AÖF Soru Bankası

Siyasi TarihÜnite 4 Özeti

İkinci Dünya Savaşı (1929-1945)

TAR118U-SİYASİ TARİH

Ünite 4: İkinci Dünya Savaşı (1929-1945)

Giriş

Birinci Dünya Savaşı’nı sona erdiren antlaşmalar, barışı sağlamak ve yeni oluşturulan statükoyu korumak konusunda başarısız oldu. Galip devletler, savaşın bütün sorumluluğunu yenilen ülkelere yıkmaya çalıştı. Avrupa kentleri; işsiz, yoksul ve mağdur grupların büyük çoğunluğu oluşturduğu yerler haline geldi.

1929 Büyük Buhranı ve Uluslararası Sistemin Zayıflaması

Avrupa’da İktisadi Çöküş

Savaş sonrası Avrupa’nın iktisadi görünümü büyük bir kaosu andırıyordu. Polonya, aynı anda dört farklı para birimi kullanırken; Avusturya yıkılan imparatorluğun “ekonomik” kalıntılarını Viyana’da düzenlemeye çalışıyordu. Tüm Avrupa’da fiyatlar, savaş öncesinden yüzlerce hatta binlerce kat yukarı tırmanmıştı. Savaş sonrası İngiltere’sinde iki milyondan fazla işsiz ortaya çıkmıştı. İngiltere ile birlikte 19. yüzyılın belki de en fazla borç veren bir diğer ülkesi Fransa, savaş sonrasında borç batağına saplanmıştı. Belçika da büyük kayıpların sonuçlarıyla boğuşuyordu. Almanya, tarihinin en büyük hiperenflasyonunu yaşamaktaydı. 4,2 milyar Alman markı 1 Amerikan dolarına eşit hale gelmişti.

ABD’de İktisadi Çöküş

Dört yıllık savaş sırasında uyguladığı “fırsatçı ekonomi politikası”, ABD’yi dünyanın en büyük ekonomik gücü haline getirmiş; savaş sonrası dönemde milli gelirini, 33 milyar dolardan 61 milyar dolara, yaklaşık iki katına çıkarmıştı. ABD, dünyanın en büyük kredi sağlayıcısına dönüştü. İngiltere ve Fransa gibi ülkeler, ABD’ye ulusal gelirlerinin neredeyse yarısı kadar borçlanmak durumunda kaldı. Bu sermaye aktarımının doğal sonucu olarak 1928’de Avrupalı yatırımcılar, ABD’de gelişmekte olan borsa balonundan ve “kısa vadeli kârların” fırsatçılığından yararlanmak üzere sermayelerini Atlantik ötesine, ABD’ye kaydırdılar. Sonuç, tüm dünyayı etkisi altına alacak mali bir felakete sürüklenmek oldu. 24 Ekim 1929’da New York’ta bulunan Wall Street borsasının çöküşü; bankaların kapanmasına, paraların değer kaybetmesine, hisse senetlerinin buharlaşmasına ve dünyanın en büyük mali bunalımlarından birinin yaşanmasına neden oldu. 1929 Büyük Buhran’ı araştırmacılar tarafından kapitalizmin geçirdiği en büyük kriz olarak tanımlandı.

Yeni Dünya Düzeninin Bozulması ve İkinci Dünya Savaşı’na Giden Yol

1929 Büyük Buhran’ı, liberal demokrasilerden ayrılma fikrini besledi.

İtalya’da Faşist Rejimin Kurulması

İtilaf Devletleri, ne 1915 tarihli gizli Londra Antlaşması’nda ne de 1917 tarihli Saint-Jean-de Maurienne Antlaşması’nda İtalya’ya vaat ettikleri yükümlülükleri yerine getirilebilmişti. İtalya’da da enflasyon ve işsizlik en büyük sorundu. Birinci Dünya Savaşı’ndan önce “İtalyan

Sosyalist Partisi”nin L’Avanti adlı gazetesinde çalışan Benito Mussolini, kurduğu “fasci d’azione rivoluzionaria” örgütü aracılığıyla İtalya’nın savaşa katılmasına büyük destek sağlamıştı. Milano’da 1919 yılında kurduğu “fascio di Combattimento-Faşist Mücadele Birliklerinin İttifakı”, otoriter bir düzeni, barış sonrası yapılan antlaşmaların İtalya lehine düzeltilmesini ve “mevcut statükonun” değiştirilmesini talep ediyordu. Aktif sokak eylemleri düzenleyen örgüt, Mussolini tarafından 7 Kasım 1921 tarihinde “Partito Nazionale Fascista-Ulusal Faşist Parti” adıyla parti hâline getirildi. aşist hareket, 1921 sonrası kısa sürede kitlesel bir harekete dönüştü. 1922’nin Ekim ayında Napoli’den Roma’ya düzenlediği meşhur “Roma Yürüyüşü”, Mussolini’ye iktidarın kapısını araladı. Bu yürüyüş sonucunda Kral III. Vittorio Emanuele, 30 Ekim 1922 tarihinde Benito Mussolini’yi başbakan olarak atamak zorunda kaldı.

Almanya’da Nasyonal Sosyalizmin (Nazizmin) Egemen Olması

Nazileri iktidara taşıyacak olan siyasi çalkantılar, 27 Ekim 1918’de, Almanya’nın Birinci Dünya Savaşı’ndaki yenilgisi üzerine ilân edilen ateşkesin hemen ardından başladı. Alman donanmasına bağlı birlikler, sosyalist örgütlerin etkili propagandası sonucu ayaklanarak “Bahriyeliler Konseyi’ni kurdu. 9 Kasım’da Berlin’e sıçrayan sosyalist ayaklanma, iktidarın değişmesine neden oldu. 9 Kasım 1918’de Friedrich Ebert, Reichstag’da Alman Cumhuriyeti’nin ilân edildiğini duyurdu. “Spartakistler” olarak bilinen ve liderliğini Karl Liebknecht’in yaptığı Alman Sosyal-Demokratları, 29 Aralık 1918’de Berlin’de düzenledikleri mitingle “Alman Komünist Partisi”ni kurdu. 19 Ocak 1919 tarihinde yapılan Kurucu Meclis seçimlerinde; Sosyalistler, Merkez Partisi ve Alman Demokrat Partisi en çok oy alan partilerdi. Kurucu Meclis, Berlin’in Weimar kasabasında (Bu nedenle kurulan cumhuriyet, Weimar Cumhuriyeti olarak anıldı.) toplandı ve 11 Şubat 1919’da mevcut Başbakan Friedrich Ebert’i devlet başkanlığı görevine seçti. Devlet Başkanı Ebert, Philipp Scheidemann’ı yeni hükümeti kurmakla görevlendirdi ve Weimar Cumhuriyet’i kurulmuş oldu.

Almanya’da ekonomik sefalet de her geçen gün derinleşiyordu. Versailles Antlaşması ile dayatılan tamirat borcu, Alsace-Lorraine gibi sanayi bölgelerinin Fransa’ya verilmesi, üretim ve dolayısıyla hayatı felce uğrattı. Sosyalist örgütlerin, yüksek enflasyon ve işsizlik nedeniyle tüm Almanya’da gerçekleştirdiği grevler, halkın dükkanları yağmalaması ve şiddet eylemleri ile devam etti. Nasyonal- Sosyalist Parti lideri Adolf Hitler, halk arasında yaptığı konuşmalarda ön plana çıkmaya; popülaritesini her geçen gün artırmaya başladı. Böylece Almanya’nın geleceğinin belirlenme sinde, ülkede yıldızı gittikçe parlayan Adolf Hitler de boy göstermeye başlamıştı. Alman İşçi Partisi’ne 1 Ocak 1920’de üye olan Hitler, parti içinde hızla sivrilmişti.

Nazi Partisi’nin toplumsal desteğini ve hızlı yükselişini gören Hitler, iktidarı ele geçirme zamanının geldiğine


inandı. Hitler, 8 Kasım 1923’te destekçileriyle birlikte, Münih’te “şoven kabadayılarının” müdavimi olduğu “Burgerbraukeller” adlı birahaneye geldi. Burada heyecanlı bir söylevde bulunan Hitler, tavana ateş ederek “ulusal devrimin başladığını” duyurdu. Hitler, darbe girişimi nedeniyle tutuklandı ve 5 yıla mahkûm edildi. Nazi Partisi, resmen feshedildi. Fakat Hitler’in ünü bu tutuklama ile daha da arttı. 1925 yılında tutuklanmasından 5 ay sonra serbest bırakılan Hitler, Nazi Partisi’ni yeniden örgütledi. Hitler özellikle Alman sağ partileri arasındaki çekişmeden yararlanarak partisine destekçi sağlamaya çalışıyordu. 1928’deki seçimlerde Naziler, oyların yüzde 2,6’sını alarak 12 milletvekilliği kazandı. Naziler, 1930 seçimlerinde milletvekili sayısını 12’den 107’ye çıkardı. 1932 yılında ikisi cumhurbaşkanlığı, birisi parlamento için olmak üzere 3 genel seçim yapıldı. Hitler, Alman parlamentosu için yapılan seçimlerde faaliyetlerini daha da artırmış ve Nazi Partisi’nin, 603 sandalyeden 230’unu kazanarak büyük bir başarıya imza atmasını sağlamıştı. Cumhurbaşkanı Hindenburg, 30 Ocak 1933’te Hitler’i hükümeti kurmakla görevlendirdi. Ocak 1933’te Mart ayında seçimlerin yeniden yapılması şartıyla başa getirilen Hitler, iki aydan az zamanda iktidarını pekiştirmek için tüm yetkilerini ve gücünü kullandı. 5 Mart 1933’te yapılan seçimlerden sonra oluşturulan koalisyon hükümeti, Komünist Parti’yi feshetti. 1933 yılı Hitler’in Almanya Devleti’ne tam olarak hâkim olduğu bir dönemdi. Nazi Partisi’nin ve Hitler’in mutlak iktidarı, 2 Ağustos 1934’te Cumhurbaşkanı Hindenburg’un ölümüyle gerçekleşti. Hitler, bu fırsatı kaçırmayarak hem cumhurbaşkanlığını hem de şansölyeliği (başbakanlığı) şahsında birleştirerek kendisini “Führer” ilân etti. Bu aşamadan sonra bütün Almanların tek bir devlet altında birleştirilmesini, Doğu’da bir “yaşam alanı” inşa edilmesini ve en önemlisi de Versailles Antlaşması’nın ortadan kaldırılarak mevcut statükonun değiştirilmesi politikasını uygulamaya başladı.

Sovyetler Birliği ve Stalin’in Mutlak İktidarı

Çarlık Rusyası, Birinci Dünya Savaşı’na İtilaf Devletleri safında katılmış olmasına rağmen 1917’deki Bolşevik Devrim nedeniyle büyük bir çöküş yaşadı. Bolşevik lider Lenin, Mart 1917 ile Ocak 1918 arasında, artık devrimin gerçekleştiğini; bundan sonra yeni rejimin sağlamlaştırılması için çalışılması gerektiğini öne sürdü. 3 Mart 1918’de Bolşevikler, İttifak Devletleri ile yaptığı Brest-Litowsk Antlaşması’yla savaştan resmen çekildi. Devrim, Çarlık yanlıları ve diğer karşı devrimcilerin oluşturduğu silahlı gruplara karşı korunmalıydı. Lenin, bu göreve Bolşevik devrimin ünlü simalarından olan Troçki’yi getirdi. Lenin ve Troçki, devrimi yerleştirmek üzere verdikleri yaklaşık üç yıllık (1918-1921) savaşın sonunda (Kızıl Ordu sayesinde) Çarlık yanlılarını ve devrim karşıtlarını yenilgiye uğratmışlardır. Fakat bu siyasi zafer, ülkenin ekonomik durumunu daha iyiye götürmedi. 1921’de Sovyet Rusya’da sanayi üretimi, savaş öncesi düzeyin dahi altına gerilemişti. 1921-1922 kışında Volga nehri boyunca yer alan tarımsal alanda modern dünyanın gördüğü en büyük kıtlık yaşandı ve sonraki iki yılda

yaklaşık 3 milyon insanın ölümüne sebep oldu. Lenin’in Ocak 1924’te ölümünden sonra iktidarı ele geçiren Stalin ile devrimin diğer liderleri arasında ideolojik çekişmeler gün yüzüne çıktı. Stalin, ne kadar geri kalmış ve fakirleşmiş olursa olsun Sovyetler Birliği’nde sosyalizmin inşa edilebileceğini savunuyordu. Stalin, iktidarı devraldığında ülkedeki ekonomik ve siyasal görünüm, olumluydu. Stalin, iktidarını her geçen gün daha da pekiştirdi. Yalnızca politik olarak değil kültürel olarak da Sovyetler Birliği’ni dizayn ediyordu. Sovyetler Birliği, Stalin döneminde (İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra daha da etkili bir biçimde) uluslararası siyaseti belirleyici bir konuma yükselmişti.

Japonya’da Militarist Yönetim ve Yayılmacılık

Japon modernizmini, militarist bir anlayışla; “Meiji restorasyonu” çizgisinde devam ettirdi. “Militarist modernleşme”, Japonya’da 19. Yüzyılın ikinci yarısında başlamış ve Birinci Dünya Savaşı sonrasında da devam etmişti. 1927 yılında generallerin baskısı ile düşürülen liberal hükümetin yerine militaristler tarafından desteklenen Tanaka Giichi Hükümeti kuruldu. Tanaka Momerandumu, Japonya’nın Uzakdoğu’daki yaşam alanı ve varlığı için Çin’in ele geçirilmesini, ana hedef olarak belirliyordu. Japonya’da bu politika, “pozitif politika” olarak adlandırılmıştır.

Japonya’nın “kan ve çelik” düsturuyla hareket etmesi gerektiğini düşünen askerler için 1929 buhranı bir fırsat doğurdu ve Japonya, Eylül 1931’de Mançurya’yı ele geçirmek için harekete geçti. Japon ordusu, kısa süre içinde Mançurya’yı ele geçirdi. Çin, Japonya’nın giriştiği işgali, Milletler Cemiyeti’ne taşıdı. Yalnızca 1932 yılında ABD’nin benimsediği “Tanımazlık Doktrini” aracılığıyla Japonya’nın elde ettiği kazanımların tanınmayacağını açıklamakla yetindi. 1932 yılından önce Şanghay’a giren Japonya, 1933 yılının Şubat ayında ise mallarına ambargo uygulamakla suçladığı Çin’in Jehol eyaletini işgal etti. Japonya, 7-9 Temmuz 1937 tarihleri arasında ünlü Marco Polo köprüsü üzerinde Çin kuvvetleri ile çatışmaya girdi.

Almanya’nın Versailles Barış Antlaşması’nı Bozma Çabaları

Hitler, Versailles hükümlerinden kurtulma politikasını üç aşamalı planla uygulama niyetindeydi. Birincisi; Ari bir Cermen ırkı yaratmak, ikincisi; “Ein Volk, Ein Reich (Bir Millet, Bir Devlet) yani tüm Almanları tek bir Almanya Devleti altında birleştirmek, üçüncüsü; “Lebensraum” yani “yaşam alanı” yaratmaktı. Hitler 1 Mart 1935’te Saar bölgesini silahlı güç kullanmadan ülkesinin sınırlarına dahil ederek ilk uluslararası başarısını elde etmişti. Fransa ve İngiltere’nin silahlanma ile ilgili kararları, Hitler’e istediği ortamı yarattı. Hitler bu kararların Almanya karşıtlığı nedeniyle alındığını savundu. Versailles Antlaşması’nın en önemli yükümlülüğü olan silahsızlanma ilkesinin ortadan kaldırılması ve statükonun bozulması demekti. Hitler, ordu ile ilgili kararının ardından 7 Mart 1936’da askerden arındırılmış Ren bölgesine harekât düzenleyerek burayı ele geçirdi.


İtalya’nın Habeşistan’ı İşgal Etmesi

1929 Dünya Ekonomik Buhranı her Avrupa ülkesinde olduğu gibi İtalya’da da büyük bir etki yaptı. Sanayisi hammadde bakımından dışa bağımlı olan İtalya, buhranın etkilerini yakından hisseden ülkelerin başında geliyordu. Habeşistan’a yönelişte İtalya’nın artan nüfusu da önemli bir etkendi. İtalya, Doğu Afrika’ya yabancı değildi; Eritre ve Somali sömürgeleriydi. Bu durum iki İtalyan sömürge toprağı arasında kalan Habeşistan’ı açık hedef hâline getirmekteydi. Uluslararası konjonktür de İtalya’nın Habeşistan’a saldırmasına elverişli bir haldeydi. 5 Aralık 1934’te ise Habeşistan-Somali sınırındaki Walwal kasabasında Habeş ve İtalyan birlikleri arasında çatışmalar başladı. İtalya bu olay nedeniyle Habeşistan’dan tazminat istedi. İtalyan birlikleri, 3 Ekim 1935’te, Kuzey Habeşistan kentleri olan Adowa ve Adigrat şehirlerini bombalayarak işgali başlattı.

Berlin-Roma-Tokyo Mihveri’nin Kurulması

İtalya, Habeşistan’ı ele geçirmesinin ardından denizaşırı topraklarını korumak durumunda kaldı. İtalya özellikle Akdeniz’de İngiltere’nin karşısında denge kurmak amacıyla ittifak arayışına girmişti. Nitekim İtalya ve Almanya arasında 1936 yılının yaz aylarında karşılıklı birçok ziyaret ve görüşme gerçekleştirildi. Kasım 1936’da Berlin-Roma Mihveri için görüşmelerin devam ettiği sırada Berlin-Tokyo Mihveri vücuda getirildi. İtalya, 5 Kasım 1937’de Alman-Japon Anti Komintern’e katıldı. “Berlin- Roma-Tokyo Mihveri” totaliter üç liderin, üç başkentin arasında kurulmuş oldu.

Almanya’nın Çekoslovakya’da Südetler Bölgesini Ele Geçirmesi

Almanya, Çekoslovakya sınırına asker yığmaya başlayınca Prag Hükümeti, 21 Mayıs 1938’de seferberlik ilân etti. Mussolini’nin girişimleriyle Çekoslovakya sorununun görüşülmesi için bir konferansın toplanmasına karar verildi. Konferans, Hitler, Mussolini, Daladier (Fransa) ve Chamberlain’in katılımıyla 29 Eylül 1938’de Münih’te toplantı. Konferans, Südetler bölgesinin 4 aşamalı bir planla Almanya’ya ilhakına, İngiltere ve Fransa’nın Çekoslovakya sınırlarını garanti altına almasına karar verdi.

İtalya’nın Arnavutluk’u İşgali

İtalya ve Arnavutluk arasındaki ilişki, Almanya’nın Avusturya ve Çekoslovakya ilhaklarının ardından olumsuz yönde değişti. Kıta Avrupası’nda güç mücadeleleri başlamıştı ve İtalya, Arnavutluk’u işgal hazırlıklarına başladı. 12 Nisan 1939’da Tiran’da toplanan Kurucu Meclis, Arnavutluk tacını İtalya Kralı Victor Emmanuel’e teslim etti.

Sovyetler Birliği-Almanya Saldırmazlık Paktı

23 Ağustos 1939 tarihli “Sovyet-Alman Saldırmazlık Paktı” antlaşmasının imzalandı. On yıllık bir süre için yapılan antlaşmanın hükümleri arasında; tarafların birbirlerine saldırmaması, taraflardan birinin üçüncü bir devletle savaşması halinde diğer tarafın üçüncü devlete

hiçbir şekilde yardım etmeyeceği, taraflardan herhangi birine karşı oluşturulmuş bir “devletler grubuna” diğer tarafın hiçbir şekilde katılmayacağı gibi maddeler vardı.

Savaşın Başlaması ve Yayılması

Polonya’nın İşgali

Polonya Hükümeti, Almanya’nın isteklerini geri çevirdi. Bunun üzerine Hitler, Alman savaş makinesini harekete geçirdi. Alman kruvazörü Schleswig’in askerlerine 1 Eylül 1939 tarihinde Danzig’teki Westerplatte isimli üssü bombalama emri verdi. Aynı gün Alman orduları Polonya’ya girdi.

Sovyetler Birliği’nin Baltık Ülkelerine Yerleşmesi

Stalin, Sovyetler Birliği’nin Baltık kanadını “geçici müttefiki” Hitler’den korumak için harekete geçti. Sovyetler Birliği, Estonya’da sağladığı hakimiyeti 5 Ekim’de Letonya, 10 Ekim’de de Litvanya ile imzaladığı antlaşmalarla oluşturdu. Finlandiya’nın direnişi ABD’nin de Sovyetler Birliği’ne birtakım yaptırımlar uygulamasına neden oldu. Finlandiya, 12 Mart 1940 tarihinde Sovyetler Birliği ile barış antlaşması yapmak zorunda kalmıştı.

Danimarka ve Norveç’in İşgal Edilmesi

Batı’da askeri üslerin henüz elde edilememesi Hitler’in Norveç ve Danimarka’ya yönelmesine neden oldu. Nitekim Almanya, Birinci Dünya Savaşı’nda olduğu gibi İngiltere’nin Norveç kıyıları aracılığıyla kendisini ablukaya almasını engellemek istiyordu.

Batı Cephesi’nin Açılması

Norveç ve Danimarka’yı ele geçiren Almanya, böylelikle ülkenin doğu ve kuzey bölgelerini güvenlik altına almış oluyordu. Bu aşamadan sonra Hitler, asıl amacı olan Batı bölgelerine yönelebilirdi. 10 Mayıs 1940 sabahı Hitler’in emriyle Alman orduları, Yıldırım Harekâtıyla 15 Mayıs’ta Hollanda, 28 Mayıs’ta Belçika topraklarına girdi.

Kuzey Afrika Cephesi

Mihver birlikleri 1943 yılının Mayıs ayında artık Kuzey Afrika cephesinde tam bir yenilgiye uğramıştı. Müttefikler, bu cephede elde ettikleri başarıyla Akdeniz’in güney kesimlerinde tam bir egemenlik oluşturdu.

Balkan Cephesi

İtalya, 28 Ekim 1940’ta Arnavutluk üzerinden Yunanistan’ı işgale başladı. Yunan direnişi karşısında 2 Kasım’da durmak zorunda kalmışlardı. İtalya, Yunanistan’da mağlup olmak üzere iken Almanya Balkanlara ilerleyerek Yunanistan da dahil olmak üzere birçok Balkan devletini kendisine bağladı. Alman birlikleri, İtalya’nın başaramadığı harekâtı sona erdirerek 25 Nisan’da Atina’yı ele geçirdi.

Almanya’nın Sovyetler Birliği’ne Saldırması

Almanya’nın Sovyetler Birliği’ne saldırması üzerine Avrupa’da yeni dengeler kuruldu. Sovyetler Birliği ile İngiltere artık ortak düşmana karşı birlikte hareket ediyorlardı. 22 Haziran 1941 akşamı Churchill, bu savaşın


artık bir sınıf savaşı olmadığını, bu nedenle İngiltere ile Sovyetler Birliği arasında Nazilere karşı ittifak yapmaktan daha doğal bir şey olmayacağını açıkladı.

ABD’nin Savaşa Girmesi

Japonya, 7 Aralık 1941 tarihinde ABD’nin Hawaii’deki Pearl Harbour’da bulunan filosuna büyük bir baskın harekâtı düzenleyerek bu ülkeye savaş açtı. Japonya’nın başarıları 12-13 Kasım’da ABD donanmasının Solomon Adaları bölgesindeki Japon donanmasını ağır bir yenilgiye uğratmasıyla tersine döndü.

Savaş Sırasında Gerçekleştirilen Önemli Siyasal Buluşmalar

İkinci Dünya Savaşı sırasında gerçekleştirilen ve hem savaşın hem de savaş sonrası dönemin koşullarını yakından ilgilendiren siyasal nitelikli buluşmaların ilki Kanada açıklarında bir savaş gemisinde gerçekleşmiştir. Bu buluşmalar aşağıda sıralanmıştır:

• Kazablanka Konferansı • Washington Konferansı • Quebec Konferansı • Moskova Konferansı • Kahire Konferansı • Tahran Konferansı • Yalta Konferansı • Potsdam Konferansı

Savaşın Sona Ermesi

Avrupa’da Savaşın Sona Ermesi

7 Mayıs 1945’te Alman General Jodl’un başkanlığındaki delegasyon, Reims kentindeki General Eisenhower’in karargahında Fransız, Sovyet, ABD’li ve İngiliz temsilcilerinin huzurunda Almanya’nın kayıtsız şartsız teslim olduğunu bildiren metni imzaladı. Almanya’nın kayıtsız şartsız tesliminden sonra bir döneme damga vurmuş olan Nasyonal Sosyalist İşçi Partisi’nin neredeyse ileri gelenlerinin tümü kaçmış, geri kalan az sayıda üye ise Müttefik kuvvetler tarafından yakalanmıştı. 7 Mayıs 1945 itibariyle Avrupa’yı yaklaşık altı yıl savaş, Avrupa’da sona ermişti.

Uzakdoğu’da Savaşın Sona Ermesi: Japonya’nın Teslim Olması

ABD tarafından Tokyo’ya yapılan hava taarruzlarında sanayi tesisleri, uçak üretim merkezleri hedef alındı. 14 Temmuz 1945’te Potsdam Konferansı’ndan hemen önce ABD Savaş Bakanı Stimson, Japonya’ya atılacak atom bombalarının başarılı bir şekilde üretildiğini haber verdi. ABD, ilk atom bombasını, Japonya’nın kayıtsız şartsız teslim olması amacıyla 6 Ağustos 1945’te Hiroşima’ya ikincisini ise 9 Ağustos’ta Nagasaki kentine attı. 2 Eylül’de Japonya teslim olduğunu bildiren belgeyi imzalamış ve Uzak Doğu’daki savaş sona ermişti.

İkinci Dünya Savaşı’nda Türkiye’nin Politikası

Ülkeyi savaştan uzak tutmak, dünyada oluşan bloklara karşı tarafsız kalmak Türk dış politikasının temel ilkeleri idi.

Türkiye, İngiltere ve Fransa Arasında Karşılıklı Yardım Antlaşması

Türkiye, yaklaşan savaş tehlikesi karşısında 12 Mayıs 1939’da İngiltere ile “Türk-İngiliz Yardım Deklarasyonu” nu imzalamış, benzer içerikli bir diğer antlaşmayı da Fransa ile 23 Haziran 1939’da yapmıştır. Türkiye’nin Fransa ve İngiltere ile yaptığı ittifak antlaşması, Millî Mücadele döneminden beri Batı’ya karşı Sovyetler Birliği ile birlikte hareket etme politikasındaki değişikliği ortaya koyuyordu.

Savaş Sırasında Türk Dış Politikası

İtalya’nın 10 Haziran 1940’ta İngiltere ve Fransa’ya savaş ilân etmesi, Alman birliklerinin 7 Ekim’de Romanya’ya saldırması ve İtalya’nın 28 Ekim’de Yunanistan’a saldırması Türkiye’nin imzaladığı antlaşmalar gereğince savaşa dahil olmasını gerektirse de İngiltere stratejik nedenlerden dolayı Türkiye’ye “henüz” savaşa girme çağrısı yapmamış ve Türkiye’nin Müttefikler lehine etkin tarafsızlığını sürdürmesini istemişti.

Savaşın 1941 yılından itibaren genişlemesiyle birlikte Türkiye “etkin tarafsızlık” politikası gereği 17 Şubat 1941’de Bulgaristan, 25 Mart 1941’de Sovyetler Birliği ve 18 Haziran 1941’de Almanya ile (Alman- ya ile yapılan anlaşmanın süresi 10 yıllıktır.) saldırmazlık antlaşmaları imzalayarak olası saldırılardan kendisini korumaya çalıştı. Türkiye iki blok arasında izlediği “denge oyunu” sayesinde savaş dışı kalmayı başarmıştır. 1942 yılına kadar Türkiye’nin tarafsızlığını çıkarları için uygun bulan Müttefikler, Almanya’nın Sovyetler Birliği karşısında durdurulması ve savaştan tamamen çekilmesini sağlamak için geliştirmekte oldukları planlar kapsamında Türkiye’nin de bu aşamada savaşa girmesi gerektiğini düşündüler. Özellikle İngiltere, Türkiye üzerindeki baskılarını artırmış ve Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’yü savaşa girme konusunda ikna etmek için yoğun bir diplomatik müzakere süreci yürütmüştür.

Millî Mücadele döneminde oldukça olumlu seyreden ve Cumhuriyet döneminde sürdürülen Sovyetler Birliği ile ilişkiler bu nota sonrası bir daha eskisi gibi olmayacaktı. Türkiye, Sovyet tehdidi nedeniyle savaş sonrası dönemde dış politikasında radikal değişikliklere gidecek ve bu durumun siyasal sonuçlarıyla karşılaşacaktır.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında