AÖF Soru Bankası

Siyasi TarihÜnite 1 Özeti

Devrimler Çağı (1789-1848)

TAR118U-SİYASİ TARİH

Ünite 1: Devrimler Çağı (1789-1848)

Fransız Devrimi

Fransa’nın 18. yüzyılda içine düştüğü siyasal, toplumsal ve ekonomik bunalımlar Fransız Devrimi’nin çıkmasında başlıca etkenlerdir. Fransız Devrimi’ni köylülerin, alt gelire sahip kentlilerin ve burjuvazinin yüzyıllardır uğradığı haksızlıklar, orta sınıfın ve köylülerin umutlarının düş kırıklığına uğraması, yönetimin zayıflaması, imtiyazlı aristokrasinin suçlamaları, aydınlanma çağı değerlerinin yaygınlaşması, finansal krizler ve devletin iflası gibi etkenler tetiklemiştir. Yedi Yıl Savaşları ve Amerikan Bağımsızlık Savaşı’nda bağımsızlık yanlılarının desteklenmesi nedeni ile Fransa’nın uğradığı büyük mali çöküntü, 1778’in Aralık ile 1789’in ilk aylarında daha da derinleşerek ekonomik ve politik alandaki muhalefeti sertleştirmiştir. Meclis, 9 Temmuz’da “Ulusal Kurucu Meclis” adını almış, Paris halkı 12-13 Temmuz 1789’da Kurucu Ulusal Meclis’i korumak ve Jacques Necker’in başbakanlık görevinden alınmasını protesto etmek amacıyla ayaklanmıştır. Kurucu Ulusal Meclis’te 1 Ağustos’tan itibaren İnsan Hakları Bildirisi üzerine tartışmalar yapılmaya başlandı. 1789 yılının son günlerinde de seçim kanunu çıkarıldı ve vatandaşlar oy verme çerçevesinde “pasif” ve “aktif” olarak ikiye ayrıldı. Kurucu Ulusal Meclis, terör eylemlerinin arttığı bir süreçte Anayasayı hazırladı ve 3 Eylül 1791’de onayladı. Devrim’in ardından başta Avusturya olmak üzere Avrupa ülkeleri, monarşinin zayıflaması ve devrimin değerlerinin yaygınlaşması nedeniyle tepki göstermeye başladı. Avusturya ile Bohemya Kralı II. François, 20 Nisan 1792’de Fransa’ya savaş ilan etti. Savaş kısa sürede Avrupa’ya yayıldı. Diğer yandan Girondenler ile Dağlılar arasındaki mücadelenin sertleşmesi, iktidarın gittikçe merkezileşerek tek elde toplanmasına ve 1793-1795 yılları arasında terör uygulamalarının yaşanmasına neden oldu. Ulusal Konvansiyon, yeni bir anayasa hazırlayarak 27 Ekim 1795’te yürürlüğe girmesini sağladı. Anayasaya göre, yürütme gücünü Direktuvar diye anılan beş kişilik bir kurul kullanacaktı. 1795-1799 yıllarında süren Direktuvar Yönetimi sırasında Fransa’da siyasal çalkantılar devam etti. Avrupa monarşileriyle yaşanmakta olan savaş derinleşti. Bu savaşlar sırasında General Napoléon Bonaparte’ın yıldızı parlamaya başlamıştı.

Napoléon Bonapart İktidarı

Paris’teki iktidar mücadelelerinden yararlanarak 9 Kasım 1799’da bir darbe gerçekleştirdi. Ertesi gün üç konsülden oluşan bir geçici hükümet kurulmasını sağladı. Napoléon’un üzerinde değişiklikler yaparak son şeklini verdiği anayasa 27 Aralık 1799’da yürürlüğe girdi. Napoléon, İkinci Koalisyon Savaşları çerçevesinde 1801’de Avusturya’ya karşı askeri başarılar kazandı ve bu ülkeye Lunéville Barışı’nı imzalattı. Aynı şekilde İngiltere’ye de 1802’de Amiens Barışı’nı yaptırdı. 4 Ağustos 1802’de yapılan bir halk oylamasında kendisini ömür boyu birinci konsül seçtirdi ve tüm yürütme gücü Napoléon’un üzerinde toplandı. Ülkede merkeziyetçi bir yapı oluşturdu ve idari taksimatı vilayet ve ilçe sistemi

üzerine inşa etti. Yargıçlar’ın hükümet tarafından atanması kuralını koydu, Fransız Merkez Bankası’nı kurdu. Ortaöğretim kurumlarını devlete bağladı ve bugünkü “lise”leri kurdu. İlk Fransız Medeni Kanunu’nu çıkardı. Katolikliği resmi ve ayrıcalıklı bir inanç haline getirdi. Yetkilerinin ve politik statüsünün değiştirilmesi için baskıda bulundu. Senato, Napoléon’un birinci konsüllüğünün imparatorluğa çevrilmesine ve imparator olmasına karar verdi. Bu çerçevede hazırlanan anayasa halk oylamasına sunuldu ve halk tarafından da benimsendi.

İmparator Napoléon ve Koalisyon Savaşları

Fransa’nın İngiltere’nin sömürgeleştirdiği Hindistan’la ilgilenmesi ve Mısır’a göz dikmesi, buna karşılık, İngiliz tüccarlarının da çıkarlarının sarsıldığını öne sürerek hükümetlerini baskı altına almaları, iki ülke arasındaki ilişkileri gerginleştirdi. Fransa’nın Piyemonte ve İsviçre’yi ilhak etmesi, İngiltere’nin de Malta’dan çekilmemesi üzerine iki ülke tekrar savaşmaya başladı. Fransa’ya karşı İngiltere, Rusya ve Avusturya birleşti. Böylece Üçüncü Koalisyon kurulmuş ve taraflar arasında üç önemli savaş yapılmıştır.

Napoléon 2 Aralık 1805’te Viyana yakınlarında Austerlitz kasabasında Avusturya-Rusya ordularını yenmeyi başardı. Bu ağır askeri yenilgiden sonra Avusturya, Fransa ile 26 Aralık 1805’te Pressburg Barış Antlaşması’nı imzalamak zorunda kaldı. Fransa, Avusturya’nın Almanya ve İtalya’daki topraklarının önemli bir kısmını aldı. Avusturya Üçüncü Koalisyondan ayrıldı. Napoléon, Güney ve Batı Almanya’nın küçük devletlerini 19 Temmuz 1809’da Ren Federasyonu adı altında birleştirdi. Napoléon’un Prusya ve Avusturya ordularını başarısızlığa uğratması üzerine Rusya Temmuz 1806’da barış istedi. Napoléon gücünün zirvesine ulaşmıştı.

Napoléon, 8 Ekim 1806’da Prusya’ya karşı harekete geçti. Bu girişim, Dördüncü Koalisyonu doğurdu. Dördüncü Koalisyon Savaşları’ndan sonra İngiltere’ye karşı ilan ettiği kıta ablukasını delen Portekiz’i, İspanya’nın desteğini alarak işgal etti. Ardından yaşanan Beşinci Koalisyon Savaşları da 14 Ekim 1809’da imzalanan Schönbrunn (Viyana) Antlaşması’yla sona erdi. Napoléon’un Avrupa kıtasının neredeyse tümüne egemen olmasına rağmen Rusya ile arası açılmıştı. Napoléon’un ordusu 14 Eylül 1812’de Moskova’ya girdi, fakat büyük bir hezimete uğradı. Ardı ardına yenilgiler alan Napoléon 1814’te müttefik güçlere teslim olarak Elba Adası’na sürgüne gönderildi. Bu olağanüstü gelişmeler karşısında Fransa’da rejim tartışmaları başladı ve Talleyrand’ın çabasıyla XVI. Louis’in kardeşi XVIII. Louis’in Fransa’ya dönmesi sağlandı. XVIII. Louis Mayıs 1814’te Fransa Kralı oldu ve ardından 4 Haziran’da yeni bir anayasa ilan etti. En önemli gelişmelerden biri de Müttefiklerin 30 Mayıs 1814’te Fransa’ya Paris Antlaşması’nı imzalatmalarıdır. Böylece Fransa’nın 1792 sınırlarına çekilmesi sağlandı.


Avrupa Uyumu

Napoléon’un yenilmesinden ve Elba Adası’na sürgüne gönderilmesinden sonra Avrupa’nın yeniden düzenlenmesi sorunu ortaya çıkmıştı. Bu konuda düzenlemeler yapmak amacı ile toplanan Viyana Kongresi 18 Eylül 1814’te başlayıp, Haziran 1815’ e kadar sürdü. Viyana Kongresi’nde ilk olarak Fransa konusu ele alındı. Fransa’nın doğu sınırında bir kalkan oluşturmak amacıyla Belçika ve Hollanda birleştirilerek bir krallık oluşturuldu. Kongre’de Polonya yine paylaşıldı. Kongre sona ermeden Napoléon’un sürgünde bulunduğu Elba Adası’ndan 1 Mart 1815’te kaçarak Fransa’ya dönmesi ve İmparatorluğunu ilan etmesi müttefikleri yeniden birleştirdi. Fransız Ordusu yenildi ve Napoléon yakalanarak İngiltere’nin gözetiminde Afrika’nın Gine Körfezi açıklarındaki Saint-Héléne Adası’na sürgüne gönderildi. Avusturya, Prusya, Rusya ve İngiltere’nin katılımıyla 20 Kasım 1815’te Dörtlü İttifak Antlaşması imzalandı. Bu antlaşmaya göre, müttefikler belli süreler içinde toplanacaklar ve Avrupa barışı için alınması gereken önlemleri görüşeceklerdi. Kararlaştırılan şekilde belirli aralıklarla toplanan kongreler, uluslararası ilişkilerde konferans sisteminin doğmasına ve uluslararası örgütlerin kurulmasına zemin hazırlayacaktır.

1830 Devrimleri

19. yüzyıl Avrupası’nın ikinci büyük devrimci dalgasını oluşturmaktadır. Kaynağı Fransa olmakla birlikte liberal ve milliyetçi hareketler bütün Avrupa’ya yayıldı. 1830 Devrimleri sadece liberal ve milliyetçi hareketleri etkilemedi, aynı zamanda işçilerin ilerici taleplerinin gündeme getirilmesini de etkiledi.

Yeni Siyasi Akımlar

Fransız Devrimi ve ardından gelen savaşlar ile Sanayi Devrimi, Avrupa kıtasında olağanüstü sarsıntılara yol açtı. Bu sürecin en önemli yansımalarından biri yeni siyasi akımların doğması ve var olanların da güçlenmesidir. 1820’lerden itibaren liberalizm, radikalizm, sosyalizm, muhafazakarlık, bireycilik, anayasacılık, komünizm ve milliyetçilik gibi kavramlar yaygın bir şekilde kullanılmaya başlandı.

Romantizm

Bu akım 18. yüzyılın sonlarında klasisizme tepki olarak gelişti. İnsanın duygu ve içgüdüsünü yücelterek merkeze alan; melankolik duyarlılık, doğaya yönelme, millilik ve yerlilik özellikleri olan bir akımdır. Daha çok edebiyatta etkisi görülmekle birlikte, sosyal sorunların ele alınmasına da farklı bir yöntem getirdi. Romantikler, bireyin coşkulu yanının özgür bırakılmasını istemişlerdi.

Liberalizm

Ünlü İngiliz düşünürü John Locke, mutlakiyetçi düzene yaptığı eleştirilerle liberal devlet düzeninin öncüsü sayılmaktadır. Montesquieu ve Jean-Jacques Rousseau liberal görüşün gelişmesinde değişik açılardan katkıda bulunmuşlardır. Liberal düşüncenin bir doktrin haline

gelmesinde Benjamin Constant’ın (1767-1830) düşünceleri önde gelmektedir. Her alanda, her şeyden önce özgürlük talep etmiştir. Liberaller; mutlak ve keyfi yönetime karşı, söz, ifade ve basın özgürlüğünü; din ve vicdan özgürlüğünü ve mülkiyet hakkını tanıyan yazılı anayasalar talep etmişlerdir. Ayrıca serbest seçimler sonucu oluşturulan parlamentolar, iktidarın farklı güçler arasında paylaştırılması liberallerin isteklerinin üst sıralarında yer almıştı.

Sosyalizm

1840’lardan önceki sosyalizm anlayışı Karl Marx ve İngiliz Robert Owen, Fransız Saint-Simon ve Charles Fourier ütopik sosyalistlerin başında gelir. Karl Marx ve Friedrich Engels, sosyalist düşünceye bilimsel bir boyut kazandırdı. Yazdıkları ve ilk kez 1848 Şubat ayında Londra’da yayınladıkları “Komünist Parti Manifestosu” dünyada en fazla okunan eserlerden biri oldu. Marx ve Engels’in eserlerinden tarihsel materyalizm, diyalektik, yabancılaşma, sınıf mücadelesi, artı değer, proleter devrim ve komünizm kavramlarını kullanarak uzun süreli bir mücadele başlattı.

Milliyetçilik

Bu düşüncenin ortaya çıkmasında Avrupa toplumlarının pre-kapitalist bir ekonomiden kapitalist bir düzene geçmesi etkili oldu. Avrupa’nın geçirdiği dönüşümde milliyetçilik, coğrafi ve siyasal engellerle bölünmüş bir nüfusu hem yatay olarak hem de dikey olarak tek bir otorite altında bütünleştirmeyi hedefledi. Bireyler ve gruplar ulusal birliğe çağırıldı. Amerikan ve Fransız devrimleri milliyetçiliğin yaygınlaşmasında başat bir rol oynadı. Bu devrimlerde savunulan eşitlik, özgürlük, kardeşlik, dayanışma ve millet egemenliği milliyetçiliğin kitlelerce benimsenmesini pekiştirdi. Milliyetçilik hem çok uluslu imparatorluklara karşı, hem de bu imparatorlukların baskıcı ve otokratik yönetimlerine karşı mücadele azmini yükseltmiştir.

1830 Devrimlerinin Yayılması

Restorasyon döneminde, Metternich’in tüm baskı politikalarına rağmen liberal, devrimci hareketler hız kazanmıştı. Liberalizm, bilimde, edebiyatta, tarih yazımı gibi alanlarda yayılmaya devam etmişti. Ayrıca başta Fransa olmak üzere Avrupa’nın birçok ülkesinde kapitalist ilişkiler artmıştı. Aristokrasi servetini toprakta yoğunlaştırırken, burjuvazi ise ticaret ve mali sermayede etkili olmaktaydı. İngiltere’de Sanayi Devrimi toplumsal çelişkileri derinleştirmiş ve işçi sınıfının doğuşuna yol açmıştı. Kıta Avrupası’nda yaşanan siyasal ve ekonomik mücadeleler yeni bir devrim dalgasının kapısını aralamıştır.

Fransa’da Devrim

1814’te tahta çıkarılmış olan XVIII. Louis, çok arzu etmesine rağmen feodal ayrıcalıkları geri getirememiş ve mutlak iktidarını kurmayı başaramamıştır. 1824’te ölümünden sonra kardeşi X. Charles tahta geçti. Yeni Kral aristokrasi ve kilise lehine birçok düzenleme yaptı. Basına


çok katı kısıtlamalar getirilmesi, Meclis’in feshedilmesi, seçim sisteminin yeniden düzenlenmesi ve seçim hakkının sadece zengin toprak sahiplerine verilmesi kararları karşısında muhalif gazeteciler, yönetimin kararnamelerle hukuk dışına yöneldiğini, zorbalığa başvurduğunu ve direnme haklarının bulunduğunu ilan etti. Bu demeci içeren afişler Paris sokaklarında duvarlara asıldı. Halk, Kral’a ve yönetimine karşı 27 Temmuz 1830’da ayaklandı. Bu ayaklanma daha sonra literatüre “şanlı üç gün” olarak geçecektir. Aydınlar Cumhuriyet ilan etmek istedi iseler de başarılı olamadılar. Ara formül olarak Bourbon’ların Orléans kolundan Louis-Philippe 30 Temmuz’da tahta geçirildi. Kral liberal fikirlere sahipti ve devrime sempatiyle bakıyordu. Burjuvazi açısından 27-30 Temmuz 1830 Devrimi’nin en önemli kazanımı Fransa’nın bir hukuk devleti olma sürecine girmesinin sağlanmasıydı.

Belçika’da Devrim

Belçika’nın kuzey bölümünde Protestan Hollandalılar, güneyde ise Fransızca veya Flamanca konuşan Katolik Belçikalılar bulunuyordu. Bu topluluklar arasında anlaşmazlık vardı. Ayrıca Hollanda’nın Belçika halkına dilini ve kanunlarını dayatması ve Protestanların okullarını kontrol etmesi, halkın hoşnutsuzluğunu daha da arttırdı. 27 Temmuz 1830’da Fransa’da başlayan devrim Belçika’da büyük bir heyecanla karşılandı. Bundan etkilenen Brüksel halkı 25 Ağustos’ta Hollanda’nın egemenliğine karşı ayaklandı ve kısa süre içerisinde ayaklanma ülkeye yayıldı. Hollanda Kralı ayaklanmayı bastırmak için şiddete başvurunca gelişmeler önce Belçika’nın bağımsızlık ilan etmesine, ardından da bir parlamento toplanmasına yol açtı. Viyana Antlaşması’na imza atan devletler 20 Aralık 1830’da bir konferansta bir araya geldi. İngiltere’nin ağırlığını koyduğu konferansta Belçika’nın sürekli tarafsızlık statüsüyle bağımsızlığı tanındı.

Polonya, İtalya ve Almanya’da Devrim

1830 Devrimlerinin ardından Avrupa’da liberal ve milliyetçi akımlar güç kazandı. Devrimin Fransa, Belçika ve İngiltere’de kısmi kazanımları oldu, buna karşılık Almanya, Polonya ve İtalya’da milliyetçi, özgürlükçü eylemler bastırıldı.

1830 Devrimlerinden sonra burjuvazinin monarşi karşısında güçlenmesi ve liberallerin birçok ülkede iktidarda bulunması yeni bir döneme kapı araladı. Bu da işçi sınıfının burjuvaziye karşı çıkarak köklü bir mücadele başlatmasıydı. 1848 Devrimleri bu zemin üzerinde gerçekleşmişti.

1848 Devrimleri

Fransız monarşisi 19. yüzyılın ilk yarısında sanayi devriminin keskinleştirdiği çelişkiler sonucu, açık bir biçimde mali burjuvazi ile işbirliğine gitti. Aynı zamanda 1830-1848 süreci mali burjuvazi ile diğer burjuva kesimleri arasında çeşitli çıkar çatışmalarını da keskinleştirdi.

Fransa

1848 Devrimlerinin arka planında Fransa’da sosyal ve ekonomik kriz ile işçi sınıfının talepleri belirleyici olurken, İtalya ve Avusturya gibi ülkelerde milliyetçilik akımı başat rol oynamıştır.

Muhalefet grupları seçim kanununda değişiklik yapılması talebiyle Paris’te bir araya geldi. Amaçlarına ulaşmak için 22 Şubat 1848’de bir gösteri gerçekleştirilmesini planladılar. Ancak Guizot Hükümeti gösteriyi yasakladı. Liberaller ve ılımlı Cumhuriyetçiler yasağa uydu, ancak radikaller protesto gösterisinin yapılması konusunda ısrar etti. Öğrenci ve işçilerden oluşan radikaller 22 Şubat gecesi büyük bir ayaklanma başlattı. Kral, Guizot’u başbakanlıktan aldığını ve seçim kanununda değişiklik yapacağını belirtmesine rağmen ortam yumuşamadı. Liberal, sosyalist ve radikallerden oluşan muhalefet, 25 Şubat 1848’de İkinci Cumhuriyeti ilan etmeyi başardı.

İlk kez Fransa’da başlayan 1848 Devrimleri, bu ülkede ikinci cumhuriyetin sona ermesine ve Napoléon Bonapart’ın yeğeninin kendisini III. Napoléon adıyla imparator ilan etmesine yol açtı. Böylece Fransa’da daha otoriter bir yönetim iş başına geldi.

Avusturya

1848 Devrimi liberal ve sosyalist bir nitelik taşırken, Avusturya’da ve diğer ülkelerde genellikle liberal ve milliyetçi bir öze sahiptiler. Avusturya çok uluslu bir imparatorluktu ve Metternich sıkı monarşist politikayla bu unsurları bir arada tutmaya çalışıyordu. 1830 Devrimleri büyük darbeler alınmadan atlatılmasına rağmen, Fransa’da başlayan 1848 Devrimi, çok uluslu Avusturya imparatorluğunu tehdit etti. Macarlar, İtalyanlar ve Slavlar arasında milliyetçi akımlar güç kazandı. Fransa’daki Şubat Devrimi’nden hemen sonra Viyana’da halk hükümete karşı ayaklandı. Metternich, İngiltere’ye kaçmak zorunda kaldı.

Çekler, Avusturya yönetimine karşı ayaklandı, ancak ayaklanma kısa sürede bastırıldı. Macarlar ise ünlü milliyetçi Lajos Kossuth liderliğinde Mart 1848’de bağımsızlık talep etti. Ancak Macaristan’daki Romen’ler, Hırvatlar ve Slavlar yeni Macar hükümetini tanımadılar. Macar ayaklanması bastırıldı. Viyana’da da halk ayaklanarak İmparatoru tahttan çekilmeye zorladı. Ardından İmparatorun yeğeni Franz Joseph 2 Aralık 1848’te tahta oturdu. Yeni Kral, Macaristan’ı tekrar Avusturya’nın bir eyaleti haline getirdi. Bu teşebbüs Macarların tekrar ayaklanmalarına neden oldu. Macar devrimcileri, Macaristan’ın Avusturya’dan ayrıldığını ilan ederek Cumhuriyet’in kurulduğunu açıkladı. Avusturya ve Rusya askeri güçlerinden oluşan büyük bir ordu Macaristan’a girerek devrimi sonlandırdı. Böylece Macaristan’daki milliyetçi ayaklanma ve Avusturya’daki liberal hareket başarısızlığa uğratıldı.

İtalya

İtalya’da siyasi birliğin sağlanması için çeşitli örgütler çalışmaktaydı. Bunlardan biri de gizli faaliyetleri olan


Carbonari Derneği’ydi. Avusturya’daki karışıklıklardan yararlanan Piemonte tekrar ayaklanmış ise de başarılı olamadı. Napoli halkı da Cumhuriyet ilan etti. Ancak İtalya’daki milliyetçi ve liberal hareketler Avusturya tarafından bastırıldı.

Almanya

Metternich’in 18 Mart 1848’de başbakanlıktan ayrılması ve İngiltere’ye kaçmasından sonra Berlin’de halk anayasa için ayaklandı. Prusya Kralı IV. Friedrich Wilhelm protestolar karşısında liberal bir anayasa ilan edeceğini açıklamak zorunda kaldı. Fakat büyük toprak sahibi soylularla burjuvazinin temsilcilerinden oluşan parlamento, söz konusu istekleri reddetti. Frankfurt Parlamentosu’nun hazırladığı anayasa 28 Mart 1849’da kabul edildi. Anayasaya göre krallık IV. Friedrich Wilhelm’e verildi. Ancak Kral anayasayı da tacı da reddetti. Bu arada Avusturya’nın baskısı ve bazı Alman devletlerinin anayasayı kabul etmediklerini ilan etmesi üzerine ulusal birlik sağlanamadı.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında