TAR118U-SİYASİ TARİH
Ünite 2: Emperyalizmin Yükselişi ve Sonuçları
Giriş
Sanayi Devrimi’nin dünyayı siyasal, iktisadi, toplumsal ve kültürel olarak değiştirdiği bilinen bir gerçektir ve bu gerçeğin önemli bir boyutunu askeri fetihlerle desteklenen yeni bir emperyalizm dalgasıyla sanayileşmiş ülkelerin, sanayileşmemiş olanlar üzerinde egemenlik kurması oluşturmaktır.
Sanayi Devrimi ve Emperyalizm
15. ve 16. yüzyıllardaki denizaşırı keşiflerin, etkili bir ticari ağ ve “bilimsel devrim” gibi bazı olağanüstü etkenlerin Sanayi Devrimi’nin ortaya çıkışında etkili olduğu belirtilmektedir, hatta Protestanlığın teşvik ettiği özel bir “kapitalist ruh” unda Sanayi Devrimi’nin gerçekleşmesindeki katkısının altı çizilmektedir. Bunlara, 18. yüzyılın ikinci yarısında Batı Avrupa’daki devlet yöneticilerinin sanayileşme arzuları da ilave edilmelidir.
Sanayi Devrimi ve Etkileri
Sanayi Devrimi’nin neden İngiltere’de başladığının gerekçeleri:
1. Gümrük sınırlarıyla bölünmemiş büyük bir ulusal ekonomi bölgesinin varlığı 2. 17. yüzyılın ortasından itibaren iç barış 3. Özellikle kıyıdan yapılan gemicilikte, ucuz nakliye için uygun coğrafi koşullar 4. Son derece gelişmiş bir hassas mekanik ve iş aleti yapımı geleneği 5. Hammadde tedariğini kolaylaştıran ve sürüm pazarlarını hazır tutan kapsamlı bir kolonyal ticaret 6. İş gücü fazlasının ortaya çıkmasını sağlayan olağanüstü üretken bir tarım 7. Toplumsal elitin büyük bölümlerinde yeniliklere duyulan ilgi 8. Küçük çevrelerde, özellikle de dini muhaliflerde, olağanüstü bir girişim bilinci
Sanayi Devrimi’nde pamuk, dokuma tezgâhları öncelikli bir yere sahipti. Kumaş imalâtını artırmak isteyen girişimciler ve mucitler, kadın işçilerin bir defada birden fazla iplik eğirmesini sağlayan makineler yapmaya girişti. 1760’larda söz konusu girişim başarıya ulaştı ve birçok makineyle, kaliteli iplik üretecek sistem kurulabildi. Bu makinelerin bir kısmı elle, ama önemli bir kısmı da bir dış enerji ile sağlandı. İplik eğirmenin makine ile yapılmaya başlanmasıyla birlikte, bir kadın, elle yapabileceğinin yüz katı fazlası kadar iplik eğirebilmeye başladı. Manchester, pamuk sanayi konusunda hızlı gelişen kentlerden biriydi ve sanayi kapitalizmin simgelerinden ve fabrika üretimine geçen ilk şehirlerden biri oldu. 1840’lara gelindiğinde buharla çalışan tezgâhları kullanan yeni fabrikaların rekabeti karşısında işleri kaybetti. Hızlı sanayileşme, buharlı gemi ve demiryolu gibi ulaşım araçlarıyla ürünlerin uzun mesafelere epey ucuza nakledilmesini sağlayan ve küresel pazara hükmedilmesini sağlayacak yeni teknolojiler üretilmesini hızlandırdı ve teşvik etti.
Napoléon’un 1815’te yenilgiye uğratılması ve Viyana Kongresi’nde Avrupa Uyumu adı verilen politikanın benimsenerek göreceli bir barış ortamının sağlanmasından sonra Sanayi Devrimi diğer Avrupa ülkelerine yayıldı.
İç savaşın sona erdiği ABD ve siyasal birliğini sağlayan yeni birleşmiş Almanya “İkinci Sanayi Devrimi”ni başlatan ülkeler oldu. Kimyasallar, elektrikli mallar, ilaç, gıda, askeri teknoloji ve otomobil, belli başlı sanayi ürünleri olarak dokuma ve demirin veya çeliğin yanında yerini aldı. Seri imalat hattının kullanımıyla birlikte fabrika üretimi büyük hız kazandı. İkinci Sanayi Devrimi, iletişim, ulaştırma ve ölçüm teknolojilerinin geliştirilmesinde önemli sayılabilecek bir altyapı kurdu. Daktilo, telefon, telgraf, dikte makinesi, otomobil ve uçak gibi teknolojik gelişmeler yeni dönemin simgeleri sayıldı. Batı Avrupa ve ABD dışında sanayileşmede önemli mesafe alan ülkelerden biri de Japonya’ydı. Sanayi Devrimi sadece ekonomik büyümeyi değil, kırdan kente göçten toplumsal cinsiyete, sınıf çatışmasından büro çalışma sistemine kadar birçok alanı etkiledi.
Emperyalizm
19. yüzyılda emperyalizm sömürgecilikle özdeşti, 19. yüzyılın son çeyreğine henüz fethedilmemiş sömürgeleri ele geçirme yarışı damgasını vurdu. İngiltere diğer emperyal devletlerden açık ara öndeydi. Fransızlardan üç kat, Almanlardan ise on kat daha fazla toprağa sahipti ve dünya nüfusunun dörtte birini denetim altında tutmaktaydı. İngiltere’nin emperyal yanının büyüklüğünü sadece sahip olduğu ya da kontrol altında tuttuğu toprak ve nüfus miktarı belirlememekteydi, aynı zamanda ihraç ettiği sermayenin olağanüstü büyüklüğü de belirleyici olmaktaydı. İngiltere adeta dünyanın bankeriydi ve yurtdışına yatırdığı sermaye stokunun nominal değeri 1914’te 3.8 milyar sterline ulaşmıştı. Bu oran Fransa’dan iki kat, Almanya’dan da üç kat fazlaydı. 19. yüzyılın ikinci yarısında göz kamaştırıcı bir şekilde sanayileşen ülkelerin başında Almanya gelmektedir. Ağır sanayide üretimden pazara kadar her aşamayı düzenleyen ve kontrol eden tekellere sahipti.
Avrupa Uyumunun Dönüşmesi
Fransa’da 2 Aralık 1852’de imparatorluk ilan edilmesi ve bu süreçte III. Napoléon’un farklı bir dış politika izlemesi, 1815’te kurulan Avrupa sisteminin değişmesinin en önemli nedenlerinden biridir. 1848 Devrimleri, Kırım Savaşı’nda Rusya’nın yenilgisi ve Almanya ile İtalya’nın siyasal birliklerini sağlaması Avrupa Uyumu’nu ortadan kaldırmamakla birlikte dönüştürdü.
Kırım Savaşı
Rusya; Hünkâr İskelesi Antlaşması ile Osmanlı Devleti’ni himaye etmeye başlamıştı. Fakat Osmanlı Devleti ile İngiltere’nin yakınlaşması ile önceki politikasına döndü ve Osmanlı’yı parçalama planları yapmaya başladı. Kırım Savaşı’nın çıkmasında Rusya’nın söz konusu politika değişikliği, Kutsal Yerler Sorunu ve İngiltere’nin Avrupa’daki güç dengesini koruma isteği etkili oldu.
Kutsal Topraklar etrafında Fransa ve Rusya arasında gelişen rekabet ve Rusya’nın Osmanlı’yı parçalama girişimi yeni bir savaşın başlamasına neden oldu. Rusya’nın Eflak-Boğdan’ı işgali ile başlayan savaş, Kırım topraklarında devam etmişti. Osmanlı Devleti; İngiltere, Fransa, Avusturya ve İtalyan siyasi birliğini kurmak isteyen Sardunya-Piemonte Krallığı ile ittifak kurarken, Prusya ve İsveç tarafsız kalmıştı. Müttefik güçler, uzun süren bir kuşatmadan sonra 9 Eylül 1855’te Sivastopol şehrini ele geçirince Kırım Savaşı sona erdi. Rusya’nın yenilgisi ile sonuçlanan Kırım Savaşı sonunda yapılan Paris Barış Antlaşması ile Rusya’nın Karadeniz ve Balkanlarda gücü sınırlandırılırken Osmanlı Devleti, Avrupa Devletler topluluğunun bir üyesi kabul edilmiş, toprak bütünlüğü ve bağımsızlığı Avrupalı Devletlerin ortak garantisi altına alınmıştı. Paris Barış Antlaşması, Rusya’nın sarstığı Avrupa dengesini yeniden kurmuş, bugünkü modern Avrupa’nın temellerinin atılmasında etkili olmuştur.
19. yüzyılın ikinci yarısında, Fransız ve Amerikan Devrimlerinin etkisiyle İtalya ve Almanya siyasi birliklerini kurma sürecine girmişti. İtalya’da siyasal bütünleşme fikri Fransız ordusunun, İtalya’yı işgal ettiği süreçte gelişmeye başlamıştı. Fransız işgalinin ardından İtalya’da, Avusturya’nın etkili olduğu yeni monarşist yapılar kuruldu. Bu süreçte özellikle aydınlar arasında bağımsızlaşma fikri ağırlık kazanmıştı. II. Vittorio Emanuel’nin Piemonte Kralı olmasıyla, İtalyan birliği fikri yeniden canlanmıştı. Bu amaçla ekonomi ve ordu güçlendirilmiş, diplomatik girişimlere ağırlık verilmişti. Torino’da 1861 yılında ilk İtalyan Parlamentosu açılmış ve Piemonte Kralı II. Vittorio Emanuel İtalyan Kralı ilan edilmişti. Roma’nın 1870 yılındaki katılımıyla İtalyan birliği sağlanmış ve 1871 yılında Roma başkent ilan edilmişti. Almanya’nın siyasi birliği sağlamasında etkili olan isim Otto von Bismarck olmuştu. Bismarck, Alman siyasi birliğini sağlamak için Avusturya ile beraber Alman Konfederasyonu adına Danimarka’ya savaş açmıştı. Danimarka bu savaşta yenilmiş ve Prusya başkanlığında Kuzey Almanya Konfederasyonu kurulmuştu. Bismarck, Güneydeki Alman Devletleri ile birliği sağlamak yolunda en büyük engelin Fransa olduğuna inanıyordu. Prusya ve Fransa arasında yapılan Sedan Savaşı sonunda Prusya galip gelirken, 18 Ocak 1871 tarihinde, Versailles Sarayı’nda Alman İmparatorluğu’nun kuruluşu ilan edilmişti.
İki Bloklu Avrupa’nın Ortaya Çıkması
1871 zaferinin ardından Alman Birliği’ni kuran Bismarck, takip eden süreçte bütün gücüyle bu birliği korumayı amaçladı. Alman Birliği’ne en büyük tehdidin Avrupa’dan gelebileceğinin farkındaydı. Bu yüzden de dikkatini Avrupa’ya verdi ve mevcut durumu barış yoluyla korumayı hedefledi.
Birinci Üç İmparatorlar Birliği (1872)
Bismarck’ın yoğun mesai ve çabalarının ardından Almanya, Rusya ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu bir birlik içerisinde bulunma kararlılığını gösterdi. Üç İmparatorlar antlaşması ya da ligi olarak geçen ve yazılı
olmayan bu anlaşma, temelde Avrupa’daki mevcut statükoyu, düzeni korumayı öngörüyordu. Bu antlaşma aynı zamanda devrimci faaliyet ve hareketlere karşı işbirliğini, herhangi bir devletle ittifak yapılmamasını, barışın tehlikeye düşmesi durumunda imparatorların aralarında danışma mekanizmasının geliştirilmesini ve buna göre hareket edilmesini, Osmanlı’yı ilgilendiren Şark Meselesinde herhangi bir anlaşmazlığı birlikte çözebilmeyi kabul ediyordu.
Almanya-Avusturya-Macaristan İttifakı’nın Kurulması
7 Ekim 1879 tarihinde Viyana’da imzalanarak yürürlüğe girdi. En önemli özelliği taraflardan birine Rusya saldırısı olursa, öteki tarafın bütün gücüyle diğerine yardım etmeyi taahhüt etmesiydi. Fakat ülkelerden biri Rusya dışında bir ülkenin saldırısına uğrarsa diğer devlet tarafsız olacaktı. İttifak Birinci Dünya Savaşı sonuna kadar devam etti. İttifakın Almanya’ya sağladığı en önemli avantaj, herhangi bir Alman-Fransız savaşında Rusya’nın işe karışması halinde durumun Almanya için kötüleşme ihtimalini sonlandırmasıydı.
İkinci Üç İmparatorlar Birliği
Bismarck, Avusturya-Macaristan ile gerçekleştirdiği ittifakın ardından Rusya ile de resmi bir ittifak yapmaya önem verdi. İkinci Üç İmparatorlar Birliği, Almanya’nın öncülüğünde 18 Haziran 1881’de Berlin’de kuruldu. 1885 yılına gelindiğinde Bulgaristan olaylarından ötürü Rusya süresi olan bu anlaşmayı yenilemedi.
Üçlü İttifak
Üçlü İttifak, 1882 yılının Mayıs ayında Almanya, Avusturya-Macaristan ve İtalya arasında imzalandı. Bu üç ülkeyi bir araya getiren iki önemli neden vardı. Bunlardan birincisi Tunus’u almak isteyen İtalya’ya karşı Fransa’nın Tunus’u işgali, diğeri ise Osmanlı’ya bağlı bir ülkenin ele geçirilmesi meselesiydi. Bu ittifak 1915’e dek yürürlükte kalarak Avrupa’daki ittifaklar arasında en istikrarlı olanlardan biri olarak kabul edilmektedir. Bu ittifak Almanya’nın güvenliğini güçlendirdirmiş, Avrupa’daki üstünlüğünü perçinlerken önem verdiği bir politika olan Fransa’yı yalnız bırakma amacını bir yönüyle gerçekleştirmiştir.
Üçlü İtilafın Kurulması
Üçlü İttifakın hayata geçmesinden Fransa oldukça tedirgin oldu. Çünkü Almanya’dan intikam almak istiyordu ve bu ittifak karşısında tek başına kalma riskiyle karşılaşmıştı. Fransa bundan dolayı kendine müttefik arama çabalarını yoğunlaştırdı. İngiltere ve Rusya ile anlaştı.
Avrupa’daki Gelişmelerin Osmanlı Devleti’ne Etkileri
Birinci Dünya Savaşı’na neden olan bunalım ve anlaşmazlıkların birleştiği alanlardan ikisi doğrudan Osmanlı’yı ilgilendiriyordu. Bu bölgelerden biri Balkanlar, diğeriyse Ege-Doğu Akdeniz alanıydı. Osmanlı Devleti, özellikle 19. yüzyıldan itibaren hissedilir derecede çöküş sürecine girince bu bölgelerde tutunması da zorlaştı.
Balkanlardaki etnik unsurlar arasında milliyetçilik hareketleri yaygınlaştı.
Avrupa Dışı Dünyadaki Gelişmeler
ABD, 19. yüzyılın başından itibaren Avrupa devletleri arasındaki siyasi anlaşmazlıklara müdahil olmadı. 19. yüzyıl, Avrupa’da özgürlükçü hareketlerin yaşandığı bir dönemdi. İspanya, ayaklanmaların en yoğun yaşandığı ülkelerden biriydi. Ülkedeki ayaklanmayı bastırmak için Dörtlü İttifak’tan (İngiltere, Rusya, Avusturya ve Prusya, daha sonra Fransa) yardım istemişti. Avrupa ana karasındaki ayaklanmalar bir süre sonra İspanyol sömürgelerinde de baş göstermişti. İspanya, Güney Amerika’daki ayaklanmaları bastırması için Dörtlü İttifak’tan (ve Fransa’dan) yardım istemişti. Ancak Avrupalı Devletlerin, Güney Amerika’da yerleşme ihtimalleri ABD’yi harekete geçirdi. ABD Cumhurbaşkanı James Monroe kongreye gönderdiği mesajda ABD dış politikasını belirlemişti. Kongrede, ABD’nin kıta Avrupası’nın içişlerine karışmaması ve Avrupalıların da Amerikan kıtasının iç işlerine karışmaması kabul ediliyordu. ABD, Monroe Doktrini sonrası Amerika kıtasında hâkim güç hâline gelmişti.
19. yüzyılda ABD iç politikasında kölelik sorunu ülke gündeminin ilk sıralarında yer alıyordu. Bir tarafta kölelik karşıtı Kuzey Amerika Eyaletleri diğer tarafta ise kölelik kurumunun devam etmesinden yana olan Güney Amerika Eyaletleri vardı. Kölelik karşıtı Abraham Lincoln’un başkan seçilmesi ise ABD’de iç savaşa giden süreci başlatmıştı. Dört yıl süren savaş, Kuzey Amerika Eyaletleri’nin kazanması ile sonuçlandı. ABD ülkesinde siyasi birliği sağladıktan sonra, (dış politikada) genişleme politikasını uygulamaya koydu. ABD, ekonomik egemenlik politikasıyla Pax-Americana oluşturma hedefi doğrultusunda ilerlemişti. İspanya’nın Orta ve Güney Amerika’da yer alan kolonileri ile yaptığı mücadelede, ABD, kolonilerin yanında yer almıştı.
Dünyadaki sömürgecilik faaliyetlerinde 17. yüzyıla kadar etkin olan iki ülke vardı: İspanya ve Portekiz. 17. yüzyıldan sonra ise İngiltere, Fransa ve Hollanda’da sömürgecilik yarışına katılmıştı. Sömürgeci devletler faaliyetlerini şirketler aracılığıyla yürütmüştü. 19. yüzyılda, emperyalist mücadelenin en önemli yerlerinden biri Hindistan’dı. İngiltere ve Fransa’nın Hindistan üzerinde karşı karşıya geldiği mücadelede İngiltere galip gelirken, 19. yüzyılın ikinci yarısında Hindistan coğrafyasının tamamına yakını İngiliz egemenliğine girdi. Çin, 19. yüzyıla kadar Canton limanı dışında kapılarını Avrupalı sömürgecilere kapatmıştı. Avrupalıların hammadde ve pazar arayışı Çin’e olan ilgiyi arttırmış, kaçak yollarla Çin’e afyon satan İngiltere, Çin yönetimi ile 1839 yılında karşı karşıya gelmişti. Üç yıl süren savaş sonunda İngilizlerin galip gelmesi ile Nanking Antlaşması imzalanmıştı. Bu antlaşma ile Çin, emperyalist etkilere açık bir hâle gelmişti. Çin’in ardından Batılı sömürgeci devletlerin etkisi altına giren bir diğer ülke Japonya oldu. Japonya, 19. yüzyılın ilk yarısında toplumsal sorunlarla mücadele ederek geçirmişti. Kaos
döneminin ardından Meiji Restorasyonu ile siyasal ve toplumsal reformların uygulandığı bir döneme girildi. Japonya, Meiji döneminde siyasal, toplumsal ve ekonomik alanda büyük bir gelişme kaydederken, başlattığı reformlar sonucunda sömürgeci bir devlet haline gelmişti. Hammadde ve pazar arayışına giren Japonya’nın Kore’ye yönelmesi, Çin-Japon Savaşı ile sonuçlandı. Savaş sonunda Kore bağımsızlığını kazanırken, Japonya’nın gelişmesi diğer emperyalist devletleri rahatsız etmişti.
Avrupalı devletlerin, Çin’de kurdukları emperyalist düzen Çin’deki geleneksel/tutucu kesim arasında rahatsızlık yaratıyordu. Japonya’nın Çin’e yayılma politikası, Rusya’yı rahatsız etmişti. Mançurya üzerinde hak iddia eden Japonya ile bu bölgeyi elinde tutan Çarlık Rusya, 1904-1905 yıllarında karşı karşıya geldi. Savaş, Çarlık Rusya’nın yenilgisiyle sonuçlanırken, ilk kez Uzak Doğu’da yer alan bir devlet, bir Avrupa devleti karşısında zafer kazanmıştı.
Avrupalı devletler 19. yüzyılda, Afrika kıtasında bir paylaşım yarışına girdiler. Bu yarış bir süre sonra anlaşmazlığa dönüştü. Anlaşmazlığı ortadan kaldırmak amacıyla 1884-1885 yıllarında gerçekleştirilen Berlin Konferansı sonrası Afrika kıtası Avrupalı Devletler tarafından hızla paylaşıldı. İngiltere; Mısır’ın yanında, Somali, Uganda, Kenya’yı içine alan Doğu Afrika bölgesine, Nijerya’ya ve Güney Afrika’da hakimiyet altında tuttuğu Rodezya’ya egemen olmuştu. Belçika, Kongo’ya sahip olurken Fransa, Cezayir ve Tunus’un yanında Senegal, Gabon, Fildişi, Gine, Nijer, Çad, Madagaskar ve Cibuti’ye sahip oldu. Almanya, Batıda Togo ve Kamerun, Güney Batı ve Doğu Afrika’da bazı toprak parçalarını egemenliğine kattı. İtalya, Eritre ve Somali’yi ele geçirdi. Afrika kıtası, sömürgeci devletlerin birbirleri ile mücadelesine de tanıklık etmişti.