AÖF Soru Bankası
TAR201U · Ünite 1

Türk İnkılabını Hazırlayan Sebepler:

Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi I dersi, ünite 1 özeti

TAR201U-ATATÜRK İLKELERİ VE İNKILAP TARİHİ I

Ünite 1: Türk İnkılabını Hazırlayan Sebepler:

19. ve 20. Yüzyıllarda Osmanlı Devletine Genel Bakış

Giriş

Osmanlı Devleti’nin 17 ve 18.Yüzyılı genellikle duraklama ve gerileme dönemi olarak nitelendirilir. Oysa gerileme paradigması modernleştirme -batılılaştırma paradigması ile beraber düşünülmesi gereken bir paradigmadır. Avrupa merkezci bir yaklaşımın belirlediği gerileme paradigması Türk tarih yazımında egemen bir görüş olarak benimsenmiştir. Osmanlı tarihi bu görüş doğrultusunda “Yükseliş”, “Duraklama” ve “Gerileme” şeklinde dönemlendirilmiştir. Gerileme paradigması bugün tartışılan bir paradigmadır. Devletin aşağıda sözünü edeceğimiz sorunlarla gerilemediği bilakis askeri bir imparatorluktan bürokratik bir devlete evrilerek yenilendiği ve modern bir devlet hüviyetine büründüğü görüşü benimsenmektedir. Dolayısıyla 17 Yüzyıl; ıslahatlar çağı, 18. Yüzyıl ise dönüşüme hazırlık olan yenileşme çağı olarak nitelendirilmesi gerekir. Devletin kendi düzenine dönerek kendini ıslah edemeyeceğinin anlaşılması ile ıslahtan tecdid’e; kadimden (eskiden) cedide (yeniye) evrilen bir Osmanlı tarihi söz konusudur.

Islahattan Yenileşmeye: Bir İmparatorluğun Dönüşümü

17-18 yüzyıldan itibaren Osmanlı devlet adamları, devlet yöneticileri devleti ıslah etme gayreti içine girmişlerdir. Bu ihtiyaca neden olarak şunlar görülmüştür:

Ekonomik kriz sosyo-ekonomik yapıyı alt üst etmiştir. 16. yüzyıldan itibaren temel ticaret rotalarındaki eksen değişikliği Akdeniz ülkelerinin ticaret gelirlerinde bir değişim yaratmakla sınırlı kalmadı, aynı zamanda, Amerika’da oluşan yeni kolonilerden bolca gümüş tedariki yapılmasının etkisiyle Avrupa’da gümüş para bolluğunu ortaya çıkardı. Bu da Avrupa’da ve Osmanlı’da gıda ürünlerinin fiyatlarının artışına sebep oldu. Ayrıca, fiyat artışları tağşiş gibi dönemin para politikalarının yeni tablo üzerindeki olumsuz etkisiyle de birleşince Osmanlı’yı da içine alan enflasyonist bir dönem açığa çıktı. Bu durum Osmanlı Devleti’nde bazı ayaklanmaların yaşanmasına neden oldu.

17. Yüzyıl’daki siyasi (meşruiyet) krizi Osmanlı egemenlik anlayışını zorlamıştır. Yeniçeriler, II. Osman’ı katlettiğinde dokunulmaz sultan imgesini de yıkmışlardır. II. Osman’ın katlinde yeniçeri ile ittifak içinde olan ulemanın hanedan nezdinde konumu tartışılır hâle gelmiş, sultanın kendine sadık yeni ordu arayışları, Osmanlı modernleşmesinin seyrini belirlemiştir. Bir tarafta kendi varlığını tehlikeye sokan ordu ve diğer tarafta ordu ile ittifak içinde bulunan ulema, sultanın baş etmesi gereken güç odakları halini almıştı

Çocuk yaşta kişilerin padişah olması merkezi yönetimi zaafa düşürdü. Kanuni’nin zevcesiyle başlayan kadınlar saltanatı, Nurbanu, Safiye, Kösem ve Turhan sultanlar zamanında yüz yıl sürmüştü.

Askerlikle ilgisi olmayan kişilerin ocağa alınması ile birlikte Yeniçeri ocağı bozulmuş, yeniçeriler savaşmak yerine esnaflık işine soyunmuşlardır.

Tımar sisteminde bozulmalar, tımarı elinden alınıp kapıkullarına verilen tımarlı sipahiler birer Ayan’a dönüşmüştür.

Medreselerden mezun olan öğrenciler iş bulamayınca yol kesmeye, soyguna başlamış, Suhte İsyanları diye bilinen isyanlarda yer almışlardır.

Rüşvet, yolsuzluk toplumsal yapının bozulmasında en önemli unsur olarak öne çıkmıştır.

Kalemiye mensupları, 17. Yüzyıldan itibaren İmparatorluğun içinde bulunduğu krizi aşma noktasında yaptıkları düşünce üretiminde, kendi sınıflarını merkeze alarak İmparatorluğu dönüştürmeyi hedeflemişlerdir. İmparatorluğu askerî bir imparatorluktan bürokratik bir devlete dönüştürmek isteyen kâtip sınıfını dört kuşak ve çağ üzerinden okumak mümkündür.

1. Çelebiler Çağı: Bu grupta yer alanların yazın dünyasına kakıldığında yenidünyaya karşı meraklı; Osmanlı dünyası dışında olup biteni kavramaya ve anlamaya çalışan bir ortak tavır içinde oldukları anlaşılır. Kadim karşında “yeni” yaklaşımını öne çıkarırlar. 2. Sefirler ve Reîsülküttâplar Çağı: Bu guruba dâhil olanlar elçilik görevleri sırasında tanıdıkları dış dünyadaki gelişmeleri devlet bünyesine aktarmayı öne çıkarmışlardır. 3. Münevverler (Aydınlar) Çağı: Bu grupta yer alanlar devletin askerî bir devletten bürokratik - parlamenter- monarşiye dönüştürmek için çabalamışlardır. Bu söz konusu kuşakların yazın dünyasının ortak teması imparatorluğu kurtarmak ve dönüştürmektir. Bu dönüşümde kendilerine tuttukları ayna Avrupa’dır. 4. Kahramanlar Çağı: Tanzimat’tan sonra oluşan yeni insan gazete ile şekillenir. Bu insanlar ve dönemini kahramanlar çağı olarak nitelendirmek doğru olacaktır. Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü, Rauf Orbay, Kazım Karabekir, Ali Fethi Okyar, Refet Bele gibi isimlerin askeri okul çağlarında Yeni Osmanlılar ve onların takipçileri Jön Türklerden etkilendikleri bir gerçektir.

18. yüzyıl Osmanlı Devleti’nde dönüşüme hazırlık dönemi olarak adlandırılmaktadır. Bu dönemde İbrahim Müteferrika, Yirmisekiz Çelebi Mehmet gibi kişiler öne çıkmışlardır.

Dönüşüme Hazırlık: 18. Yüzyıl

İbrahim Müteferrika, Nizam-ı Cedit terimini ilk kullanan yazardır. Bu yönüyle değişmez düzen (nizam) karşısında ilk defa yeni düzen anlayışını dile getirir. Kâtip Çelebi’nin 17.Yüzyılda dile getiremediği yeni kavramı yani yeni düzen anlayışını onun izinden giden Müteferrika 18. Yüzyılda dile getirebilmiştir. Müteferrika, tehdit olmaktan


çıkan, yenilgilerle tanışan Osmanlı’yı yeniden eski günlerine döndürmenin çarelerini arama noktasında Avrupa’nın askeri düzeni ve ilmi başarılarını model olarak görür.

Yirmisekiz Çelebi Mehmed, Sefâretnâmesi’nde teknik bilgi yanında opera ve tiyatro gibi kültürel konulara da ağırlık verir. Bu durum onun Sefâretnâmesini diğerlerinden farklı kılar. Avrupa’yı farklı kültür ve yeni tekniklerle kurulmuş, Osmanlı’dan bambaşka bir dünya olarak gözlemler. Kendisi bu yeniliklerden bahsetmekle kalmaz bunları Osmanlı ülkesine taşımak da ister.

Dönüşümün İlk Evresi: Nizam-ı Cedit

Nizam-ı Cedit’in dönüşümün ilk evresi olarak görülmüştür. Nizam-ı Cedid, dar anlamda bu dönem de yapılan askeri reformların; geniş anlam da ise, III. Selim devrinde yapılan bütün yeniliklerin ortak adıdır. III. Selim’in programı, humbaracı, lağımcı ve topçu ocakların da, yani askeriyenin tamamın da ıslahat yapılmasını öngörüyordu. Bu düzenlemeler için başta Fransız uzmanlar olmak üzere yabancı teknik desteğe ihtiyaç vardı. Mühendishane-i Bahri-i Hümayun yeniden düzenlendi. Ayrıca, 1795’te Hasköy’de Mühendishane-i Berri-i Hümayun açıldı. 1797’de telif ve tercüme eserler basmak amacıyla Mühendishane-i Berri-i Hümayun matbaası kuruldu ve 1824’e kadar faaliyetlerini sürdürdü; ayrıca, okul bünyesin de bir de kütüphane oluşturuldu. Açılan askeri okullar ve yapılan çeviri faaliyetleri Osmanlı modernleşmesinin ana gövdesini oluşturacaktır.

III. Selim’in Osmanlı’nın etrafındaki dünya ile münasebeti açısından belki de en önemli girişimi, 1793’te Londra ve 1797’de Paris, Viyana ve Berlin’de daimi ikamet elçiliklerini kurmasıdır. Elçilikler Osmanlı dışındaki dünyada olup biten siyasi, ekonomik, askeri ve bilimsel gelişmeyi yakından takip ederek Osmanlı devletinin dönüşümünde öncü rol oynayan modernleşmenin etkili birer aktörleridir.

II. Mahmut döneminde radikal ve kapsamlı dönüşümler gerçekleştirilmeye başlandı. Ordunun zayıflığı, 1808 yılında Sekban-ı Cedid adıyla yeni bir ordunun kurulmasını gerektirdi. II. Mahmut, kendinden önce gelen reformların başarısız deneyimlerini göz önünde tutarak, askeri yeniliklere direnç noktasında odak oluşturan Yeniçerilik kurumunu 1826 yılında kaldırdı. Asakir-i Mansurey-i Muhammediye adlı yeni bir ordu kuruldu. Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılması devletin vakıflara el koyması girişimci ve ayanlara karşı yürütülen başarılı mücadele Saray 'ı oldukça güçlendirirken, Mehmet Ali Paşa'ya yenilgi, yükselen gücü kısa süreli kıldı.

Bu dönemde ayrıca halkın beklentilerini karşılayacak, devletin faaliyet alanını kısmen de olsa genişletecek eğitim, sağlık, bayındırlık ve kamu düzeni alanlarında birtakım yenilikler yapıldı. Divan-ı Hümayun kaldırılıp, yerine Nezaretler (Bakanlıklar) oluşturuldu. Posta teşkilatı ve Harbiye ve Tıbbiye gibi önemli yüksekokullar kuruldu. İlk nüfus sayımı yapıldı ve resmî gazete (Takvim-i Vekâyi)

yayınlandı. Tımar ve müsadere sistemi kaldırıldı. Avrupa'yla kültürel ilişkiler yoğunlaştırılarak öğrenciler gönderildi. Memurlarda kıyafet düzenlemesine gidildi.

Tanzimat: Tebaa’dan Vatandaşa

19. yüzyılda dönüşüm ve ıslahat hareketleri daha da hızlanarak devam ettirildi. Bu kapsamda “tebadan vatandaşa” dönüşümün ilk adımı atılarak Tanzimat Fermanı ilan edilmiştir.

Gülhane Hatt-ı Hümayunu (Tanzimat Fermanı): Sultan Abdülmecid’in yayımladığı mülkî ıslahat programıdır. Bu ferman geleneksel yapıyı kökten sarsacak yenilikler getirmekteydi. Müslim-gayrimüslim eşitliği, Yunan ve Sırp isyanlarıyla birlikte milliyetçi bir tutum sergileyen gayrimüslimlerin imparatorluktan ayrılmasını önlemek amacıyla ortaya atılan ve daha sonra sık sık vurgu yapılan bir Osmanlı milleti teşkil etmeyi hedefleyen önemli projenin ilk adımıydı. Tanzimat Fermanı bir yandan can, mal, namus güvenliğini temin ederek, keyfi el koymalara son verirken, diğer yandan Müslüman üstünlüğüne dayalı sistemden ırk ve din temeline bakmadan tüm vatandaşların eşitliği yolunda ilk adımın atılmasını sağladı.

Tebadan vatandaşa geçişten sonra vatandaşlık kavramı üzerinde “eşit vatandaşlık” yapısını oluşturmaya yönelik olarak Islahat Fermanı yayınlanmıştır.

Islahat Fermanı: Eşit Vatandaş

Islahat Fermanı Osmanlı Devleti'nin bir iç düzenleme girişimi olmakla beraber Paris Antlaşması’nın maddeleri arasında yer almasıyla aynı zamanda siyasi niteliği de mevcuttur. Kırım Savaşı (1853-1856) bir açıdan Rusya'nın Osmanlı Devleti’nin bünyesinde bulunan Gayrimüslimleri korumak ve ayrıcalıklarını çoğaltmak istemesi iddiasından yola çıkmıştı. Osmanlı'nın müttefikleri olan Rusya'ya karşı savaşan Avrupa devletleri, Rusya'yı bu iddiadan yoksun bırakmak için girişimlerde bulunmuşlardı. Savaştan sonra Fransa, İngiltere ve Avrupa'nın ortak endişesi Osmanlı'nın bütünlüğünü korumak, parçalanmasını önlemekti. Paris Antlaşması Osmanlı tarihinde bir dönüm noktasıdır. İmparatorluğa bir dizi yeni reform dayatılır. Öncelikle temel haklar meselesi; Islahat ve Tanzimat Fermanlarıyla temel hedef, insan haklarının çekirdeğini oluşturmaktı. Tanzimat Fermanıyla önce Osmanlı tebaasının temel hakları güvence altına alarak, sonrada din farkı gözetmeksizin eşitlik esasını benimsemişti. Islahat Fermanı ise bu eşitlik prensibini daha belirginleştirmişti. Gayrimüslimlerin her türlü devlet memuriyetine, devlet okullarına ve askeri okullara eşit şartlarda katılımını sağlamıştı. Müslim'le gayrimüslim arasındaki eşitsizliği kaldırarak, gayrimüslimler arasındaki hiyerarşiyi de yok ederek kul statüsünden vatandaşlığa doğru evrimi başlatır.

Meşrutiyet’in İlanı: Millet Egemenliğinin Temelleri Atılıyor

İstanbul Konferansı’nda Batılı devletleri etkilemek ve Balkanlar’da yabancı müdahalesiyle reform yapmaya gerek olmadığını, Osmanlı Devleti’nin genel bir reform yapmaya esasen istekli ve kararlı olduğunu göstermek için


Osmanlı tarihinde ilk defa 23 Aralık 1876 anayasa ilan edildi. Birinci meşrutiyet dönemi olarak da bilinen bu dönemde Osmanlı Devleti’nin ilk anayasası hazırlanmış oldu.

Meşruti idare 1877-1878 Osmanlı Rus savaşına kadar sürdü. II. Abdülhamit savaşı gerekçe göstererek Meclisi tatil etti. 1908 yılana kadar Meclis tekrar açılmadı. Sultan II. Abdülhamit kısa süren parlamenter monarşi deneyiminden sonra mutlak monarşiye tekrar dönüş yaptı.

Doğu Sorunu

Avrupa tarihi içinde önemli bir yer tutan ve “Türkler’in Avrupa’dan atılması” şeklinde tanımlanabilen Şark meselesi yabancı dillerde yerleşmiş bir terim olarak (Die Orientalische Frage, Vostoènyj vopros, La question d’orient, The Eastern Question) geniş çağrışımlar oluşturur. 19.Yüzyıldaki Osmanlı zayıflamasının neticesinde topraklarının paylaşılması” anlamında bir miras kavgası olarak nitelendirmek mümkündür.

Genel olarak Şark meselesi, emperyalist politikalar izleyen büyük devletlerin (düvel-i muazzama) Osmanlı Devleti’nin başta Avrupa’daki kısmı olmak üzere özellikle Ortadoğu’ya ve diğer yerlere (Afrika) yayılmış geniş topraklarının paylaşımı, devletin hükümranlık sahası üzerinde siyasî ve iktisadî tahakküm kurulması, bu arada Müslüman olmayan halkların durumlarının istismar edilmesi, bağımsızlık mücadelelerine maddî ve mânevî destek verilmesi ve bunun, Avrupa ve geç dönemlerde Amerika Birleşik Devletleri- kamuoyunun kazanılması amacıyla yoğun bir anti-Türk propagandası halinde yürütülmesi anlamında, Osmanlı gücünün 18.Yüzyıl başından itibaren kendini hissettiren gerilemesiyle beraber gelişen kendi aralarındaki şiddetli rekabetin geleneksel bir tanımlamasıdır.

Şark Meselesi’nin ortaya çıkışıyla birlikte birçok devletin Osmanlı Devleti üzerinde emelleri de ortaya çıkmaya başlamıştır.

Rusyanın Osmanlı Devleti’ne Yönelik Politikaları

Rusya, Çar I. Petro döneminde gerçekleştirdiği siyasi ve ekonomik atılımlarla Avrupa'nın büyük devletleri arasına girdi. "Boğazları ele geçirme ve sıcak denizlere (Akdeniz ve Hint Okyanusu'na) inme" biçiminde özetlenebilecek uzun süreçli bir dış politikayı hedefledi. Bunun için Karadeniz'de egemenlik kurmaya çalıştı. Etnik ve dini bağı bulunan Balkanlı Slav-Ortodoks milletleri Osmanlı Devleti'ne karşı ayaklandırdı. Ruslar, Berlin Antlaşması'nda (1878), Ermeni sorununu uluslararası bir sorun olarak gündeme getirdi ve Ermeni isyanlarını destekleyen ülkelerin başında yer aldı.

İngiltere’nin Osmanlı Devletine Yönelik Poliyikaları

Rusya’nın, Avrupa’ya karşı bir” Şark Meselesi (Doğu Sorunu)’’ olarak gördüğü Boğazlar Meselesi’ni, kendi lehine halletmek için Osmanlı topraklarının taksimi meselesini ele alması, İngiliz Hükümeti’nde büyük endişeye yol açtı. . Osmanlı Devleti’ni Prusya ile birlikte

Rusya’ya karşı savaş açmaya teşvik ettiler. Şark siyasetinde önemli bir gelişmeyi gösteren İngiltere’nin bu tutumunun nedeni o sıralarda Amerika’daki sömürgelerini kaybetmesi ve buna karşılık Hint denizi Ortadoğu ticaretinin gelişmesinden kaynaklanıyordu. Bu tarihten itibaren Boğazlar Meselesi uzaktan ve yakından Hindistan yolu ile ilişkisi olan bütün meselelerle İngiltere yakından ilgilenmeye başladı. İngilizlerin desteği ile Osmanlılar, Fransızları 1801’de Mısır’dan çekilmek zorunda bıraktılar.

19.Yüzyıl başına kadar Osmanlı-Fransız ilişkileri dostane bir çizgide gelişti. Fransızlar Osmanlı Devleti'nin verdiği kapitülasyonlardan yararlanarak Doğu Akdeniz ticaretinden büyük pay aldılar. Napolyon Bonapart dönemiyle birlikte Fransa, Osmanlı Devleti'nin topraklarını paylaşma yarışına girdi ve Mısır'ı işgal etti (1798). 1830'da Cezayir'i, 1881'de Tunus'u ve Fas'ı ele geçirdi. Osmanlı Devleti'nin paylaşılmasıyla ilgili gizli antlaşmalarda yer aldı

Avusturya Macaristan İmparatorluğu’nun Osmanlı Devleti’ne Yönelik Politikaları

II. Meşrutiyet’in kutlamaları sürerken üç büyük felaket sevinçleri kursakta bıraktı. İlki Avusturya’nın Bosna Hersek’i ilhakı, ikinci ise Bulgaristan’ın bağımsızlığını ilan etmesi ve üçüncüsü ise Yunanistan’ın Girid’i İlhak etmesidir. Bosna Hersek’in ilhakı o kadar şiddetli bir kriz doğurdu ki bir Avrupa savaşın çıkması an meselesi haline geldi. Avusturya 1878 Berlin Anlaşması ile Bosna ve Hersek ve Yeni Pazar sancağına el koyduğu ilk günden itibaren, bu toprağı Avusturya Macaristan İmparatorluğu sınırları içine katmaya kararlıydı.

Roma İmparatorluğunun beşiği olan İtalya'nın, 1871'de Piyomente hükümeti önderliğinde siyasi birliğini kurması ile Avrupa güç dengesi bozulmuştur. İtalya bu tarihten sonra Avrupa'daki bloklaşmalarda yerini almıştır. Akdeniz havzasının Afrika kıyıları İngiliz ve Fransızlar tarafından sömürgeleştirilmişti. Geriye Osmanlı Devleti’nin Kuzey Afrika’daki son toprağı olan Trablusgarp kalmıştı. İtalya karşı kıyısında bulunan Trablusgarp’ı ele geçirme planları yaptı. 28 Eylül 1911’de İtalyanlar Traplusgarp’a asker çıkarttı.

Bulgaristan, Yunanistan, Sırbistan ve Karadağ’ın Osmanlı Devleti’ne Yönelik Politikaları

Bulgaristan Prensi Ferdinand’ın 5 Ekim 1908 tarihinde Padişah II. Abdülhamit’e çektiği bir telgrafla Bulgaristan’ın bağımsızlığını ilan etmesini üzerine Osmanlı devleti Berlin anlaşması hükümlerine karşı bularak bağımsızlığı kabul etmek istemedi. Arabulucu İngiltere’nin tavsiyesi ile Bulgaristan’ın bağımsızlığını tanımak zorunda kalan Osmanlılar Bulgarlardan talep ettikleri tazminatı Rusya’nın araya girmesinden dolayı tanzim edemediler.

Birinci Dünya Savaşı’na giden süreçte ittifaklarda yavaş yavaş belirginleşmeye başlamıştı.


I. Dünya Savaşı’na Doğru: Blokların Oluşması

1882'de Almanya, İtalya ve Avusturya-Macaristan arasında Üçlü İttifak antlaşması imzalandı. Üçlü İttifak bir savunma ittifakıdır. Buna göre üç devletten birine bir Avrupa devleti saldıracak olursa, diğer ikisi saldırıya uğrayan tarafa bütün güçleriyle yardım edecektir.

Almanya'ya karşı Sedan Savaşı yenilgisinin ve Alsace- Lorraine'in kaybedilmesinin yarattığı intikam duygusu Fransa'nın Rusya'ya yanaşmasına neden oldu. 1894'de Fransa ve Rusya arasında Almanya'ya karşı bir ittifak antlaşması imzalandı. Bu ittifak Üçlü İtilaf'ın ilk halkasını teşkil eder.

Üçlü İtilafın ikinci halkasını, İngiltere ve Fransa arasında 1904 yılında sömürgeler konusunda imzalanmış olan anlaşma meydana getirmiştir. Bu anlaşma ile Fransa Mısır'ı tamamen İngiltere'ye bırakıyor ve buna karşılık İngiltere de, Fransa'nın Fas'ı ele geçirmesini kabul ediyordu. Üçlü İtilaf'ın üçüncü halkasını meydana getiren 1907 İngiliz-Rus anlaşmasıdır.

Osmanlı Devleti’ni Kurtarmaya Yönelik Arayışlar/Fikir Akımları

Osmanlı Devleti’nin devamlı surette kötüye gitmesi ve dünyada bloklaşmanın da Osmanlı Devleti aleyhinde olması Osmanlı Devleti’ni çok zor durumda bırakmıştır. Bu zor durumdan çıkmak için Osmanlı aydınları çareler aramışlardır.

Osmanlıcılık

Tanzimat fikri, çağdaş eğitimiyle farklı dinî ve etnik gruplara mensup gençlere Osmanlılık ülküsünü aşılaması ve bir Osmanlı milleti oluşturması beklenen Galatasaray Mekteb-i Sultânîsi (1858) gibi okullarda ve basının kamuoyu oluşturma aracı olarak geliştiği 1860’lardan itibaren Basîret ve İttihad gibi gazetelerde devlet destekli olarak yoğun biçimde işlenmiş, bazen Osmanlı milletlerinin oluşturduğu birlik anlamında “ittihâd-ı Osmânî”, bazan da Osmanlı kavramının bütün Osmanlı vatandaşlarının kaynaşmasıyla oluştuğu anlamında “imtizâc-ı akvâm” tabirleriyle zikredilmiş, nihayet 1876 Anayasası’nın 8. maddesinde resmî ifadesini bularak, “Devlet-i Osmâniyye tâbiiyetinde bulunan efrâdın cümlesine herhangi din ve mezhepte olursa olsun bilâ istisnâ Osmanlı tabir olunur” denilmiştir. Şüphesiz bu dönemde Osmanlıcılık ideali, devleti korumak amacıyla artık özellikle Müslüman-Türk unsur tarafından savunulan bir fikir iken Gayrimüslim unsurlar Avrupa müdahalelerinden de aldıkları cesaretle bu siyaseti ve kimliği benimsememişler ve millî emellerini takip etmişlerdir. Balkan savaşları sonrasında Osmanlıcılık iflas etmiş bir ideoloji olarak görülmüştür.

İslâmcılık

İslâmcılar’ın cevap aradıkları başlıca sorular, İslâm dünyasının niçin bu hale düştüğü ve bundan nasıl kurtulabileceği, Batı’nın üstün duruma gelmesinde etken olan değerlerin neler olduğu ve bunların İslâm’da da

bulunup bulunmadığı, akıl-nakil ilişkisinin mahiyeti, İslâm dininin nasıl bir yönetim, hukuk ve iktisat düzeni öngördüğü, saltanat, hilâfet ve meşrutiyetin dinle ilişkisinin bulunup bulunmadığı, Batı’dan nelerin alınıp nelerin alınmaması gerektiği şeklinde özetlenebilir.

Türkçülük

Türkçülük öncelikli olarak kültürel Türkçülük olarak ilgi görmeye başladı. Kültürel Türkçülüğün hız kazanması II. Abdülhamit döneminde gerçekleşti. Bu dönemde Macar Türkologlarının artan çalışmaları, Orhon yazıtlarının Vilhelm Thomsen tarafından 1893 yılında okunması gibi gelişmeler Türklük araştırmalarına hız kazandırdı, bu da Osmanlı entelektüelleri üzerinde derin etkiler meydana getirdi.

Meşrutiyet’in ilânından sonraki ortam İsmail Gaspıralı’nın İstanbul’da aktif birtakım faaliyetlere girişmesini mümkün kılmıştır. Ortaya çıkan yeni şartları genel olarak Türk milliyetçiliği ve reform fikirlerinin yayılabilmesi için uygun gören Gaspıralı 1908 öncesinde Jön Türklerle de temas halindeydi. Bu büyük fikir adamı Türkiye’de aydın çevreler tarafından gayet iyi tanınmakta ve kendisine derin saygı duyulmaktaydı.

Siyasal Türkçülük tartışması, Jön Türk basını diye adlandırılan ve yurt dışı merkezlerde basılarak Osmanlı vilâyetlerine gizlice sokulan dergilerle başladı. Jön Türk muhalefetinin ilk yıllarında bilhassa Tunalı Hilmi’nin yazdığı makalelerde imparatorluk içinde Türk toplumunun hâkim millet olarak kabul edilmesinin gerekliliğine işaret eder. Yusuf Akçura “Üç Tarz-ı Siyâset” başlıklı çalışmasında, Osmanlı Devleti’nin önündeki seçenekleri sıralarken bunların panislâmizm, Osmanlıcılık ve ırk esasına dayanan Türk milliyetçiliği olduğunu belirtiyor, son alternatifin bunlar arasında en anlamlısı sayıldığına işaret eder.

Batıcılık

Meşrutiyet sonrası oluşan akımların ortak nokrası Avrupa medeniyetinin ileri bir medeniyet olduğu ve Osmanlı devletinin kurtuluşunun bu medeniyete ayak uydurmaktan geçtiğidir. İslamcılar batı medeniyetinin teknik ve biliminin alınması gerektiği; din ve ahlakın korunması gerektiğini savunurken Batıcılar batı medeniyetinin bir bütün olduğu ve bütünüyle alınması gerektiği görüşünü ileri sürmüşlerdir. Gülü ve dikeni ile batı medeniyetinin transferinin Osmanlı devletinin kurtuluşunun tek çaresi olduğuna adeta iman etmişlerdi.

Ünite 1 sorularını uygulamada çözBu ünitenin çıkmış ve deneme soruları, şıkları ve cevap açıklamaları uygulamada.Uygulamada aç