AÖF Soru Bankası
TAR201U · Ünite 7

Atatürk Dönemi’nde İç Politikada Yaşananlar

Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi I dersi, ünite 7 özeti

TAR201U-ATATÜRK İLKELERİ VE İNKILAP TARİHİ I

Ünite 7: Atatürk Dönemi’nde İç Politikada Yaşananlar

Yeni Rejim-Yeni Devlet

Sınırsız denebilecek yetkiye sahip hükümdarlar, çoğu yetkilerini, yönettikleri kesime karşı sorumlu olmaksızın kullanmışlardır. Egemenliğin kaynağının ilahi olduğu anlayışına dayalı bu monarşik yönetim biçimi, İslamiyet’in kabulüyle birlikte halifelik sıfatıyla desteklenerek daha da güçlenmiştir.

Saltanatın Kaldırılması

11 Ekim 1922 tarihinde imzalanan Mudanya Ateşkes Anlaşması’ndan sonra, İtilaf devletleri, İsviçre’nin Lozan kentinde toplanması düşünülen Barış Konferansı’na İstanbul ve Ankara Hükûmetlerini ayrı ayrı ve resmen davet etmiştir. Mustafa Kemal Paşa’nın tavrı ise “Türkiye devleti, yalnız TBMM hükümeti tarafından temsil olunur” şeklinde olmuştur. Lozan Barış Anlaşması görüşmelerine katılım konusunda Türkiye’yi iki ayrı hükûmetin temsil etmesi söz konusu olunca TBMM, 30 Ekim tarihinde İstanbul Hükûmeti’nin tasfiye edilmesi amacıyla toplanmıştır.1 Kasım tarihli toplantıda Mustafa Kemal Paşa’nın sert bir biçimde müdahalesi sonrası saltanat makamı ve hilafet makamı birbirinden ayrı tutularak saltanat ilga edilmiştir. Saltanatın, 16 Mart 1920 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere kaldırıldığı kabul edilmiştir. Osmanlı İmparatorluğunun resmen sona ermiş olmasıyla, TBMM, tek yasal güç hâline gelmiş ve halifelik makamı siyasi gücünü kaybederek sembolik hâle dönüşmüştür.

Seçim Kararı ve Dokuz Umde

Kurtuluş Savaşı’nın zaferle sonuçlanması ve Lozan Konferansı süreci devam ederken savaş sırasında Türkiye Büyük Millet Meclisinde oluşturulan Müdafaa-i Hukuk Grubu artık görevini tamamlamıştır. Bu nedenle 1 Nisan 1923 tarihinde TBMM’de yeniden seçimlerin yapılmasına karar verilmiştir.

TBMM’de seçim kararı alındıktan sonra Mustafa Kemal Paşa 8 Nisan’da, Müdafaa-i Hukuk Grubu’na önceden hazırladığı dokuz maddeden oluşan “Millî Umdeler Beyannamesini” açıklamıştır. Bu beyanname, Halk Fırkasının temel ilkelerini oluşturacaktır.

Kısaca bu ilkeler şunlardır:

İlke 1: Egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur.

İlke 2: Saltanatın kaldırılması kararı değiştirilemez

İlke 3: Ülkede güven ve asayişin kesinlikle korunması en önemli görevdir.

İlke 4: Mahkemelerimiz hızla adaleti sağlayacaktır.

İlke 5: Aşar vergi yöntemi düzeltilecek, tarım desteklenecek, çiftçi ve sanayicilere kredi sağlanacak, demiryolları geliştirilecektir

İlke 6: Askerlik süresi kısaltılarak, okuma yazma bilenlerden daha kısa askerlik hizmeti istenecektir

İlke 7: Yedek subayların yaşam ve gelecekleri güvence altına alınacaktır

İlke 8: Kamu işlerinin hızla görülmesi için, bütün kadrolara, çalışkan, yetenekli ve dürüst görevliler yerleştirilecektir

İlke 9: Bayındırlık işlerinde özel kesimin, devletin yanında yer alması sağlanacaktır

Halk Fırkası’nın Kurulması

13 Eylül 1920 tarihinde anayasaya esas olacak ilkeleri "Halkçılık Programı" adı altında toplamış olan Mustafa Kemal Paşa, 6 Aralık 1922 tarihinde Halk Fırkası ismiyle bir parti kuracağını açıklamıştı. "1 Nisan 1923 tarihinde seçimlerin yenilenmesi kararı alınınca da Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Başkanı olarak "Dokuz Umde" olarak bilinen seçim bildirisini yayımlamış ve bu cemiyetin "Halk Fırkası’na dönüşeceğini bildirmişti. Seçimler yapıldıktan sonra da Halk Fırkasının nizamnamesinin taslağının incelenmesi ile ilgili komisyon oluşturulmuştu. Üç hafta devam eden görüşmelerden sonra son haline getirilen nizamname, 9 Eylül 1923 tarihinde Halk Fırkası olarak Cemiyetler Kanunu’na uygun şekilde kabul edilmiştir. Böylece Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, Halk Fırkası’na dönüşmüştür.

Ankara’nın Başkent Oluşu

Ankara’nın başkent seçilmesinde, Ankara’nın jeopolitik öneminin yanı sıra Millî Mücadele’nin merkezi olması en önemli etkendir. Mustafa Kemal Paşa Nutuk’ta bu durumu “en önemli hedefe ve en yakın tehlikeye elden geldiği kadar yakın bir yerde bulunmasının” da etkili olduğunu ifade etmiştir. Ankara, askerî ve stratejik açıdan 27 Aralık 1919 tarihinden itibaren Millî Mücadele’nin merkezi olmakla birlikte 1920 yılında TBMM’nin Ankara’da açılması ile hükûmet merkezi konumuna da gelmiştir. 13 Ekim 1923’te yeni devletin başkentinin Ankara olduğu kabul edilmiştir. Ankara’nın başkent olması kararı ileride anayasanın değiştirilemez maddeleri arasına da eklenmiştir.

Cumhuriyet’in İlanı

27 Ekim 1923 tarihinde Başbakan Fethi (Okyar) Bey’in, aynı zamanda üstlenmiş olduğu İçişleri Bakanlığından istifa etmesi ile hükûmet bunalımı ortaya çıktı. Hükûmet bunalımının meclis hükûmeti sistemi nedeniyle aşılamaması, kabine sistemine geçmek, dolayısıyla da cumhuriyeti ilan etmek için uygun bir siyasal ortam yaratmıştır.

Cumhuriyet ilanı ile ilgili bir önerge hazırlandı. Bu önergenin maddeleri şu şekildedir:

• Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir. İdare şekli, halkın kendi kaderini kendisinin tayin edeceği temeline dayanır. • Devletin hükûmet şekli cumhuriyettir.


• Türkiye Devleti’nin dini İslam dinidir. Resmî dili Türkçedir. Başkenti Ankara’dır. • Türkiye Devleti TBMM tarafından yönetilir. • Türkiye Cumhurbaşkanı, TBMM genel kurulunca kendi üyeleri arasından seçilir. Türkiye Cumhurbaşkanı devletin de başkanıdır. Gerektiğinde Meclise ve Bakanlar Kuruluna başkanlık eder. • Başbakan, Cumhurbaşkanı tarafından Meclis üyeleri arasından seçilir.

Bu önergenin ertesi gün, 29 Ekim 1923’te, Mecliste kabul edilmesiyle Cumhuriyet ilan edilmiştir.

Cumhuriyet’in İlanına Tepkiler

Cumhuriyet’in ilanından sonra Özellikle saltanat yanlılarından, İstanbul basınından ve bazı önemli şahsiyetlerden çeşitli eleştiriler yapılmıştır.

Eleştirilerin ortak noktası, atılan toplarla, ilan etmekle cumhuriyetin yaşayamayacağı, erken ve aceleye getirilmiş bir iş yapıldığı, Mustafa Kemal Paşa’nın bundan sonra artık tek başına davranabileceği ve Cumhuriyet’i ilan eden kadronun yetersiz olduğu şeklindedir. Mustafa Kemal Paşa’nın yakın arkadaşlarından da eleştiriler gelmiştir.

Halifeliğin Kaldırılması

Yavuz Sultan Selim, Mısır’ı alınca kutsal eşyalarla birlikte halifelik makamını İstanbul’a getirmişti. Saltanatın kaldırılması ve yeni rejimin cumhuriyet olarak kabulü sonrasında, halifelik makamının siyasi bir araç olarak kullanılma gayretleri görülmeye başlamıştı ve İslam dininin bir siyaset aracı olarak kullanılmaktan kurtarılmasının şart olduğu ortaya çıkmıştı. 3 Mart 1924 tarihinde TBMM’de halifeliğin kaldırılarak Osmanlı ailesine mensup olanların da yurt dışına çıkarılmalarına karar verilmiştir.

Halifeliğin kaldırılmasının nedenleri:

1. Halkın iradesi ile kurulmuş olan TBMM, halkın ve bazı siyasetçilerin hâlen bağlılık gösterdiği halifelik makamı ile bir otorite paylaşımını reddetmesi, 2. Halifelik makamı, milletin kayıtsız şartsız egemen olması kavramı ile bağdaşmaması, 3. Saltanatın kaldırılması ve Cumhuriyet’in ilanı sonrası halifeliğin sembolik hâle gelmiş olması, 4. Devlet Başkanı olarak Cumhurbaşkanı ile Halifenin birlikte bulunmaması gerekliliği, 5. TBMM’nin milletin tek temsilcisi olması, 6. Öngörülen çağdaş reformların eski bir müessese ile bir arada yürümesinin mümkün görülmemesi.

Çok Partili Siyasi Hayat Kurma Çabası

Siyasi yol ayrımı, ayrı bir örgütlenme hazırlığı, henüz Birinci Meclis’te, İkinci Grup adı verilen bir grubun varlığında ortaya çıkmıştı.

Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının Kurulması

Türkiye Cumhuriyeti tarihinin ilk muhalefet partisidir. Mustafa Kemal Paşa, çok önceden beri ordu ve siyasetin birbirinden ayrı olması gerektiğini düşündüğünden, silah ve dava arkadaşlarının öncülüğünde, 17 Kasım 1924’te Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kurulmuştur. Parti kurulduktan kısa bir süre sonra bazı rejim muhaliflerinin parti etrafında toplanması, Şeyh Said İsyanı'nın olması sonucunda parti 5 Haziran 1925 tarihinde kapatılmıştır.

İstiklal Mahkemeleri

Osmanlı Devleti’nin Mondros Mütarekesi’nden sonra I. Dünya Harbi’nden yenik çıkması sonrası tam bir kaos ortamı baş göstermiştir. Millî Mücadele yılları dâhil çeşitli yerlerde isyanlar çıkmıştır. Kurtuluş Savaşı sırasında ayaklanma çıkaranları, yağmaya girişenleri, asker kaçaklarını ve bağımsızlık hareketini engelleme amacıyla propaganda yapanları yargılamak için, çıkarılan özel bir kanunla ilk olarak 18 Eylül 1920 tarihinde, İstiklal mahkemeleri kurulmuştur.

Cumhuriyet’in ilanına yapılan tepkiler özellikle basın aracılığı ile şiddetini arttırınca 8 Aralık 1923 tarihinde İsmet İnönü’nün teklifi ile İstanbul İstiklal Mahkemesi kurulmuştur.

Üçüncü dönem İstiklal Mahkemesi ise Şeyh Sait İsyanı ve bu isyan ile ilişkisi olan ya da kışkırtıcılık yapan gazeteci ve Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası milletvekillerini araştırmak üzere kurulacaktır. İstiklal Mahkemeleri üç ayrı dönem görev yapmış; 1927 yılından itibaren faaliyetlerini bitirmişlerdir. Ancak İstiklal Mahkemesi Kanunu yürürlükte kalmış, nihayet 4 Mayıs 1949 yılında yürürlükten kaldırılmıştır.

Şeyh Sait İsyanı ve Takrir-i Sükûn Kanunu

Şeyh Sait ayaklanması, 13 Şubat 1925’te Ergani’nin Piran köyünde başlamıştır. Ayaklanmayı bastırmak için sıkıyönetim istenilen sonucu vermeyince sorunu askerî harekâtla çözümlemek yolu tutulmuştur. 4 Mart 1925 tarihinde İsmet İnönü’nün kurduğu yeni kabinede ayaklanmayı süratle bastırabilmek için özel bir yasa olan Takrir-i Sükûn Kanunu çıkarılmıştır.

Üç maddeden oluşan kanuna göre; isyan, irtica ve ülkenin sosyal düzenini, huzur ve sükûnunu, güvenlik ve asayişini bozmak yolunda olan bütün örgütleri, kışkırtmaları ve yayınları hükûmet yasaklayabilecektir. Kanunun çıktığı aynı gün ayaklanma bölgesi ile Ankara’da birer İstiklal Mahkemesi kurulması da kararlaştırılmıştır. Kanun yayımlanması tarihinden itibaren iki yıl süreyle yürürlükte kalacaktır.

Ayaklanmanın bastırılması sonucunda isyana karışanlar yargılanarak çeşitli cezalara çarptırılmışlardır. İstiklal Mahkemelerinin yaptığı soruşturmada, ayaklanmanın planlanmasında ilişkisi olduğu ortaya çıkması gerekçesi ile Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası 5 Haziran 1925 tarihinde kapatılmıştır.


İzmir Suikastı Girişimi

Mustafa Kemal Paşa, 1926 yılının ilkbaharında, Anadolu’nun bir çok ilini kapsayan yurt gezisine çıkmıştır. 14 Haziran günü Balıkesir’den İzmir’e geçeceği sırada İzmir Valisi’nden İzmir’de kendisine karşı bir suikast düzenlendiği haberini almıştır.

İlk alınan bilgiye göre, 14 Haziran 1926 gecesi Mustafa Kemal’e suikast girişiminde bulunacaklardan Millî Mücadele yıllarında Mustafa Kemal’in yanında yer almış olan Kadı Hurşit’in oğlu da vardır. Komployu hazırlayanların elebaşları, Ziya Hurşit, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası Milletvekili Şükrü, Arif ile eski İttihatçılardan bir grup idi. Suikast fikrinin oluşmasında en etkili kişilerden biri Eski İaşe Nazırı Küçük Efendi Kara Kemal, diğeri de Eski Maarif Nazırı Şükrü Bey’di. İttihat ve Terakki’nin iktidarı ele geçirmek için yapacağı ilk iş Mustafa Kemal’i öldürmektir diyen Şükrü Bey, bu fikrine taraftar bularak ekibini oluşturmuştur. Suikast bilgisi, 17 Haziran 1926 tarihinde İzmir Valisi Kazım Paşa’ya ihbar sonucu ortaya çıkmıştır.

Sonunda, İzmir İstiklal Mahkemesi geniş kapsamlı bir tutuklamaya yönelmiştir. Aynı zamanda Cavit Bey, Kara Vasıf, Kara Kemal gibi eski İttihat ve Terakki Fırkasının üyeleri de tutuklanmış ve cezalandırılmışlardır.

Serbest Cumhuriyet Fırkası

1930 yılına kadar Cumhuriyet Halk Fırkası, tek siyasal parti olarak kalmıştı. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasından millî egemenlik anlamında olgun sonuç alınamamıştı. Ayrıca bu parti zamanında henüz siyasal rejim olgunlaşmamıştır. Mustafa Kemal Paşa’nın fikri, 1929 yılı ekonomik bunalımı Türkiye’yi de etkileyerek ekonomik bir durgunluk yaratmıştır. Özellikle izlenen iktisat politikasını eleştirecek ikinci bir siyasal partinin gerekliliğine inanılıyordu. İsmi belirlenen Serbest Cumhuriyet Fırkası resmî olarak tarihinde, 12 Ağustos 1930 kurulmuştur. Parti programının temel ilkeleri 11 maddeden oluşur. Serbest Cumhuriyet Fırkası cumhuriyetçilik, milliyetçilik ve laiklik esaslarına bağlıdır. Teşkilât-ı Esasiye kanundaki hürriyet ve masumiyet haklarını istisnasız herkes için tatbik edecek ve hiçbir sakatlığa uğratmayacaktır. Vergiler, millet fertlerinin iktisadi teşebbüs kabiliyetini sarsmayacak ve halkın takati hududunu aşmayacak derecede hafifletilecektir. Fırka, paramızın bir an evvel değer tespiti için tedbir almak ve memleketimizde iş görmek isteyecek haricî sermayeye bu suretle yol açmak kararındadır.

1930 yerel seçimlerinden sonra, seçimlerde yolsuzluk iddiaları baş göstermiştir. Gerek meclis içi gerekse meclis dışı tartışmalar karşısında 17 Kasım 1930’da partinin feshine karar verilmiştir. Böylece Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren çok partili siyasi hayata geçmek için yapılan ikinci teşebbüs 98 gün sürebilmiş ve başarısızlıkla sonuçlanmıştır.

Menemen Olayı

Nakşibendi tarikatı üyelerinden olan Giritli Derviş Mehmet, 7 Aralık 1930 tarihinde yanına aldığı müritleriyle Manisa’dan Menemen’e doğru yola çıkmış, 23 Aralık sabahı Menemen’e gelerek kendisini mehdi olarak tanıtmış, aynı gün Belediye Meydanı’nda çevresine topladığı yaklaşık yüz kişiyle yeşil bir bayrağın çevresinde zikrederek Menemen’de «şeriat isteriz» sloganlarıyla ayaklanmıştır. Silahlı olan asiler, bir manga askeriyle birlikte olaya müdahale eden Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay’ı şehit etmişlerdir.

Menemen Olayı, Genç Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelik Şeyh Sait İsyanı’ndan sonra en önemli olaylarından biri olmuştur. Menemen Olayı laik uygulamaların toplumda sosyal bir içerik kazanmasının ne denli önemli ve vazgeçilmez olduğunu göstermiştir.

İç Politikada Diğer Bazı Gelişmeler

Milletin duygu ve düşüncelerini zinde tutmak amacıyla tesis edilen bayramlar ve özel günler de iç politikanın birer parçası olmuşlardır. Bunların dışında Türkiye’nin bir türlü halledemediği bir konu olan toprak reformu konusu da iç politikayı hayli meşgul etmiştir.

Hükûmetler, Kongreler ve Seçimler

TBMM açıldıktan sonra Muvakkat İcra Encümeni ve ardından beş ayrı icra vekilleri heyeti kurulmuştur

Ancak 1927 yılında yapılan kurultayda, 4-11 Eylül 1919 tarihleri arasında Sivas’ta düzenlenen Sivas Kongresi partinin ilk kurultayı kabul edilmiştir. Gerçekte 9 Eylül 1923 tarihinde kurulmuş olan CHF, böylece Millî Mücadele ile bağlantısına vurgu yapmıştı. Dördüncü kurultay ise 9-16 Mayıs 1935 tarihleri arasında 384 milletvekili ve 160 vilayet temsilcisinin katılımı ile TBMM Kamutay salonunda yapılmıştır. 1923-1938 yılları arasında dört kez milletvekili seçimleri yapılmıştır.

8 Nisan 1923 tarihinde Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Reisi sıfatı ile Mustafa Kemal Paşa tarafından yayımlanan «Dokuz Umde» aynı zamanda seçim beyannamesi idi. 3 Nisan 1923 tarihinde Mecliste alınan kararla her 200 erkek vatandaş bir adet ikinci seçmen seçecekti. Seçimlerden sonra 11 Ağustos 1923 tarihinde açılmıştır. 24 Nisan 1931 seçimlerinde 307 milletvekili parlamentoya girmiştir.

Anayasa gereğince mecliste yapılan seçim sonucunda, Mustafa Kemal Paşa oy birliği ile yeniden Cumhurbaşkanı seçilmiştir. 1935 yılında yapılan seçimlerin yenilenme kararı 5 Aralık 1934 tarihinde alınmıştır. Maddelerinde yapılan değişiklikle 22 yaşını bitiren kadın ya da erkek herkesin oy kullanabileceği ve 30 yaşını bitiren kadın ya da erkek herkesin milletvekili seçilebileceğine karar verilmiştir. Böylece Türkiye Cumhuriyeti tarihinde kadınlar da milletvekili seçme ve seçilme hakkında sahip olmuşlardır. 8 Şubat 1935 tarihinde yapılan seçimlerde 399 milletvekili parlamentoya girmiştir. Bu seçimlerde 18 kadın, milletvekili koltuğuna oturmuştur. Milletvekili


seçimlerinin ardından Mecliste yapılan seçimlerde Mustafa Kemal Atatürk, tekrar Cumhurbaşkanı seçilmiştir. 1930 yılında yapılan yerel seçimlere Serbest Fırka da katılmış, kadınlar ilk kez bu seçimde oy kullanmıştır.

1934 yılında yapılan belediye seçimlerine ise CHF tek parti olarak katılmıştır. 1 Ekim 1938 tarihinde başlayan belediye seçimleri ise Atatürk’ün sağlık durumunun kötüleşmeye başladığı zamana rastlamıştır. Yapılan seçimlerde yıllar arttıkça seçime katılma oranı da artmıştır.

Millî Bayramlar ve Yıl Dönümleri

23 Nisan 1920 günü Sinop vekili Şerif Bey’in ilk açılış konuşmasıyla faaliyete başlayan Türkiye Büyük Millet Meclisi, İstanbul Hükûmeti’ni tamamen yok sayarak Anadolu’da gelişen mücadelenin siyasi olarak da güçlenmesi adına ve daha sonra kurulacak rejime giden yolda en önemli mihenk taşı olmuştur. Bu önemli günün bayram olarak kutlanması ise kuruluşunun birinci yılında resmen kanunlaşmıştır. 23 Nisan 1921 günü Meclisin yirmi dördüncü buluşmasının ilk celsesinde Meclisin açılışının toplum hafızasında unutulmaması ve millî bayram olarak kutlanması için Saruhan Vekili Refik Şevket Bey tarafından kanun önerisi verilmiştir. 23 Nisan günü Millî Hâkimiyet Bayramı yahut Hâkimiyet-i Millîye Bayramı olarak kabul edilmiştir.

Himaye-i Etfal Cemiyetinin 1927 yılında 23 Nisan gününü Çocuk Bayramı olarak kabul etmesi, 23 Nisan’ı Meclisin açılışından ziyade bir çocuk bayramı şekline büründürmüştür. 1929 yılında bu etkinlikler yedi güne çıkarılmış ve Çocuk Haftası olarak kutlanmaya başlanmıştır.

Büyük Taarruz anısına 30 Ağustos Meydan Muharebesi’nin yıl dönümü ise 31 Ağustos 1923 tarihinde Mustafa Kemal Paşa’nın katılımı ile Dumlupınar’da düzenlenen bir tören ile kutlanmıştır.

1 Kasım 1922 tarihinde Saltanatın kaldırılması nedeniyle, 24 Ekim 1923 tarihinde TBMM tarafından çıkarılan yasa ile 1 Kasım günü «Hâkimiyet Bayramı» ilan edilmiştir.

1935 yılında 2739 sayılı Kanun ile dinsel bayramlar dışındaki tüm ulusal bayramlar aynı kapsam içine alınmıştır.

Cumhuriyet Bayramı, her 29 Ekim tarihinde belirli bir program çerçevesinde yurdun dört bir yanında yapılan etkinlikler ile kutlandı. Cumhuriyet’in Onuncu Yıl kutlamaları için 11 Haziran 1933 tarihinde bir kanun da çıkarılmıştır. Mustafa Kemal Paşa, kutlamalar esnasında «Yurdumuzu dünyanın en mamur, en medeni milletleri seviyesine çıkaracağız» dediği güzel bir nutuk okumuştur.

Cumhuriyet’in Onuncu ve On Beşinci Yıl Dönümleri için Cumhuriyet’in kazanımlarını anlatan yayınlar da yapılmıştır. Toprak Reformu Hazırlıkları ve Dersim Olayı

Türk inkılabının ekonomik açıdan önemli davalarından biri, tarım ve köy kalkınması olmuştur. Bu amaçla aşar vergisi kaldırılmıştır.

1923-1933 yılları arası, Göçmen ve mübadillere; topraksız ya da az topraklı çiftçiye devlet arazisi dağıtılmıştır. Kredilerle elde edilebilen ve taksitle ödenebilen tarım makineleri ile modern tarım teşvik edilmiştir.

Toprak reformu meselesi, Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren konu olmuştur ve 1935 yılı içerisinde siyasi gündeme taşınmıştır. Büyük toprakların bölüştürülmesinin de düşünüldüğü bu mesele, Cumhuriyet Halk Partisinin dördüncü büyük kurultayı’nda da dile getirilmiştir.

Toprak ağalığı rejiminin son bulması ve toprak reformu konusunda 1930’lu yılların sonlarına doğru Türkiye’nin gündemi yoğunlaşırken son yüz yıla yakın süredir aralıklarla da olsa feodal bağlardan dolayı Erzincan, Malatya, Elazığ bölgesinin sarp coğrafi yapısında isyanlar görülmüştür. 1921 yılında Elazığ-Erzincan-Sivas bölgesine yayılan Koçgiri, 1926 yılında Diyarbakır ve civarında Koçuşağı ve 1930 yılında Ağrı ve civarında Pülümür isyanları olmuştur.

Atatürk ve İnönü Ayrılığı

Millî Mücadele yıllarından itibaren Mustafa Kemal Paşa’nın yanında olan ve Atatürk Dönemi’nde Cumhuriyet’in neredeyse değişmez Başbakanı İsmet İnönü, 25 Ekim 1937 tarihinde Başbakanlıktan istifa ederek sade bir Malatya milletvekili olarak mecliste yerini almıştı. 20 Eylül 1937 tarihinde Başbakanlık vekâletine atanmış olan İktisat Bakanı Celal Bayar, Atatürk döneminin son Başbakanı olmuştur.

Atatürk ile İnönü arasında uzun yıllar birlikte çalışmaktan kaynaklanan çeşitli fikir ayrılıkları ve tartışmalar yaşanmıştı. 1930 yılında Serbest Cumhuriyet Fırkasının kurulması ve seçim döneminde İnönü, muhalif partinin hükûmeti eleştirme sürecinde Atatürk’ün kendisini yalnız bıraktığına gücenmiştir.

Nyon Konferansı metni, Gazi Orman Çiftliği’nde kurulan bira fabrikası ile İstanbul’da faaliyet gösteren Bomonti Bira Fabrikası’nın Ankara’da şube açma talebi ile ortaya çıkan anlaşmazlık, İngilizlerin Atatürk’e Dizbağı Nişanı vereceğine dair haber, Hatay sorunu, Atatürk ile İnönü arasındaki görüş ayrılığı ve tartışmaların oluştuğu konulardır.

Ünite 7 sorularını uygulamada çözBu ünitenin çıkmış ve deneme soruları, şıkları ve cevap açıklamaları uygulamada.Uygulamada aç