SYT107U-SPOR EĞİTİMİ
Ünite 3: Spor Eğitiminde Modeller ve Stiller
Giriş
Oyun, bireyin yaşamı boyunca gerçekleştirdiği ve yaş farkı gözetmeksizin katıldığı etkinlikler olarak tanımlanırken farklı bir açısıyla yaşamın kendisinin de oyun olduğu söylenebilir. Oyunun eğitim sürecinin içerisine dahil edilmesiyle bireyin bilişsel, duyuşsal, fiziksel ve sosyal gelişimine olumlu etkisi yadsınamaz bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır. Spor eğitiminin vazgeçilmez bir parçası olan oyun yoluyla bireylerin; yaparak yaşayarak öğrenme, başarma duygusu, takım üyesi olma, yardımlaşma, iş birliği gibi özelliklerin yanı sıra bilgi, beceri, yeteneklerinin de farkına varmasını sağlamaktadır.
Oyun
Dünya tarihi ile birlikte başlayan oyun tarihi; insanlığın hayatta kalmak için beslenme, saklanma, barınma, iletişim kurma gibi harcadıkları çaba ve kültürel gelişimler bir tür oyun olarak belirtilmektedir.
Oyun; çocukların eylem düzeyinde katılım gösterdikleri, düşünce ve duygularını ifade ettikleri, meraklarını giderecek araştırma ve gözlem yapma olanağı buldukları, yeni keşiflerde bulundukları, nesnelerle ve kişilerle etkileşim içinde bulundukları haz verici bir etkinliktir.
Oyun tanımları farklılık gösterse de aslında her biri oyunun önemini vurgulamaktadır. Oyun; nesilden nesile aktarılan, belli kurallar çerçevesinde gerçekleştirilen, yaparak yaşayarak öğrenmenin gerçekleştiği ve deneyim kazandıran etkinlikler olarak ifade edilebilir.
Oyun Teorileri
Bireylerin hangi yaş döneminde neden oyun oynadıklarını açıklamak amacı ile hem klasik hem de modern teorisyenler birçok fikir ortaya atmışlardır. Klasik teorisyenler oyunla ilgili teorilerini ilk olarak 19.yy’ın başlarında ortaya atmışlardır. Modern teorisyenlerin oyun konularındaki teorik ve uygulama açıklamaları, 1920’lerden sonra sosyal bilimler alanında yer bulmaya başlamıştır.
Oyun teorilerinin bazılarının sadece geçmiş yıllarda bazılarının ise günümüzde popüler olduğunu ve amaç ve uygulama yöntemleri bakımından farklılıklar gösterdiğini belirtmek mümkündür. Oyun teorilerini; klasik oyun teorileri, dinamik oyun teorileri ve diğer oyun teorileri olarak üç başlıkta incelemek mümkündür.
Klasik Oyun Teorileri
Klasik teoriler, oyunun amacına ve özelliklerine ilişkin görüşler öne süren 1900’lü yılların başlarında geliştirilen teoriler olarak belirtilmektedir. Fazla enerji teorisi, eğlence teorisi, tekrarlama teorisi, pratik ve egzersiz öncesi teorisi ve uyandırma-değiştirme teorisi olmak üzere beş grupta incelenmektedir.
Fazla Enerji Teorisi: Bu teorinin temsilcileri, Friedrich Schiller ve Herbert Spencer’dır. Çocuklar yetişkinlerden daha fazla enerjiye sahip olması nedeniyle oyun oynama eğilimindedirler ve fazla enerjilerini eğlenebileceği,
kendini geliştirebileceği, çevresine ve kendine zarar vermeyen bir uğraşla harcamaktadırlar.
Eğlence Teorisi: Fazla enerji teorisine karşıt olarak Alman şair Lazarus tarafından ortaya atılmış bir teoridir. Bu teoriye göre çalışma sırasında kullanılan ve azalan enerjiyi yerine getirmek için oyundan yararlanılmaktadır.
Tekrarlama Teorisi: Stanley Hall tarafından geliştirilen tekrarlama teorisi, evrim teorisinden yola çıkarak oyunun evrimsel bir biyolojik sürecin ürünü olduğunu ve oyun yoluyla evrimsel geçmişi yeniden yaşadığımızı belirmektedir.
Pratik ve Egzersiz Öncesi Teori: Groos tarafından geliştirilen bu teoride oyun, içgüdü kuramıyla açıklanmaktadır. Geçmişte edinilen içgüdüsel alışkanlıklar, gelecekteki içgüdüsel alışkanlıkların oluşmasında rol oynamakta ve gelecekteki çalışma ve yaşantıların bir ön hazırlığı olarak ifade edilmektedir.
Uyandırma-Değiştirme Teorisi: Berlyne ve Ellis tarafından oluşturulan bu teori, oyunun keşifle olan ilişkisini ifade etmektedir. Nesnelerin keşfi ile uyarıcı arama aktivitesi olarak görülmektedir.
Dinamik Oyun Teorileri
1920’den sonra geliştirilen dinamik oyun teorileri; oyunu niçin oynadığını değil, oyununun içeriğini ve gelişimdeki rolünü açıklamaya çalışmaktadır. Freud’un oyun teorisi ve Piaget’in oyun teorisi olmak üzere iki grupta incelenmektedir.
Freud’un Oyun Teorisi: Sigmund Freud (1905-1920) tarafından ortaya atılan bu teoride çocukların duygusal gelişiminde oyunun rolü açıklanmaktadır. Freud oyunu; rastgele ya da şans eseri gerçekleşmeyen, bireyin farkında olduğu veya olmadığı duygusal problemleri hakkında bilgi sahibi olmamıza olanak sağlayan bir olgu olarak ifade etmiştir.
Piaget’nin Oyun Teorisi: Jean Piaget’e göre oyun, gözlem yoluyla insanın diğer davranışlarından açık bir şekilde ayrılan ve bilişsel gelişimi destekleyen bir unsur olarak ifade edilmektedir. Piaget’nin oyun teorisinin temeli; insan zekâsının her eylemi özümleme ve uyumsama işlemlerine bağlıdır. Özümlemede kişiler olay, nesne ve durumları zihinsel yapı ve mevcut düşünme biçimleriyle ele alırken, uyumsamada mevcut düşünme biçimleri dışsal çevre faktörlerinin yeni yönleri ile birleşerek yeniden örgütlenmeyi ifade etmektedir.
Diğer Oyun Teorileri
Diğer oyun teorilerinde oyunun önemi ve nedenlerini destekleyen Vygotsky, Bateson, Sutton-Smith ve Helanko Sistem Teorisi yer almaktadır.
Vygotsky’nin Oyun Teorisi: Vygotsky oyunu, sadece bilişsel gelişimin bir ürünü olarak görmemekte aynı zamanda oyunun sosyal ve duygusal baskıların sonucunda ortaya çıktığını ve temelde toplumsal bir etkinlik olduğunu ifade etmektedir. Vygotsky, sembolik veya dramatik
oyunun çocukların soyut düşünmesini desteklediğini belirtmektedir.
Bateson Oyun Teorisi: Bateson oyun teorisine göre hayalî oyunlara katılan çocuklar; akranlarına olayların gerçekliğin kendisinin değil, gerçekliğin taklidi olduğunu ifade etmektedirler. Bu nedenle çocuklar, oynarken aynı anda iki düzeyde öğrenmeyi gerçekleştirirler: Birinci düzeyde nesne ve eylemlerin amaçlarına inanırlar, ikinci düzeyde yaşamın gerçekliğine inanırlar. Bateson ayrıca oyun içerisinde gerçekleştirilen konuşma ve deneyimlerin oyun ortamıyla bağlantılı olarak sürekli olarak hayal ürünü olduğunu, oyun sırasında yapılan rol ve dramatizasyonun gerçek yaşam içinde bir anlam ifade etmediğini belirtmektedir.
Sutton-Smith Oyun Teorisi: Oyun ile ilgili birkaç kuram ortaya koyan Sutton-Smith, oyunu idealize etmeyen hiçbir oyun kuramı olmadığını belirtmiştir. Oyunun evcilleştirilmesi, kurumlardaki programlı, yönlendirilmiş, disipline edilmiş oyunların “iyi” oyun sayılması; bahçelerdeki, sokaklardaki atılgan oyunların “kötü” oyun olarak görülmesi anlamına gelmektedir. Bu yaklaşımın toplumsal, kültürel ve hatta ekonomik birçok nedeni bulunmaktadır. Kurallı oyunlarda kültürün etkisini inceleyen ilk kuramcılardandır.
Helanko Sistem Teorisi: Helanko sistem teorisine göre oyun oynama davranışının nedeni, birey ile çevresi arasında ilişkinin kurulması olarak belirtilmektedir. Birey oyunda kullanacağı nesneleri veya arkadaşını baskı ya da zorlama olmadan özgürce seçebilmelidir.
Oyun Sınıflandırması
Oyun etkinlikleri ile ilgili bazı farklı sınıflandırmaların yapıldığı ve bu farklı sınıflandırmalarda genellikle Roger Calliois’in oyun sınıflamasının temel aldığı görülmektedir. Calliois oyunu aşağıdaki şekilde sınıflandırmaktadır:
• Şans Oyunları • Gösteri-Rol Oyunları • Macera-Heyecan Oyunları • Mücadele-Yarışma Oyunları • Yaş gruplarına göre oyunlar • Oynandıkları alanlara göre oyunlar • Oyuncu sayılarına göre oyunlar • Oynanma düzenlerine göre oyunlar • Kullanılan araç gereçlere göre oyunlar • Oynanma ve oynatılma amaçlarına göre oyunlar
Öğretim Modelleri
Öğrenme ya da öğretmeye ilişkin işlemleri ve ilgili faktörler arasındaki ilişkileri tutarlı bir şekilde açıklayan veya şematik olarak gösteren yapı veya önermeler, öğretim modeli olarak tanımlanmaktadır. Öğrenme sürecine bireylerin aktif katılım sağlamaları, öğrenme yaşantıları ile bilgiye ulaşmaları ve yeniliğe uyum sağlayabilmek için bireylerin sahip oldukları tutumların değiştirilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda spor ve uyarlanmış oyunları, temel öğretim içeriği olarak kullanarak spor eğitimine özgü çeşitli öğretim modelleri geliştirilmiştir. Bunlar; doğrudan
öğretim modeli, bireyselleştirilmiş öğretim modeli, işbirlikli öğretim modeli, akran öğretim modeli, spor eğitim modeli, taktiksel oyun modeli, araştırmaya dayalı öğretim modeli ve bireysel ve sosyal sorumluluk modeli olarak ele alınmaktadır.
Doğrudan Öğretim Modeli
Doğrudan Öğretim Modeli (DÖM), öğretmenin açık bir şekilde öğretme-öğrenme sürecini yönettiği, temelinde anlaşılır açıklama ve örneklendirmelerin yapıldığı, rehberli uygulamaların bulunduğu bir öğretim modeli olarak ifade edilmektedir. Becker ve Engelmann tarafından geliştirilen doğrudan öğretim modeli, bütünü parçalara ayırarak sistemli ve anlamlı bir biçimde etkin katılımla öğrencilere bilgiyi aktararak öğrenme sürecinin bir sonu değil, öğrencileri karmaşık öğrenme etkinlikleriyle uğraşabilmeleri konusunda daha donanımlı hâle getiren bir yol olarak belirtilmektedir.
Doğrudan öğretim modeli uygulaması altı aşamadan oluşmaktadır:
• Giriş • Sunum • Rehberlik uygulaması • Geribildirim • Bağımsız uygulama • Değerlendirme
Bireyselleştirilmiş Öğretim Modeli
Keller ve Brezilya Sao Paulo Üniversitesi’ndeki lisansüstü öğrencileri tarafından 1960’ların başında geliştirilen bireyselleştirilmiş öğretim modeli; her öğrencinin kendi yetenek düzeyine uygun yönlendirilmesi, ortamlarının oluşturulması, düzeylerine göre davranış sergilemesini sağlamak için kendi hızında ilerlemesine izin verecek şekilde tasarlanması olarak ifade edilmektedir.
Bireyselleştirilmiş öğretim modelinde izlenmesi gereken beş temel özellik yer almaktadır. Bunlar:
• Kendi kendine ilerleme hızını ayarlama • İlerleme için ünitede uzmanlaşma • Motivasyon araçları olarak ders ve gösteri kullanma • Öğretmen-öğrenci iletişiminde yazılı metinler kullanma • Geri bildirim için yardımcı eğitmen kullanmadır.
İşbirlikli Öğretim Modeli
İşbirlikli öğretim modeli; öğrencilerin öğrenmek için birlikte çalıştıkları ve kendi öğrenmeleri kadar takım arkadaşlarının da öğrenmesinden sorumlu oldukları, birlikte öğrendikleri, fikirlere katkıda bulundukları öğrenmeler olarak tanımlanmaktadır.
İşbirlikli öğrenmede işbirliğinin varlığı, heterojen grup üyeleri, işbirlikli beceriler ve karşılıklı bağımlılık gibi birbiriyle ilişkili birçok unsur bulunmaktadır. Johnson ve
Johnson, işbirlikli öğrenmenin yapısında beş temel unsur olduğunu belirtmişlerdir. Bunlar;
• Olumlu bağımlılık • Bireysel sorumluluk • Yüz yüze etkileşim • Üyeler arası iletişim • Grup süreçlerinin değerlendirilmesi
Akran Öğretim Modeli
Spor eğitimi öğretim modellerinden biri de akran öğretim modelidir. Akran öğretimi, öğrencileri akranlarıyla birlikte öğrenmeye aktif olarak katılmaya teşvik eden bir öğrenme modeli olarak tanımlanmaktadır. Akran öğretim modeli; öğretmenin yerine öğretime akranların dahil edilerek birlikte öğrenmelerini kolaylaştıran, eleştirel düşünme, motivasyon, işbirliği ve iletişim becerilerinin artmasını sağlayan öğretim modeli olarak da ifade edilmektedir.
Spor Eğitim Modeli
Spor Eğitim Modeli (SEM), okul bağlamına uyarlanmış spor deneyimine en yakın yaklaşımı sunan model olarak 1980’li yıllarda Siedentop tarafından ders dışı sportif etkinliklere katılım gösteren öğrencilerin istek, heyecan ve motivasyonlarının daha yüksek olmasından etkilenerek geliştirilmiştir.
Spor eğitim modelinin 6 temel boyutu bulunmaktadır; sezonlar, takım üyeliği, resmi müsabakalar, sonuç etkinliği, kayıt tutma ve festivaldir.
Taktiksel Oyun Modeli
Spor eğitiminde sıklıkla kullanılan model olarak öne çıkmaktadır. 1982 yılında Bunker ve Thorpe tarafından ortaya konmuş taktiksel oyun yaklaşımı modelinin amacı, öğrencileri aşamalı işlem modeli yoluyla gelişim özellikleri göz önünde bulundurularak oyun becerileri gelişmiş oyuncular olarak taktiksel problem çözme becerilerinin geliştirilmesi hedeflenmektedir. Taktiksel oyun modelinde, problem çözme ve fiziksel becerilerin yanı sıra bilişsel öğrenmenin gerçekleşmesi ile oyunu anlamaya yönelik karar verme, verilen karar ve çözümleri nasıl aktaracaklarını keşfetmelerinin sağlanması gerekmektedir.
Araştırmaya Dayalı Öğretim Modeli
Araştırmaya dayalı öğretim modeli ile öğrencilerin öğrenmeye dahil oldukları, soruları çözümlemek için geniş çapta araştırma yaptıkları ve ardından yeni anlayış, anlam ve bilgiler oluşturdukları bir süreç olarak ifade edilmektedir. Öğrencilerin oluşturmuş olduğu bu bilgiler; bir soruyu yanıtlamak, bir çözüm geliştirmek veya bir konumu ya da bakış açısını desteklemek için kullanılabilir.
Araştırmaya dayalı öğretme modeline dayanan araştırma döngüsünün beş basamağı bulunmaktadır. Bunlar:
• Problemin tanımlanması • Problemin sunumu • Problemi kılavuz yardımı ile araştırmaları • Nihai çözümleri tanımlamak ve rafine etmek
• Analiz değerlendirme ve tartışma-gösterim.
Bireysel ve Sosyal Sorumluluk Modeli
Bireysel ve sosyal sorumluluk modeli, sorumluluğu kendine ve başkalarına karşı bir yük veya ahlaki bir yükümlülük olarak algılandığından dolayı kişisel sorumlulukla ilgili değerler çaba ve özerklik, sosyal sorumlulukla ilgili değerler ise başkalarının duygu ve haklarına saygı, sosyal empati ve duyarlılık olarak ifade edilmektedir.
Bireysel ve sosyal sorumluluk modeli, öğrencilerin kişisel sorumluluk ve öğrenme hedeflerinin yanı sıra diğer öğrencilerinde iyi olmalarını sağlamak için sorumluluk almalarına yardım edecek beş farklı seviye bulunmaktadır. Bunlar:
• Başkalarının hak ve duygularına saygı • Çaba ve iş birliği • Öz-yönetim • Başkalarına yardım ve liderlik • Beden eğitimi dışındaki hayata transfer
Öğretim Yöntemleri
Öğretim modelleri, spor eğitiminde bir ünitenin öğretiminde ve ünitenin kazanımlarına ulaşmada izlenen yol veya yolla iken öğretim yöntemleri, tek bir dersin kazanımlarını gerçekleştirmede kullanılan yol olarak tanımlanmaktadır.
Spor eğitiminde belirlenmiş hedeflere “Nasıl öğretirim?” sorusuna ulaşmak için kullanılan öğretim yöntemleri incelendiğinde yaygın olarak Mosston tarafından geliştirilmiş olan öğretim yöntemlerinin kullanıldığı görülmektedir. Komut, alıştırma, eşli çalışma, kendini değerlendirme, katılım, yönlendirilmiş buluş, problem çözme öğretim yöntemleri yaygın olarak tercih edilirken öğrencinin tasarımı, öğrencinin başlatması, kendi kendine öğretme yöntemlerinin daha az tercih edildiği söylenebilir. Komut, alıştırma, eşli çalışma, kendini değerlendirme, katılım, yönlendirilmiş buluş ve problem çözme öğretim yöntemleri aşağıda açıklanacaktır.
Komut Yöntemi
Etkinliklerin hazırlık, uygulama ve değerlendirmesinin öğretmen tarafından gerçekleştirildiği geleneksel ya da öğretmen merkezli yöntem olarak tanımlanmaktadır. Öğretmen etkinliklerle ilgili bütün kararları verir; öğrencinin görevi ise dinlemek, uygulamak, takip etmek, söyleneni veya gösterileni komuta göre yapmaktır.
Alıştırma Yöntemi
Alıştırma yönteminde belirli kararların öğretmenden öğrenciye devredilerek, olabildiğince fazla etkinlik yapma imkânı sağlanması hedeflenmektedir. Komut yöntemindeki gibi hazırlık aşaması, konu ile ilgili kontrolün sağlanması, düzenlemenin yapılması, değerlendirmenin yapılması gibi özellikler; alıştırma yönteminde de öğretmen tarafından yapılmaktadır ancak uygulama aşamasında öğretmen öğrencilerin gelişimlerine katkı sağlamak için öğrencileri
karar verme sürecine dahil ederek üzerindeki bazı görevleri öğretmenin görevi birden çok çözüm ya da yanıtı olan aktarmakta ve uygulama evresinde öğrenciye dokuz kararı problemler sunmaktır. Problem çözme yöntemi, problemin devretmektedir. Devredilen bu dokuz karar; duruş, yer, farkına varılması, problemin tanımlanması, gerekli çalışmanın sıralaması, başlama zamanı, hız ve ritim, durma bilgilerin toplanması, çeşitli çözüm yollarının belirlenmesi, zamanı, aralık, kıyafet ve görünüm, açıklık getirmek için uygulanması, değerlendirilmesi ve kesin sonuca varılması başlangıç sorularıdır. sürecinden oluşmaktadır.
Eşli Çalışma Yöntemi
İş birliği yöntemi olarak da adlandırılan bu yöntemde öğrenciler birbiri ile eşleşerek uygulamaya katılmaktadırlar. Her eş belli bir görevi (uygulayıcı ya da gözlemci) üstlenmektedir. Eşlerden biri hareketi gerçekleştirip karar alırken diğer eş hareketi gözlemleyerek öğretmen tarafından verilen performans ölçütlerine uygun olarak eşi hakkında bilgi vermekle görevlidir. Uygulamalarda eşlerin görevleri değişmektedir, uygulayıcı gözlemci, gözlemci uygulayıcı görevine gelmektedir. Ders öncesinde öğretmen tarafından belirlenen performans ölçütleri sayesinde anında değerlendirmeler gerçekleştirilebilir.
Kendini Değerlendirme Yöntemi
Kendini denetleme ya da kendini kontrol olarak da ifade edilen yöntem, öğrenciye öğretmenin belirlediği ölçütlere göre kendine ait daha fazla sorumluluk alması ve yaptığı hareketleri değerlendirmesi olarak ifade edilmektedir.
Katılım Yöntemi
Komut, alıştırma, eşli çalışma ve kendini değerlendirme yöntemlerinin ortak özellikleri olarak derslerin öğretmen tarafından hazırlanması, düzenlenmesi ve değerlendirilmesinin tek bir standardı yansıtması ve öğrencilerin de bu standarda ulaşması beklenmektedir. Katılım yönteminde öğrenciler tek bir standarda bağlı kalmadan, çeşitli performans düzeylerine göre alıştırma etkinliklerine katılmakta serbesttirler. Belli bir ölçüte bağlı olmadan, bireysel farklılıklar göz önünde bulundurularak, her öğrenciye eşit şartlar sağlanarak değişik düzeylerde etkinliklere katılma fırsatı verilmektedir.
Yönlendirilmiş Buluş Yöntemi
Öğrencinin merak duygusunu arttırarak çevrelerini keşfetme, değişen koşullara uyum sağlayabilme ve bu doğrultuda buluş yapmaya yönlendiren yöntem olarak belirtilmektedir. Yönlendirilmiş buluş yönteminde öğretmen ve öğrenci arasındaki özel bir iletişimden bahsetmek mümkündür. Bu yöntemde öğretmen sorular sormalı, öğrencilerinden bu soruların yanıtlarını sabırla beklemeli ve cevabı kesinlikle söylememelidir. Öğretmenin yönelttiği her sorunun tek bir doğru cevabı olmalı ve sorular belli bir düzen içerisinde hazırlanarak hedeflenen çözüme doğru yönlendirilmelidir.
Problem Çözme Yöntemi
Problem çözme yöntemi, karşılaşılan veya belirlenen bir problemin çözümlenmesinde öğrencilerin düşünme, karşılaştırma ve değerlendirme yeteneklerinin ortaya çıkarak gelişmesine neden olan ve çözüm esasına dayanan yöntem olarak ifade edilmektedir. Bu yöntemde