TAR101U-ESKİ ANADOLU TARİHİ
Ünite 2: Yazılı (Tarihî) Sürecin Başlangıcı
Giriş
Tarih öncesi çağ (prehistorya) bilindiği üzere yazı öncesi dönemi ifade etmekte olup, toplumların bu dönemi günümüze kalmış maddi belgeler sayesinde anlaşılmaktadır. Ardından yaşanan süreçte yazının icat edilmesi ya da komşu bir kültürden alınarak kullanılmaya başlanmasıyla birlikte toplumların tarihî çağlara girdikleri kabul edilmektedir.
Anadolu’nun Protohistorik Dönemi, MÖ II. binin ilk çeyreğinde Assurlu bir grup tüccarın Eski Assur lehçesinde yazmış olduğu kil tabletler aracılığıyla başlamış ve bu sürecin başlangıcında da en önemli merkez Kayseri’nin kuzeydoğusunda bulunan Kültepe / Kaniş yerleşimi olmuştur. Kültepe’deki ilk araştırmalar XIX. yüzyılın sonlarında başlamışsa da yazılı kil tabletlerin bulunması 1925 yılında Çek bilim insanı B. Hrozny tarafından gerçekleştirilmiştir. Kentteki sistemli kazılar ise 1948 yılında Türk Tarih Kurumu adına Prof. Dr. Tahsin Özgüç başkanlığındaki bir heyet tarafından başlatılmış ve kesintisiz bir şekilde uzun bir dönem sürdürülmüştür.
Protohistorik Dönem: Yazı öncesi dönem (prehistorya) ile yazının kullanılmaya başlandığı dönem arasındaki süreçtir.
Çoğunluğu Kültepe’den ele geçirilmiş yirmi binden fazla tablet Anadolu tarihini aydınlatan en eski yazılı belgelerdir. Yabancı bir ülkedeki ticari kolonilerin varlığını gösteren bu tabletlere, şimdiye kadar ne Akdeniz ve Ege dünyasında ne de Assur Devleti’nde rastlanmıştır. Söz konusu tabletler Anadolu’nun; politik, ekonomik, toplumsal, dinsel ve sanatsal yaşamına yönelik bilgiler sunmaktadır. Bilim dünyasında bu döneme Assur Ticaret Kolonileri Çağı ya da dönemin aydınlatılmasında oynadığı rolden dolayı “Kültepe Çağı” denilmektedir. Bu çağ yaklaşık olarak MÖ 1950-1750 yılları arasına tarihlenmektedir. Bu tarihlemedeki en önemli dayanağı, tabletlerde geçen İrişum, Sargon ve Puzur Assur gibi Assur kral adları ile birlikte o yıla adını ve ‘kent valisi’ olarak çevirebileceğimiz limmu listeleri oluşturmaktadır.
Assur Ticaret Kolonileri Çağı ve Yazılı Sürecin Başlangıcı
Mezopotamya kültürlerinin doğal kaynaklar açısından zengin Anadolu’ya olan ilgisi protohistorik dönemde başlamıştır. Bu noktada ilk belirtilmesi gereken kültür Akkad Devleti’dir. Kurucu kral I. Sargon’a (MÖ 2340- 2284) ithaf edilmiş yazıtlarda kralın, hem Anadolu içlerine askerî seferler yaptığı hem de buradaki bir grup tüccarın korumasını üstlendiği görülmektedir. Ardından kral Naramsin (MÖ 2260-2223) de bir yazıtında Anadolu’da kendisine karşı birleşerek bir koalisyon oluşturmuş on yedi krala karşı savaştığını belirtmektedir. Akkad Devleti’nden sonra Mezopotamya’nın kuzeyindeki Assur Devleti’nin de erken dönemlerden itibaren Anadolu ile ilgilendiği bilinmektedir. III. Ur Hanedanının yıkılmasının ardından MÖ 2110-2038 yılları arasında bağımsızlığını
kazanan Assurlular; kralları I. İrişum zamanında (MÖ 1974-1935) Anadolu ile ticarete başlamıştır.
Assur Ticaret Kolonileri Çağı Anadolu’da bir Assur egemenliği şeklinde düşünülmemelidir. Politik bir tanımın aksine bu dönem, Assur ile Anadolu arasında ağırlıklı olarak ticari ilişkilerin arttığı bir periyodu işaret etmektedir. Assurlu tüccar, önceleri kendi ülkelerine yakın bölgelerde ticarete başlamış, daha sonra bu ticari ağı genişleterek Anadolu’ya kadar yaymış ve sonuçta burada çeşitli ticaret kolonileri kurmuştur.
Bu dönemde Assurlu tüccar tarafından kurulmuş iki önemli alan kolonilerin dayanak noktasını oluşturmuştur. Bunlardan ilki, bağımsız yerel krallıklar yakınında kurulmuş karum denilen bölgelerdir. Assur dilindeki karşılığı ‘liman’ ya da ‘rıhtım’ olan bu yerlerin daha çok büyük şehirlerde oluşturulduğu görülmektedir. İkinci alan ise, yine Assurca bir sözcük olup ‘misafir’ olarak çevrilen wabartum’lardır. Buralar, büyük olasılıkla ana merkezler arasında yolculuk eden tüccarın konakladığı ve belki mallarını geçici olarak depoladıkları daha küçük şehirlerdeki yerlerdir. Bütün karum’lar içinde bilimsel olarak en uzun araştırıldığı için en önemli merkez şimdilik Kültepe’deki Kaniş Karumu kabul edilmektedir. Bunun dışında Anadolu’da yirmiden fazla karum ve wabartum’un ismi tespit edilebilmiştir.
Anadolu’daki karum’lar içinde hiç şüphesiz ki en önemlisi Kültepe yakınında kurulmuş Kaniş Karumu’dur. Yerleşimdeki ilk arkeolojik kazılardan sonra Assurlu tüccara ait bu pazar mahallesine “Kaniş Karumu”, tepedeki kazılara da “Kültepe Kazıları” denilmiştir. Kaniş Karumu’nun diğerlerinden en önemli farkı bu merkezin, Assur ile Anadolu arasındaki haberleşmeyi sağlayan ana merkez, diğer bir deyişle Anadolu’da kurulan ticaret kolonilerinin merkezi olmasıdır.
Tabletlerin İçeriği
Kil tabletler, ıslak kil üzerine madeni bir uç kullanılarak yazılmışlardır. Bazı durumlarda yine kilden başka bir zarfa konulmuş ve üzerleri iş sahipleri veya şahitler tarafından mühürlenmiştir. Genelde 3-5 cm eninde ve 5-10 cm boyunda oldukları bilinen tabletlerin içeriğini; Assurlu tüccarın kendi arasında veya yerli halk ile karşılıklı düzenledikleri borç, faiz ve kredi senetleri, ticari ve kişisel mektuplar, hesap ve eşya listeleri, makbuzlar, ev ve köle satışları, iade belgeleri, yol masrafı kayıtları ve mahkeme tutanakları oluşturmaktadır.
Koloni Çağında Politik Yapı
Tabletlerin hemen hemen tamamına yakını ticari etkinliklere ilişkin olduğu için, elimizde koloni çağındaki politik manzarayı betimleyen sınırlı sayıda belge bulunmaktadır. Bu belgelerden biri “Mama kralı Anum- Hirbi’nin, Kaniş kralı Warşama’ya Gönderdiği” mektuptur. Mektupta özetle, Anadolu’daki krallıklar arasında yaşanan egemenlik mücadelesi ve bağımsız irili ufaklı pek çok yerel şehir devletinin (krallığın) siyasi gelişmelere yön verdiği aktarılmaktadır.
Dönemin politik yapısına ışık tutan bir diğer belge, koloni çağının geç dönemlerinde, belki Hitit Devleti’nin kuruluşuna yakın bir zamanda ortaya çıkmış, Harsamna kralı Hurmeli’ye yazılmış bir mektuptur. Kültepe’deki yerel bir kral ile Assur kralı arasındaki diplomatik yazışmaları doğrudan gösteren ilk belge olan mektupta özetle, savaş hâlinde olduğu komşu Zalpa Krallığı’na asker göndererek desteklemesi karşısında Harsamna Kralı Hurmeli’nin, Assur’dan gelen kervanlara yolları kapatması ve ayrıca Assurlu elçilerden, Zalpa kralına yardımı kesmesi için krallarını ikna etmeleri istenmektedir.
Assur Ticaret Kolonileri Çağı’nın tam olarak hangi sebeplerle ve nasıl sona erdiği bilinmemektedir. Büyük olasılıkla Anadolu’da ortaya çıkmış çatışma ortamı, Assurlu tüccarın etkinliklerine zarar vermiş ve nihayetinde ticari etkinlikler yavaş yavaş sonlanmıştır. Nitekim Kaniş Karumu’nun çeşitli yapı katlarında gerçekleştirilen kazı çalışmaları sonucunda Assur-Anadolu arasındaki ticari ilişkilerin eski yoğunluğunu kaybettiği ve kentin MÖ 1700’lere doğru terk edildiği görülmektedir.
Assurlu tüccar ile ilişkilerin sürdürülmesinde ve dolayısıyla idari yapı ve bürokrasinin başında rubaum (kral) yer almaktaydı. Sözcük, Boğazköy arşivi belgelerinde ele geçirilmiş “Anitta Metni”nde ve Assurlu tüccarın kendi arasındaki yazışmalarda karşımıza çıkmaktadır. Tablete göre Anitta, Anadolu şehirlerini tek bir idare altında toplayıp, Orta Anadolu’da siyasi birliği kurduktan sonra kendisini “Rubaum Rabum” yani ‘krallar kralı’ olarak adlandırmıştır. Assurlu tüccar da tabletlerde, şehir devletlerindeki kralların doğrudan adını vermek yerine çoğu zaman bu terimi kullanmıştır. Tabletlerden, Kaniş, Ankuwa, Timelkiya, Zalpa, Puruşhattum, Hahhum ve Kuşşara gibi kentlerin başlarında bir kral olduğu anlaşılmaktadır. Kral ile birlikte; Ankuwa, Timelkiya, Wahşuşana, Tawinia, gibi kimi şehirlerde kralın yanında rubatum (kraliçe) unvanı ile görev yapan ve özellikle alım satım işlerinde etkin olduğu düşünülen kadınların varlığı da bilinmektedir. Ancak, metinlerde hiçbir kraliçenin adı belirtilmemiştir.
Tabletlerden anlaşıldığı üzere kralların emri altında çalışan rabi unvanlı yüksek düzeydeki memurlar, şehirlerde iyi örgütlenmiş bürokrasinin bir diğer açık kanıtıdır. Kral veya kraliçeden sonra en yetkili kabul edilen kişi ‘rabi simmiltim’ denilen veliaht idi. Tam çevirisi “merdiven büyüğü” olan rabi simmiltim’in veliaht olmasının yanında nasıl bir görevi olduğu aslında tam olarak bilinmemektedir. Birkaç tablette karşımıza çıkan ve “büyük vezir, başbakan” şeklinde tercüme edilen ‘rabi sukkallim’ unvanlı memurun da devlet yönetiminde önemli bir role sahip olduğu ve zaman zaman krala vekâlet ettiği tahmin edilmektedir. Bunlara ilaveten Anadolu saraylarında, rabî unvanı taşıyan ve yerel sarayın idaresinde çalışmış geniş bir memur grubu bulunmaktadır.
Bürokrasinin şehir devletlerindeki temel görevi, saray ile tüccar arasındaki ilişkilerin düzenlenmesi olmuştur.
Bunun için Anadolu’daki bütün karum’lar Kaniş’teki karum’a, burası da Assur’a bağlı şekilde hizmet etmiştir. Assur Devleti’nin Anadolu’daki en yetkili organı bu anlamda Kaniş’teki ‘Karum Evi’dir. (Bet Karim) Assur’dan gönderilen elçi heyeti, Karum Evi’nin ileri gelenleriyle yazılı bir sözleşme yaptığında, bu sözleşme, o bölgeye daha sonra gelen Assurlu tüccar için de geçerliliğini korumuştur. Assurlu tüccar ile Eski Assur dilini bilmeyen Anadolu halkı arasındaki iletişimi “targumannum” denilen tercümanlar sağlamıştır.
Kültepe metinlerinde koloni çağı hukuk sistemini anlamaya yönelik doğrudan bir bilgi bulunmamaktadır. Ancak tabletlerdeki satır aralarında geçen; “yaşlılar meclisi hüküm verdi”, “şehir meclisi hüküm verdi”, “(…) yerin karumu küçük ve büyük meclisleri hüküm verdi” ifadelerinden, karum ve wabartum’larda hukuki kararlar verme yetkisi olan çeşitli organların varlığı tespit edilebilmektedir.
Koloni Çağında Ekonomik ve Toplumsal Yapı
Ağırlıklı olarak Orta Anadolu’daki şehirlerin civarlarında oluşturulan alış-veriş merkezleri sayesinde geniş bir ticaret ağı kurulmuş ve burada hareketli bir serbest pazar ekonomisi ortaya çıkmıştır. Bu sistem içerisinde Assurlu tüccar ile Anadolu’nun yerel krallıkları arasında ticaret hacminin artması, ekonomiye ciddi bir canlanma ve hareketlilik getirmiştir.
Ekonomik Yapı
Koloni çağında Anadolu’daki yerel halk, esas itibarıyla basit tarımsal etkinliklerle ve hayvancılıkla hayatını sürdürmüştür. Kaniş’te yapılan kazılarda yanmış tahıl taneleri ve el değirmenleri, büyük küpler ve taş ambarlar ortaya çıkarılmıştır. Tabletlerde de; buğday, arpa ve tam olarak ne olduğu anlaşılamayan benzer tarımsal ürün adlarına rastlanmıştır.
Koloni çağının ticari etkinliklerinde şehirdeki saray, hem yönetim hem de ekonominin merkezi olmuştur. Ticaret, ağırlıklı olarak Assurlu tüccar aracılığıyla sürdürülmüşse de koloni çağının sonlarına tarihlendirilmiş tabletler, zamanla yerel halkın da ticari hayatta etkin rol aldığını göstermiştir.
Anadolu’ya Getirilen Mallar - Assurluların Anadolu’ya getirdiği mallardan belki de en önemlisi, bakır ile karıştırıldıktan sonra bronza (tunç) dönüşen ve bu yüzden o günün dünyasında hayati öneme sahip olan kalaydır. Bunun dışında önem açısından ikinci sırada belirtilmesi gereken mal, Babil’den getirilen tekstil ürünleridir.
Anadolu’dan Götürülen Mallar - Hem Mezopotamya’da bulunmayışı hem de bronz yapımında asıl işlevi gören madenin bakır oluşu, Anadolu’dan götürülen bu madeni Assur Devleti için yaşamsal öneme sahip temel ürün yapmıştır.
Gidiş-dönüş olarak düşünüldüğünde yıl içerisinde 1 ya da 2 sefer yapan tüccarın kervanının hızı ve ilerleyişi; mevsim şartları, yerel krallıklar arasındaki politik istikrar
ve tabii ki yük durumuna göre değişmekteydi. Bu malların taşınmasında, zaman zaman eşekler ya da öküzler tarafından çekilen dört tekerlekli ve ‘eriqqum’ denilen yük arabalarının kullanıldığı da bilinmektedir.
Tabletlerde karşımıza çıkan ve ticari konularda karar verme yetkisine sahip; ‘Bet Tamkarim’ (Tüccarlar Evi) ya da ‘Bet Karim’ (Karum Dairesi) bu duruma verilebilecek örneklerdir.
Kültepe tabletlerinde birçok vergi veya ödeme çeşidi belirlenmiştir. Bunlar ana başlıklar altında toplandığında karşımıza şöyle bir tablo çıkmaktadır:
• Tekstil ürünleri, yün, kalay veya gümüşten alınan vergiler. • Seyahat edilen güzergâh üzerindeki şehrin Karum Dairesine ödenen vergiler. • Yerel krallıkların Assur’dan gelen kervanlardan aldığı yol vergisi. • Yerel krallıklar tarafından kervandaki her bir şahıs için alınan vergi. • Hareket edecek kervan sahibinden alınan ihraç vergisi. • Yerel krallıklara kervan sahibi tarafından ödenen giriş vergisi.
Bilindiği kadarıyla Assurlu tüccar; saraya dokuma ürünleri için %3 ya da 5, kalay için de %5 ya da daha fazla oranda ticaret vergisi ödemiştir.
Toplumsal Yapı
Assur Ticaret Kolonileri Çağı’nda Anadolu’da; Hattiler, Hurriler, Luwiler ve Palalar olmak üzere farklı sosyopolitik güçler, yani farklı dil ve kültürlerin etkileşim içinde olduğu heterojen bir toplum bulunmaktadır. Buradaki ilginç nokta, yerli halkı belirtirken Assurlu tüccarın, bu halkın adlarını yazmak yerine onlardan ‘nuaum’ şeklinde söz etmeleridir.
Yerel kralların saraylarında; idari görevliler, güvenlik güçleri, seyisler başı, değirmenciler başı, köle satıcıları, vb. farklı görevlerde çalışan kişiler bulunmaktadır. Hür insanların oluşturduğu yerel halklar da ticari etkinlikleri ve buna bağlı olarak ekonomik durumlarına göre toplumun farklı gruplarını oluşturmuşlardır.
Tabletler üzerine yapılan araştırmalar, MÖ II. bin başlarında Anadolu’daki kadınların bazılarının Mezopotamya’daki hemcinslerinden ayrıldığını ortaya koymuştur. Nitekim boşanma ile ilgili belgelerin bir kısmında kadınların da erkekler ile benzer haklara sahip olduğu görülmektedir. Üstelik kimi kentlerde kraliçe unvanıyla görev yapan veya doğrudan ticaretle uğraşan hem Assurlu hem de yerel halktan kadınların adlarına rastlanmıştır.
Kültepe metinleri; evlilik, boşanma, evlatlık alma, vb. konulara ilişkin önemli bilgiler de sunmaktadır. Öncelikle sınırlı sayıdaki tabletin, Anadolu’daki kızların çocuk yaşta nişanlandıklarını gösterdiğini belirtmek gerekmektedir.
Aileler arasında gerçekleştirilen nişanlanma töreninin ayrıntıları bilinmese de evlilikte olduğu gibi bir sözleşmeye gereksinim duyulmamıştır. Assurlu tüccarın ticari etkinlikler nedeniyle Anadolu’da uzun süre kalmasının toplumsal sonucu şüphesiz ki yerli halktan kadınlarla evlenmesi ve böylelikle farklı kültürlerin ve etnik grupların hızlı bir şekilde birbirleriyle karışması olmuştur.
Yerli halklar arasındaki hukuka göre çiftler hayattayken veya ölüm halinde miras konusunda eşit haklara sahip olmuşlardır. Bununla birlikte ölümleri sonrası, miras paylaşımı konusunda varisler arasında doğabilecek sorunları önlemek için ebeveynlerin vasiyet bıraktıkları da görülmüştür. Bir tablette geçen ve ebeveynlerine karşı kötü davranan çocukların sahip olduğu hisselerin, diğer varislere aktarılacağı bilgisi de ayrıntıda dikkat çekici bir durumdur.
Koloni Çağında Kültürel Yapı
Yaygın bir ticari etkinlik sonucu Mezopotamya kültürünün Anadolu içlerine nüfuz etmeye başlamasıyla beraber koloni çağı dinsel yaşamı ve sanatında dış etkiler kendini açıkça göstermiştir. Bu süreçte Anadolu’da devam etmekte olan Kalkolitik Çağ’ın kültürel gelişimi, Mezopotamya kültürüyle harmanlanmış ve nihayetinde Assur Ticaret Kolonileri Çağı’na özgü yeni anlayış ortaya çıkmıştır.
Dinsel Yapı
Koloni çağındaki Anadolu halkının inanç yapısı hakkında bilgi veren farklı türde kaynaklara göre; tabletler, rahipler tarafından yazılmış sekiz adet büyü metni, silindir ve mühür baskılar, ailelerin koruyucu tanrıları olarak kabul edilen kurşun figürinler, hayvan şeklinde ritonlar, fildişi, kurşun, altın, gümüş ve seramik gibi malzemeden yapılmış tanrıça heykelcikleri, tablet zarfları ve bullalardır. Bunlardan başka Hitit metinleri de dönemin dinsel yapısının anlaşılmasında önemli rol oynamıştır. Koloni çağının başlarında; taş, kurşun, fildişi veya tunçtan küçük ölçekte yapılmış tanrı ve tanrıça figürinlerinin insan şeklinde (Antropomorf) betimlendiği görülmektedir. Silindir mühür baskılar üzerinde yerel üslupla yapılmış tapınma sahneleri de dikkate değerdir.
Koloni Çağı Panteonu iki farklı coğrafyadan beslenmiştir. Bunun ilk grubunda; Hatti, Hurri, Luwi, Pala, Hitit tanrıları ve tanrıçaları olmak üzere Anadolu inançları vardır. İkinci grupta ise Mezopotamya’dan getirilmiş; Sümer, Akkad, Amurru ve Assur tanrıları ve tanrıçaları yer almaktadır. Bütün diğer inançlarda olduğu gibi buradaki tanrılara ve tanrıçalara da belirli semboller ya da güçler yüklenmiştir. Nitelikleri belirlenmiş Anadolulu tanrılar ve tanrıçalardan bazıları şunlardır:
• Irmak Tanrısı Hapantalli, • Demirci Tanrı Hasşamili, • Güneş Tanrısı Utu, • Koruyucu Tanrı Aala,
• Tahıl Tanrısı Halki, • Çocukları Koruyan ve Gözeten Tanrıça GUL-şeş
Bunlara ilaveten Mama şehrinde olduğu gibi bazı tanrıların adlarının şehirlere verildiği, Hatti tanrıları; Huzzia, İnar ve Pirwa’nın, prensler ve krallar tarafından kişisel ad olarak tercih edildiği saptanmıştır. Söz konusu kutsal varlıklar, taraflar arasındaki antlaşmalarda zaman zaman şahit de gösterilmişlerdir. Özellikle alım satım işlerinde şahit olarak gösterilen tanrı Anna bu duruma güzel bir örnektir. Benzer şekilde Assurlu tüccar, tanrı Assur’un sembolü kabul edilen bir kılıç önünde yemin ederek davalarını sonuçlandırmıştır.
Kültepe tabletlerinde ismi en çok geçen tanrının Assur olduğu belirtilmelidir. O, devletin simgesi ve Assur halkının ulusal tanrısıdır.
Koloni çağı Anadolu’sunda belli tanrılar adına kutlanan bayramlar olduğu ve bunların hasat ve bağbozumu gibi tarımsal etkinliklere denk getirildiği görülmektedir. Bu sayede insanların borçlarını daha rahat ödeyebilmesi ve sistemin daha etkin çalışması planlanmış olmalıdır.
Koloni çağında, tanrılara ve tanrıçalara belirli standartlarda, ancak farklı şekillerde adaklar sunulmuştur. En bilindik adak eşyaları, sıklıkla tanrı Assur’a sunulan ve tabletlerde ‘samsum’ olarak geçen, altından yapılmış güneş diski veya güneş kurslardır. Sunu törenleri sırasındaki veya adak törenlerindeki eşyalar arasında; bronz ve bakırdan yapılmış kılıç, hançer, mızrak vb. silahlar, özel ve kutsal törenlerde tanrı ve tanrıçalara adanan bronzdan ya da altında üretilmiş sunu kapları da yer almaktadır. En sık karşılaşılan sunu eşyası ise ‘kasum’ denilen kaptır.
Önemli bir adak ve sunu eşyasını riton adı verilen hayvan biçimli kaplar oluşturmaktadır. Geyik, boğa, aslan, kartal, domuz, keklik, tavşan veya köpek formunda üretilmiş eserler dinsel törenler sırasında kutsal varlıklara içki sunusu yapmak için ya da kült nesnesi olarak kullanılmışlardır.
Kültepe tabletleri, hiyerarşik bir yapıda örgütlenmiş ve dinsel törenlerde gümüş ve değerli taşlarla süslü “epattum” adlı özel elbiseler giyen rahiplerden de söz etmektedir. Hem yerel halktan kişilerin hem Assurluların rahip olabildiği bilinmektedir. Rahipler din işleri yanında, genellikle yerli halklar arasında düzenlenen borç veya satış sözleşmelerinde, idari nitelikli veya boşanma belgelerinde şahit olarak da gösterilmişlerdir. Tabletlerde rahiplikten söz edilen yerde geçen ve “gubabtum” olarak ifade edilen rahibeliğin yalnızca Assurlulara özgü bir kurum olduğu ve zengin ailelerden birçoğunun kızlarından birisini rahibe yaptığı görülmektedir.
Koloni çağı halkları ölülerini genelde evlerin içlerindeki avlu veya odaların tabanının altına gömmüşlerdir. Kültepe’de yapılan arkeolojik araştırmalar farklı mezar tiplerini ortaya çıkarmıştır. Bunlar; toprak mezar, küp mezar, sandık ve oda mezar ile kaya mezarlarıdır. Ölüler
küp şeklindeki mezarlara sırt üstü gömülürken, toprak mezarlara dorsal (uzatılmış) veya hocker (cenin pozisyonu) biçiminde yerleştirilmiştir.
Sanat
Koloni çağı sanatında; heykel, kabartma veya kaya abideleri gibi anıtsal eserler görülmez. Bu dönemde daha ziyade zengin mühür veya figürin gibi küçük eserler üretilmiştir ki Kültepe’de ele geçirilen bu eserler Anadolu’da Hititler öncesi sanatın belki de en güzel örnekleridir. Söz konusu mühür baskılar; damga ve silindir mühür baskı olmak üzere iki şekilde üretilmişlerdir. Bunlardan damga mühürler Kalkolitik Çağ’dan beri zaten bölgede bilinen ve kullanılan eserlerdir. Bunların üzerinde geometrik şekiller veya hayvan betimlemeleri bulunmaktadır. Silindir mühürler ise koloni çağında karşımıza çıkmıştır. Bu mühürler ya Assurlu tüccar tarafından doğrudan kendi ülkelerinden getirilmiş ya da yoğun ticari faaliyetlerin bir sonucu olarak yerli halk tarafından üretilmişlerdir. Silindir mühürlerin üzerindeki mitolojik sahneler, tapınma, av ve savaş sahneleri belirgin bir Mezopotamya etkisidir.
Kil zarflar ve etiketler üzerine basılmış silindir ve damga mühür baskılar, Kaniş’in kozmopolit toplumsal yapısına uygun olarak çok çeşitli üsluplar ortaya koymaktadır. Söz konusu üsluplar; Eski Assur, Eski Babil, Eski Suriye ve Yerli Hatti olmak üzere dört ana gruba ayrılmaktadır. Bunlar arasında yerel Hatti üslubu, güçlü Mezopotamya etkisine rağmen zengin motif hazinesi ve özgünlüğü ile diğerlerinden büyük farklılık göstermektedir.
Assur Ticaret Kolonileri Çağı’nda Anadolu’da seramik üretimi ileri bir düzeye ulaşmıştır. Form ve bezeme yönünden son derece çeşitli olan dönem buluntuları Yakın Doğu’da kendine özgü bir çanak çömlek grubu olarak kabul edilmektedir. Biçimlerinin çoğu madeni kapların taklidi olan dönem seramiği genel olarak, boyalı ve boyasız şeklinde ikiye ayrılmaktadır. Kırmızı, kahverengi, krem veya gri renkte üretilmiş boyasız seramik eser grubu içinde; gaga ağızlı veya yonca ağızlı testiler, çaydanlıklar, dört kulplu tabakalar, tütsülükler, ayaklı yüksek meyvelikler, vazo, vb. birçok farklı çeşitte mutfak ve süs eşyası ele geçirilmiştir. Boyalı seramiklerin üretimi ise farklı bir süreç izlemiştir. Bu seramikler önce krem renginde astarlanmış, sonra üstüne kırmızı, kahverengi veya bazen her iki renkte süslemeler yapılmıştır. Kaniş şehrinde yapılan arkeolojik çalışmalar neticesinde bu çağın seramik endüstrisinin özgün formları, hayvan biçimli sunu kapları olmuştur.
Mimari
Kültepe’deki en gösterişli mimari eserler höyükte açığa çıkarılan saraylardır. Kutsal alan şeklinde de kullanıldığı düşünülen sarayların varlığı hem tabletlerdeki bilgilerde hem de arkeolojik buluntularla somut olarak kanıtlanmıştır. Böylesi saraylardan bir tanesinin, yangın sonucu tahrip olmuş başka bir sarayın üstüne inşa edildiği belirlenmiştir. Yapılan arkeolojik kazılar sonrasında 120
metre uzunluğunda ve 110 metre genişliğinde bir alanı kapladığı anlaşılan sarayın 42 odası ve bir salonu gün yüzüne çıkarılmıştır. Büyük ocaklarla ısıtılan mutfaklar, küplerle dolu depolar, hizmet bölümleri sıralar halinde, koridora paralel şekilde dizilidir. Bu plan Kaniş’e özgü bir yeniliği yansıtmaktadır. Alanda tespit edilen küçük merdivenler salonlardan bazılarının iki katlı olduğunu, küp ve kil bullalar ise saray depolarının varlığını açıkça ortaya koymuştur. Kültepe’de yapılan kazılar sonrasında doğrudan tapınak olarak nitelendirilebilecek bir yapı saptanamamıştır. Ancak ortaya çıkarılan ve şehrin belirli bir bölümünde aynı planda yapılmış müstakil iki büyük binanın, Anitta’nın taht tanrısı Halmaşuit, Güneş Tanrısı Şiu ve Fırtına tanrısı Tarhunna adına ait tapınaklar olduğu tahmin edilmektedir. Tahminden öteye gidilemediği için, Anadolu’daki sarayların bu dönemde doğrudan dinle ilgili olmadığı, daha çok idari birimler olarak kullanıldığı belirtilebilir.
Kaniş şehri; sokakları, meydanlara açılan düzenli evlerin oluşturduğu mahalleleri ile çağının gelişmiş yerleşimlerinden biridir. Zemini toprak ve taş döşeli sokaklar, arabaların geçebileceği genişlikte tasarlanmıştır. Sokaklarda üzeri taşlarla örtülü atık su kanalları bulunmaktadır. Assurlu tüccar buraya geldikten sonra yerel halkınkine benzer konutlarda ikâmet etmiş ve yerel kültür ögelerini kullanmıştır.