SOS322U-SOSYAL MEDYA SOSYOLOJİSİ
Ünite 7: Sosyal Medya ve Risk Toplumu
Sosyal Medya Nedir?
Sosyal medya; bloglar, mikro bloglar, anlık mesajlaşma programları, yer bildirim ve fotoğraf paylaşım uygulamaları, sosyal ağlar, sohbet siteleri, forumlar gibi paylaşıma ve katılıma izin veren uygulamaların tamamını kapsayan bir terimdir.
• İnternet temelli bir medya türüdür. • Zaman ve mekân kısıtlaması yoktur. • İnsanların birbiriyle içerik ve bilgi paylaşmasına, diyalog kurmasına, örgütlenmesine, sevdikleri ve sevmedikleri şeyleri belirtmesine ve diğer kullanıcıların bu paylaşımlar hakkındaki düşüncelerini öğrenmesine, dolayısıyla katılıma, izin verir. • Bir medya türü olduğundan, yayıncılık anlayışı üzerine kuruludur ve çok sayıda kişiye hitap eder.
Sosyal medya için “yeni” kavramının kullanılması; mesajın değil, ortamın paylaşılmasında getirilen yenilik nedeniyledir. Günümüzde ise bilgi, her türlü veri ile birlikte “ortamın taşınması” şeklinde oluşmasından dolayı, “yeni medya” kavramı ortaya çıkmıştır (Sanlav, 2014: 29).
Sözü edilen yeni iletişim ortamlarının kuşkusuz en yaygın kullanılan mecrası olan sosyal medya, genel bir söylemle, yığınların kullandığı etkileşimli iletişim ortamıdır ve kitleler ve bireyler arasında bir anlamda yüz yüze iletişimin yeni bir forma/biçime evrilmesine yol açmıştır.
Fruchter ise sosyal medyayı “5C” ile betimlemektedir (Akt: Eraslan, 2020:14-15):
• Conversation (Sohbet, iletişim) • Commenting (Yorumlamak) • Community (Topluluk) • Collaboration (Uyum, iş birliği) • Contribution (Katkı)
Irak ve Yazıcıoğlu da (2012: 39-44), Türkiye sosyal medyasına ilişkin yapmış oldukları çalışmalarında şu karakteristiklere değinmektedir:
• “Biz ve Onlar”: Kullanıcıların kendilerini ait hissettikleri, destekledikleri grupların olayları algılamalarına doğrudan etki ediyor oluşu. • Komplo Teorileri: Sosyal medya yapısı itibariyle, söylemlerin ya da komplo teorilerinin kolaylıkla üreyebildiği bir alan. • Hızlı Değişen Gündem: Türkiye sosyal medyasının en önemli özelliklerinden biri gündemin çok hızla değişmesi; bu aslında yalnızca sosyal medyaya değil ülkenin kendisine ait bir özellik. • Politika Dışı Konular: Türkiye sosyal medyasında yer alan içeriğin çok büyük bir kısmı politika dışı konulardan oluşmaktadır. Futbol, magazin, televizyon dizileri, komik ya da özlü sözler, video ve müzik paylaşımları siyasetle
ilgili mesajlaşmaları gölgede bırakacak bir hacimde gerçekleşmektedir.
Sosyal Medyanın Gelişim Süreci
Ward Christensen ve Randy Suess isimli iki bilgisayar meraklısı arkadaş, 1978 yılında arkadaşları ile bilgi paylaşımı içerisinde bulunmak, onlarla irtibatta kalmak için BBS isimli bir yazılımı hayata geçirerek (hiç farkında olmasalar da) ilk sosyal ağ örneğini ortaya koymuştur. Christensen ve Suess’in geliştirdiği BBS isimli ilkel sosyal medya aracından 11 yıl sonra, İsviçre’de dünyanın ilk web sitesi kurulmuştur.
Diğer insanlarla iletişim kurulması amacıyla da 1995 yılında MIRC programı üretildi. MIRC’de takma isimli (nickname) kullanıcılar, tanımadıkları kişilerle de iletişim kurdular. MIRC’den sonra ise ICQ programı üretilmiştir ve tanınan kişiler bir anlamda bir araya toplanmış oldu. İnternet kullanımının yaygınlaşması ile birlikte kişisel blogların ve sosyal ağ denemelerinin de yoğunlaştığını ifade eden Sanlav, Marketing Direcoto tarafından hazırlanan infografikte sosyal medya tarihi dizinindeki akışı şöyle özetlemektedir (Sanlav, 2014: 20-23):
• 1994 yılında kurulan GeoCities, internet kullanıcılarına kendi web sitesini kurma olanağı sunmuştur. • İlk tarayıcı Mosaic ile halka inen internet, 1994 yılında Information Superhighway olarak tanımlanmıştır. • İlk sosyal ağ olan ve kullanıcılarına eski okul arkadaşlarını bulmalarını sağlayan Friends United 1994 yılında, Birleşik Krallık’ta kurulmuştur. • Yine 1994 yılında, halka açılan GeoCities Yahoo tarafından satın alınmıştır. • 1995 yılında dünya üzerindeki toplam web sitesi sayısı 1 milyona ulaşmıştır. • 1997 yılında Google yayın hayatına başlamıştır. • Anlık mesajlaşma servisi olan AOL, yayındadır. • 2000 yılında ise 70 milyon bilgisayar internete bağlı duruma gelmiştir.
Sosyal Medya Uygulamaları
İlk mailin 1971 yılında gönderiminin ardından günümüze değin geçen yıllar boyunca bireylerin iletişim kurma, haberleşme/haberdar olma ihtiyaçları da yadsınamaz oranda dijital teknoloji kullanımına ve aracılarına evrilmiştir. Milenyum olarak da tanımlanan 2000’li yıllarla birlikte, gündelik hayatta erişimi kolay, kullanımı pratik ve zengin içeriğiyle sosyal medya uygulamaları da sözü edilen bu ihtiyaçların karşılanmasına yönelik olarak ilk sıralara yerleşmiştir. Yaygın olarak kullanılan bu uygulamaların infografik akışına bakmakta bu anlamda yarar görülmektedir.
(https://www.dijitalajanslar.com/sosyal-medya-tarihcesi/):
• 2004:
Daha önce birkaç tane sosyal medya sitesi olmasına karşın the Facebook Harvard öğrencilerine ilk kez bu yıl tanıtıldı.
MySpace de aynı yıl tanıtıldı ve çok kısa sürede bir milyon kullanıcıya ulaştı.
Digg, insanların internette bulduğu haberleri paylaşması için sosyal haber sitesi olarak kuruldu.
Flickr, imajlara ev sahipliği yapan bir site olarak tanıtıldı. Flickr’a fotoğraflarınızı yükleyebilir ve toplulukla paylaşabilirsiniz.
LinkedIn, profesyoneller için kurulan bir sosyal ağ olarak bir önceki sene kurulmuştu ve yoluna devam ediyordu.
• 2005:
The Facebook, Facebook olarak anılmaya baş- landı ve lise versiyonu da ortaya çıktı. Daha sonra limitlerini kaldırarak bazı büyük şirketlerin çalışanlarına üyelik verdi.
Şubat ayında YouTube.com aktif hâle getirildi ve “Me at the Zoo” (Ben, hayvanat bahçesindeyken) 23 Nisan tarihinde ilk video olarak yüklendi.
Reddit kullanıcıların kayıt olarak içerik ve paylaşımda bulunabileceği bir sosyal medya ve haber sitesi olarak tanıtıldı.
• 2006:
En çok ziyaret edilen site MySpace oldu. Ancak 13 yaş ve üstü herkesin geçerli bir e-Mail adresi ile üye olabildiği Facebook, kısa süre içinde zirveye oturdu.
• 2007:
Tumblr, bir microblogging sitesi olarak tanıtıldı ve iki hafta içinde 75.000 kullanıcıya ulaştı.
• 2008:
Facebook, MySpace’i geçerek en çok ziyaret edilen site olmaya devam etti.
• 2009:
Pinterest kuruldu, fakat 2010 yılına kadar resmî olarak tanıtılmadı.
Facebook “Beğen” butonunu kullanmaya başladı ve içeriğin değerine karar veren bir ölçütü devreye soktu.
• 2010:
Instagram, Pinterest ile birlikte sahneye çıktı.
Google, Gmail ile entegre çalışan bir sosyal ağ sitesi olan Buzz’ı tanıttı.
Foursquare, tüm konumlardan check-in yapmayı mümkün kılan değişiklikler yaptı.
• 2011:
Google+ herkese açıldı. Davet koşulu ortadan kaldırıldı.
Snapchat, belli bir süre limiti dâhilinde görülmek üzere kullanıcıların arkadaşları ile fotoğraf ve video paylaşmasına olanak sağlayan bir site olarak tanıtıldı.
• 2012:
Vine, video paylaşım servisi kuruldu ve Twitter tarafından tanıtıldı.
Facebook bir milyar kullanıcıya ulaştı.
Pheed tanıtıldı.
Sulia, belli konulara abone olmayı ve bağlanmayı sağlayan bir sosyal ağ olarak tanıtıldı.
Thumb, kitle kaynaklı fikirlerin ortaya çıkmasını sağlayan bir sosyal medya ağı olarak ortaya çıktı.
Tinder, kullanıcıların etrafındaki insanlarla tanışması için kullanılan eğlenceli bir flört platformu olarak dikkat çekti.
• 2013:
Medium bir blogging platformu olarak tanıtıldı.
Kleek, Facebook içerisinde en yakın arkadaşlarınızla özel bir ağ oluşturulması amaçlı bir sosyal ağ olarak ortaya çıktı.
Viddy video bazı sosyal medya paylaşımları yapılabilen bir web sitesi.
• 2014:
Atmospheir, bir sosyal medya bağlantı yöneticisi ve kişisel bilgilerinizi profesyonellerden ayırıyor. Her bir bağlantınıza ayrı her şeyin listelendiği ayrı bir ID veriliyor.
• 2015:
Periscope, önce iOS ile parlayan sonra da Android uygulaması ile zirve yapan bir canlı yayın platformu olarak büyük kitlelere ulaştı.
Eraslan da (2019:86), dünya genelindeki internet ve sosyal medya kullanımına ilişkin güncel verileri şöyle dile getirmektedir: 2019 yılı Ocak ayı verilerine göre dünya nüfusunun %57’si (4 milyar 388 milyon kişi) internet kullanıcısıdır. Bu oran içerisinde dünya genelinin %45’i ise (3 milyar 484 milyon kişi) sosyal medya kullanıcısıdır. Mobil sosyal medya kullanıcı sayısı da 3 milyar 256 milyon kişidir. Bu oranlar dijital dünyanın ve sosyal medyanın ne kadar geliştiğine ve gelişeceğine dönük önemli göstergelerdir. Türkiye’deki önemli istatistikler de dünya genelinden bağımsız değildir. 2019 Ocak ayı istatistiklerine göre internet kullanan bireylerin nüfusa oranı %72,9’dur ve 52 milyon kişi sosyal ağlarda aktif durumdadır (%63). Bu oranlar bağlamında Türkiye, kullanım sıklığında dünya 15.’sidir. Ortalama 7 saat 15 dakika internette ve 2 saat 46 dakika da sosyal ağlarda vakit geçirmektedir.
Risk Toplumu
Risk Kavramı
Risk kavramı en genel ifade ile bir eylemin karşılığında eyleyeni bekleyen bir tehdittir. Eyleyen, eyleminde bulunurken bunun bir tehlike ve kendi hayatını etkileyecek bir olumsuzluk içerebileceğini bilerek eylemde bulunur. Kavramın ortaya çıkışına bakıldığında ise denizaşırı ticaretin hakim hâle geldiği dönemlerde, korsanların yağmalama ihtimallerine karşı kullanıldığı görülmektedir (Ertürk, 2018: 281).
Koçak ve Memiş’e göre risk kavramı özellikle 1970’li yıllardan itibaren, güvenlik ve tehdit kavramlarıyla birlikte öne çıkmaya başlayan bir kavramdır. Günümüzde yapılan risk kavramı tanımlamalarında “zaman” faktörü de bulunmaktadır. Risk tanımlamasına “zaman” faktörünün etkisi ile insani boyutu genişlemiştir. Bu nedenle risk kavramının tanımlanmasında insani faktör de eklenmiştir (2017:254).
Risk kavramı, dönüşlü modernleşme kavramıyla doğrudan bağlantılıdır. Bizatihi modernleşmenin doğurduğu tehlikeler ve ehemniyetsizliklerle sistemli mücadele şeklinde bir risk tanımı yapılabilir. Eski tehlikelere nazaran riskler, modernleşmenin tehdit edici kuvvetiyle ve şüpheyi küreselleştirmesiyle bağdaştırılabilecek sonuçlardır. Riskler, siyaseten dönüşlüdür. Kelimenin tam anlamıyla riskler, söz konusu gelişmenin kendisi kadar eskidir şüphesiz (Beck, 2019: 25).
Risk Toplumu
Beck içinde bulunduğumuz toplumu “Risk Toplumu” olarak adlandırır. Risk toplumunu ise içerisinde yoğun olarak kuşku barındıran ve kuşku ile temellerini atan bir toplum olarak tanımlamaktadır. Beck’e göre eski zamanlarda insanoğlu “dışsal” tehlikelerle (Tanrılar, doğa, vb.) uğraşmaktadır; ancak günümüzdeki tehlikelerin kaynağı toplumsal, teknolojik ve bilimseldir. Geçmişteki risklerinden farklılaşan günümüz risklerini değerlendiren Beck, bilgi temelli dünyanın yeni riskinin teknoloji kaynaklı olduğunu düşünmektedir. Eski dönemlerin görünmeyen risklerine karşı mücadele etme gerçekliği yaşadığımız çağ içerisinde insan eli ile oluşturulan risklere karşı mücadele hâlini almıştır.
İnsanların herhangi bir konuda seçim yapması ve bu konuda karar alması ile birlikte risk ortaya çıkar. Risk toplumu teorisine göre, insanlar bildikleri ölçüde korkulara sahip olurlar. Bu bağlamda daha çok bildikçe daha çok korkarız. Korkularımızın kaynağı, kullandığımız teknolojilerin sonuçlarını bilebilmemizdir.
Giddens’a göre risk toplumu, modernliğin geldiği aşamada karşı karşıya olduğumuz kaçınılmaz sonuçlardan biridir (Esgin, 2013: 688-689).
Sosyal Medya ve Risk Toplumu
Modernleşmenin doğal bir sonucu olarak insanoğlunun karşı karşıya kaldığı risklerin olağan bir sonuç olduğu görüşünü savunan Beck’in, Risk Toplumu Teorisinden
hareketle her yeniliğin, genel olarak, beraberinde kimi risk ve tehditleri de yarattığını söylemek yanlış olmayacaktır; her değişim, doğası gereği, kimi risk, tehdit, güvenlik gibi olumsuz unsurları da beraberinde ilişkilendirmektedir. Günümüz dijital iletişim teknolojilerinin ulaşmış olduğu düzeyin bir uzantısı olarak sosyal medya, tıpkı uzun yıllar önce McLuhan’ın evrensel köy tasvirinde sözünü ettiği gibi yeryüzündeki tüm coğrafi, zamansal ve mekânsal sınırları ortadan kaldırmıştır. Öte yandan konvansiyonel iletişim mecralarının aksine iletişimdeki tek yönlülüğü tamamen etkileşimliliğe, eş deyişle karşılıklılığa ulaştırmıştır. Bu, bir yanıyla bireyi, sosyal medya mecrasındaki bireysel tercihlerini, kullanımlarını ve doyumlarını sınırsızca, uçsuz bucaksızca özgürleştirirken bir yanıyla da takibini, kontrolünü, gözlem altında tutulmasını, dijital ayak izlerinin depolanmasını, beğenilerini, zevklerini teknolojinin kendi sistematiği içine hapsetmekte ve böylelikle kontrol altına almaktadır.
Sosyal Medyada Gözetim/Gözetleme
Son yıllarda hızla gelişerek bireylerin günlük yaşamlarına nüfuz eden yeni enformasyon teknolojileri, daha önce de belirtildiği gibi, gözetime tarihte hiç olmadığı kadar fazla kolaylıklar getirmiştir. İngiliz sosyolog Anthony Giddens, modern toplumları, gözetim toplumları olarak tanımlamaktadır. Sosyal medya gözetime, her yerdelik, kendiliğindenlik, anonimlik ve merkezsizleşmişlik gibi birçok kolaylığı getirmiştir. Sosyal medya gözetimini, Panoptik bir ayrıştırma ve sınıflandırma aracı, kitlelerin kendi kendini gözetlemesi, kişisel bilgi gözetimi, Sinoptik bir sessizleştirme mekanizması ve ruhun terbiyecisi gibi birçok şekilde betimlemek mümkündür.
Bireylerin gündelik hayatta yanlarında taşıdıkları telefonlar, bilgisayarlar, nüfus cüzdanları gibi birçok nesne, bireyin kolayca izlenebilmesine olanak sağlamaktadır. Bireyleri sayısal olarak kodlamak, onları birer kod gibi numaralandırmak günümüz gözetiminin bir ihtiyacı hâline gelmiştir. Geçmişte gözetim ve denetim adına kullanılan panoptik pratikler, günümüzde ağlar üzerine taşınmış ve küresel bir boyut kazanmıştır.
Günümüz toplumunda ise bu dayatma gönüllülük esasına evrilmiştir. Bireyler kendilerini yeni medya mecralarında görünür kılmak adına mücadele etmektedir. Dolayısıyla özgürlük alanları olarak takdim edilen Google, Facebook ve Twitter gibi sanal ağlar gözetlemenin alabildiğince genişlediği ve özgürlüklerin de sınırlandığı ortamlara dönüşmüştür (Yerlikaya, 2018).
Sosyal medyadaki arkadaş gözetimi ya da kişilerarası gözetimin, konvansiyonel gözetime katkıları oldukça fazladır. Öncelikle sosyal medya kullanıcıları, hem arkadaşlarını gözetleyerek hem de onlar tarafından gözetlenerek, gözetimin hem öznesi hem de nesnesi konumuna gelmektedirler. Bu durum, bireylerin gözetimi içselleştirmesine ve gözetimin normalleşmesine büyük katkılar sunmakta, gözetim toplumu olma yolundaki engelleri ortadan kaldırarak, gözetimin bir kültür hâline gelmesini sağlamaktadır. Bu durumun oluşmasında kitle
iletişim araçlarının da önemli bir yeri vardır. Kitle iletişim araçları, görünürlüğü ve özel yaşamların ifşa edilmesini normalleştirmekte, sıradanlaştırmaktadır (Eşitti, 2013: 163, 164).
Sözü edilen kullanıcı edimi/eylemi, kişinin özel hayatının da neredeyse tüm seyrini gözler önüne seren bir hâl almaktadır. Öyle ki; bulunulan yer/ konum, birlikte olduğu kişiler, ortam, gibi pek çok tanımlayıcı bilgi bu anlamda gözetime de olanak tanımaktadır. Kaldı ki, birey sadece kendisini değil, yapmış olduğu paylaşımlarla kendi sosyal çevresini de ifşa etmektedir. Güvenlik açısından da sorunlar yaratabilen bu tür bilgilerin paylaşımlar sonucun- da; örneğin kişinin ikametinin dışında olduğunu gösteren paylaşımlarla soygun, hırsızlık türünde olaylar da meydana gelmekte ve medyada yer almaktadır. Ayrıca kişilerin kimlik bilgileriyle ticari, bankacılık işlemlerinde de dolandırıcılık ya da sahtecilik yine sıklıkla medyada rastlanan türde adli olaylardır.
Dijital Ayak İzi
Dijital ayak izi kurumların veya bireylerin çevrimiçi etkileşimde bulundukları zaman geride bıraktıkları iz bilgisidir. Bireylerin çevrimdışı ve çevrimiçi gerçekleştirdikleri etkinliklerin sayısal ayak izleri elektronik veri tabanlarına bırakılır ve elektronik olarak bırakılan bu kayıtlar dijital ayak izi olarak tanımlanır.
SODİGEM (Anadolu Üniversitesi Sosyal Medya ve Dijital Güvenlik Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi) tarafından yapılan bir araştırmaya göre, Twitter’da yayınlanan her tweet, Facebook’ta yayınlanan her durum güncellemesi ve Instagram’da paylaşılan her fotoğraf, WhatsApp’ta atılan her bir mesaj dijital ayak izi oluşturmaya yetiyor. Çalışmada, özellikle risk teşkil edebilecek, dijital ayak izini azaltmak üzere şu noktalara dikkat çekilmektedir:
• İnternet ve sosyal medya kullanım alışkanlıklarımızı gözden geçirip, zorunlu durumlar dışında çevrimiçi geçirdiğimiz zamanları azaltın. • Telefonlarınızda kullanmadığınız uygulamaları temizleyin. • Sık kullanmadığınız ve dikkatinizi dağıtabilecek uygulamalara ait bildirimleri kapatın. • Mesaj/mail kutularınızı düzenli olarak temizleyin. • Sosyal mecralarda takip ettiğiniz hesapları azaltın. • İnternet tarayıcınızda sekmeleri açık bırakmamaya gayret edin. • Galerinizi düzenli olarak temizleyin. • Ekran kullanım sürenizi takip edin ve sınırlayın. • Alternatif ve çevre dostu arama motorlarını araştırıp, kullanın: Ecosia, Lilo vb. • Ekran ışığını kısık tutun. • Kullanmadığınız zaman telefonunuzun kablosuz ağ bağlantısını kapatın.
• Kullanmadığınız hesaplarınızı silin. • Mailinizi, tekrar mail atmanızı gerektirmeyecek şekilde atın; gereksiz maillerden kaçının. • Dijital dünyadan uzak, yeni hobiler edinin.
Panaptikon
Panoptikon, İngiliz filozof ve toplum kuramcısı Jeremy Bentham’ın 1785 yılında tasarlamış olduğu hapishane inşa modelidir. Tasarımın konsepti gözetlemeye izin verir. Şöyle ki; bütünü (pan-) gözlemlemek (-opticon) anlamına gelen bu tasarım birkaç katlık tek odalı hücrelerden oluşan bir halka üzerine kuruluydu. Her hücre bu halkanın iç kısmına açıktı ve halkanın dış cephesindeki duvarda birer pencere vardı. Halkanın ortasında mahpuslardan tamamen saklanmış konumdaki gözlemcilerin kaldığı bir nöbet kulesi yer almaktaydı. Panoptikon’un temelinde yatan ilke, tek odalı hücrenin içindeki sakine saklanacak hiçbir yer bırakmaması, buna karşılık dış cephedeki duvarın penceresinden gelen dış ışığın kuledeki nöbetçilere mahpusun her hareketinin bir siluetini izleme olanağını sağlamasıydı.
Modern toplumda Michel Foucault’nun gözetimi anlatmak için kullandığı metaforik bir kavram olmakla birlikte Yunanca’ya dayanan bir kelime olarak panoptikon sözcüğü göz önündeki yer anlamında kullanılmaktadır. Bütün okullarda, kışlalarda ve hastanelerde kullanılmıştır; örneğin panoptikon ile ileri kapitalizmde bireylerin bilgisayar yoluyla gözlenmeleri arasında bir paralellik kurulabilir. Panoptikon herkesin yakalandığı ama hiç kimsenin bunun farkına varmadığı bir makinedir (Kuruoğlu, 2016: 257).
Kendisini bir eğlence ve sosyalleşme aracı olarak tanıtan ve karşılığında bireylerin telefon numaralarından konum bilgilerine kadar tüm gizli bilgilerini elde eden sosyal medya, bireyler tarafından kabullenilebilir bir gözetim aygıtı hâline gelmiştir. Post-fordizm öncesinde disipline ve ıslah etme özelliklerini bünyesinde barındıran gözetim, gündelik bir pratik hâlini almıştır. Bütün bunların yanı sıra bireylerin gözetimi gündelik yaşamda içselleştirmeleri de gözetimin topluma indirgendiğinin kanıtı niteliğindedir.
Hareketlerimizi ve paylaşımlarımızı bir kalabalığa göstererek, sosyal medya bizi bir çeşit sanal Panoptikon’a maruz bırakmaktadır. Doğrudan bizi ve davranışlarımız üzerindeki etkiler, paylaşım yaptığımız kişilerden geliyor. Bizler hem gardiyan hem mahkumuz, bir içerik paylaşırken birbirimizi izliyor ve dolaylı olarak yargılıyoruz. Çevrimiçi paylaşımda, bir kalabalığa oynuyoruz. Bazı düzeyde, bunu kabul ediyoruz. Kalabalık paylaştığımız içeriği tüketir ve bizi tercih ederse, bu içeriği paylaşarak başkalarına aktarır ve oluşturmuş olduğumuz kimliğimizi onurlandırır.