TAR101U-ESKİ ANADOLU TARİHİ
Ünite 1: Anadolu’nun Tarih (Yazı) Öncesi Dönemleri
Giriş
Yaklaşık olarak 2.5 milyon yıl önce Afrika’da ortaya çıkan yetenekli insan Homo Habilis’in bilinçli olarak ilk aletleri üretmesinden, yazının icat edilip kullanılmaya başlandığı döneme kadar geçen sürece “Tarih Öncesi Dönem” (Prehistorya) adı verilmektedir. Kronolojik olarak Anadolu’nun tarih öncesi dönemleri şu şekilde belirtilebilir:
• Anadolu’nun Paleolitik ve Epipaleolitik (Mezolitik) dönemleri kabaca MÖ 1.000.000- 10.000 yılları arasını kapsamaktadır. Ağırlıklı olarak toplayıcılık ve avcılık ile uğraşan insanlar, üretimin olmadığı bu dönemde el becerilerini geliştirerek oldukça basit ve hayatta kalmaya yönelik ilk el aletlerini yapmışlar, ateşi kullanmışlar, topladıkları besinleri tüketmişler ve soyutlama becerilerini geliştirmişlerdir. • MÖ 11.000-5000 yılları arasını kapsayan ve hem yerleşik yaşamın hem de üretimin başladığı Neolitik Dönem’dir. İklimin ısınması ve buzulların erimesinin ardından verimli alanlar ortaya çıktıkça, insanların gündelik yaşamlarında köklü değişiklikler baş göstermiştir. Sonuçta Yakın Doğu gibi Anadolu’da günümüz dünya uygarlıklarının temelini oluşturan kültürlerin ortaya çıkmasında belirleyici coğrafyalar olmuşlardır. Anadolu’daki tarihsel gelişmeler paralelinde, önce ‘Çanak Çömleksiz Neolitik Dönem’ ve ‘Çanak Çömlekli Neolitik Dönem’ şeklinde iki ayrı süreçte değerlendirilen Neolitik Dönem’in izlerine Anadolu’nun pek çok bölgesinde rastlanmaktadır. • Anadolu’da tarih öncesi dönemlerin son safhası Tunç Çağı’dır. Kendi içinde; İlk, Orta ve Son Tunç Çağı olmak üzere üç kısımdan oluşan bu dönemin ilk evresi, başka bir deyişle MÖ 3000- 2000 arası bizim bu ünitede ele alacağımız gelişmeleri içermektedir. Zira Orta Tunç ve Son Tunç çağları ile birlikte Anadolu, tarihi sürece, yani yazının kullanıldığı döneme girmiştir. Yerleşik yaşamın ve üretimin sağladığı pozitif ivme, Kalkolitik Dönem’de gelişerek uzun vadedeki sonuçlarını İlk Tunç Çağı’na aktarmıştır. Bu çağın başlarındaki topluluklar, Anadolu’da merkezî bir güçten ziyade, lokal ve bağımsız merkezlerin ortaya çıkışına ve yeni bir kentleşme sürecine tanıklık etmişlerdir.
Anadolu’da tarih öncesi dönem kabaca 1 milyon yıl önce başlar ve MÖ 2000’lere doğru İlk Tunç Çağı ile sona erer. Bu uzun dönem için yapılan tarihleme, dünya üzerindeki diğer kültürler için geçerli değildir.
Paleolitik ve Epipaleolitik (Mezolitik) Dönemler
‘Eski Taş’ ya da ‘Yontma Taş’ devri olarak da bilinen Paleolitik Dönem, insanlık tarihinin en eski ve en uzun dönemidir. Mağaraları ve uygun kaya barınaklarını
mesken olarak kullanan insanlar, avcılık ve toplayıcılık ile hayatlarını sürdürmüşler ve doğada hazır buldukları taşlardan yaptıkları küçük ve basit aletlerle hayatlarını kolaylaştırmışlardır. Kabaca 2.5 milyon yıl kadar önce Afrika’daki insanların ‘bilinçli’ olarak, hayvanları avlayabilecek ve sonrasında bunları parçalayabilecek aletleri üretmeleri aynı zamanda kültür tarihinin başlangıcıdır.
Yakın zamanlarda Denizli’nin Kocabaş Beldesi’nde ele geçirilmiş 1,1 milyon yaşında olduğu belirlenen bir insana ait kafatası kalıntıları, sürekli “köprü” olarak anılan bu coğrafyanın tarih öncesi dönemiyle ilgili bir tartışma daha başlatmıştır. Ne olursa olsun Anadolu’da kurak ve yarı kurak düzlüklerden, yayvan ya da iğne yapraklı ormanların olduğu dağlara, alüvyonlu kıyı ovalarından buzullarla kaplı yüksek dağlara kadar çok farklı iklim bölgelerinin her dönemde insanlar için çekici bir coğrafya olduğu muhakkaktır. Bu coğrafyanın Paleolitik Dönemi; Alt, Orta ve Üst Paleolitik olmak üzere üç aşamada incelenmektedir.
Alt, Orta ve Üst Paleolitik Dönem (MÖ 1.000.000-12.000)
Alt Paleolitik Dönem: İklim koşullarından dolayı Paleolitik Dönem’in en uzun süren safhası Alt Paleolitik Dönem’dir.
Anadolu için 1.000.000 ile 200.000 yılları arasını içeren bu evreyi oluşturan kültürler ise, daha gelişkin aletler üreterek gerçek anlamda Alt Paleolitik Dönem kültürlerini oluşturmuşlardır. Bu kültüre, Fransa’daki ilk buluntu yerinden dolayı St. Acheul (Aşölyen) tip adı verilmiştir.
Anadolu’da Alt Paleolitik Dönemi yansıtan en önemli merkezlerden birisi İstanbul’da Küçük Çekmece Gölü’nün kuzeyindeki Yarımburgaz Mağarası olduğu için bu merkeze ayrı bir sayfa açmak gerekmektedir. Yarımburgaz Mağarası, çok geniş bir mağara olmamasına rağmen gerek doğal özellikleri gerekse arkeolojik dolguları açısından dünyadaki önemli mağaralardan biridir.
Orta Paleolitik Dönem: Bu dönemin ikinci safhası olan Orta Paleolitik, MÖ 200.000-40/35.000 tarihleri arasındaki dönemi kapsamaktadır. Bu dönem içinde önce uzun sıcak bir süreç, ardından buzul çağı yaşanmıştır. Böylesi değişen iklim koşulları içinde karşımıza doğa karşısında daha başarılı bir insan tipi olan Neanderthal insanı çıkmıştır.
Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde Orta Paleolitik Dönem kültürlerine rastlanmaktaysa da dönemi en iyi gösteren merkez Antalya’daki Karain Mağarası’dır. Burada sürdürülen çalışmalar hem dönem teknolojisi hem de bölge faunası hakkında önemli ipuçları sunmaktadır. Karain Mağarası dışında, İstanbul çevresi, Şanlıurfa’da Birecik çevresi ve Adıyaman’da Şehramuz belirtilebilir.
Üst Paleolitik Dönem: Yaklaşık 40/35.000- 12.000 yılları arasını içeren Üst Paleolitik Dönem’de önemli iklim ve coğrafik değişiklikler meydana gelmiştir. Bu dönem içinde
en şiddetli soğukların yaşandığı 18.000 yıl öncesine kadar dünya deniz seviyesi, bugüne göre 120 metre daha alçaktır ve o günün Anadolu coğrafyası ile bugünkü Anadolu arasında büyük farklılıklar bulunmaktadır. Öncelikle Ege bölgesindeki adalar kara olarak Anadolu’ya bağlıdır. Boğazlar birer vadi görünümünde olup, Marmara bir iç deniz, Karadeniz de bir tatlı su gölüdür.
Epipaleolitik (Mezolitik) Dönem (MÖ 12.000-10.000)
Epipaleolitik (Mezolitik) Dönem, üretici olmayan toplayıcı-avcı-göçebe yaşam ile üretimin ve yerleşik yaşamın başladığı Neolitik Dönem arasında bir geçiş sürecidir. Bu geçişte temel rolü yine iklim değişiklikleri oynamıştır. Nitekim Son Buzul Çağı’nın bitmesinin ardından değişen dünya iklimiyle birlikte flora ve faunada köklü değişiklikler meydana gelmiş, örneğin ağaç ve bitki türleri zenginleşirken, ormanlar geniş bölgelere yayılmıştır. Dolayısıyla beslenme ve avlanma konusunda dönem insanları, farklı koşullarla karşı karşıya kalmışlar ve sonuçta yaşam biçimlerinde birtakım değişikliklere gitmişlerdir.
Bu değişikliklerden biri hiç şüphesiz ki mevsimlik ve kalıcı yerleşmelerin ortaya çıkmasıdır. Bu durumun gelişmesinde “Devşiricilik” denilen “bilinçli besin toplayıcılığı” anlayışının rolü büyüktür. Öğütme taşları ile obsidiyenden üretilmiş sivri uçlu ve boynuz saplı oraklar, bu insanların tahıl ektiklerini kesin bir şekilde kanıtlamasa da en azından bu tür ürünler ile bir şekilde ilişki içinde olduklarını ortaya koymaktadır. Mezolitik Dönem’de izlenen önemli bir yenilik de beslenmenin çeşitlenmesi olmuştur. Daha önceleri protein ağırlıklı bir beslenme türü hakimken bu dönemde çeşitli yemiş, bitki ve köklerin beslenme alışkanlığının bir parçası haline geldiğini görmekteyiz.
Tüm özellikleriyle Mezolitik kültür olarak tanımlanacak Anadolu’daki en önemli buluntu yerleri Antalya’daki Öküzini ve Belbaşı mağaralarıdır. Bunlardan Öküzini Mağarası, Anadolu Epipaleolitiği için şimdilik sistemli kazıların yapıldığı en önemli yerleşim yeridir. Minik ve geometrik biçimli aletlerle birlikte görülen buluntu toplulukları bölgenin özellikle Orta Akdeniz, Güney Yunanistan ve Adriyatik kültürleriyle ilişkisini yansıtmaktadır.
Neolitik Dönem (MÖ 11.000-6.000)
Zaman zaman “Cilalı Taş Devri” veya “İlk Üretimci Köy Toplumları” olarak da adlandırılan Neolitik Dönem, kimi araştırmacılar tarafından insanlık tarihinin ilk devrimi olarak nitelendirilmektedir. Zira yerleşik yaşam ve üretimin başlamasının ardından orta ve uzun vadedeki sonuçlar, dünya üzerindeki insanların yaşamında köklü değişiklikler yaratmıştır. Anadolu açısından MÖ 11.000- 6.000 tarihleri arasını kapsayan dönemde insanlar toprağa bağlı yerleşik yaşamlar kurarak ilk köyleri organize etmişlerdir. Üretime yönelen gruplar zamanla tarımsal etkinliklere başlamışlar ve hemen hemen aynı dönemlerde hayvanlar evcilleştirilerek gündelik hayatın önemli bir
parçası haline getirilmiştir. Teknolojik anlamda da önemli bir sıçrayış yaşanmış ve önceki dönemin taş ve obsidiyen aletleri yanında, kilden eserler üretilmiştir.
Neolitik Dönem’de yaşanan gelişmeler paralelinde arkeologlar bu dönemi iki kısma ayırmışlardır. “Çanak Çömleksiz Neolitik Dönem” ve “Çanak Çömlekli Neolitik Dönem”.
Çanak Çömleksiz Neolitik Dönem (MÖ 10.000-7.000)
Yoğun avcılık ve toplayıcılık etkinliklerinin devam ettiği dönemde, büyük bir kısmı tahıl olmak üzere besin üretimi ve hayvanlar gündelik yaşama dahil edilmeye başlanmıştır. Ancak henüz hem yabani bitkilerde hem de yabani hayvanlarda herhangi bir tür değişikliğine dair ilerleme bilinmemektedir. Nüfus ile doğru orantılı bir şekilde yerleşimlerin sayısı artmaya başlamıştır.
Bu dönemde; obsidiyen, çakmaktaşı, yarı değerli taşlar, doğal bakır ve tuz gibi ham maddelerin bölgeler arasında nakledildiği ve olasılıkla değiş tokuş yöntemiyle bir ticaret yapıldığı düşünülmektedir. Çayönü’nden ele geçirilmiş ve süs eşyası yapımında kullanılan Kızıldeniz ve Akdeniz kabukluları, bölgeler arası dönem ticaretinin yaygınlığını göstermesi açısından önemli verilerdir
Dönemin ölü gömme adetlerinde de farklılıklar vardır. Ölüler, genellikle ev tabanlarının altına, hocker pozisyonunda yerleştirilmişler ve yanlarına armağanlar bırakılmıştır. Gömü hediyeleri süreçte artmış ve sosyal farkları belirtecek şekilde çeşitlenmiştir.
Çanak Çömleksiz Neolitik Dönem sanatında; taştan yapılmış kaplar ve heykeller, üzerinde hayvan bezemeleri bulunan kaplar, nadir bulunan taşlardan çeşitli süs eşyaları, hayvan ve insan heykelcikleri ile yüksek kabartma insan ve hayvan betimlemeleri, hayvan kemiklerinden üretilmiş çeşitli ev eşyaları ve takılar belirtilebilir. Buna ilaveten yerleşik yaşama geçiş ile birlikte yeni bir mimari anlayış belirmiştir.
Çevresindeki ova ve alçak tepelere hâkim yüksek bir kayalığın üzerinde kurulmuş Göbeklitepe’de gerçekleştirilmiş çalışmalar, Anadolu insanının avcı- toplayıcı yaşam biçiminden, tarım ve hayvancılığa geçiş süreci hakkında ayrıntılı bilgiler sağlamaktadır. Araştırmaların gösterdiği gibi yerleşmenin Çanak Çömleksiz Neolitik Dönemi’ne ait tabakalarında 14 adet dikilitaş bulunmuştur. “T” biçimindeki muazzam dikilitaşlar üzerinde; yaban öküzü, yaban domuzu, aslan, tilki ve turna ile koça benzeyen hayvanların betimlemeleri mevcuttur.
Çanak Çömlekli Neolitik Dönem (MÖ 7.000-5.500)
Besin üretiminin ve çiftçiliğin tam anlamıyla yaşam biçimi haline dönüştüğü sürece Çanak Çömlekli Neolitik Dönem adı verilmektedir. Başta tahıllar olmak üzere, mercimek gibi bitkilerin yoğun olarak ekildiği süreç, aynı zamanda insanların bu türleri kendi bölgeleri dışına götürüp, başka yerlerde de yetiştirmeye başladıkları dönemdir. Diğer bir deyişle bu dönem, bitkilerin götürüldükleri yeni
çevrelerine uyum sağladıkları ve tür çeşitlemesine uğradıkları aşamadır. Çanak Çömlekli Neolitik Dönem’de köy ve çiftçi yaşamı, bir önceki dönemde Güneydoğu Anadolu ve Yakın Doğu’da örneklerini gördüğümüz kültürleri derinden etkilemiş ve bu merkezlerin çoğu tamamen ortadan kalkmıştır. Buna karşılık Orta Anadolu ile Göller Bölgesi yerleşme yerlerinin sayısında belirgin bir artış gözlemlenmektedir. Toros Dağları’nın hemen kuzeyindeki Elazığ ve Malatya ovalarında yapılan çalışmalar da bu bölgelerin, Çanak Çömlekli Neolitik Dönem içine girdiğini göstermektedir.
Anadolu’da yapılan kazılarda elde edilen verilere göre Çanak Çömlekli Neolitik Dönem’de yaşanan gelişmeleri genel hatlarıyla şu şekilde belirtilebiliriz:
Özellikle birkaç cins buğday ve arpa ile burçak, bakla, fiğ, mercimekgiller ve keten tarımının yapılmaya başlandığı dönemde, badem ve çitlembik olmak üzere çeşitli yemişlerin toplandığı da bilinmektedir. Anadolu’da evcilleştirilen ilk hayvanlar; domuz, koyun, keçi ve sığırdır. Bunun yanında avcılık ve balıkçılık hâlâ beslenmede önemli bir yer tutmaktadır.
Ticari ya da gündelik kullanıma yönelik ürünler arasında; obsidiyen, kireç, bakır, malahit, nadir de olsa kurşun, aşı boyaları ve kil öne çıkmaktadır.
Yerleşik yaşama geçiş ve tarımın (dolayısıyla toprağın) insanların yaşamında hayati derecede rol oynamaya başlamasıyla toprağın verimliliği, kadının doğurganlığıyla özdeş tutulup tanrıça figürinlerinde vücut bulmuştur. Toprağa (ya da doğaya) şükranlarını sunmak isteyen Anadolu insanı, birçok merkezde pişmiş topraktan ana tanrıça figürü yapmıştır.
Çanak Çömlekli Neolitik Dönem’de, taş temelli, kerpiç duvarlı, günümüzdeki çiftlik ya da köylere benzeyen, gerektikçe yeni eklemelerle büyüyen karmaşık plan tipleri karşımıza çıkmaktadır.
Bu dönemin en önemli yerleşimlerinden biri 2012 yılında, 1405 sıra numarasıyla UNESCO Dünya Miras Listesi’ne dahil edilen ve tarih öncesi bir Anadolu yerleşmesinin niteliğine dair ayrıntılı bilgiler sunan Çatalhöyük’tür. Höyüğün hemen yanındaki Çarşamba Çayı’nın baharda yarattığı taşkınlarıyla ovaya verimli alüvyon bırakması bölge insanının tarımsal etkinliklere başlamasını sağlamıştır.
Kalkolitik Dönem (MÖ 5.000-3.000)
Kalkolitik Dönem, “köy ve çiftçi yaşam tarzının dönüşüm geçirmesi” veya “tarımcı köylerin kentleşme süreci” şeklinde tanımlanabilir. ‘Kalkolitik’ sözcük anlamıyla ‘bakır taş’ şeklinde ifade edilip, taş ile birlikte bakır kullanımının gerçekleşmeye başladığı dönemi ifade eder. Uygarlık tarihi içinde bu dönem geniş anlamda, kent/devlet ekonomisinin tohumlarının atıldığı, yönetici sınıfın, bürokrasinin, mesleki uzmanlaşmaların, organize ticaretin ve savaşların ortaya çıktığı dönem şeklinde değerlendirilmektedir.
Kalkolitik Dönem kendi içinde; İlk, Orta ve Geç olmak üzere 3 bölüme ayrılmaktadır. Bu bölünmede Anadolu’nun İlk Kalkolitik Dönem’i, Neolitik Dönem’den çok da farklı değildir. Kalkolitik Dönem’in kendine özgü gelişmeleri aslında Orta ve Geç Kalkolitik’te görülmeye başlamıştır.
Bu dönemde Batı ve Orta Anadolu’da görülen gelişmeler, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dakilerden farklıdır. Zira kurulan ticari ilişkiler neticesinde Anadolu’nun doğu ve güneydoğusundaki Kalkolitik Dönem merkezleri, Mezopotamya ile daha yakın etkileşim içinde olmuş ve bu kültürler aşağı yukarı benzer bir gelişim süreci yaşamışlardır. Bu nedenle Kalkolitik yerine, Mezopotamya’nın çağdaş kültürlerinin (Halaf, Obeyd ve Uruk) adları tercih edilmektedir.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Kalkolitik Dönem (Halaf, Obeyd ve Uruk Kültürleri)
Çanak Çömlekli Neolitik Çağ’ın sonunda, tarımın yaşama belirleyici bir öge olarak girmesi, buğdayın ve arpanın giderek doğal olarak bulunabildiği ekolojik ortamın dışına çıkıp yarı kurak bölgelere uyum sağlaması, bölgede Kalkolitik Dönem’in çıkışının temel altyapısını oluşturmuştur.
Çanak Çömleksiz Neolitik Dönem’de Güneydoğu Anadolu’da ilk oluşumunu gördüğümüz “tapınak ekonomisi”, Kalkolitik Dönem’de kurumsallaşmış ve ekonomi tümüyle inanç sisteminin bir parçası hâline getirilmiştir. Bu dönemle birlikte giderek yalnız tarım üretiminin değil, hızla gelişen madenciliğin de bu ekonominin bir parçası olduğu görülmektedir.
Halaf Kültürü: Kalkolitik Dönem’in erken evreleri (İlk Kalkolitik Dönem), Halaf kültürü olarak tanımlanmaktadır. Bu dönemde bölgede büyük ve merkezî bir politik güçten söz edilemediği gibi yerleşimler arasındaki ekonomik ve politik farklar belirginleşmeye başlamıştır.
Obeyd Kültürü: Orta Kalkolitik Çağ’ın Doğu ve Güneydoğu’daki sürecine Obeyd Kültürü adı verilmektedir. Bu dönemde Güney Mezopotamya, tam anlamıyla dönemin çekirdek bölgesi olmuştur. Toplumsal örgütlenme ve üretim teknolojisinde önemli atılımlar yapılmasına karşın bu süreç içinde doğal çevre belirleyici olmuştur.
Uruk Kültürü: Geç Kalkolitik Dönem, Uruk kültürünün Fırat Havzası’na nüfuz ettiği dönemden dolayı Uruk Kültürü olarak adlandırılmaktadır. Süreçte Doğu Anadolu Bölgesi merkezî ekonominin ve hiyerarşik toplumların doğuşuna tanıklık etmiş ve seri üretilen çanak çömlek gibi temel iş gücü organizasyonlarındaki değişiklikler kendini hemen göstermeye başlamıştır.
Orta ve Batı Anadolu’da Kalkolitik Dönem
Orta Anadolu Kalkolitik Dönem’i, Güneydoğu Anadolu ve Yakın Doğu’nun diğer bölgelerinden oldukça farklı bir gelişim süreci göstermiştir. Güneydoğu Anadolu’da ilk
Kalkolitik Çağ’dan Tunç Çağı’na kadar kültürde belirgin bir süreklilik ve gelişim varken, Orta Anadolu’da Çanak Çömlekli Neolitik Çağ ile birlikte ortaya çıkan kültür, İlk Kalkolitik Dönem’in sonlarına kadar gelişerek devam ettikten sonra kesintiye uğramıştır. Bir anlamda Neolitik Dönem’den bu yana süren kültürel birikimin Orta Kalkolitik Dönem’in başıyla birlikte ortadan kalktığını söyleyebiliriz.
Orta Kalkolitik Dönem’de çanak çömlek yapımı ve bezeme yöntemlerinde lokal özellikler görülmektedir. Bu dönem az da olsa bakırın kullanımı artmış ve bakırın başka bir maden ile sertleştirilerek, tunç elde edilmesinin öncü çalışmaları ortaya çıkmıştır. Üretimin katı kurallarla tapınağa bağlı olduğu Mezopotamya sistemlerinde farklı olarak Kalkolitik Dönem Anadolu’sunda özellikle madenciliğin bireysel olarak yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu dönem aynı zamanda Mezopotamya uygarlıklarının maden gereksinimleri için Doğu Anadolu’ya yöneldikleri dönem olmuştur ki kurulmuş ticari istasyonlar da zaten bunu göstermektedir.
Geç Kalkolitik Dönem’de; madencilik, çanak çömlekçilik gibi yeni alanların gelişmesiyle daha spesifik uzmanlıklar ortaya çıkmıştır. Hammadde gereksinimi bölgelerarası ticareti canlandırmıştır. Nihayetinde Batı ve Orta Anadolu’da, merkezî büyük politik bir güç yerine, mimari, maden ve çanak çömlek geleneği açısından kendi yerel özelliklerini korumayı başarmış merkezler ortaya çıkmıştır.
Dönemin Anadolu’daki önemli merkezleri arasında şunlar belirtilebilir;
• Niğde’de Köşkhöyük, Tepecik; • Konya’da Çatalhöyük; • Karaman’da Can Hasan; • Aksaray’da Güvercinkayası, Gelveri; • Yozgat’ta Alişar, Çadır Höyük; • Çorum’da Çamlıbel Tarlası, Kuşsaray, Büyük Güllücek, Alacayhöyük; • Burdur’da Kuruçay, Höyücek, Hacılar; • Denizli’de Beycesultan; • Eskişehir’de Orman Fidanlığı, Demircihöyük, Küllüoba; • Bursa’da Ilıpınar, Aktopraklık, Barçın; • Kırklareli’nde Aşağı Pınar; Tekirdağ’da Toptepe; • Edirne’de Hocaçeşme; • Çanakkale’de Kumtepe, Beşiktepe, Sivritepe, Karaağaçtepe; • İzmir’de Ulucak, Yeşilova Höyük; • Samsun’da Dündartepe, İkiztepe; • Ankara’da Yazırhöyük; Kırşehir’de Hashöyük
İlk Tunç Çağı (MÖ 3.000-2.000)
MÖ 4. bin yılın sonlarına doğru Anadolu halkının, kalayı bakır ile karıştırmasıyla başlattığı süreç uygarlık tarihinde yeni bir aşama olarak değerlendirilmiş ve Tunç (Bronz) Çağı olarak adlandırılmıştır. Üretim ekonomisinin
gelişiminde madenciliğin ciddi bir rol oynadığı dönemde Anadolu halkları, bu madeni kullanarak hem gündelik yaşamda kullanılan daha ince süs eşyaları hem de daha etkili silahlar üretmişlerdir.
Bu dönem gelişen teknolojik anlayışa göre; İlk, Orta ve Geç Tunç Çağı olarak üç kısma ayrılır:
İlk Tunç I Dönemi (MÖ 3000-2700)
Anadolu’da İlk Tunç I Dönemi’nin kültür bölgelerinin başında, tüm kuzeybatıyı ve Trakya’nın güney kıyılarını etkisi altına alan Troia I gelmektedir. Yaklaşık olarak MÖ 2950–2600 yıllarına tarihlenen tabaka, yerel bir Bey’in yaşadığı taş temelli büyük yapılarıyla dikkat çekmektedir. Kaledeki yapılar, Ege dünyasında çok popüler olan megaron türündedir.
Dönemin mimari anlayışında etrafı surlarla çevrilmiş yerleşimler ön plana çıkmaktadır. Büyüklüğü itibariyle bir köy ölçeğinde olan Demircihöyük, Karataş Semayük ve Beycesultan bu duruma örnek olarak gösterilebilir.
Doğu Anadolu’da İlk Tunç I Dönemi’nin izlendiği merkezler arasında; Elazığ’da Tepecik Höyük; Arslantepe gösterilebilir. Arslantepe’de bölgeye yayılmış Doğu Anadolu ve Transkafkasya’ya özgü mızrak uçları, yeni gelen insanlarla birlikte burada silah teknolojisinde yeni silah türlerinin üretimine başlandığını göstermektedir. Ölü gömme gelenekleri de bu halkın bölgenin yabancısı olduğunu göstermektedir.
İlk Tunç II Dönemi (MÖ 2700-2400)
Bu dönemde Orta ve Batı Anadolu’daki yerleşimler gelişim süreci yaşamıştır. Troia I ve Beycesultan’da izlenebildiği gibi, İlk Tunç Çağı’nın ilk evresine tarihlenen bazı yerleşimler büyük bir yangın ile tahrip olmuşlardır. Böylesi bir yangının en önemli sonucu köy yerleşimlerinin sayısının azalması ve bunun yerine az sayıda fakat daha büyük yerleşimlerin ortaya çıkması olmuştur. Bu anlamda İlk Tunç II Dönemi, Orta ve Anadolu’da ‘kentleşme’ ve ‘devletleşme’ döneminin başladığı ve askeri ve politik anlamda güçlü beyliklerin ortaya çıktığı dönem olarak nitelendirilebilir.
Anadolu’da irili ufaklı birtakım beyliklerin ortaya çıktığı ve esaslı bir devletleşme sürecine girildiği İlk Tunç II Dönemi aynı zamanda bir refah ve zenginlik çağı olmuştur. Hemen her konuda gelişmelere sahne olan bu dönem de büyük bir yangın felaketiyle son bulmuştur.
İlk Tunç II Dönemi’nin en önemli ve üzerinde ayrı durulması gereken merkezlerinden biri Alacahöyük’tür. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan sonra başlatılan ilk Türk kazısı olarak özel bir öneme sahip olan yerleşim, MÖ 2.300-2.000 yılları arasında kullanıldığı tespit edilmiş 13 kral mezarıyla zengin ve etkili bir Anadolu beyliğine başkentlik yapmıştır.
İlk Tunç III Dönemi (MÖ 2.400-2.000)
Orta ve Batı Anadolu’da İlk Tunç Çağı’nın sonlarına doğru nüfusları artan Anadolu’daki kentlerden bazılarının
genişlediği ve etraflarının anıtsal nitelikte sur duvarlarıyla çevrildiği görülmektedir. Maden kullanımında önemli ivme kazanan Anadolu halkları, çömlekçi çarkının da Batı Anadolu’ya ulaşmasının ardından, toplumun seçkinleri için lüks ürünler üretmişlerdir. Böylelikle yaygın bir hammadde dolaşımı gündeme gelmiş ve bu da bölgeler arası ticareti arttırmıştır. Sonuçta ekonomik anlamda güçlenen kentler aynı zamanda istikrarlı politik merkezlere dönüşmüşlerdir. Deniz kıyısında kurulmuş ve iç bölgelerle ticari ve kültürel ilişkileri sayesinde gelişmiş Ege Denizi kıyısındaki kentler kadar Karadeniz kıyısındaki kentler de dönemin bütün gelişmelerinden olumlu yönde etkilenmişlerdir. Bu duruma verilebilecek en iyi örneklerden bir tanesi, İkiztepe’dir.
Anadolu’da dönemin önemli merkezlerinden bazıları şunlardır: Çanakkale’de Troia III ve V; Kırklareli’nde Kanlıgeçit; Ankara’da Karaoğlan, Bitik, Koçumbeli, Yassıhöyük, Polatlı; Eskişehir’de Yazırhöyük; Çorum’da Boğazköy; Yozgat’ta Alişar III; Kayseri’de Kültepe; Samsun’da İkiztepe; Elazığ’da Tepecikhöyük, Norşuntepe, Korucutepe; Malatya’da Arslantepe.
Batı Anadolu’da bu gelişmeler yaşanırken, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki süreç farklı işlemiştir. Bu sürecin etkisinde kalan merkezlerden bazıları; Malatya’da Arslantepe, Köşkerbaba; Elazığ’da Tepecik Höyük, Norşuntepe; Şanlıurfa’da Lidar Höyük, Gre Virike’dir.
Önceki dönemlerde tam anlamıyla bir büyüme gösterememiş, Arslantepe, Tepecik Höyük, Norşuntepe gibi bazı yerleşmelerin İlk Tunç III Dönemi’nde önemli ölçüde genişlediği anlaşılmıştır. Sokakların düzenli bir şekilde yayıldığı, işliklerin ve su kanallarının bulunduğu bu yerleşmeler gelişmiş planlarıyla dikkat çekmektedirler.