TAR118U-SİYASİ TARİH
Ünite 3: Birinci Dünya Savaşı (1908-1928)
Giriş
Dünyada bir dönemi sona erdiren ve dört imparatorluğun ortadan kalkmasına neden olan (Avusturya-Macaristan, Rusya, Almanya ve Osmanlı) bu savaş, İtilaf Devletleri’nin ifade ettiği gibi tek bir nedenden değil, yüzlerce yıllık tarihsel arka planı olan “küresel bir gerilimin” sonucunda meydana gelmişti.
Savaşın Nedenleri
Sömürgecilik ve Ekonomik Yayılma
Avrupa büyük devletleri, kurdukları sömürge imparatorlukları ile dünya coğrafyasının yarısını ve dünya milletlerinin yaklaşık üçte birini kontrol etmekteydiler. Başta İngiltere ve Fransa olmak üzere Hollanda, Belçika, İspanya ve Portekiz’in dünyanın çeşitli yerlerinde sömürgeleri vardı. Afrika ve Asya coğrafyası, sömürge imparatorlukları için emperyalist gelişim alanıydı. Fakat İran, Çin ve Osmanlı İmparatorluğu gibi devlet geleneğinin devam ettiği köklü imparatorluklarda emperyalist yöntemi “ekonomik denetim” aracılığıyla uyguladılar. Avrupalı sömürgeciler, ekonomik kaynaklar ve ticareti denetim altına alarak adına “yarı-sömürgecilik” denen bir düzen geliştirmişlerdi.
Alman Siyasi Birliğinin Kurulması ve Avrupa’da Alman- Fransız Rekabeti
Alman İmparatorluğu’nun kurulması, Avrupa’daki güç dengesinin değişmesine neden oldu. Fransa, 1871 mağlubiyeti ve bu nedenle kaybettiği toprakları ulusal hafızasında taşımaya devam etmiş ve Almanya’ya karşı “İntikam Savaşı” fikrini her zaman taze tutmuştu. Almanya, 1879 yılın da Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ile gizli bir ittifak antlaşması imzalamış ve Orta Avrupa’da önemli bir güç ve destek elde etmişti. Bismarck üstü örtülü olsa da Almanya’nın hedeflerinin Avrupa ile sınırlı olmadığını; sömürgecilik ve ekonomik yayılma yarışına dahil olduğunu ifade ediyordu. Böylelikle sömürgecilik ve ekonomik yayılma “hırsı”, Birinci Dünya Savaşı’nın en önemli nedeni olarak öne çıktı.
Savaşa giden süreci hızlandıran bir diğer faktör, ekonomik emperyalizmin kısa zamanda dinsel ve kültürel bir yayılmaya dönüşmesiydi. Sömürge imparatorluklarını her geçen gün genişleten Avrupa ülkeleri arasında ortaya çıkan sorunların diplomasi yoluyla çözümünü öngören Avrupa Uyumu, 1848 ihtilallerinden sonra Büyük Güçler’in ihtiraslarına göre “savaş yoluyla” şekillenmeye başladı. Bu dönemin başlangıç evresi, Almanya ve İtalya’nın yeni güçler dengesinde ani bir şekilde yer almaları oldu.
Almanya ile iç karışıklıklar ve ihtilaller nedeniyle kaotik bir dönem yaşayan Fransa arasında 2 Ağustos 1870’te savaş başladı. Fransızlara karşı mutlak bir üstünlüğe sahip olan Alman ordusu, 1 Eylül 1870’te Fransa’yı ağır bir yenilgiye uğratarak Paris’i kuşattı. Bu ezici mağlubiyet, ilerleyen yıllarda Fransız-Alman rekabetinin başlangıç noktasını oluşturdu. Almanya, Versailles Sarayı’nın ünlü Aynalı
Salonu’nda 18 Ocak 1871’de Alman İmparatorluğu’nun kurulduğunu ilan etti.
Rusya ve Avusturya-Macaristan Rekabeti
Güçlenen Almanya karşısında yalnız kalan Rusya, Balkanlarda Avusturya-Macaristan ile; Polonya konusunda ise Almanya ile rakip duruma gelmişti. Rusya özellikle 1853-56 Kırım Savaşı’nın ardından Balkan coğrafyasına yönelmiş ve burada izlediği Panslavizm politikası sonucunda sınırları içinde çok sayıda Slav yaşayan Avusturya-Macaristan ve Osmanlı İmparatorluğu’nu hedef olarak belirlemişti. Avusturya-Macaristan ise batısında Almanya’nın güneyinde ise İtalya’nın siyasal birliklerini tamamlayarak güçlü birer devlet olarak ortaya çıkmalarına engel olamamış ve dış politika hedefini Balkanlara yöneltmişti. Balkan coğrafyasında yaşayan Slavları, kendi siyasal amacına yönelik teşvik eden Rusya, 1875 sonrası bu coğrafyanın “pimi çekilmiş bir bomba” haline gelmesine sebep oldu. 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı bu bombayı patlattı. Bu savaşla birlikte Rusya ve Avusturya-Macaristan orduları ilk kez Balkanlarda karşı karşıya geldi.
Büyük Güçler İttifakı ve Bağlantılar Sistemi: Bloklaşma
Alman siyasal birliğinin tamamlanmasının ardından Bismarck tarafından “revizyonist” bir bakış açısıyla ortaya çıkarıldı. Germen kökenli Avusturya-Macaristan ile dostça ilişkiler yürüttü ve Rusya’nın yalnızlığından faydalanarak onu da kendi yanına çekti. Rusya ise Almanya’nın yanında yer almayı kısa vadeli dış politik hedefleri açısından yararlı buldu. 7 Eylül 1872 tarihinde üç devletin (Rusya, Almanya ve Avusturya-Macaristan) Berlin’de bir araya gelen İmparatorları ve Başbakanları adına “Birinci Üç İmparatorlar Ligi” veya “Üç İmparator Antlaşması” denilen sözlü bir anlaşma çerçevesinde mutabakata vardı. Bismarck, Balkanlarda, Rusya ve Avusturya-Macaristan arasındaki uyuşmazlıkların da giderilmesinde ara bulucuydu. Fakat Almanya’nın iki devlet arasında izlediği politika başarılı olmamış ve Rusya, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ile yaşadığı çıkar çatışması nedeniyle 1878’de düzenlenen Berlin Kongresi’nin ardından Birinci Üç İmparator Ligi’nden çekilmişti. Almanya, bu kez 20 Mayıs 1882’de İtalya’nın da dahil olduğu bir ittifak sistemi geliştirdi. Almanya, İtalya ve Avusturya-Macaristan’ın katıldığı Üçlü İttifak, Avrupa’nın iki bloka ayrılmasının en önemli adımı olarak değerlendirildi.
Silahlanma Yarışı
İngiltere, Fransa ve Rusya arasında kurulan birliğe, Almanya’nın ilk tepkisi, silahlanma yarışını hızlandırmak oldu. İlk adım, Alman gemilerinin Baltık Denizi’ne çıkmasını sağlamak üzere 1895 yılında Kiel Kanalı’nın açılmasıyla atıldı. Almanya’nın güçlü bir donanma kurmak üzere attığı adımlar ve çıkardığı kanunlar, bu alanda en büyük rakibi konumundaki İngiltere’yi harekete geçirdi. Fransa, Rusya, Avusturya-Macaristan, İtalya, İspanya gibi devletlerin yanında Yunanistan ve Osmanlı Devleti ithalat yoluyla dretnot sahibi olmaya karar verdi. Ülkeler, kısa süre içinde kara ordularını da geliştirmeye başladı.
Aşırı Milliyetçilik, Dinsel ve Kültürel Yayılma
Dönemin, en önemli propaganda konusu milliyetçilikti. Fransa’da “İntikamcılar”, Rusya’da “Panslavistler”, Almanya’da “Pangermanistler”, İngiltere’de “İmparatorluk” yanlıları ve İtalya’da İrredentistler, kurdukları dernekler, örgütler ve yayınlarla kamuoyunu savaşa hazırlama hedefine hizmet ettiler.
Birinci Dünya Savaşı’ndan Önce Ortaya Çıkan Krizler
Birinci Fas Krizi
Fransa, 20. yüzyıl başında Kuzey Afrika’da bağımsız kalan tek ülke konumundaki Fas’a yöneldi. Fransa’nın Fas Büyükelçisi, 21 Şubat 1905’te Fas Sultanı’ndan polis ve ordunun Fransız subaylar tarafından yönetilmesini, Fas gümrüklerinin de Fransız memurlara bırakılmasını talep etti. Fransa’nın bu hamlesine karşılık Almanya çıkarları gereği Fas’ın bağımsızlığını korumak üzere hemen harekete geçti. 31 Mart 1905’te Alman İmparatoru II. Wilhelm, bir savaş gemisiyle Fas’ın Avrupa’ya en yakın liman kentlerinden olan Tanca’ya çıktı. Almanya’nın bu hamlesi, “Birinci Fas Krizi” olarak adlandırılan diplomatik krize neden oldu.
Bosna-Hersek Krizi
Bosna-Hersek’in ilhakı, Avrupalı devletler arasında bir dizi krizin çıkmasına ve savaşa sürüklenmelerine neden oldu. Avusturya-Macaristan ile yürütülen müzakereler çerçevesinde Osmanlı Devleti, 26 Şubat 1909’da imzalanan sözleşmeye göre Bosna-Hersek’in ilhakını tanıdı.
İkinci Fas Krizi
Fransız birlikleri, Fas’ta ortaya çıkan bir iç ayaklanma nedeniyle (Fransa, isyancıların başkent Fez’i ele geçirdiklerini iddia etmekteydi) Fas Sultanının bu isyanı bastırmak üzere kendilerini davet ettiğini ileri sürerek Nisan ayı sonlarında Fas’a askeri birliklerini çıkarmış, 21 Mayıs 1911 tarihinde de Fas’ın başkenti Fez’i işgal etmişti. Fransızların iç isyanı bahane ederek giriştikleri bu işgal yeni bir krizin fitilini ateşledi. Almanya Dışişleri Bakanı Alfred von Kiderlen, hükümet üyelerine, ordu ve komutanlara dahi danışmadan “Panther” isimli savaş gemisini 1 Temmuz 1911’de Fas’ın Atlantik kıyısındaki liman kenti olan Agadir’e yolladı. Almanya, uluslararası bir destek sağlayamadı ve 4 Kasım 1911’de Fransa ile uzlaşma yoluna giderek bir antlaşma imzaladı. İkinci Fas Krizi ya da dönemin basınına yansıyan adıyla Agadir Olayı, Avrupa’nın Birinci Dünya Savaşı’na doğru nasıl bir gerilim içerisinde olduğunun önemli bir göstergesiydi.
Balkan Krizi
Osmanlı Devleti II. Meşrutiyet’in ilanından sonra, Balkan coğrafyasında bir dizi krizle karşı karşıya geldi. Aralarında Sırbistan, Karadağ, Yunanistan ve Bulgaristan’ın bulunduğu Balkan Devletleri’nin her birinin özellikle Makedonya üzerinde tarihsel iddiaları vardı. Nitekim 13 Mart 1912’de Sırbistan ve Bulgaristan; 29 Mayıs 1912’de ise Bulgaristan ve Yunanistan aralarında askeri ittifak ve
savunma anlaşmaları imzaladı. Balkanlarda Avusturya- Macaristan ile çıkar çatışması yaşayan Rusya, Panslavizm politikası çerçevesinde bölgeye nüfuz ederek etkide bulunmak istiyordu. Rusya’nın bu politikası bir Balkan Krizi’nin yaşanmasına neden oldu. Balkanlardaki gerginlik, 8 Ekim 1912’de Karadağ’ın Osmanlı Devleti’ne savaş açmasıyla çatışmaya dönüştü. Birinci Balkan Savaşları Balkan Devletleri’nin Osmanlı Devleti karşısında şaşırtıcı zaferiyle sonuçlandı. Arnavutluk, Kasım 1912’de savaşın başlamasıyla birlikte bağımsızlığını ilan etti. Balkan Devletleri ile Osmanlı Devleti, 3 Aralık 1912’de ateşkes imzaladı. 30 Mayıs 1913’te sonuçlanan barış görüşmelerinde Midye-Enez çizgisi sınır hattı olarak kabul edilmiş ve batısında kalan topraklar galip devletlere bırakılmıştı.
Savaşın Başlaması ve Yayılması
28 Haziran 1914’te Gavrilo Princip adlı bir Sırp milliyetçisinin Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Veliahdı Arşidük François Ferdinand’ı Saraybosna’daki ordu manevraları sırasında öldürmesi dünyayı savaşa sürükledi. Avusturya-Macaristan Genelkurmayı, suikastin ardından 23 Temmuz 1914’te Sırbistan’a nota verdi. 10 maddeden oluşan bu nota, kabul edilmesi zor şartlar içeriyordu. Sırbistan’ın diplomatik görüşmeler yoluyla maddeleri yumuşatma talebini yeterli bulmayan Avusturya- Macaristan, Sırbistan ile diplomatik ilişkileri keserek seferberlik ilan etti. Seferberliğin ardından 28 Temmuz 1914’te başkent Belgrad bombalandı.
Osmanlı Devleti’nin Savaşa Girmesi
2 Ağustos 1914 günü Osmanlı Devleti, genel seferberlik ilan ederek tarafsızlığını duyurdu. 10 Ağustos 1914’te Çanakkale Boğazı’nı geçerek Marmara Denizi’ne giren iki Alman savaş gemisini (Goeben ve Breslau) satın aldığını açıkladı. Uluslararası hukuka göre tarafsızlık gereği bu gemilere el koyması ve savaş sonuna kadar hareketlerine izin vermemesi gerekirken Osmanlı Devleti, bu gemilere Türk bayrağı çekmiş; isimlerini Yavuz ve Midilli olarak değiştirmiş, gemi personeline de fes giydirerek satın aldığını açıklamıştı. Osmanlı Devleti, savaşa girmesine neden olan bu fırsattan yararlanarak ekonomik bağımsızlığını elde etmek üzere tek taraflı bir şekilde kapitülasyonları kaldırdığını açıkladı. Osmanlı Devleti tarafından donanma komutanlığına getirilen Amiral Souchon, aralarında Yavuz ve Midilli’nin de bulunduğu donanma ile Karadeniz’e açılmış ve 29-30 Ekim 1914 tarihlerinde Rusya’nın Odessa ve Sivastopol limanlarını bombardımana tutmuştu.
Avrupa’da Savaşın Yayılması
İtalya, İtilaf Devletleri ile yaptığı görüşmeler neticesinde genişleme amacına uygun bir toprak vaadi elde etti. İtalya bu vaatlerin ardından İttifak blokundan ayrılarak İtilaf Devletleri safına katıldı. Bulgaristan özellikle İkinci Balkan Savaşı’nda Yunanistan ve Romanya’ya bıraktığı topraklarını geri almak koşuluyla İttifak devletleri yanında savaşa dahil oldu. Doğu Cephesi’nde de tıpkı Batı’da
olduğu gibi savaşı kesin bir sonuca götürecek üstünlükler sağlanamadı. Rusya’da gıda sıkıntısı baş gösterdi. Birinci Dünya Savaşı sırasında savaş teknolojisi alanında çarpıcı denemeler gerçekleştirildi. Alman ordusu 1916 yılında ilk defa (Verdun Muharebelerinde) uçağa makineli tüfek monte ederek dünyanın ilk avcı uçağını geliştirdi. Yunanistan 26 Haziran 1917’de İttifak devletlerine (Almanya, Osmanlı Devleti ve Avusturya-Macaristan) savaş açtı. Yunanistan’ın savaşa girmesiyle Balkan cephesinde savaş daha geniş alanlara yayıldı. Osmanlı Devleti sahip olduğu yüzölçüm ve bulunduğu stratejik konum nedeniyle farklı cephelerde savaşmak durumunda kaldı. Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’nda mücadele ettiği cepheleri şu şekilde sıralamak mümkündür: Kafkasya ve Doğu Anadolu Cephesi, Irak Cephesi, Kanal Cephesi, Çanakkale Cephesi, Galiçya Cephesi.
Osmanlı Devleti’ni Parçalayan Gizli Antlaşmalar
Büyük Devletler gizli antlaşmalarla Osmanlı Devleti’nin stratejik noktalarını ve topraklarını aralarında paylaşmış ve Türklere de Orta Anadolu’da küçük bir toprak parçası ayırmışlardı. Bu anlaşmalar aşağıda sıralanmıştır:
• Boğazlarla İlgili Antlaşma • Londra Antlaşması • Sykes-Picot Antlaşması • Saint Jean de Maurienne Antlaşması • Balfour Deklarasyonu
Rusya’nın Savaştan Çekilmesi
Rus ordusunun Avusturya-Macaristan üzerine gerçekleştirdiği ve 4 Haziran’da başlayıp 20 Eylül 1916 tarihine kadar devam eden Brusilov Taarruzu, Birinci Dünya Savaşı’nın en kanlı çarpışmalarından biriydi. Savaşacak silaha dahi sahip olamayan birçok asker cepheden kaçmış, açlık ve hastalık nedeniyle kentlerde yaşayan halk 19. yüzyıl başından itibaren gelişen sosyalist harekete kitlesel bir destek vermeye başlamıştı. Nihayet St. Petersburg Garnizonu’nun 10 Mart 1917’de başlattığı isyan ile Rusya’da devrime giden süreç başlamış oldu. Kısa süre sonra Nisan 1917’de Lenin’in liderliğinde Bolşevikler, tüm Rusya’da hakimiyeti ele geçirdi. Bu sırada iç karışıklıklar ve neredeyse teçhizat olmadan savaşan Rus ordusu savaştığı hemen her cephede ağır yenilgiler aldı. Lenin ve Bolşevik kadro ülkede hükümetin otoritesini kaybetmesini ve halkın savaşlardan ve yoksulluktan kurtulma çabasını iyi değerlendirerek yönetimi ele geçirdi. 3 Mart 1918 yılında ise Rusya, aynı ülkelerle Brest-Litovsk Barış Antlaşması’nı imzalayarak savaştan çekildi.
ABD’nin Savaşa Girmesi
Alman denizaltılarının ABD ticaret gemilerini batırmaya başlaması ve denizlerde Alman gücünün hissedilir bir duruma gelmesi ABD’yi harekete geçirdi. Mayıs 1915’te Lusitania ve Ağustos 1915’te Arabic adlı birçok ABD vatandaşı taşıyan İngiliz yolcu gemileri Alman denizaltıları tarafından batırıldı. Yaklaşık bir yıl sonra 1916 Mart ayında Fransız yolcu gemisi Sussex yine Alman denizaltıları tarafından batırılmış ve birçok ABD vatandaşı hayatını
kaybetmişti. ABD’nin savaş kararı aldığı 1917 yılında müttefik devletlere ait 1.5 milyar dolara yakın savaş bonosu satılmış, büyük miktarlarda borç verilmişti. ABD çıkarlarına uygun olmadığını düşünen Başkan Woodrow Wilson, İtilaf Devletleri safında savaşa dahil olma kararını verdi.
Barış Girişimleri ve Savaşın Sona Ermesi
Savaştan Çekilmeye Yönelik İlk Girişimler ve Wilson İlkeleri
Kıta Avrupası’nın çaresizlik içerisinde istediği barışa yönelik en ciddi hamle, ABD Başkanı Woodrow Wilson’dan geldi. Uluslararası literatüre “Wilson Prensipleri” olarak geçen bu ilkeler özetle şu şekildeydi:
• Gizli antlaşmalara son verilmesi ve açık diplomasi yönteminin benimsenmesi, • Karasuları dışındaki denizlerde, savaş ve barış durumu fark etmeksizin mutlak serbestlik tanınması, • Uluslar arasında sürdürülen ticari faaliyetlere engel oluşturan durumların mümkün olduğunca kaldırılması ve eşitlik ilkesinin gözetilmesi, • Ulusların kendi kaderlerini tayin etme hakkının verilmesi ve tüm devletlerin bağımsızlıklarını, toprak bütünlüklerini ve milli egemenliklerini garanti altına alacak ve barışı sürdürülebilir kılacak uluslararası bir kuruluşun (Milletler Cemiyeti) kurulması.
İttifak Devletleri’nin Yenilgisi ve Savaştan Çekilmeleri
İtilaf Devletleri, ABD’nin bu ilkelerine itiraz edemediler. 1918 aynı zamanda İttifak blokundaki ülkelerin aleyhine gelişmelere sahne oldu. Savaş boyunca Almanya’ya naklettiği gıda maddeleri nedeniyle halkı açlıkla yüz yüze kalan Bulgaristan, Makedonya’da Fransız ve Sırp güçleri karşısında aldığı ağır yenilginin ardından 25 Eylül 1918’de barış istemek zorunda kaldı. Bulgaristan böylece İttifak Devletleri blokundan ayrılan ilk ülke oldu. Görüşmeler sonucunda 30 Ekim 1918 tarihinde Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalanmasıyla Osmanlı Devleti de savaştan çekildi. 4 Ekim’de durumu gittikçe kötüleşen Avusturya-Macaristan, Wilson ilkeleri çerçevesinde barış görüşmelerine hazır olduğunu duyurdu. Almanya, 4 Ekim 1918’de tıpkı Avusturya-Macaristan gibi Wilson ilkeleri doğrultusunda bir barış antlaşmasına hazır olduğunu belirtti. Almanya, 11 Kasım 1918’de oldukça ağır hükümler içeren bir ateşkes, Rethondes Ateşkes Antlaşması’na imza attı.
Paris Barış Konferansı ve Barış Antlaşmaları
Yeni dünya düzenine şekil verecek barış görüşmeleri Paris’te gerçekleştirildi. 1919 yılının Ocak ayından itibaren 32 ülkeden 100’e yakın temsilci, Paris’te toplanmaya başladı. Barış görüşmelerinin başlangıç tarihi bile “mutlak ve sürdürülebilir barış” ilkesinin benimsenmediğini ortaya koydu.
Milletler Cemiyeti’nin Kurulması
ABD Başkanı Wilson’un ilan ettiği 14 ilkenin son maddesi; ulusların bağımsızlıklarını ve toprak bütünlüklerini sağlayacak uluslararası bir örgütün kurulmasına ayrılmıştı. Görüşmelerin ardından Milletler Cemiyeti’nin anayasası niteliğinde “Misak”, 28 Nisan 1919 tarihinde kabul edildi.
Milletler Cemiyeti Misakı, uluslararası barışı koruma misyonu gereği Paris’te İttifak devletleriyle (Osmanlı Devleti, Avusturya, Macaristan, Bulgaristan ve Almanya) imzalanan barış antlaşmalarının başına eklendi.
Barış Antlaşmaları
Paris Barış Konferansı’nda hazırlanan barış antlaşmalarında yenilen devletlerin söz hakkı olmamıştır. Bu anlaşmalar aşağıda sıralanmıştır:
• Versailles Barış Antlaşması • Saint Germain Antlaşması • Neuilly Barış Antlaşması • Trianon Barış Antlaşması • Sevr Barış Antlaşması
Barışın Uygulanmasında Karşılaşılan Sorunlar ve Güvenliği Sağlama Girişimleri
Milliyetler Sorunu ve Sınıflar
1919 Paris Barış Konferansı’nın sonunda Avrupa’nın mevcut sınırlarında büyük değişiklikler yapıldı. Bunun en önemli nedeni Wilson İlkeleri’nin her millete kendi kaderini tayin hakkı tanımasıydı. Fakat bu durum küçük devletlerin sınır ve “milliyet” sorunlarıyla karşı karşıya kalmasına neden oldu. Paris Barış Konferansı’ndan sonra yeni ortaya çıkan devletlerin neden olduğu milliyetler sorunu, toplumsal gerilimi artırdığı gibi yol açtığı etnik sorunlar da yeni çatışma bölgelerinin oluşmasına neden oldu.
Almanya Sorunu
Almanya, 4 Ekim 1918 günü talep etmek zorunda kaldığı mütarekeden itibaren iç politikada istikrarı sağlayamadı. Almanya’nın iç durumu, Tazminat Komisyonu’nun belirlediği borcu ödemesine imkân bırakmayacak vaziyetteydi. Bu nedenle Almanya’nın ödeyebileceği bir rakamın belirlenmesi için yeni bir ödeme planı hazırlandı.
Sovyetler Birliği-Almanya Yakınlaşması
Almanya’nın Birinci Dünya Savaşı’nda içine düştüğü kaotik durum ve savaş sonrası kurulan yeni dünya düzeninde Sovyetler Birliği’nin yok sayılması iki ülkenin geçici bir “kader birliği” yaşamasına neden oldu. Nitekim bu yakınlaşmanın ilk somut göstergesi, küresel düzeyde ekonomik sorunların tartışıldığı Cenova Konferansı’nda (10 Nisan-19 Mayıs 1922) görüldü. Konferans sırasında iki ülke Cenova yakınlarındaki Rapallo’da bir antlaşma imzaladı.
Silahsızlanma ve Ortak Güvenlik
ABD Başkanı Wilson, ilkeleri arasında (4. İlke) “her ülkenin silahlarını, iç güvenliğin gerektirdiği dereceye
indirmek için karşılıklı garanti ve taahhütlerde bulunması” esasını belirlemişti. Milletler Cemiyeti’nin 8. Maddesinde bu konu şöyle ele alındı; “Cemiyet üyeleri barışı korumanın; silahları ve teçhizatı, milli güvenlik ve milletlerarası yükümlülüklerin müştereken yerine getirilmesi ile uyumlu en düşük noktaya indirilmesi gerektiğini kabul ederler.”
Denizde Silahsızlanma
Uzak Doğu’da Japonya’nın yayılmacı bir siyaset takip etmesi ve bu doğrultuda silahlanması ABD’yi endişelendirdi. ABD bu nedenle diplomatik bir hamlede bulunarak 11 Ağustos 1921’de Washington’da aralarında Fransa, İngiltere, İtalya, Hollanda, Belçika, Portekiz, Japonya ve Çin temsilcilerinin bulunduğu uluslararası bir konferans düzenledi. 12 Kasım 1921-6 Şubat 1922 tarihlerinde düzenlenen Washington Konferansı’nın ana gündem maddesi denizde silahsızlanmaydı.
Karada Silahsızlanma
Milletler Cemiyeti Misakı bu konuda hükümler getirmiş olsa da devletlerin isteksizlikleri somut adım atılmasını engelledi. Milletler Cemiyeti’nin bu konudaki ısrarlı tutumu sonucu 1925 yılının Aralık ayında “Silahsızlanma Hazırlık Komisyonu” kurulabildi.
Güvenliği Sağlama Girişimleri
Birinci Dünya Savaşı’nın galip devletlerinin isteksiz oldukları silahsızlanma çalışmaları devam ederken dünya barışının kalıcı olması uluslararası güvenliğin sağlanması konusunda diplomatik girişimler devam etti:
• Milletler Cemiyeti’nin Başarısız Olması • Cenevre Protokolü • Locarno Antlaşmaları • Briand-Kellogg Paktı
Hakemlik Genel Senedi
Paris Barış Konferansı’ndan sonra kurulan yeni dünya düzeninde “hakemlik, güvenlik ve silahsızlanma” olarak formüle edilen düzenin barışı koruyacağı düşünülüyordu. Milletler Cemiyeti de bu gerekçeden hareketle 26 Eylül 1928’de “Hakemlik Genel Senedi” adını verdiği bir belge oluşturarak Cemiyet’e üye olup olmadığına bakılmaksızın tüm devletlere sundu.
Küçük Antant
Birinci Dünya Savaşı, dünyanın üç büyük imparatorluğunu ortadan kaldırmıştı. Bunlardan biri de Avusturya- Macaristan İmparatorluğu idi. İmparatorluk coğrafyasında ortaya çıkan yeni devletler, Tuna ve Balkanlar bölgesinde yaşanan istikrarsızlığa son vermek adına Küçük Antant’ı kurdu.