kısımları dışında bütün İslâm dünyasında halife olarak Abbâsi İhtilali ve Devletin Kuruluşu tanınmıştır. Beş yıl iktidarda kalan Ebü’l Abbas yeni
Abbâsîler (Abbasoğulları) devletin kurucusu Ebü’l-Abbas yönetime karşı çıkan isyanlarla uğraşmak zorunda kalmış Abdullah Seffâh Hz. Muhammed’in amcası Abbas’ın ve 754’de hastalanarak ölmesinin ardından kardeşi Ebû torunu olduğundan bu isimle anılırlar. Bu süreçte, Emevî Ca’fer Mansûr halife olmuştur.
yönetiminden memnun olmayan çok çeşitli gruplar yoğun Ebu Câfer Mansur: İsyanlarla Mücadele bir propaganda faaliyetine girişmişlerdi. Emevî ailesinin hilafeti Hz. Ali’den gasp ettiği iddiası ve devlet içindeki İkinci Abbâsî halifesi Ebû Cafer Mansûr, kardeşi Ebü’l- Arap olmayan unsurlara karşı ayrımcı bir politika takip Abbas’ın hilafeti döneminde çıkan pek çok isyanın etmesi gibi nedenlerle oluşan gayri memnun gruplar bastırılmasında rol almıştır. Halifeliğinin ilk yılında ise birleşerek Abbâsî ailesinin liderliğinde özellikle Irak ve Abbâsîler’in kuruluşunda önemli rol oynayan amcası Horasan bölgesinde bir muhalefet hareketi olarak Abdullah b. Ali b. Abdullah ile uğraşmak zorunda örgütlenmişlerdi. Emevîler’e karşı başlatılan bu kalmıştır. Abdullah’ın, yeğeni Mansûr’a biat etmeyi uzun soluklu isyan 750 yılında Abbâsî Devleti’nin reddederek Suriye’de hilafetini ilan etmesi kurulmasıyla sonuçlanmıştır. Abbâsî ihtilâlinin başarıya üzerine Mansûr onu itaat altına alma görevini Ebû ulaşmasının ardından Emevî ailesi mensupları yakalanarak Müslim’e vermiş ve çıkan savaşta Abdullah mağlûp katledilmişler, intikam hırsıyla Emevî halifelerinin edilerek bertaraf edilmiştir. Bu olay sonrasında Abbâsî mezarları dahi açılmıştır. Abbâsîler eski müttefikleri ihtilalinin meşhur kumandanı Ebû Müslim’in giderek Şîîlerin Ebû Seleme gibi liderlerini de ortadan itibar ve kuvvet kazanmasından rahatsız olan Mansûr bir kaldırmışlardır. suikast düzenleyerek Ebû Müslim’i öldürtmüştür. Ebû Müslim’in öldürülmesi üzerine Horasan’da birçok isyan ve karışıklık çıkmıştır. Aslında Ebû Müslüm’in 750 yılında İslam dünyasında İktidarın Emevîler’den öldürülmesini bahane eden bu isyanlar dini içerik Abbâsîler’e geçmesi basit bir hanedan değişikliği olmayıp taşımaktaydı ve bu isyanların başında bir Mecûsî olan İslâm tarihinde büyük değişime sebep olmuştur. Devlet Sünbâz ile İshak et-Türkî’nin isyanları gelmekteydi. merkezi Suriye’den Irak’a nakledilmiş, devletin fetih siyaseti değişmiş, orduda yeni düzenlemeler yapılmıştır. Daha tehlikeli diğer bir hareket ise Ravendîler’di. Ebû Suriyeliler ve Arapların mutlak hâkimiyeti sona ermiş, Müslim’in intikamını almak isteyen bazı muhalif gruplar mevâlî ile Araplar arasındaki ayrım bitmiştir. Devletin daha sinsice bir plan hazırlayarak Mansur’u Allah, Ebû idari ve askerî kadrolarında Arap olmayan Müslümanlar Müslim’i de peygamber ilan ederek, halk nezdindeki yer almışlardır. Bütün bunlara ek olarak, iktisadi ve itibarını ortadan kaldırmaya çalıştılar ve hatta bundan kültürel sahalarda da büyük bir değişimler olmuş ve eskisi faydalanarak onu öldürmeye çalıştılarsa da başarılı kadar idari kadrolarda yer alamayan Araplar özellikle ilim olamadılar. ve kültürün gelişmesine katkıda bulunmuşlardır. Abbâsîler Halife Mansûr’u meşgul eden önemli meselelerden biri de döneminde Bağdat gibi önemli kültür ve ticaret merkezleri Şiiî isyanlarıydı. Medine’yi kendilerine merkez edinen ortaya çıkmıştır. Alioğulları, Ebû Cafer Mansur tarafından baskı altında tutuluyordu. Ailenin pek çok mensubu tutuklanınca Ebû’l-Abbas Seffâh ve Emevî Mirasının Tasfiyesi liderleri Muhammed b. Abdullah 762’de Medine’de Ebü’l-Abbas Abdullah, Abbasî hareketinin lideri halifeliğini ilân ederek halktan biat aldı. Mansûr, Mısır ve Muhammed b. Ali’nin oğluydu. İhtilalin başarıya Suriye’den Medine’ye erzak sevkiyatını engellediği gibi ulaşmasının ardından 749’da Abbâsî halifesi olarak ilan Îsâ b. Mûsâ kumandasındaki orduyu da onun üzerine edildi ve hilafeti Endülüs haricinde bütün İslâm gönderdi ve Muhabbed b. Abdullah öldürüldü. topraklarında tanındı. Bu süreçte, Abbasîlerin iktidara Dış ilişkilere bakıldığında ise, özellikle V. geçmesi ile Emevî ailesi üyelerinin gaddarca imha Konstantinos’un tahta geçmesiyle başlayan Bizans edilmesi Suriye’de bazı isyanların çıkmasına sebep oldu. saldırılarına karşı asker sayısının artırıldığı gibi Abbâsîler’in iktidara gelmesi ne Araplar’ı ne de İranlılar’ı Kafkaslar’da İslâm topraklarına giren Hazarlar’a karşı memnun etti. Ülkenin doğu eyaletlerinde de isyanlar çeşitli tedbirler alındı. Halife Mansûr, Endülüs’e geçerek ortaya çıktı. orada 755 yılında Endülüs Emevî Devleti’ni kuran
Abbâsîleri uğraştıran diğer bir önemli sorun da ihtilâlin Abdurrahman b. Muâviye’yi ortadan kaldırmak için çok gerçek lideri olan Horasan Valisi Ebû Müslim’in uğraştıysa da başarılı olamadı ve sonunda onunla anlaşma varlığıydı. Onun nüfûzu başta Ebû Ca’fer olmak üzere yoluna gitti. Hudut bölgeleri ve uçlarda Türk askerlerini Abbasî ailesi mensuplarını tedirgin ediyordu. Kardeşi Ebû istihdam ederek Türklerin İslâm dünyasına nüfûz Ca’fer’in tahrikleri sonunda Halife Ebü’l-Abbas, Ebû etmelerine imkân sağlayan Halife Mansur 775 yılında Müslim’in valilerini gizlice isyana teşvik etse de Ebü’l- vefat etti. Abbas döneminde sözü edilen iç karışıklıklara büyük ölçüde son verilerek müslümanların siyasî birliği sağlanmıştır. O, Endülüs ve Kuzey Afrika’nın batı
Halife Mehdî Dönemi ve Normalleşme olarak kitap almıştır. Bu dönemde Süryânîce, Grekçe ve Sanskritçe birçok eser Arapça’ya çevrilmiştir. Tüm Babasının ölümü üzerine veliaht Muhammed Mehdî bunlara ek olarak, Bağdat’ta bir hastane kurulmuş, birçok herhangi bir muhalefetle karşılaşmadan tahta çıktı. İyi bir kale ve şehir imar edilmiş, nüfusu bir milyonu aşan eğitim görmüş olan Mehdî, babasının sağlığında çeşitli Bağdat şehri Dicle nehrinin iki yakasına kurulmuş pek çok isyanların bastırılması için gönderilmiş, böylece askerî saray ve köşklerle dünyanın en güzel şehirlerinden biri sahada da tecrübe kazanmıştı. Onun döneminde devlet haline gelmiştir. genel olarak istikrar kazanmış ve iktisadi açıdan büyük gelişme göstermiştir. İsyanların büyük ölçüde azaldığı bu Halife Emîn Ve Yönetimde Arap-Fars Mücadelesi dönemde; siyasi tutuklulara af çıkarmış, devlet tarafından Bağdat’ta halife ilân edilen Emîn’in hilafeti Me’mûn da el konulan malları iade etmiş, fakirlere ve hastalara maaş dâhil herkes tarafından tanındı, ancak bu dönemde bağlamıştır. İdari düzenlemeler yapılarak, ilk defa halifenin kardeşi Me’mun’dan çekinen vezir Fazl b. Rebî memurların yargılanması için mahkemeler kurulmuştur. halifeyi, Me’mun’a karşı kışkırtarak veliahtlıktan azlini Şehirlerin imarına da çalışılmış, yollar ve kuyular sağladı. Bunun üzerine Emîn ile Me’mun arasında iktidar yapılmıştır. İlk defa onun döneminde yönetim ile halk mücadelesi başladı. Bu mücadele Abbâsî tarihi için iki kaynaşmıştır. Mehdî Hz. Ali taraftarlarına da çok iyi kardeşin iktidar mücadelesinden daha davranmış ve adeta onlara yapılanlar karşısında büyük anlamlar taşıyordu. Emîn imparatorluk içindeki gönüllerini kazanmaya çalışmıştır. Bu nedenle onun Arap unsurlar, Me’mun ise döneminde Şiî isyanları görülmemiştir. yönetici olarak bulunduğu Horasan’ın da tesiriyle İranlı Bunlara ek olarak, Mehdî zındıklara (küfrü gerektiren unsurlar tarafından desteklenmekteydi. Bir bakıma davranışlarda bulunup Müslüman olarak görünen kimse) Emevîler’in son döneminde başlayam ve Abbâsîlerin karşı mücadeleye önem vermiştir. Zındık olarak bilinen kurulmasıyla sonuçlanan Arap ve Arap olmayan birçok kimseyi sorgulayarak cezalandırmıştır. Mehdî müslümanların mücadelesi yeniden döneminde Bizans’a yönelik seferlere de önem verilmiştir. dirilmişti ve bu aynı zamanda Irak ile Horasan Bizans’ı hedef alan seferlere ağırlık vermesi ile hac ve mücadelesiydi. cihad gibi dinî hususlara verdiği önem onun halk İki grubun yaptıkları ilk savaşta Me’mun’un ordularının nezdindeki itibarını yükseltmiştir. Tüm bunların yanı sıra, galip gelmesi üzerine kendisini halife ilan etti. Bu olumsuz Mehdî devlet kurumlarının organizasyonuna önem vermiş, haber başkent Bağdat’ta da karışıklıklara sebep oldu ve devletin gelir ve giderlerinin muhasebe ve denetlenmesini halife Emîn’in durumu tehlikeye düştü. Bağdat dışında düzenlemek amacıyla 779 yılında Dîvânü’z-zimâm’ı bütün Abbâsî topraklarını birer birer hâkimiyeti altına alan kurmuş, 784’de Dîvânü zimâmi’l-ezimme adıyla yeni bir Me’mun’un orduları 813 yılında Bağdat’ı ele geçirerek divan oluşturarak taşra eyaletlerindeki zimâm divanlarını Emin’i öldürdüler. Emîn’in üç yıl süren kısa hâkimiyet buraya bağlamıştır. dönemi tamamıyla kardeşiyle yaptığı iktidar mücadelesi Abbâsîler’in Yükseliş Dönemi: Hârûn Reşîd şeklinde geçmiştir.
Hilâfetinin başlarında daha önceki dönemlerden kalan bazı Me’mun: Hilafette Fars Hâkimiyeti iç meselelerle uğraşmak sorunda kalsa da Abbâsî Dini bilimlerde oldukça iyi bir eğitim görmüş olan Hârun Devleti’nin sınırlarının en geniş olduğu dönemde tahta Reflid’in en büyük oğlu Me’mun kardeşi ile üç yıl süren çıkan Harûn Reşîd’in dönemi, “huzur ve istikrar dönemi” mücadeleyi İranlı unsurların yardımıyla kendisi adına olarak anılmaktadır. O, Abbasî hanedanının Batı’da en başarı ile sonlandırmıştı. Genç halife dönemi boyunca fazla tanınan simasıdır. Onun döneminde saray adeta bir Araplar’a karşı cephe almış ve İranlıları devlet ilim ve kültür merkezi haline gelmiş ve Arap kademelerine yerleştirmişti. Me’mun bu süreçte vezirinin edebiyatındaki Binbir Gece Masallarına ilham vermiştir. ikna etmesi sonucunda Bağdat’a gelmeyerek devleti İktisadi açıdan da en parlak dönemini yaşayan Merv’den idare etmeye çalıştı. Bütün bu nedenlerle Arap Abbâsîler’in başkenti Bağdat uluslararası ticaretin kavşak nüfusunun yoğun olduğu yerlerde isyanlar ortaya çıktı. noktalarından biri olmuştur. Diğer taraftan Me’mûn, Merv’de Şiîlik’le kısmî bir Hârûn Reşîd iktidarı sürecinde devletin idarî yapısında da uzlaşma politikası güden tarihî bir karar aldı. Ali bazı yenilikler yapmıştır. Dîvân-ı Harb’e bağlı olarak evlâdından İmam Ali er-Rızâ’yı kendisinden sonra halife Dîvân-ı Arz’ı kurmuş, böylece askerî uzmanların orduyu olmak üzere veliaht tayin ederek ilk defa hanedan dışından her zaman teftiş ederek daima savaşa hazır tutmalarını birini veliaht tayin etmek suretiyle Abbasî devlet sağlamıştır. Bu dönemde bölge valileri geniş yetkilere geleneğini bozdu. Bu durum halkın büyük tepkisine yol sahip olmuştur. Akdeniz sahili boyunca çeşitli yerlerde açtı ve Me’mûn hilâfeti Abbasoğulları’ndan çıkarmakla kuvvetli haberleşme teşkilatlarının kurulması onun suçlandı. Me’mûn, büyük tepkiler ve iç karışıklıklar dönemine rastlamaktadır. Ayrıca Hârûn Reşîd’in nedeniyle 817 sonlarında Merv’den ayrılarak Bağdat’a zamanında ilim ve kültür hayatında önemli gelişmeler gitmek için yola çıktı ve bu yolculuk esnasında iki önemli olmuştur. Halife Beytülhikme’nin (Hizânetü’l-hikme) olay meydana geldi. Bunlardan biri Fazl b. Sehl’in 818’de zenginleşmesi için büyük çaba harcamış ve bazan cizye öldürülmesi, diğeri de Ali er-Rızâ’nın şüpheli bir şekilde
ölümüdür. Me’mûn’un Bağdat’a gelmesiyle karışıklık ve huzursuzluklar sona erdi.
Me’mûn Bağdat’ta düzeni sağlayıncaya kadar çeşitli bölgelerde pek çok ayaklanma çıkmıştı. Bunlardan en tehlikelisi ise Bâbek isyanıydı. Bu kalkışmayı başlatan, Abbâsî ihtilalinin efsanevi kumandanı olan Ebû Müslim’in ortadan kaldırılmasının ardında intikam amacıyla kurulan ve sapkın bir hareket olarak kabul edilen Hürremiye hareketiydi. Yaklaşık yirmi yıl süren bu ayaklanma Me’mun döneminde bastırılamadı. Bunun yanı sıra bu dönemde Ali evlâdı da iktidarı ele geçirmek için çeşitli teşebbüslerde bulundu.
Me’mûn döneminde dış politikadaki en önemli gelişme Müslümanlarla Bizanslılar arasındaki savaşların yirmi beş yıllık bir sükûnet devresinden sonra yeniden başlamasıdır. Me’mûn, 830’da Bizans’a karşı savaşmak amacıyla Anadolu’ya hareket etti ve Tarsus’a ulaşarak Bizans topraklarına girdi. Kapadokya bölgesinde harekâtta bulunarak buradaki bazı kasabaları tahrip ederek kaleleri fethetti. Fethettiği yerleri imar edip buralara Müslüman ahaliyi yerleştirmeyi düşünen Me’mûn’un ölümü bu düşüncesini gerçekleştirmesine engel oldu. Bununla birlikte, Me’mûn döneminde ortaya çıkan fikri sorunların başında Kur’an’ın yaratılmış olup olmadığı (halku’l- Kur’an) meselesi gelmektedir. Mutezile mezhebine temayül gösteren Me’mûn’un Kur’an’ın yaratılmış olduğu iddiasını desteklemesi ve bu düşünceyi adeta bir devlet politikası haline getirmesiyle bu durum siyasi bir probleme dönüşmüştür.
Sözü edilen dönemindeki isyanlar ve siyasi çalkantılara rağmen Me’mun ilmî ve kültürel faaliyetlere olabildiğince destek vermiştir. O, halife Mansûr döneminde başlayan Yunanca gibi eski medeniyetlere ait eserlerin Arapça’ya tercüme faaliyeti hızlanmıştır. Kendinden önceki yıllarda daha ziyade din bilimleri, dil ve edebiyatla ilgili çalışmalar ağırlıklı olarak yer tutarken, onun devrinde felsefe ve tabii bilimler alanında çalışmalar başlamış, adeta İslâm rönesansının başlangıcı olmuştur. Kindî gibi İslâm filozofları, Harezmî gibi bilginler ilk çalışmalarını Me’mûn devrinde yapmışlardır. Bağdat onun döneminde dünyaca ünlü bir ilim ve kültür merkezi haline gelmiş, Beytü’l-hikme, kütüphaneler ve rasathanesiyle bilime önemli katkılarda bulunmuştur. Onun son yıllarında Abbasî ve Bizans kuvvetleri arasındaki savaşlara rağmen karşılıklı elçilik heyetleri ve hediyeler gönderildiği ve ilmî alanda işbirliği yapıldığı bilinmektedir. Sonuç olarak, tarihçilerin âlim, filozof, zeki, ilme değer veren bir hükümdar olarak nitelendirdikleri Me’mûn’un saltanat devri yıpratıcı olaylara rağmen İslâm tarihinin en parlak dönemlerinden biri olmuştur.