TAR201U-ATATÜRK İLKELERİ VE İNKILAP TARİHİ I
Ünite 5: Türk İstiklal Harbi: Ya İstiklal Ya Ölüm
Kuvayı Milliye’den Düzenli Orduya Geçiş ve Ordunun Yapılanması
Mondros Mütarekesi ile birlikte düşman işgal ve faaliyetlerine karşı yerel olarak başlatılan Kuvayı Milliye hareketi bütün ülkeye yayılmıştır. Kuvayı Milliye’nin oluşturulması fikri, Yunanlıların İzmir’e çıkışı esnasında bölgede bulunan 17. Kolordu’nun 56. Tümen Komutanı Albay Şefik [AKER] Bey tarafından ortaya atılmıştır. Kuvayı Milliye grupları tam askerî disipline sahip bir güç olmamakla birlikte düşmana en azından istediği yerleri rahatça işgal edemeyeceğini göstermek suretiyle caydırıcı rol oynamıştır. Ancak bu kuvvetlerin düzensiz olması beklenilen sonucun alınmasını sağlayamamıştır. Kuvayı Milliye güçleriyle işgalcileri ülkeden atmak, millî bağımsızlığı sağlamak mümkün gözükmemiştir. 8 Kasım 1920’den itibaren düzenli orduya geçilmiştir.
Genelkurmay Başkanlığının Kurulması (Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Riyaseti)
TBMM 2 Mayıs 1920 tarihinde çıkardığı bir kanunla bakanlar kurulunu seçti. Bakanlar Kurulu 11 vekilden ibaretti ve vekillerden ikisi Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Vekâleti ile Millî Müdafaa Vekâleti idi. 2 Mayıs 1920 tarihinde İcra Vekilleri Heyetinin teşkilinin hemen ardından Millî Savunma Bakanlığına Korgeneral Mustafa Fevzi Paşa [ÇAKMAK] atanmıştır. Millî Savunma Bakanlığının görevleri ise şu şekilde belirlenmiştir: Ordunun idare, iaşe, silah, cephane, araç ve gereç ikmali yanında gerekli duyulan her türlü eksikliğini gidermek.
Türk İstiklal Harbi’nde Doğu, Güney ve Elcezire Cepheleri
Türk İstiklal Harbin’de Doğu ve Güney Cephelerinde önce ilk işgalleri gerçekleştiren İngilizlerle ardından İngilizlerin işgal ettikleri yerleri devrettikleri Fransızlarla ve Ermenilerle mücadele edilirken Elcezire Cephesi’nde ilk andan itibaren İngilizlerle mücadele edilmiştir. Fransızlar işgal bölgelerinde Ermenileri kullanırken İngilizler de özellikle Musul ve çevresinde Kürt aşiretlerini Türkiye’den uzaklaştırma çabası içinde faaliyetlerde bulunmuşlardır.
Doğu Cephesi
Osmanlı Devleti’nin uzun bir süre “millet-i sadıka” olarak tanımladığı Ermeniler, son dönemlerde bağımsız bir devlet kurma düşüncesiyle Rusya ve İngiltere başta olmak üzere birçok ülkenin kışkırtması ve desteğiyle devlete ve Müslüman ahaliye karşı şiddet faaliyetleri içine girmiş ve bu faaliyetlerin şiddeti zaman içinde artarak devam etmiştir. Dönemin iktidarı Doğu’da hem asayişi sağlamak hem de Ruslara yardımı kesmek amacıyla 24 Nisan 1915’te “Sevk ve İskân Kanunu” çıkarmıştır. Bu Kanun’a göre çok sayıda Ermeni yine Osmanlı Devleti sınırları içinde yer alan ve Ermenilerin yaşadıkları güney bölgelerine göç ettirilmiştir.
Gümrü Antlaşması (3 Aralık 1920): İlk kez “Türkiye” adı geçen ve TBMM Hükûmeti’nin imzaladığı ilk siyasi
antlaşması olan Gümrü Antlaşması ile doğu sınırı büyük ölçüde güvence altına alınmıştır. Gümrü Antlaşması’nın önemli bazı maddeleri şunlardır: 1) Türkiye ile Ermenistan arasındaki savaş durumu sona erecektir. 2) Ermenistan ordusu sınırlandırılacaktır. 3) Erivan Hükûmeti TBMM’nin kesinlikle reddetmiş olduğu Sevr Antlaşması’nı hükümsüz sayacaktır. 4) Ermenistan’da yaşayan Müslüman halkın her türlü hakkı korunacaktır. 5) TBMM Hükûmeti gerekli hâllerde Ermenistan topraklarında askerî faaliyetlerde bulunabilecektir
Güney Cephesi
İtilaf devletleri Birinci Dünya Savaşı sırasında aralarında yaptıkları paylaşım anlaşmaları uyarınca Mondros Mütarekesi’nden sonra işgallere başlamışlardır. İşgaller; Maraş Savunması ( 22 Şubat 1919-12 Şubat 1920), Urfa Savunması (9 Şubat-11 Nisan 1920), Antep Savunması (1 Nisan 1920-8 Şubat 1921) ve Adana Savunması (21 Ocak
Türk İstiklal Harbi’nde Batı Cephesi
Düzenli ordu birliklerinin kurulmasıyla birlikte özellikle Batı Cephesi’nde işgallerini ilerletmiş olan Yunanlıların ilerleyişinin durdurulması ve ardından ülkeden atılması kararlılığı ortaya konularak buna göre hareket edilmeye başlandı. Düzenli orduya ve TBMM Hükûmeti’ne güveni artıracak olan gelişme düzenli ordunun üst üste alacağı başarılı sonuçlar olacaktır.
Birinci İnönü Muharebesi (6-11 Ocak 1921)
Düzenli Türk ordusunun Batı Cephesi’nde Yunan ordusu ile yaptığı ilk muharebedir. Düzenli ordu ilk sınavında başarılı olmuş ve ordu kişiliğini kazanmıştır.
Londra Konferansı (21 Şubat-10 Mart 1921)
Türk heyeti İtilaf devletlerinin sundukları tekliflerin tamamını reddederek Anadolu’nun derhâl boşaltılmasını istemiş, Misak-ı Millî konusunu ayrıntılı bir şekilde izah etmiştir. Konferans bir sonuca ulaşmadan dağılmıştır.
İstiklal Marşı’nın Kabulü (12 Mart 1921)
TBMM tarafından 12 Mart 1921’de Mehmet Akif Ersoy’un şiiri İstiklal Marşı olarak kabul edilmiştir.
Dumlupınar Muharebesi (13-15 Nisan 1921)
Türk kuvvetleri üç gün süren bu harekât sonucunda doğuda seçilen yeni bir savunma hattına çekilerek mevzisini tahkim etmiştir.
Kütahya-Eskişehir Muharebeleri (10-24 Temmuz 1921) Aslıhanlar ve Dumlupınar Muharebelerinin başarısızlıkla sonuçlanması Yunan askerî yöneticilerini umutlandırmıştır. Yunanlılar 10 Temmuz 1921’de genel bir taarruz başlatmıştır. Önce 13 Temmuz’da Afyon Yunanlıların eline geçmiştir. Türk ordusu Kütahya’yı da elden çıkınca Eskişehir’i boşaltmak zorunda kalmıştır. Eskişehir de 19 Temmuz’da Yunanlıların işgaline uğramıştır.
Başkomutanlık Kanunu (5 Ağustos 1921)
Kütahya-Eskişehir Muharebesi’nden sonra yaşanan bunalımlı günlerden çıkmak için çareler arandığı bir sırada Mustafa Kemal Paşa’nın ordunun bizzat başına geçmesi yönünde görüşler ortaya çıkmıştır. TBMM’nin 4 Ağustos 1921’deki oturumunda bazı milletvekillerin “Mustafa Kemal ordunun başına geçmelidir” sözleri üzerine Mustafa Kemal Paşa koşulların oluştuğunu düşünmüş ve kürsüye çıkarak kendisine duyulan güven için teşekkür etmiş ve bir de önerge sunmuştur. Söz konusu önergede Mustafa Kemal Paşa “ordunun maddi ve manevi kuvvetini azami hızla sağlamlaştırmak, tamamlamak ve çoğaltmak için, TBMM yetkilerini fiilen kullanmak koşuluyla” ifadelerini kullanarak Başkomutanlığı üzerine almayı önermiştir. Başkomutanlık Kanunu ile ilgili görüşmeler 5 Ağustos’ta da devam etmiştir. Bu görüş ve tartışmalar arasında on milletvekilinin önergesi ivedilikle görüşülmüş Başkomutanlık Kanunu kabul edilmiştir.
Sakarya Meydan Muharebesi (23 Ağustos -13 Eylül 1921)
Birinci ve İkinci İnönü Muharebelerinde yenik duruma düşen Yunanlılar, Kütahya-Eskişehir Muharebeleri başarılarından elde ettikleri cesaretle Yunan Genelkurmayı, Sakarya Nehri’nin doğusuna çekilen Türk ordusuna son darbeyi vurmak için bütün hazırlıklarını tamamlayıp harekete geçmiştir. Öte yandan, Türk ordusu Sakarya Nehri’nin doğusunda, yaklaşık olarak 100 km genişliğinde bir cephe bir cephe hattında toplamıştır.
Yunanlılar, Türk kuvvetlerini 23-30 Ağustos günleri arasında bütün imkânlarıyla zorlamalarına rağmen kuşatıp imha edemeyince, kuvvetlerinin büyük kısmıyla Türk cephesini merkezden Haymana istikametinde yarmak istemişlerdir. 6 Eylül 1921 tarihine kadar da bunun için uğraşmışlar fakat başaramayınca bulundukları hatları savunmaya karar vermişlerdir. Ancak 10 Eylül’de Türk ordusunun başlattığı genel karşı taarruzla buna da engel olunmuştur. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın yönetiminde, Türk milletinin kanıyla yazılan ve dünya harp tarihine “en uzun meydan muharebesi”, Türk İstiklal Harbi tarihine de “subay muharebesi” şeklinde geçen Sakarya Meydan Muharebesi kesintisiz 22 gün 22 gece devam etmiş ve 13 Eylül 1921’de Yunanlıların Sakarya Nehri’nin batısına atılmasıyla sona ermiştir. Bundan sonra takip harekâtı başlamıştır Sakarya Meydan Muharebesi’nin zaferle sonuçlanmasının askerî ve siyasi sonuçları bakımından Türk tarafına çok önemli katkıları olmuştur. Şöyle ki: Sakarya Zaferi ile üstünlük Türk ordusuna geçmiştir. Önce Sakarya Nehri’nin doğusu, sonra da Afyonkarahisar-Eskişehir hattına kadar olan vatan toprakları Yunanlılardan temizlenmiştir.
Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi (26-30 Ağustos 1922)
Sakarya Zaferi’nden hemen sonra Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, genel seferberlik ilan etmiştir. 10 aylık hazırlanma döneminde ordunun eğitim, subay, er, silah ve araç eksikliğinin tamamlanmasına çalışılmıştır. Büyük
Taarruz için gerekli olan askerî malzeme ve tüm ihtiyaçlar, Tekâlifi Milliye Emirleri ile çoğunlukla memleketin sınırlı öz kaynaklarından sağlanmıştır. Ağustos ayına kadar birliklerin her türlü eksikliği tamamlanmış, yiyecek ve giyecek durumu düzeltilmiştir.
Son derece gizlilik, dikkat ve titizlikle hazırlanan Büyük Taarruz planı, 26 Ağustos 1922’de uygulamaya konulmuştur. 26 Ağustos’ta Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Genelkurmay Başkanı, Cephe Komutanı ve 1. Ordu Komutanı Kocatepe’de bulunmaktaydılar. Gün ağarırken saat 04.30’da bütün cephede Türk topçusunun yoğun top ateşi ile birlikte taarruzu başlamıştır. Ardından piyadeler ilerlemeye başlamış ve bütün cephedeki Yunan ordusuyla temas sağlanmıştır.
31 Ağustos günü Başkomutan Mustafa Kemal Paşa karargâhını kurduğu Çalköy’de, Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa’yı, Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa’yı, ordu komutanları Yakup Şevki Paşa’yı ve Nurettin Paşa’yı toplayarak cephedeki genel durumu görüştü. Görüşmeler sonucunda komutanlardan kaçabilen Yunan kuvvetlerinin hızla takip edilmesini istemiş, İzmir ve civarındaki kuvvetleri ile birleşmelerine engel olunması için üç koldan Adalar Denizi’ne (Akdeniz)’ne doğru ilerlenmesine yönelik 1 Eylül 1922’de “Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!” emrini vermiştir (Türk İstiklal Harbi, 1995; Çalışkan, 2009). Bu emir doğrultusunda takip harekâtına başlamış olan Türk kuvvetleri 2 Eylül’de yıkıntı hâline gelmiş olan Uşak’a girmiştir. Burada Yunan ordusu Başkomutanı General Trikopis ile birlikte 4. Tümen Komutanı Dimaras ve 2. Kolordu Komutanı Dighenis esir alınmıştır. Yıldırım hızıyla ilerleyen Türk süvarileri, üç yılı aşkın süredir yas tutan İzmir halkının sevinç gözyaşları arasında 9 Eylül’de İzmir’e girmiştir.