TAR108U-BİZANS TARİHİ
Ünite 4: Herakleios Hanedanı Dönemi: Avarlar, Sasaniler ve İslam Karşısında Bizans
Giriş
Herakleios zorba yönetimi devirerek kendini imparator ilan etti. 610-641 yılları arasında imparator olarak saltanat süren Herakleios, Bizans’ta yeni bir dönemi başlattı (Kazhdan, 1991). Herakleios Hanedanı (II. Konstans, IV. Konstantinos, II. Justinianos) 711 yılına kadar iktidara sahip oldu. Bu zaman zarfında imparatorluk ve uygarlığın Romalı kimliğinin Hristiyan Doğu İmparatorluğu ve uygarlığına dönüşümünü sağlayan son adımlar da atıldı. 641’de Grekçe resmî dil ilan edildi.
Bu dönemde Bizans’ın dış ve iç tehlikelerden kurtulmasında Thema Sistemi adıyla anılan askerî, idari ve mali nitelikteki reformun etkisi büyük oldu.
Avarlar, Bulgarlar ve Hazarlar gibi Türk asıllı halklarla yoğun temasların yaşandığı bu dönemde, Herakleios’un oğlu II. Konstans’ın ölümü sonrasında iç savaşlar Bizans İmparatorluğu’nu bir hayli yıprattı. 711 yılında II. Justinianos’un ölümü ile Herakleios Hanedanı dönemi son buldu.
Bizans, Avar ve Sasani İlişkileri
Herakleios’un saltanatının başlarında Bizans’ın içinde bulunduğu zayıflık ve karışıklık ortamı Sasanilerin, Bizans’ın doğusunda ilerleyişini kolaylaştırdı. Fırat’ı geçen Sasani komutan Şahrbaraz, Antiokheia’yı (Antakya) (8 Ekim 610) zapt etti. 611’de Emesa (Humus) ve 613’te Damaskos (Şam) Sasanilere teslim oldu. Doğu Anadolu üzerinden harekete geçen Sasani Şahin, Kapadokya’ya kadar ilerledi ve Caesarea’yı (Kayseri) ele geçirdi. Kısa sürede Kilikya ve Suriye eyaletleri, İranlıların hâkimiyetine geçti. Haziran 614’te üç haftalık bir kuşatmadan sonra Sasaniler, Filistin’in merkezi Jerusalem’e (Kudüs) girdiler. Anadolu’da da Sasani seferleri oldukça yıkıcıydı: İran ordusu 615’te Khalkedon’a kadar ilerledi. Filistin üzerinden Mısır’a ulaşan Sasaniler, 619’da Aleksandreia’yı (İskenderiye) ele geçirdiler. 626’ya kadar Ankyra (Ankara), Bithynia’nın kentleri yağma ve yıkıma maruz kaldı.
Bizans-Avar İlişkileri ve Avarların Konstantinopolis Kuşatması
Slavların anavatanı Vistül nehri, Polesiye, Dinepr arasındaki sahadır. VI. yüzyılın sonlarına doğru Tuna’yı aşıp Balkanlar’da ve Orta Avrupa istikametinde yayılmaya başladılar. Mora Yarımadası da dâhil olmak üzere iki yüzyıl boyunca varlık gösterdiler. İlk siyasi teşkilatlarını kurmaları ve etnik yapılarının değişimi hep Avarların hakimiyeti altındayken olmuştur. Tuna’nın güneyine bir süre Slav ülkesi anlamında Sklavinia denildi. Hristiyanlaşmayı müteakip Slavların önemli bir kesimi asimile oldular. Türk Bulgarları Slavlaştırdılar. Avarların zayıflamasıyla birlikte siyasiaskerî etkinlik göstermeye başladılar. Bizans’ın, Avarlara yönelik siyaseti çift yönlü olarak gelişmiştir: Bizans, bir taraftan Avar Hakanına yıllık haraç ödeyerek onu dizginlemeye çalışıyor, diğer taraftan da Slav ve diğer toplumları kışkırtarak isyanlar çıkarıp, Avar Kağanlığını zayıflatmak hedefini güdüyordu.
Bununla birlikte Slavlar bazen Avarların komutası altında bazen de başlarına buyruk olarak Balkanlar’da Bizans eyaletlerine karşı hem yağma yapmak hem de yerleşmek için muazzam akınlar yapıyorlardı. Bizans için durum 620’li yıllarda umutsuz görünüyordu. İmparator Herakleios, imparatorluğu yıkımın eşiğine getiren iki tehlikeden önceliği Sasanilerle askerî mücadeleye verdi. Herakleios’un amacı Kafkasya’daki Hazarlarla ittifak yaparak, Sasanileri daha güçlü bir şekilde sıkıştırmaktı (Norwich, 2013; Daş, 2021). İlk Hazar-Bizans temasları da böylece başladı. Hazarlar destek sunmayı kabul ettiler: Hazar, Gürcü, Laz, Abhazlarla takviyeli imparatorluk ordusu Azerbaycan’a ulaştı ve Sasanilerin kutsal kenti Ganzak’ı (Gence) zapt ettiler. İmparator doğuda seferdeyken Avarlar ve Sasaniler arasında temas kuruldu. İttifak teklifinin hangi taraftan geldiği bilinmemekle birlikte, Avrupa ve Asya’daki bu iki büyük güç birlikte hareket ederek Konstantinopolis’i düşürüp, Bizans’ı yıkma konusunda anlaştılar. Konstantinopolis kuşatmasının başarısızlıkla sonuçlanması Avar Kağanlığı için sonun başlangıcı oldu. Balkanlarda Avar üstünlüğü kalmadı, Slavlar ayaklanarak kendi yönetimlerini kurdular. Geleceğin Hırvat ve Sırpları böylece Avarlarla Bizans arasında sağlam bir tampon bölge oluşturuyorlardı. Bizans diplomasisi de boş durmadı. Karadeniz’in kuzeyindeki Bulgarlarla, Avarlar aleyhine ittifak yaptı. Konstantinopolis’e davetle gelen müstakbel Bulgar Hanı Kuvrat nezdinde Bizans güçlü bir müttefik buldu. Macaristan’a çekilmek zorunda kalan Avarlar artık bundan sonra özellikle Franklara karşı bir varlık mücadelesi yaşayacaktır.
Herakleios’un Sasanilere Karşı Kesin Zaferi
Başarısız Konstantinopolis kuşatması üzerine Şahrbaraz, Khalkedon’u terk ederek Anadolu üzerinden Suriye’ye çekildi. Herakleios’un doğu seferi devam ediyordu. II. Kavad tarafından devrilip, öldürüldü. Kavad da Herakleios’a elçi göndererek, 602’deki Sasani-Bizans sınırlarına geri dönmeyi, Mısır, Filistin, Jerusalem (Kudüs) ve Suriye’yi Bizans’a iade etmeyi kabul ettiğini bildirdi. Mısır, Jerusalem, Suriye, Doğu Anadolu yine Bizans hâkimiyetine geçti (Vasiliev, 2017). Diğer taraftan askerî ve mali gücünü kaybetmiş olan Sasani İmparatorluğu artık iflah olmayacak ve Bizans için hiçbir tehlike teşkil etmeyecekti. İmparator Herakleios, altı yıl önce ayrıldığı başkenti Konstantinopolis’e 14 Eylül 628’de muzaffer olarak, Kutsal Haç ile birlikte geri döndü. Bütün kent halkı coşkuyla kendisini karşıladı, muazzam törenler ve kutlamalar yapıldı. Ayasofya’da bizzat Patrik Sergios’un karşıladığı imparator, Hristiyanlığın onurunu kurtaran galip sıfatıyla şükür ayinine katıldı. Bizans eyaletleri İranlılar tarafından boşaltılırken, Herakleios, 630’da Hac yolculuğuna çıktı. Jerusalem’de (Kudüs) de halk imparatoru coşkuyla karşıladı ve Kutsal haç yeniden eski kutsal mabedindeki yerine konuldu. Böylece Bizanslılar, Sasanilere karşı kazanılan zafere, bir Haçlı Seferi niteliği kazandırma çabasındayken, iki yıl sonra başlayacak olan
İslam ilerleyişi karşısında güçlerinin kalmadığı gerçeğiyle yüzleşeceklerdi.
Herakleios Hanedanı Döneminin Özgünlük ve Farklılıkları: Monotelitizm, Thema Sistemi, Rum Ateşi (Grejuva)
Askerî ve siyasi başarılara rağmen, Bizans’ın imparatorluk toprak bütünlüğünü korumak için çözmek zorunda olduğu sorun Monofizitlik meselesiydi.
Monofizitlik: Hıristiyanlıkta Hz. İsa’nın tanrısal ve insani olmak üzere iki farklı fıtratı (doğası) olduğunu fakat tanrısal doğanın insani doğaya üstünlüğünden dolayı onu özümsediğini dolayısıyla Hz. İsa’da sadece tanrısallığın kaldığını kabul eden öğreti. Mısır, Filistin, Suriye ve Doğu Anadolu’nun Monofizit mezhebindeki Hristiyan halkları, Bizans resmî kilisesi ve imparatorluk yönetiminin kendilerini sapkın sayarak, dışlamaları dolayısıyla, imparatorluğa sadakat hisleri beslemiyorlardı. Merkezî yönetime yabancılaşmış bu toplumlarla inanç ve kültürel olarak birleşip bütünleşmek gerekiyordu. Bu nedenle Herakleios, döneminde Patrik Sergios’un çabalarıyla Diofizitlik ve Monofizitliği uzlaştıran yeni bir doktrin geliştirildi.
Diofizitlik: Hristiyanlıkta Hz. İsa’da tanrısal ve insani doğanın (fıtratın) onun eşsiz şahsında bir arada bulunduğuna inanan öğreti.
Mezhepsel sorunları çözme çabalarının yanında Herakleios hanedanı döneminde eğitim ve kültür alanında da önemli adımlar atıldı. Latince olan devletin resmî dili Grekçe olarak belirlendi.
Konstantinopolis’te yeni bir yüksek okul açıldı ve bu okulun öğretim sistemini Patrik Sergios tanzim etti. Dolayısıyla yüksek okul da kilisenin nüfuzu altındaydı. Böylece siyasetle birlikte kültürel hayata da kilise tam anlamıyla müdahil oldu.
Thema Sistemi
Thema: Kelime anlamı kolordu demektir. Bir kolordunun savunacağı büyüklükteki idari bölgeye de ad olmuştur.
Askerî, mali, ekonomik, sosyal alanlardaki bu çöküşü durdurabilmek için yeniden yapılanma bir reform yapmak gerekiyordu. Bu yeniden yapılanmada ilk adımlar İmparator Herakleios (610-641) döneminde atıldı. Askerî ve ekonomik imkânları daha iyi kullanabilmek, yerinde yönetimle daha etkin tedbirler alabilmek için İmparator Herakleios, Anadolu’da Bizans’ın hâkimiyetinde kalan toprakları, Fırat’ın batısı, günümüz Rize ilinden Çukurova’ya kadar çekilen hattın batısındaki topraklar Thema adıyla dört idari bölgeye ayrıldı: Armeniakon, Opsikion, Anatolikon ve Karabisianı Themaları oluşturuldu. Her bölge kendi ordusunu kuracak ve mevcut askerlere küçük araziler tahsis edilecekti. Thema sistemi, yüzyıllar boyunca Bizans’ın güçlü kalmasında rol oynayan en önemli teşkilatlardan biri olarak dikkat çeker (Ostrogorsky, 2011; Güneş, 2021). VII. yüzyıldaki çöküşte
askerî alanda Grejuva silahı ve idari, mali, sosyal ve askerî nitelikleri olan Thema sistemi Bizans’ın kurtarıcıları olmuştur.
Rum Ateşi (Grejuva)
Mısır veya Baalbekli Kallinikos adında bir âlim, başkent Konstantinopolis’e gelip yeni bir silah icat ettiğini imparatora açıklar. Bizanslıların ilahi, doğaüstü özellik atfettikleri Grejuva’nın (Osmanlı Türkçesinde Ateş-i Rûm) içeriğini kutsal bir sır gibi sakladıklarına inanılır. Bununla birlikte içeriğinde güherçile olduğu ve buna kükürt, zift ve neft yağının eklenmesiyle sıvı hâline getirildiği düşünülmektedir. Su üzerinde yanabilme özelliğine sahip olan Grejuva birleşimine kömür tozu katılarak barutun ilkel şeklinin elde edildiği de söylenebilir (Herrin, 2010). Bu sayede düşman gemisine 10-15 m kadar yaklaşıp Rum ateşini kuvvetli bir şekilde püskürterek tahribatın boyutunu etki biçimde arttırdılar (Heath, 2014). Grejuvanın bilye büyüklüğünden fıçı büyüklüğüne kadar çeşitli araçlarla kullanılabilecek şekilleri geliştirildi. Bunlar büyüklüğüne ve duruma göre ok ucuna bağlanarak veya mancınıkla atılıyordu. Şişeler içine konanları günümüzdeki el bombasının işlevini görüyordu.
İslam-Bizans İlişkileri
İslam öncesi dönemde Arapların Bizanslılar hakkında bir hayli bilgi sahibi oldukları, siyasi, askerî ve ticari ilişkiler geliştirdikleri bilinen bir husustur. Orta Çağ Arapça kaynaklarda Bizans’ı ifade etmek için çoğunlukla Rûm kelimesi kullanılıyordu. Bu ifade, Bizanslıların kendilerini betimlemek için kullandıkları ve Romalılar anlamına gelen Romei tabirinin Arapçaya geçmiş hâlidir.
Hz. Muhammed’in Herakleios’a Mektubu ve Müslümanlarla İlk Savaşlar
VII. yüzyılın başlarında, dünyanın iki büyük süper gücü Bizans ve Sasani imparatorlukları kendi aralarında ölüm- kalım mücadelesi için büyük savaşlar yaparken, Arabistan’da Mekke’de bütün dünyayı etkileyecek ve insanlığa yeni bir ufuk açacak gelişme yaşandı. 610’da Hz. Muhammed, İslam’ı tebliğ etmeye başladı. Mekke’de doğan İslam, 622’de Hicret’ten sonra Hz. Muhammed’in peygamberliği ve liderliğinde teşkilatlı önemli bir güç hâline geldi. Bir dizi zaferlerle, 630’da Mekke’nin fethiyle Arabistan’ın en güçlü devleti artık Müslümanlar idi. Bütün âlemlere hitap eden Hz. Muhammed, 628’de Arabistan çevresindeki hükümdar ve yöneticilere mektuplar göndererek, onları İslam’ı kabul etmeye davet etti. Bunlar arasında, Bizans İmparatoru Herakleios da vardı. Muhtemelen 630 yılında Herakleios’un Jerusalem’e (Kudüs) gelmesi dolayısıyla İslam ülkesinde Bizans’ın savaşa hazırlandığı ve büyük bir ordu seferber ettiği yolunda haberler duyuldu. Bunun üzerine Hz. Muhammed, 30 bin kişilik bir 4 kuvvetin başında Medine’nin 700 km kuzeyinde Suriye’deki Tebük’e kadar ilerledi. Kendilerine karşı bir Bizans kuvveti çıkmadığından herhangi bir savaş yapılmadı, bu bölgeler İslam hâkimiyetine alındı. Bunun
dışında Hz. Muhammed döneminde Bizans’la başka bir temas olmamıştır.
Ecnadeyn ve Yermuk Savaşları
Hz. Muhammed’in vefatından sonra ilk Halife Hz. Ebubekir (632-634) ilk yıllarında İslam beldelerinde istikrarı sağlamakla meşgul oldu. 634’teyse, İslam Devleti için tehdit oluşturan Bizans ve Sasaniler üzerine ordular sevk etti. Ağır bir mağlubiyet alan Bizans güçleri, komutanları Theodoros da dâhil büyük kayıplar verdiler ve kurtulanlar kuzey eyaletlerine kaçarak dağıldılar. Yermuk zaferi Suriye’de Hristiyan Bizans egemenliğinin sonunu işaret ediyordu.
Jerusalem (Kudüs) ve Mısır’ın Müslümanlarca Fethi
Herakleios, Yermuk savaşı sonrasında Antiokheia’da beyhude yere, dağılan orduyu toparlamaya çalıştı. En nihayetinde yirmi yıl boyunca Sasanilerden mücadele ederek, zaferler kazanarak geri aldığı Bizans eyaletlerinin artık Müslümanların egemenliğine girdiği gerçeğini kabullenip, yanına kuşatma altındaki Jerusalem’den gönderilen Kutsal Haçı da alarak, başkent Konstantinopolis’e dönmeye karar verdi.
Bizans’ın en zengin eyaletlerinden Mısır ebediyen kaybedilmiş oluyordu. Mısır ve Suriye’nin Akdeniz liman kentleri, tersaneleri ve buraların denizci halkı artık İslam idaresi altındaydı.
Müslümanların İlk Konstantinopolis Kuşatmaları
İslam Devletinde, Hz. Ali döneminde (656661) yaşanan iç mücadeleler, Bizans’a biraz olsun nefes aldırdı. Halifelik mücadelesi veren Muaviye, 658’de İmparator’a elçi göndererek 3 yıllık bir barış yaptı. Bu anlaşmaya göre; Müslümanlar, Bizans topraklarına seferler yapmayacaklardı. Muaviye, II. Konstans’a her gün için 1000 altın, bir at ve bir köle verecekti. II. Konstans, 668’de bir suikastla öldürüldü. Yerine genç oğlu IV. Konstantinos (668-685) Konstantinopolis’te imparator ilan edildi. Emevi yönetiminin kurucusu Muaviye (661680), iktidarını sağlamlaştırınca ilk iş olarak Bizans seferlerini yeniden başlattı. Muaviye’nin asıl hedefi Konstantinopolis’i zapt ederek Bizans’ı yıkmaktı. Başarısız ilk kuşatma sonrasında deniz cihetinden yapılacak harekâtların gerekliliğini anladılar. Konstantinopolis savunma sisteminin deniz surları, kara surlarına göre daha zayıf idi.
Yapılan saldırılarda mağlubiyetler ve bozgunlar üzerine Muaviye, İmparator IV. Konstantinos’a elçi göndererek, 30 yıllık bir barış temin etti. Daha önce zapt edilen Ege adaları boşaltılacak, Bizans’a her yıl 3 bin altın, 50 köle ve 50 at haraç olarak verilecekti (Avcı, 2018).
Herakleios Hanedanının Sonu
mparator IV. Konstantinos, 685’te, ölünce yerine 16 yaşındaki oğlu II. Justinianos (685-695/705-711) geçti. 695’te Maviler partisinin desteğini alan aristokrat asker kökenli Leontius, II. Justinianos’u devirip iktidara ulaştı. Leontius (695-698), asker olarak başarılarıyla dikkat çeken biriydi fakat 697’de Kartaca’nın Müslümanlar tarafından
zaptı, Bizans’ın Kuzey Afrika’daki varlığının sonu oldu. Apsimar Yeşillerin desteğiyle Leontius’u tahttan atarak, kendisi II. Tiberios (698-705) adıyla taçlandı. Onun zamanında vaziyeti idare etmekten başka bir şey yapılmadığı, Anadolu’da Müslümanlara yönelik girişimlerde durumu değiştirecek bir sonuç alınmadığı görülmektedir. Bizans’ın bu durumundan Emeviler yararlandılar. Kapadokya sınırındaki Tyana’da (Niğde) bir Bizans ordusunu hezimete uğrattılar. 710-11’de Kilikya’da büyük kazanımlar elde eden Müslümanlar, Khrysopolis’e kadar uzanan tahrip edici bir sefer yaptılar. Despotik yönetime karşı 711’de Kırım’da isyan patlak verdi. Dış müdahaleler ve iç ayaklanmalar sonucunda, sırayla yapılan darbeler sonucunda III. Anastasius (713-715) ve III. Theodosios (715-717) iktidarı ele geçirdiler. En nihayetinde Anatolikon Theması Strategosu Leon, ayaklanarak Bizans tahtına oturdu ve hem istikrarı sağladı hem de Bizans’ta yeni bir hanedan Suriye (İsauria) dönemini başlattı. Fakat 695-717 tarihleri arasında altı imparatorun iç çatışmayla iktidara geldiği Bizans’ın bu kargaşa dönemini Müslümanlar kendi lehlerine kullandılar. Anadolu’nun içlerine, Khrysopolis’e kadar uzanan seferleriyle, Bizans’ın birçok müstahkem kale ve şehrini tahrip ettiler. İstikrarı yakalamış, askerî ve mali olarak güçlenmiş olan Emevi devleti yeniden Bizans başkenti Konstantinopolis’i fethetmenin planlarını yapıyordu.
Sonuç olarak; Antik Roma ile en güçlü bağlardan biri olan Latince’nin terk edilmesi, resmî dilin Grekçe ilan edilmesi, kilisenin siyasette ve idarede daha da güçlenmesi Herakleios Hanedanı döneminin en dikkat çekici özellikleridir. Bu dönemde idari, askerî, sosyal ve mali nitelikleri olan Thema sisteminin kurulması ise sadece bu hanedan dönemi için değil Bizans’ın sonraki yüzyıllarını da etkileyen önemli bir gelişme olmuştur. Büyük Konstantinos döneminden beri sürüp gelen dinî anlaşmazlıklara çözüm bulmak amacıyla formüle edilen Monotelitizm öğretisi özgün olmakla birlikte, mezhepsel anlaşmazlıklara çözüm de olmamıştır. Silah teknolojisinde Herakleios Hanedanı döneminde icat edilen Grejuva (Rum Ateşi) silahı imparatorluk yaşadığı sürece askerî olarak en önemli üstünlüğü olacaktır.