüler, Van Gölü çevresinde Ahlatşahlar ve Güneydoğu’da Artuklular gibi beyliklerde, göçlerin sevk ve iskânına katkı sağlayarak Anadolu’nun fethi ve vatanlaştırılması sürecinin tamamlanmasına hizmet etmişlerdir. Bizans 1176 yılında, II. Kılıç Arslan’la karşı karşıya geldiği Miryokefalon savaşını ve onunla birlikte Anadolu’yu kurtarma ümitlerini de ebediyen kaybetti.

Yurt Tutma Süreci

Bu ülkenin hâlâ Türk Yurdu olarak anılmasını hak ettirecek zeminin ne olduğunu açıklamak gerekmektedir. Burada iki mesele ortaya konulduğunda bu uzun sorunun cevabı da kendiliğinden ortaya çıkacaktır. Bunlardan birincisi Türk fethi sırasında, Anadolu’nun bunu kolaylaştıran şartlarının ne olduğu, ikincisi ise Türk göçünün mahiyetidir.

Türk Fethi Öncesi Anadolu’nun Durumu

Selçuklu akınları başladığında burada Romalılar (Bizanslılar), Ermeniler, Süryaniler ve Araplar vardı.


Ancak Bizans ülkenin tek siyasî hakimiydi. Anadolu’da görülen bir diğer topluluk da Hıristiyan Türklerdir. Bizans imparatorluğunda, sık yaşanan taht kavgaları Anadolu’nun fethini kolaylaştıran bağlıca etkendir.

Göçün Mahiyeti

X. yüzyılın sonlarında başlayıp, XI. yüzyılda büyüyerek devam eden Oğuz göçü, mahiyeti icabı geri dönüşsüzdür. Bu yolculuk ne bir macera, ne de bir yağma akınıydı. Bir millet adetâ topyekün göç ediyordu. Diğer bir hususiyet de, sebebi ne olursa olsun yurtlarını terk ederek göç kervanına katılanların bu geri dönüşsüz yolculukta, yurt bulmak ihtiyacıyla zorunlu olarak göç ettikleriydi. Üçüncü olarak, yeni yurtlar aramak zorunluluğuyla, geri dönüşsüz olarak birbirinin üzerine yığılarak ilerlemekte olan göçerler çok kalabalıklardı. Türkler’i Anadolu’da bin yıla yakın bir süredir var eden başlıca etken ise göçlerin sürekliliğidir. Ülke bu sayede her şeye rağmen Türkiye olarak kalabilmiştir.

Birinci Beylikler Dönemi

Anadolu’da Selçukluların yanı sıra, çoğu Oğuz boylarına mensup aileler de irili ufaklı beylikler kurmuşlardır. Daha ziyade Doğu ve Güney Doğu Anadolu bölgelerinde kurulan bu beylikler, hem Anadolu’nun Türkiye oluşunda hem de Türk-İslam medeniyetinin kurulması ve gelişmesinde önemli hizmetler yapmışlardır.

Saltuklular

Malazgirt Zaferi’nden sonra, kurulan ilk Türk beyliği olarak kabul edilen Saltuklular, 1071-1202 tarihleri arasında, Erzurum merkez olmak üzere; Pasinler, Tercan, İspir, Oltu, Tortum, Micingerd, Bayburt ve civarında hüküm sürmüşlerdir.

Beyliğin kurucusu, Malazgirt savaşına da katılmış olan Ebu’l Kasım Saltuk’tur. Büyük Selçuklu sultanları arasında vukû bulan bu muharebelerden faydalanan Gürcüler, Doğu Anadolu’ya girip Saltuk ili’nde Pasin Ovası’na kadar ilerlediler. Selçuklu sultanın emriyle Artukoğlu İlgâzi kumandasındaki ordu Gürcüler’e karşı gönderildi. Saltuklu Ali’nin de yer aldığı bu sefer sırasında Türk ordusu, Tiflis yakınlarında Gürcüler’e mağlub oldu (1121). İzzeddin Saltuk zamanında Saltuklu toprakları, Tercan’dan bağlayıp Tahir Gediği’ne kadar uzanmakta Erzurum, Bayburt, Avnik, Micingerd, İspir, Oltu gibi şehir ve kasabaları içine almaktaydı.

Melikşah zamanında Saltuklular da diğer beylikler gibi, Türkiye Selçuklu Devleti’nin baskısı altında bulunmuyorlardı. Anadolu Selçuklu Sultanı II. Süleymanşah, Erzurum’a kendi kardeşi Tuğrulşah’ı tayin etmesi üzerine Saltuklu Beyliği sona erdi.

Danişmentliler

1071 -1178 yılları arasında Sivas, Tokat, Amasya, Kayseri ve Malatya havalisinde hüküm süren Türkmen hanedanıdır. Hanedanın atası Azerbaycan’da yaşayan bir Türkmen aileye mensup olup, 1064 yılında Sultan Alp

Arslan’ın hizmetine giren Dânişmend Gâzi’dir. Malazgirt savaşından sonra ilk olarak Sivas’ı fethederek hanedanın temelini atmıştır.Daha sonra, Amasya, Tokat Niksar, Kayseri, Zamantı, Elbistan, Develi ve Çorum’u da fethedip Anadolu’da ilk Türkmen beyliklerinden birini kurmuştur. Dânişmend Gâzi’nin ölümünden sonra yerine geçen oğlu Gümüştegin Ahmet Gâzi döneminde hanedan daha da güçlendi. Gümüştegin, 1101 yılında üç ayrı ordu halinde gelen haçlılar kendi topraklarını da hedef aldıkları için, Selçuklu sultanıyla omuz omuza harbetti. Emîr Gâzi başlangıçta Selçuklular’a tâbi idi. Fakat I. Kılıç Arslan’ın 1107 yılında ölümü üzerine meydana gelen iktidar boşluğu ve taht kavgalarından faydalanarak hâkimiyet alanını genişletmeye ve Dânişmendliler’i eski gücüne kavuşturmaya çalıştı. Nitekim damat edindiği Mesud’un Türkiye Selçuklu tahtına oturmasını sağladı (1116). Sultan Mesud kayınpederinin gölgesinde kalmaktan kurtulamadı. Böylece Dânişmendliler yeniden önemli bir siyasî güç haline geldiler.

Melik Muhammed’in ölümü üzerine, daha önce Artuklular’a ve Haçlılar’a sığınmış olan Aynüddevle, Elbistan ve Malatya’yı ele geçirdi. Böylece Danişmendliler Kayseri’deki Zünnün, Sivas’taki Yağıbasan’la birlikte üzere üçe ayrılmış oldular. II. Kılıç Arslan 1178 yılında, Malatya’yı da ele geçirerek bu beyliğe son verdi.

Mengücüklüler

Mengücükler, Malazgirt zaferinden sonra Erzincan, Kemah, Divriği ve Şebin Karahisar’ı fethederek yaklaşık 1227 yılına kadar bu bölgede hüküm süren bir Türk beyliğidir. Beyliğin kurucusu olan Mengücük Gâzi, Malazgirt savaşına katılmış ve zaferden sonra Karasu (yukarı Fırat) ve Çaltı nehri vadilerinin fethiyle görevlendirilmiştir.

Kemah – Erzincan Kolu

Bu kolun ilk beyi Davutşah hakkında fazla malûmat yoktur. Fahreddin Behramşah, 1165’de Erzincan’da beyliğin başına geçmiştir. Onun döneminde Selçuklu Devleti’yle iyi ilişkiler devam etmiştir. 1202’de II. Süleymanşah’ın Gürcistan seferine katılmış, Selçuklu ordusunun yenilmesi üzerine Gürcüler’e esir düşmüştür. Gürcü kraliçesi faziletli bir hükümdar olduğunu bildiği Behramşah’ı fidye almadan serbest bırakmıştır. Behramşah’ın döneminde Mengücüklü ülkesinin büyük ölçüde imar edildiği ve halkın refah seviyesinin çok yüksek olduğu anlaşılmaktadır. Behramşah’tan sonra Erzincan tahtına oğlu Dâvudşah geçmiştir (1225). Diğer oğlu Muhammed ise Şarki Karahisarın yönetimine getirilmiştir.

Selçuklu Sultanı Alâaddin Keykubâd tarafından Erzincan ilhak edilmiştir (1228). Aladdin Keykubat Kemah’dan sonra, Karahisar hâkimi Muhammed’in üzerine yürümüştür. Muhammed kendisine bir dirlik verilmesi karşılığında teslim olmayı kabul etmiştir. Bunun üzerine kendisine Kırşehir tımar, bazı yerler de mülk olarak


verilmiştir. Muhammed ve oğulları 1246 yılına kadar Kırşehir’de Selçuklu sultanlarından saygı görerek yaşamışlardır.

Divriği Kolu

Divriği kolunun ilk beyi Mengücük Gâzi’nin torunu ve İshak’ın oğlu Süleyman’dır. Divriği Mengücüklü Beyliği’nin ne zaman sona erdiği de bilinmemektedir.

Ahlatşahlar (Sökmenliler)

Ahlatşahlar 1100-1207 tarihleri arasında merkez Ahlat olmak üzere, Van Gölü havzasında bir asırdan fazla hüküm süren bir Türk beyliği olup kurucusu Sökmen el- Kutbî’dir. Kurucusunun adından dolayı Sökmenliler olarak da bilinir. Sökmen, yukarıda kaydedildiği gibi Muhammed Tapar’a hizmetlerde bulunmuş bu sebeple Tebriz, Ahlat, Meyyâfârikîn (Silvan) ve ikinci derecede bazı şehirler sadakatinin mükâfatı olarak kendisine iktâ edilmiştir. Emir Sökmen merkez Ahlat olmak üzere Malazgirt, Erçiş, Adilcevaz, Eleşgird, Van, Tatvan, Erzen, Bitlis, Muş, Hani, Meyyâfârikîn ile Bargiri şehir ve kalelerine hükmediyordu. Sökmen’den sonra yerine oğlu İbrahim geçti. İbrahim 1126 yılında ölünce beyliğin başına kısa süreliğine kardeşi Ahmet, ardından da İbrahim’in altı yaşındaki oğlu II. Sökmen geçmiştir. II. Sökmen’in uzun hükümdarlık zamanı Ahlatşahlar Beyliğinin en parlak devrini teşkil eder. II. Sökmen devrinin en mühim hadiseleri Gürcü saldırılarıdır.

Selahadin Eyyûbî kendi hâkimiyetini kurmuş ve topraklarını genişletmeye başlamıştı. Selahaddin’in genişleme siyaseti Doğu Anadolu beylikleri için büyük tehlike arz ediyordu. Nitekim II. Sökmen, Selahaddin’in 1182 yılında Musul’u kuşatması üzerine Mardin Artuklu, Dilmaçoğlu beyleri ve Musul atabeyi ile ona karşı bir ittifak oluşturmaya çalışmış, II. Sökmen’in ölümü, Selahaddin Eyyûbî’ye bölgeye müdahale etme fırsatı vermişti. İzzeddin Balaban (1207-1208) Ahlatşahların başına geçmiştir. Balaban Ahlatşahlar’ın sonuncusudur. Bir yıldan daha az süren beyliği zamanında Eyyûbîler ile yaptığı savaşta bozguna uğrayıp Ahlat’a çekilmiş ve bir müddet sonra şehri anlaşarak teslim etmiştir. Böylece Ahlatşahlar Beyliği tarih sahnesinden çekilmiştir (1207- 1208).

Artuklular

Artuklular Malazgirt Zaferinden sonra Anadolu’nun fethine girişen büyük Türkmen komutanlarından Artuk Bey’in oğulları Sökmen ve İlgâzi tarafından XII. yüzyılın başlarından itibaren Hasankeyf ve Mardin, torunu Belek tarafından da Harput merkez olmak üzere üç şube halinde kurulmuştur.

Güney Doğu Anadolu bölgesinde asırlarca hüküm süren Artukoğulları, Anadolu’nun Türkiye olma sürecinde ve Anadolu’da Türk-İslam medeniyetinin kurulmasında en büyük hizmeti onlar yapmışlardır. Güney Doğu Anadolu Bölgesinde bu dönemden günümüze ulaşan eserlerin

neredeyse tamamının Artuklu dönemine ait olması da bunu doğrulamaktadır.

Artuk Bey, 1063 yılında Azerbaycan’da, kendisine bağlı Türkmenlerle Sultan Alp Arslan’ın hizmetine girmiştir. Melikşah’ın sultan olmasından sonra da hizmete devam eden Artuk Bey, onun Irak ve Suriye’de nüfuz ve hâkimiyetinin tesisinde önemli roller oynamıştır. Daha sonra Suriye Selçuklu Meliki Tutuş’un hizmetine giren Artuk Bey, 1091 yılında ölene kadar Kudüs şahnesi olarak görev yapmıştır. Oğulları Sökmen ve İlgâzi aynı göreve getirilmişlerdir. Kudüs 1098 yılında Fâtımîler tarafından zapt edilince Sökmen, Halep Meliki Tutuş’un hizmetine girmiştir. İlgâzi ise önce Irak’ta kendisine verilmiş olan bölgeye çekilmiş, kısa süre sonra da Sultan Tapar tarafından Bağdat şahneliğine tayin edilmiştir.

Hısn-ı Keyfâ Artukluları (1102-1232)

Sökmen, Artuklular’ın Hısn-ı Keyfâ kolunu kurdu. Sökmen, haçlılar karşısında gösterdiği kahramanlık ve başarılarla ün salmıştı. Sökmen’in ardından, 1105 yılında, Hısn-ı Keyfâ Artuklu tahtına çıkan İbrahim’in hakimiyeti kısa sürmüş; 1108’de 36 yıl gibi uzun bir süre bu görevi yapacak olan Davud, beyliğin yönetimini devir almıştır. Davud’un dönemini İmadeddin Zengî’nin Musul valisi olmasından önce ve sonra diye ikiye ayırmak yerinde olur. Davud, topraklarına saldıran Zengî’ye aynı tonda karşılık vermiştir. Çok faâl bir siyaset izleyen Davud, Bizans ve Haçlılar’a karşı, bölgedeki Türk beyleriyle birlikte hareket etmiştir. Davud’un vefatının ardından idareyi eline alan Fahreddin Kara Arslan (1144-1167), hâkimiyetinin ilk yıllarında topraklarının önemli kısmını kaybetmişse de İmadeddin Zengî’nin ölümüyle yaşanan boşluktan faydalanarak hakimiyet alanını oldukça genişletmiştir. Çağının en muhteşem yapılarından biri olan meşhur Hısn-ı Keyfâ Köprüsü onun zamanında inşa edildiği gibi “Yukarı Şehri” görkemli bir şekilde geliştiren de odur. Kara Arslan’ın ardından on sekiz yıl kadar süren Nureddin Muhammed (1167-1185) devrinde, Hasankeyf Artukluları ilk zamanlar Nureddin Zengî’ye, onun ölümünden sonra ise, Selahaddin Eyyûbî’ye tâbi olmuşlardır. XII. yüzyılın sonlarına doğru Diyâr-ı Bekr’de artan Eyyûbî baskısı 1232 de Hısn-ı Keyfâ Artuklularının ikinci merkezi konumundaki Amid’in zaptıyla neticelenmiş: hemen ardından da başkent Hısn-ı Keyfâ’ya yönelen Eyyûbî güçleri aynı yılın baharında şehri teslim almışlardır.

Mardin Artukluları

Necmeddin İlgâzi, yeğeni İbrahim’in elinden Mardin’i alarak burada Artuklular’ın Mardin kolunu kurdu. Kısa sürede Nusaybin ve Harran’ı ele geçiren İlgâzi Halep’e gelerek burayı da hâkimiyeti altına aldı. Haçlılar’a karşı büyük bir mücadele veren İlgâzi, Antakya hâkimini bozguna uğrattı. Irak Selçuklu Sultanı Mahmud 1121 yılında Necmeddin İlgâzi’yi Gürcüler üzerine sefere yolladı ve bu seferden başarısızlıkla dönmesine rağmen Meyyâfârikîn’i ona iktâ etti. İlgâzi’nin ölümünden sonra oğullarından Süleyman Meyyâfârikîn’de, Timurtaş


Mardin’de, yeğenlerinden Süleyman da Halep’te hüküm sürdüler.

Timurtaş, Belek’in ölümünden sonra Halep’e, kardeşi Süleyman’ın ölümünden sonra da Meyyâfârikîn’e hâkim oldu. Ancak Musul Atabeyi Zengi’nin Nusaybin’i ele geçirmesine engel olamadı. Timurtaş’ın ölümünden sonra yerine oğlu Necmeddin Alpı geçti. Necmeddin Alp’ı, Nûreddin Mahmud ile ittifak yaptı. Yavlak Arslan zamanında Ahlat Şah II. Sökmen, Mardin Artukluları’nı himayesi altına aldı. Selâhaddin’in ölümü Mardin Artukluları’na biraz nefes aldırdı, fakat bu defa da doğudan gelen kesif Türkmen göçleri içtimaî sarsıntıya sebep oldu Mardin’de Yavlak Arslan’dan sonra kardeşi Artuk Arslan hakim oldu. Onun zamanında Türkiye Selçuklular’ı Eyyûbîler’i mağlûp ederek Doğu Anadolu’da hâkimiyetlerini kurdular.

Mardin Artukluları Moğolların Mardin ve Meyyâfârikin’i ele geçirmek istemesi üzerine onlara karşı mücadele ettiler. İlhanlı Devleti’nin 1336 yılında yıkılması üzerine Süleyman Han ve Çobanoğulları Diyarbekir bölgesine girdiler ve Melik Sâlih’in tâbiyetini kabul ettiler. İlhanlıların çöküşüyle Doğu Anadolu birçok Türkmen oymağının faaliyet sahası hâline geldi. Karakoyunlu ve Akkoyunlu Türkmenleri bölgede nüfuz sahibi olmaya başladılar. İsâ’dan sonra beyliğin başına oğlu Şehâbeddin Ahmed geçti. Ahmed, Mardin’i Akkoyunlular’a karşı müdafaa edemeyeceğini anlayınca, Karakoyunlu Kara Yûsuf ile anlaşarak şehri ona teslim etti. Kara Yûsuf, Ahmed’e Musul’u verdiyse de Ahmed bir hafta sonra öldü. Böylece Artuklu Beyliğinin Mardin kolu da tarihe karıştı.

Harput Artukluları

Artuk Bey’in torunu Belek b. Behrâm 1113 yılında Harput’a hâkim olmuş ve Palu merkez olmak üzere burada küçük bir beylik kurmuştu. Belek’ten sonra Harput, Hısnıkeyfâ Artuklu Hükümdarı Davud’un eline geçti ve 1185 yılına kadar Hısnıkeyfâ kolunun hâkimiyetinde kaldı. Son Harput Artuklu beyleri Eyyûbî hâkimiyetini tanımakta idiler.

Türkiye Selçuklu Sultanı Alâeddin Keykubad’ın kumandanlarından olan Kemâleddin Kamyar Eyyûbîler’i Harput civarında yendi. Bazı Eyyûbî kumandanları Harput Kalesine sığındılar. Selçuklular kaleyi 1234’te teslim aldılar. Alâeddin Keykubad Artuklu beyini bağışladı ve kendisine Akşehir’i iktâ olarak verdi. Böylece 1185 yılında İmâdüddin Ebû Bekir tarafından kurulmuş olan Harput Artukluları da yıkıldı.

Dilmaçoğulları

Anadolu’nun en eski, Diyâr-ı Bekr’in de Artuklular’dan sonraki en uzun ömürlü Türkmen Beyliği olan Dilmaçoğulları, devrin kaynaklarında Dilmaç, Dimlaç, beylerinin adına nisbeten Toğan Arslan veya el-Ahdeb (kambur) oğulları olarak da zikredilmektedir. XII. yüzyıl boyunca daha ziyade Erzen ve Bitlis merkezli bir beylik

olan Dilmaçoğulları, asrın sonlarına doğru Erzen’den ibaret olan bir hakimiyet alanına sahiptiler. Dilmaçoğlu Mehmed’in Alp Arslan’ın komutanlarından biri olduğu, onun devrinde (1063-1072) Anadolu’ya akınlar yapan Afşin, Sunduk, Ahmedşah ve Türkman et-Türki gibi beylerle birlikte bulunduğu, dolayısıyla Malazgirt muharebesine de katıldığı, sonra da Güney Anadolu ve Kuzey Suriye’de fetihlere devam ettiğini anlaşılmaktadır. XII. yüzyıl boyunca Dilmaçoğlu beylerini Erzen ve Bitlis hakimi olarak zikredecek, asrın sonunda Bitlis’in Ahlatşahlar’ın eline geçmesiyle, Erzen beyleri olarak anılacaklardır.

Şemsüddevle Toğan Arslan, yirmi yılı aşkın iktidarı boyunca daha çok Mardin Artuklu emiri İlgâzi’nin yanında Haçlı ve Gürcülerle yapılan mücadelelerde adını duyurmuş, Devletşah’ın 1192 yılı civarında ölümünden sonra beyliğin hâkimiyet sahası sadece Erzen ve civarına inhisar etti. Timur’un Anadolu’yu istilâsı sırasında beyliğin başında bulunan Sultan Ali de ona tâbi oldu. Dilmaçoğulları Beyliği, tıpkı Mardin Artukluları gibi XV. yüzyılı başlarında Diyar-ı Bekr bölgesinde etkinliğini arttıran Akkoyunlular tarafından yıkılmıştır.

Diğer Beylikler

Malazgirt muharebesinden sonra Anadolu’da kurulan beylikler yukarıda anlatılanlardan ibaret olmayıp, onlar kadar etkili ve uzun ömürlü olmamakla birlikte bilhassa Güney Doğu Anadolu bölgesinde hâkimiyet süren başka beylikler de bulunmaktadır. Bunlar: 1098-1183 yılları arasında Âmid (Diyarbakır)’de Yınaloğulları, Siirt ve civarında yarım asra yakın (1095-1132) hakimiyet süren Kızılarslanoğulları ve 1086-1113 yılları arasında Harput merkezli Çubukoğullarıdır.

Yınaloğulları, Diyâr-ı Bekr bölgesinde kurulan Türkmen beyliklerinin ilklerinden olup hakimiyet alanı Âmid merkez olmak üzere civarındaki birkaç kaleden ibarettir. Yınaloğulları Beyliği, Selahaddin Eyyûbî’nin 1183 yılında Âmid’i ele geçirmesiyle yıkılmıştır.

Kızılarslanoğulları Beyliği ise, çok daha önce, Hısn-ı Keyfâ Artuklular’ının güçlü hükümdarı Rukneddin Davud’un hakimiyet alanını genişletme siyaseti çerçevesinde 1132 yılında Siirt ve havalisinin ele geçirilmesiyle son bulmuştur.

Çubukoğulları Beyliğine gelince beyliğe adını veren Emir Çubuk, Anadolu’nun fethinde ve özellikle Melikşah’ın emriyle Diyar-ı Bekr’in Selçuklu topraklarına dahil edilmesi sürecinde (1085-86) Artuk Bey’le birlikte önemli roller oynamıştır. Çubuk Bey, Harput merkez olmak üzere Palu, Arapkir ve Çemişkezek’te kendi idaresini kurmuştur. Artuklu Belek Gâzi, Harput’u ele geçirerek beyliğe son vermiştir (1113).

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında