TAR108U-BİZANS TARİHİ
Ünite 3: Hristiyanlaşan Bizans (450-610)
Giriş
Klasik Roma İmparatorluğu’nun 330’da Konstantinopolis’in başkent yapılmasıyla başlayan dönüşümü, önceki bölümde anlatıldığı gibi Theodosios Hanedanı döneminde Konstantinopolis’in üstün nitelikli bir başkent hâline gelmesiyle ve Batıdaki toprakların siyasi kontrolden çıkması nedeniyle Balkanlar, Doğu Akdeniz ve Mısır’da egemenliğini koruyan yeni bir Doğu Roma İmparatorluğu hem bulunduğu bu yöreyi etkiledi hem de buradaki gelişmelerden etkilenerek karşı politikalar geliştirdi.
Bu bölümde, İmparator Markianos (451-457) ile geniş perspektiften bakarsak Bizans’ın kuruluş döneminin son sürecini veya Bizans’ın orta döneminin ilk kısmını başlatan Herakleios (610-641) arasında Doğu Roma İmparatorluğu’nun gelişim süreci olarak nitelendirebileceğimiz yaklaşık yüz altmış yıllık dönemin siyasi, dinî ve başka toplumsal dönüşümleri ele alınacaktır.
İmparatorluğun Siyasi Tarihi
450 yılında Batı Roma’da Roma İmparatorluğu’nun dışından gelip Avrupa’nın demografisini etkileyen halkların göçleri, Attila’nın komutasındaki Hun ordularının seferleri gerçekleşti.
Markianos (450-457) tahta geçtikten sonra II. Theodosios dönemindeki pek çok uygulamayı değiştirdi; II. Theodosios’un beklenmedik ölümünden sonrasında Flavius Zeno isimli İsauria kökenli bir komutan yükselişe geçti. Aynı zamanda Ardabur ve Aspar şahsında Alan soyundan gelen askerî kadro da konum ve önemini devam ettirdi. Markianos’un, çok kapsamlı tasarruf tedbirleri ile devleti iflasın eşiğinden kurtardığı düşünülmektedir.
Markianos’un (450-457) Dinsel Alandaki İcraatları
Kilisenin Dördüncü Genel Konsili olarak bilinecek olan Khalkedon Konsili Ekim 451’de toplandı. Özet olarak, konsilin ilahiyat alanındaki gündeminde İsa Mesih’te insani ve ilahi tabiatların (Yun. physeis, Lat. naturae) birbirleriyle karışmayacak ama aynı zamanda da birleşmeyecek şekilde tek bir “hipostaz” veya “dayantı”da (Yun. hypostasis, Lat. substantia, Arapça uqnum) bulunduğuna karar alındı. Khalkedon Genel Konsilinin ilahiyat ile ilgili bu önemli kararı imparatorluğun doğudaki ruhbanlarının çoğunluğu tarafından reddedildi.
Khalkedon Genel Konsilinin kilisenin genel hiyerarşisinde Konstantinopolis’i ia ve Antiokheia’nın önüne getiren kararı ise hem bu kiliseleri hem de Roma’daki papayı gücendirdi ve yine kiliseler arasında devam eden politik çatışmaların yeni bir evreye girmesine neden oldu.
Markianos’un Ölümü ve Leon Hanedanı
Markianos, 457 yılında beklenmedik bir anda öldü. 457 yılında Leon’un (457-474) taç giyme töreninde tacın Konstantinopolis patriği tarafından onun başına yerleştirilmesi Doğu Roma Devleti’nde kilisenin devlet törenlerinde önemli bir rol oynadığı ilk andır. Leon,
Aspar’ın birliklerine karşı denge oluşturacak şekilde Anadolu’nun güneyindeki İsauria yöresinden getirilen askerler ile yeni bir muhafız birliği olan excubitores’i kurdu. 470’lerden itibaren sağlığı bozulan İmparator Leon, 473 yılında kızı Ariadne’den olan torunu Leon’u ortak imparator olarak ilan edip taç giydirdi. Bu törende de Patrik Akakios’un önemli bir rol aldığı görülmektedir. I. Leon 474’te dizanteriden öldü.
Batı Roma’da Bozulmakta Olan Düzen
467’de Batı Roma tahtına gönderilen Anthemios, hem Doğu Roma İmparatoru Leon tarafından gönderildiği için meşru bir yönetici hem de zaten askerî becerisi ve tecrübesi olduğu için etkili bir komutan olarak İtalya ve Batı Roma topraklarından başarılı bir hükümdarlık yapabilecekti. Kısa sürede sağladığı bazı askerî başarılar sağladı ve yönetimde basiretli kararlar aldı. Fakat bu yöreye dışarıdan gelmiş olması, İtalya’da mukim aristokratlar arasında popülerlik kuramaması zamanla aleyhine işledi. Bu esnada Rikimer’in birlik komutanları arasında Odoaker isimli bir Cermen’e de rastlanmaktadır. Anthemios’un direnişinin başarısızlığı sonunda öldürülmesiyle Olybrios Rikimer tarafından Batı Roma imparatoru olarak tahta geçirildi (Temmuz 472).
İmparator Zenon (474-475 ve 476-491) ve İlk Gasp
Zenon, İsauria kökenli yani Romalıların gözünde barbar olduğu için tahtta kalması halk ve Senato nezdinde çok memnuniyet uyandırmadı. Sadece eşi Ariadne bağlantısıyla Leon Hanedanının bir üyesiydi. 477’de Zenon, Armatos ve oğlu Basiliskos’a verdiği sözlerden dönüp onları askerî yönetimden uzaklaştırdı.
Batı Roma’da Düzenin Sonu ve Düşüş
Temmuz 472’de Olybrios’un Batı Roma tahtına çıkmasından çok kısa süre sonra aynı yılda o bölgenin en kuvvetli komutanı Rikimer öldü. Olybrios da tahtta bir yılını tamamlayamadan öldü. Rikimer’in ölümünden sonra Batı Roma’daki en önemli “Barbar” komutan Gundobad Olybrios’un Romalı komutanlarından Glykerius’u tahta çıkardı. Bu düzenleme Doğu Roma İmparatoru I. Leon tarafından tanınmadı ve Leon, Batı tahtını alması için Julios Nepos’u gönderdi. Haziran 474’te Glycerius ayak diremeden tahttan çekildi ve Julios Nepos o sırada doğuda tahta geçmiş olan Zenon’un da desteğiyle Batı Roma İmparatoru oldu. Julios Nepos’un çok parlak olmayan askerî seferleri, Roma topraklarını zar zor savunması kendisine Batı’da çok destek kazandırmadı. Nepos Dalmaçya’ya kaçtığında Orestes, oğlu Romulus’u 31 Ekim’de imparator ilan edip tahta çıkardı. İmparatorlara augustus unvanı verilmekteydi, ancak Romulus’a henüz çok küçük bir çocuk olduğu için augustulus (augustusçuk!) lakabı takıldı. Dalmaçya’daki Julios Nepos bu gelişmeleri tanımadı ve imparatorun kendisi olduğu iddiasına devam etti. Dalmaçya’daki Got, Cermen ve Romalı kuvvetler arasında entrikalar ve çatışmalar devam etti. 480’de Iulius Nepos suikaste uğrayınca, Zenon, artık Odoaker’i Gotların Kralı ve İtalya dux’u olarak tanıdı. Bu durum pek çok tarihçi tarafından Batı Roma İmparatorluğu’nun sonu
olarak görülür ve tarih yazımında Avrupa’da Eski Çağ’ın sonu ve Orta Çağ’ın başlangıcı olarak kabul edilir.
Zenon’un İktidarının Devamı ve İkinci Gasp
479 yılında başkent içinde Markianos adında bir komutan (Anthemios’un oğlu, dolayısıyla İmparator Markianos’un torunu), Zenon’a karşı isyan etti. İsyanın sonlandırılmasında önemli rol oynayana Got komutanlar Theodorik Strabo ve “Amal” Theodorik askerî anlamda çok güçlenmeye başladıkları için Zenon onların nüfuzlarını törpülemeye veya ortadan kaldırmaya çalıştı. “Amal” Theodorik, İtalya’daki Ostrogot Krallığının ilk kralı Büyük Theodorik olarak hüküm sürmeye başladı. 526’da öldüğünde İtalya artık başka bir devlet tarafından yönetilir olmuştu. Zenon, 491’e kadar iktidarda kaldı ve hastalanıp öldü.
Zenon Dönemindeki Dinsel Gelişmeler
451’deki dördüncü genel konsil Khalkedon Konsilinin, İsa Mesih’in tabiatları hakkındaki hükümlerinin imparatorluğun doğu topraklarında büyük hoşnutsuzluk çıkardığından bahsedilmişti. Sadece doğu topraklarında kırsal yörelerde değil, başkent dâhil büyük şehirlerin her birinde bu konsilin ka rarları her bakımdan tartışıldı ve sık sık sivil düzeni bozan ayaklanmalar oldu. ia (İskenderiye) kentinde sözü geçen başpiskopos bir miafizit olan İoannes Mongos idi. Zenon da 482’de Khalkedon Konsilini lağvetmeden ancak yarattığı kargaşayı da minimize edebilmek ve başta İskenderiye’dekiler olmak üzere Khalkedon-karşıtı nüfusu yatıştırmak için bir yasa çıkarmaya karar verdi. Sadece Nikaia (325) ve Konstantinopolis (381) Konsillerinde biçimlenip bütün Hıristiyanlarca kabul edilen İznik İtikadi öne çıkarıldı. Bu çabalar Roma’daki Papa III. Felix’in tepkisini çekti. Resim 3.9 Anastasios veya I. Justinianos’u gösteren fildişi rölyef Kaynak: Marie-Lan Nguyen, kamuya açık paylaşım Akakios ile başlatılan görüşmeler olumlu sonuç vermedi ve ayrıca hem başka ruhbanların verdiği bilgiler hem de çeşitli manastır erbabının tartışmalara müdahil olması sonucunda bu iki büyük kilise 484’te bir skhisma (ayrışma) başlattılar. Birbirlerinin imanlarını ve aynı kilisenin parçası olduklarını reddettiler. Kilise yöneticisi olarak hem birbirlerinin cemaatlerini anmayı bıraktılar hem de ölmüşleri için ve birbirleri için okumaları gereken duaları kestiler.
Anastasios Dönemi (491-518)
491’de Zenon’un ölümünden sonra eşi Ariadne başkentteki aristokratlar arasında rağbet gören ve dinsel atmosferde çalkantılar yapma ihtimali olmayacak devlet erkanından bir kimseyi koca olarak seçmenin daha uygun olacağına karar verdi. Nisan 491’de tahta geçtikten sonra aralıklarla altı yıl boyunca İsauria yöresindeki isyankarlarla askerî mücadele yürüttü. Fakat bu tehlikenin bazı aralıklarla azalmış olması gerekir çünkü Anastasios’un maliyeye ve vergilendirmeye yönelik pek çok yasası bu döneme tarihlendirilmiştir. 502- 505 arasında Sasanileri büyük bir sefer ile T heodosiopolis (Erzurum) ve Amida’yı (Diyarbakır) almaları daha büyük ve sistemli bir mücadele gerektiren bir kriz oluşturdu. Hem Sasaniler geri püskürtüldü hem de doğu sınırında güvenliği
daha iyi tesis etmek üzere Dara kalesi kuruldu. Anastasios, Leon ve Zenon dönemlerinde çeşitli nedenlerle zayıflayan devlet mekanizmasında reform sayılabilecek idari düzenlemeler yaptı ve en önemlisi Basiliskos’un hezimet ile sonuçlanan Vandal seferi yüzünden boşalmış devlet hazinesini tamamen doldurdu; bazı vergileri ortadan kaldırdığı da oldu.
Trishagion İsyanı ve Anastasios Döneminin Sonu
Anastasios, tahta çıkarken verdiği Khalkedon Konsilini koruma sözünü iktidarının ilerleyen dönemlerinde revize etti. Önceleri hem dinsel tartışmalardan uzak kaldı hem de Khalkedoncu ve Khalkedon-karşıtı gruplara eşit mesafede durdu ancak özellikle Antiokheialı Severus diye bilinen miafizit ruhbanın etkisinden kalarak miafizitlerin imparatorlukta her yerde ve özellikle başkentte daha etkili olmalarına izin verdi, hatta onlara destek oldu. İmparator Anastasios, kendisinden beklendiği üzere hipodroma geldi ve şeref locasında görüldüğü zaman taş atılmaya başladı. Bunun üzerine tacını başından çıkarıp halka sundu ve kendisi yerine imparator olarak kimi seçmek isterlerse buyurmalarını söyledi. Bu hareket nümayişçi halk üzerinde çok etkili oldu. Roma imparatorunun böyle bir durumda görülmesi isyankar duyguları yatıştırdı ve Anastasios’un en azından tahtına karşı tehlikelerden kurtulmasına yaradı. Başkentteki bu kalkışmadan başka ama gene Anastasios’un dinsel politikalarına tepki gösteren Komutan Vitalianus da Balkanlardan sağladığı kuvvetlerle 512-518 arasında sık sık başkent üzerine yürüdü. 515’teki seferinde denizden de saldırdığı zaman Haliç’te su üstündeki birlikleri daha sonraki yüzyıllarda görülecek Rum ateşinin atası sayılabilecek kimyasal bir maddenin kullanımıyla yakıldı. Anastasios’un ömrünün sonuna kadar olan sürede Vitalianus gizlenerek başkentten uzakta kaldı, Anastasios’u devirmek için fırsat bekledi. Anastasios, Temmuz 518’de öldü.
I. Justinos Dönemi (518-527)-I. Justinianos Döneminin Provası
Altıncı yüzyıldan itibaren günümüze kalan Yunanca ve Latince kaynakların çoğunluğu, Justinos’tan önceki dönemde çalkantılar yaşayan ilahiyat ve khristoloji atmosferinin etkisinde kalarak Justinos’tan itibaren Nikaiacı, Khlakedoncu ve Roma’daki papanın görüşleriyle barışık yeni bir dönemin resmini vermektedirler. Aslında 518527 arasında tahtta olan Justinos elbette kendi namına icraatlarda bulunmuştur ancak 527-565 arasında hükümdarlık yapmış ve sonraki yüzyıllarda etkileri devam eden çok önemli işlere imza atmış olan meşhur yeğeni Justinianos’un adeta gölgesinde kalmıştır. Gene de özellikle iki konuda Justinos’un icraatları kesinlikle belirleyicidir. Balkan kökenli olan bu yeni imparator, öncelikle artık imparatorluğun elinde olmayan topraklarla kültürel ve manevi birliğe önem verdiğini ilk fırsatta gösterdi. Justinos döneminde, İtalya’da artık güçlü bir şekilde yerleşmiş olan, siyasi ve kültürel olarak Roma İmparatorluğunun devamı gibi davranmaya çalışan ama dinsel anlamda Romalılarla çatışması çok muhtemel olan
Ariusçu Ostrogot krallarıyla da iletişim arttı. Dış politika alanında doğuda Sasani tehlikesi çok parlamasa da var olmaya devam etti. Karadeniz kıyısı ve Kafkasya yöresinde Lazlar, Tzaniler, Ermeniler ve Gürcüler gibi topluluklarla ilişkilerin daha önceki dönemlere göre çok fazla arttığı görülmektedir. Justinos, 525 yılında senatör seviyesindeki aristokratik sınıflardan bireylerin, çok daha düşük sınıflardan kadınlarla hatta sahne sanatçılarıyla evlenmelerini yasaklayan kanunu lağvetti. Bunun arkasında Justinos’un yeğeni Justinianos’un T heodora adında bir mim sanatçısına duyduğu aşk vardı. Toplumda mim sanatçıları (ve başka sahne sanatçılarıyla, dansçılar) klişeleşmiş şekilde ahlaken çok düşük seviyede görülürlerdi. İmparatorun yeğeninin böyle kabul edilen bir kadınla hiçbir itiraza uğramadan evlenebilmesi de saray efradında sınıfsal bir değişimin yaşandığını ve yeni politik mekanizmaların işlemeye başladığını gösterir türdendir.
İmparatorluğun Altın Çağı: I. Justinianos Dönemi
527-565 arasında uzun bir süre tahtta kalan I. Justinianos, hırslı kişiliği ve imparatorluğu eski sınırlarına sahip görkemli günlerine döndürmeye çalıştığı, ancak kısmen gerçekleştirebildiği renovatio imperii (imparatorluğun restorasyonu) projesinin mimarı olarak bilinir. I. Justinianos döneminin etkisi çağları aşan eserlerinden bir diğeri de bugün birçok devletin medeni hukukunun temelini oluşturan Corpus Iuris Civilis adlı kanun külliyatıdır. Bu hukuk eseri ve Ayasofya başta, inşaat programının ürünü olan mimari yapılar, Bizans kültürünün I. Justinianos çağında filizlenmekte olduğunun kanıtlarıdır. Ortodoks dogmayı himaye etmesi, kilisenin kendisini “imparator aziz Justinianos” olarak anmasına neden olmuştur. Bazı tarihçiler eski büyük Roma imparatorluğunu ayağa kaldırmayı amaçlayan icraatları nedeniyle onu “Son Roma imparatoru” olarak tanımlamışlardır.
Kanun Koyucu İmparator
I. Justinianos, yargıda reformlar yapması, özellikle de tüm Roma kanunlarının gözden geçirilmesini sağlamasıyla hatırlanan bir imparatordur. Justinianos, iktidarının başlarındaki ilk icraati kendi dönemine kadar gelmiş Roma kanunlarının derlenmesi, kategorize edilmesi ve kullanılabilir bir formata sokulması için quaestor Tribonianus’un liderliğindeki bir hukuk komisyonunu görevlendirmek oldu. II. yüzyıldan itibaren çıkarılmış olan imparatorluk yasalarının bir araya getirildiği bu külliyatın ilk taslağı, 7 Nisan 529 tarihinde ilan edildi. Külliyat, Latin hukukunun (Kilisenin dinsel içerikli Kanon Yasası dâhil) temelini oluşturur ve tarihçiler için Roma İmparatorluğu’nda kanunların çıkarıldığı dönemde kaygı yaratan gelişmelerin neler olduğu ve idarenin bunlarla ilgili faaliyetleri hakkında çok değerli bilgiler verir. Bir hukuk eseri 82 olarak, kanunlar (leges) ve bunlara kaynaklık eden diğer kuralları bir araya toplar: uygun kanunlar, senatör istişareleri (senatus consulta), imparatorluk kararnameleri, içtihat hukuku ve hukukçuların görüş ve yorumları (responsa prudentium) gibi. 1. Justinianos’un hukuk
külliyatı, Orta Çağ Avrupası’nda yüzyıllar boyunca unutulmuş olsa da sözde Roma imparatorluğunun yeniden kurulduğu devirlerde kısmen ve özellikle XII. yüzyılda bu unutulan ya da eksik olan parçalar yeniden keşfedildi yeniden Batı Avrupa’ya aktarıldı. Bu hukuk bilgisi Doğu Avrupa’daki devletlere de geçti; Justininus’un hukuk eseri, Slav kökenli devletlerin özellikle Rusların hukuk metinlerinde yerini aldı ve etkisini günümüze kadar sürdürdü.
Nika İsyanı (532) ve Yeni Başkent Elitinin Doğuşu
1. Justinianos’un etkin, ancak halk tarafından sevilmeyen danışmanlar atama alışkanlığı, iktidarının başlarında neredeyse tahtına mal oluyordu. 532 yılında Justinianos’un otoriter rejimiden kurtulmak isteyen çevrelerin bir araya gelmesiyle imparatoru tahtından devirmek üzere büyük bir ayaklanma patlak verdi: Anastasios döneminden kalma elit sınıf ve Anastasios’un başkentte yaşayan yeğeni Hypatios ile akrabaları, Kapadokyalı İoannes ve Tribonianus gibi devlet görevlilerine karşı duyulan büyük tepki, halkın yoğun olarak ilgi gösterdiği dört atın çektiği arabaların (quadriga) sürücüleri arasındaki yarışlarda bazı gerginliklerin giderilmesinde yaşanan aksaklıklar I. Justinianos’un kısmi tecrübesizliğiyle birleşince başkentte büyük bir gerginlik ortaya çıktı. Başkent caddelerinde bir kaosun yaşandığı bu ayaklanma sırasında başkentin en mutena semtlerinde yangınlar çıktı. Büyük Kilise (Ayasofya) ve etrafındaki pek çok kamusal bina yangınlarda zarar gördü. Kilisenin bulunduğu meydandan kentin içine kadar devam eden revaklı caddeler de harap oldu. İsyanın yıkımı, I. Justinianos’a adının, Ayasofya başta birçok muhteşem yeni binayla birlikte anılmasını sağlayan bir dizi restorasyon çalışmasını başlatma fırsatını verdi. Prokopios, hem bu harap olan yerlere inşa edilen binaların (bunlar arasında en ünlüsü Ayasofya Kilisesidir) hem de imparatorluğun başka yörelerindeki imar faaliyetlerinin çok etraflı bir tasvirini yazmaktadır.
Askeri Faaliyetler
527-532 yılları arasında I. Justinianos’un ordularının ilk hedefi, Vandal Krallığı idi. Justinianos ve Kuzey Afrika’daki Romalı Katolik ruhban ile iyi ilişkiler kuran kral Childerik, 530 yılında kuzeni Gelimer tarafından devrilmiş ve hapse atılmıştı. Sabık kral, Justinianos’a başvurunca eski Roma İmparatorluğu’nu yeniden kurma hayali kuran imparatorun istediği fırsat ayağına gelmiş oldu. Ancak, Prokopios’a göre; I. Justinianos, yaşı ilerledikçe beklenmedik huylar edinen, garip ve korkutucu karaktere sahip olmaya başlayan bir kişiye dönüştü. Tarihçi, imparatorun imar faaliyetlerini anlattığı Binalar Hakkında, askerî seferlerini anlattığı Savaşlar Hakkında (İki kitap Pers Savaşları, iki kitap Vandal Savaşları ve dört kitap Got Savaşları; ayrıca Nika İsyanı ve vebaya dair kısımlar da Savaşlar Hakkında adlı eserinde geçer) eserleri yanında yayınlanmasını ölümünden sonraya bıraktığı Gizli Tarih (Anekdotlar) adlı eserinde rejiminden şikayet ettiği Justinianos ve Theodora’yı yermektedir.
Din Alanındaki Faaliyetler
1. Justinianos’un dayısı I. Justinos döneminden itibaren dinsel alanda Roma’daki dinî hiyerarşiye yönelik bir yakınlaşma ve uzlaşma politikası izlediğinden söz etmiştik. Justinos döneminde bu politika biraz sınırlı ancak şüphe götürmez netlikte görülebilir. Justinianos, uzun iktidarı döneminde birden fazla dinsel alanda faaliyette bulundu. Justinianos döneminde imparatorluk makamı, dinsel doğruluğu çok ciddiye alıp bunun gerçekleşmesi ve sağlamlaşması için yeni hukuki ve polisiye tedbirler aldı. 1. Justinianos’un son yıllarında hâlâ Ortodoks inanca bağlı olduğu pek söylenemez, çünkü imparator o dönemde İsa Mesih’in çarmıhtayken acı çekmediğine ve vücudunun zarar görmediğine inanan aşırı anti-Khalkedoncu bir inancı benimsemişti.
Miafizit: İsa Mesih’te ilahi ve insani tabiatların ikisinin de var olduğunu kabul etmelerine rağmen ete kemiğe bürünmüş Mesih’te ilahi tabiatın insani tabiata baskın olduğunu ama insani tabiatın kaybolmadığını kabul eden inanıştır.
Roma’daki Papa ile İlişkiler
Doğu Roma imparatorları V. yüzyıldan beri dinsel konularda giderek daha çetrefilli sorunlarla uğraştılar. I. Justinianos, I. Justinos’un tahta çıkmasından (518) kısa süre sonra kilisenin işlerine müdahale etmeye başladı. Konstantinopolis ve Roma kiliseleri arasındaki ayrışmaya (Yun. skhisma) son verdi.
İmparator I. Justinos (ve sonra bizzat Justinianos) bu politikaları iptal ederek Konstantinopolis-Roma birliğini yeniden sağladı. Bundan sonra, Justinianos, Papalık seçim lerinde Vigilius’u tercih edip ve rakibi Silverius’u azlettiğinde olduğu gibi, papa seçimlerindeki arabuluculuk çözme hakkını da hissettirdi. Ancak Doğu ile Batı arasında yeniden kurulmuş gibi olan bu birlik doğuda hız kesmeyen anlaşmazlıkları çözemedi. Bu durum Hristiyan dünyada yeni kamplaşmalar da ortaya çıkardı. Miafizitler durumdan hoşnut olmadıkları için Doğu’da da amacına ulaşamayan Justinianos, ölümünden önceki dönemde teolojik konulara daha fazla karıştı.
Mimari Alanındaki Faaliyetler
1. Justinianos, üretken bir bani idi; tarihçi Prokopios, onun bu faaliyetlerinin tanığıdır. Justinianos ve Theodora’yı temsil eden iki ünlü freskonun bulunduğu Ravenna’daki St. Vitalius Kilisesinin inşaatı Julios Argentarius’un sponsorluğunda tamamlandı. Prokopios’un Binalar Hakkında adlı eserinde Justinianos’a atfettiği binaların hepsi gerçekten imparator tarafından inşa ettirilmiş olmasa da onun, çok sayıda ve üstün nitelikte binanın banisi olduğu doğrudur. Bunlar arasında en önemli olanı başkentte Nika isyanı sırasında yandığı için yeniden yaptırdığı Büyük Kilise, yani Ayasofya’dır. Başkentin bir diğer önemli kilisesi olan ve V. yüzyılın sonlarında oldukça kötü durumda olan Kutsal Havariler (Havariyûn) Kilisesi de tekrar inşa edildi, Aziz Sergios ve Bakkhos Kilisesi (Küçük Ayasofya) bu dönemde (532-536) yapıldı. Başkentin su
ihtiyacını karşılamak üzere sayısız sarnıç ve su yolu tamamlandı. Büyük Saray kazılarında I. Justinianos dönemine ait birkaç yüksek kalitede mozaik ile 543 yılında Ayasofya önündeki Augusteaum meydanına üzerinde Justinianos’un at üstünde (askerî kıyafetlerle) heykelinin olduğu devasa bir sütun bu dönemde dikildi. Justinianos, ayrıca surlar inşa ettirerek İmparatorluğun Afrika’dan Doğu’ya kadarki savunma sistemini güçlendirdi. İmparatorluğun doğu sınırındaki Dara’dan Thessaloniki’ye (Selanik) kadar büyük ve küçük pek çok yerleşimde sur, hamam, yol, köprü, kilise, liman, çarşı gibi sayısız bina inşa edildi. Sofya’da (Bulgaristan) bulunan Ayasofya Bazilikası, I. Justinianos döneminde inşa edildi. Justinianos, deprem veya savaştan zarar görmüş şehirleri restore etti ve doğduğu yerin yakınında İllyricum eyaletinin siyasi ve dinî merkezi olan Thessaloniki’nin yerini alması amacıyla kendi adına izafeten Justiniana Prima kentini kurdu.
Parçalanma ve Yeniden Toparlanma Devri (565-610)
I. Justinianos’un ölümünden Herakleios’un tahta çıkışına kadarki yarım yüzyıllık devirde imparatorluk iç ve dış tehditlerin hedefi hâline gelmiştir. Justinianos’un, büyük ölçekli ve hırslı projelere imza attığı parlak devrinden sonra imparatorluğun başarı eğrisi her yerde görülen bozgunculuk, çözülme ve yıkılış nedeniyle inişe geçmiştir.
II. Justinos (565-578)
I. Justinianos’un 565 yılında ölümünden sonra yeğeni II. Justinos sorunsuz şekilde tahta geçti. II. Justinos ve eşi Sophia, Justinianos ve Theodora’nın gölgesinde kalmışlardı. Ancak onun tahta çıkmasıyla birlikte başta uluslararası politika sahnesi olmak üzere pek çok şey değişmek üzereydi. II. Justinos’un yaptığı ilk uluslararası icraatlardan biri Sasanilere yapılan yıllık ödemenin kesilmesi oldu. 570’lerde Avarlar, Tuna’yı geçerek Konstantinopolis’e yaklaştılar ve etrafı yağmaladılar. 570lerde Sasaniler Hüsrev komutasında gene Akdeniz’e ilerlediler ve Dara’yı bile ele geçirdiler. 578’de 2. Justinos ölünce Tiberios sorunsuz şekilde tahta çıktı.
II. Tiberios Konstantinos (578-582)
Eski İmparatoriçe Sophia’nın Tiberios’a dair romantik emelleri olduğu ortaya çıktı. Tiberios bunlara kanmadı ve Sophia’yı yavaş yavaş yönetimden uzaklaştırdı. 582 yılı ortalarında Tiberios ağır şekilde hastalandığında iki kızından birini Maurikios ile diğerini İmparator I. Justinianos’un yeğenlerinden Germanos ile evlendirdi. Büyük ihtimalle imparatorluğu bu iki komutan arasında paylaştıracağı beklenirken bir süre sonra sadece Maurikios’u augustus olarak ilan etti. Tiberios, 582 yılının Ağustos ayında öldü.
Maurikios (582-602)
II. Tiberios’un hükümdarlığı döneminde askerî alanda parlak başarılar gösteren Maurikios gene askerî alanda çok yoğun uğraşmak zorunda kaldı. 591’e kadar olan sürede Romalılar, Sasanilere kaybettikleri yöreleri geri aldılar.
590’da II. Hüsrev, önceki başkomutan Bahram Çobin tarafından devrilince, Maurikios, Hüsrev’e yardım etti. Hüsrev tahtını kazandıktan sonra Maurikios, Hüsrev’i oğlu olarak ilam etti. Hüsrev ise bugünkü Doğu Anadolu’daki pek çok yöreyi Maurikios’a hediye etti. Maurikios, hükümdarlığının ilk senelerinde halk nezdinde destekleniyor olsa da gündemindeki sorumlulukları yerine getirirken başta vergilerle halkın ve aristokratların tepkisini çekmeye başladı. 602 yılına doğru Maurikios, artık sadece sivil halkla değil askerleriyle de sürtüşmeler yaşamaya başladı. Maurikios, ailesi ile Konstantinopolis’ten ayrıldı. Çeşitli bahaneler gösterilerek çocukları ve tüm ailesi katledildi. Maurikios ve ailesinin bu şekilde katledilmesi Sasani Kralı II. Hüsrev’in zamanında kendisine tahtı geri almasında yardımcı olan Maurikios’un öcünü alma bahanesiyle Roma’ya saldırmasına neden oldu.
Phokas (602-610)
Phokas ise başkentte düzgün ve verimli bir idare kuramamıştı. Başkent eliti gözünde hem kâtil bir gasıp hem de köylü bir adamdı. Phokas, kimseye güvenemediği için makamların çoğunluğunu akrabalarına tahsis etti. Balkanlarda geniş topraklar kadar Thessaloniki (Selanik) gibi büyük kentler Avarların eline geçti. Doğuda da Sasaniler başarılı bir şekilde işgale devam ediyorlardı. Phokas, fevkalade başarısız bir şekilde Roma topraklarını düşmana kaybetmeye devam ediyordu. Damadı Phokas’ı devirmeye kararlıydı ve Heraklio’un yardımlarıyla kısa sürede idam edildi.