SOS322U-SOSYAL MEDYA SOSYOLOJİSİ
Ünite 2: Yeni Sosyal Medya Alanı: Teknoloji ve İletişim
Teknoloji ve İletişim: Kavramlar ve Yaklaşımlar
Teknoloji genel literatürde de bir derleme, bir yöntem, bir bilimsel araştırma eyleminin yanı sıra bunların tamamını kapsayan bir uygulama bilgisi olarak tanımlanmaktadır.
İletişim dünyası açısından bakıldığında, bilginin yayılmasına içerik itibariyle mesaj yayılımı da denilebilir. Bilginin yayılması birikimseldir.
İletişim ile teknoloji arasında düşünsel bir ilişki kuranların ortak noktası, iletişim araçlarının teknik aygıtlarının toplumun biçimlenmesinde doğrudan rol oynadığıdır. Ancak elbette bu doğrudan rol oynayış bir bilişim sürecinin tarihsel gelişimi ile de ilgilidir. İlk akla gelen şüphesiz yazının bulunmasıdır. Innis’e göre, teknolojinin en önemli ayağı yazıdır, bir başka ifade ile alfabedir. Öte yandan McLuhan’a göre medyanın en önemli özelliği kesinlikle kültürel içeriğe sahip olması değildir, teknik yönleridir. İletişimin teknik yönleri daima en önemli belirleyicidir. Yazının da başlıca teknik devrimi matbaadır. Bütün bu bilgilerin ışığında iletişim teknolojisi nasıl tanımlanabilir? İletişim teknolojisi, kitle iletişimi kapsamında, teknolojik araçlar aracılığıyla kültürel ve toplumsal iletişimin gerçekleşmesi anlamına gelmektedir. Modern teknoloji dünyasına geçiş, iletişimde görsel yöntemler, duyusal bütünlük teknolojik araçların ardı arkasına gelişi, hızlı bir şekilde sosyal ve ekonomik hayatın birer parçaları olmaları, insanları, hayatı idame ettirmek adına bir öğrenme alanına zorunlu bir girişle yüz yüze bırakmıştır. Modern teknoloji çağına geçişin evrelerini McLuhan, aynı zamanda insanlık tarihinin evrimi olarak tanımlayarak dört aşamaya ayırmıştır: Bunlar; Kabile çağı, edebiyat çağı, basım çağı ve elektronik çağ olarak sıralanır.
Genel yaklaşım olarak, Marksist kuramı tarihin getirdiği yeni koşullar üzerinden tartışan ve onu değişen koşullara uyumlu hâle getirmeye çalışan Herbert Marcuse, bu denetimi bir tahakkümün kuruluşu olarak açıklamaktadır. Ona göre ileri teknoloji toplumunda, bilimsel ve teknik ilerlemeler, birer tahakküm aracı olarak ortaya çıkmışlardır. İleri teknoloji toplumu, rasyonellik (akla uygunluk) ve araçsallık üzerine kuruludur. Teknolojinin denetim ve gözetimi altında bir rasyonalite (akılcılık), eleştirel olma maharetini yitirir. İtaat eden ve son derece uyumlu bir yapıya dönüşür. Bu tür bir rasyonalite aklın otonom olma özelliğini kaybetmesi anlamına gelir. İnsanların düşünceleri, eylemleri hatta duyguları bile kendi yarattıkları araçların teknik ihtiyaçlarına göre bir neredeyse tamamen araçsallaşır.
Frankfurt okulunun bir üyesi Theodor Adorno da kültür endüstrisi (culture industry) kavramıyla teknoloji ve insan arasındaki ilişkiyi eleştirir. Teknolojinin hızla gelişmesi ile insanların kişisel mahremiyetlerinin korunmasına dair çok az bir alan kalmıştır. İnsanlar kültür endüstrisi içinde işte böyle köşeye sıkışmışlardır. İnsanlar, teknolojinin üst seviyelere geldiği bu çağda, sosyal medyanın da etkisi ile giderek bencil bir toplum yaratmışlardır. Bencil toplum,
bireyleri arzu ve beklentilerinin esiri hâline gelmiş toplumdur.
Bugün, bilgisayar ve cep/akıllı telefon teknolojilerinin gelişmesi ile birlikte ortaya çıkan uygulamalar yeni bir toplumsal yapının oluşturulmasına neden olmuştur. Bu yeni sosyal düzende her şey “mış gibi”dir. Çünkü sosyal alanda her şey sanal olarak oluşturulmaktadır. Geleneksel sosyal düzen ile asla örtüşmeyen özelliklere sahiptir. Birçok aktivite bu şekilde kurulu bir ortamda; gerçek olmayan sanal bir ortamda gerçekleştirilmektedir.
Bu bölümde bu yeni sosyal medya alanının üzerinde durulmuş, teknolojik gelişmelerin sonucu olan bir medya alanı incelenmiştir
Teknolojik Gelişmeler, Kapitalizm ve Toplumsal Değişme
Toplumsal hayatın insanlara sunduğu kültür, eğitim, siyaset, sağlık ve ekonomi koşulları teknolojik gelişmelerle birlikte iyileştiği gibi, insanların hayata bakış açıları da değişmiştir. Örneğin otomobili kullanmak becerisi yanında uymak zorunda olduğumuz trafik kuralları bulunmaktadır. Basit olarak bu trafik kurallarından başlayarak iş ve siyaset, sosyolojik kurallar, toplumsal birtakım yaptırımlar hep teknolojik yaşama göre düzenlenmiştir. Artık uymak zorunda olduğumuz çeşit çeşit kurallar bulunmaktadır.
Toplumsal ilişkiler de teknolojik gelişmelerden etkilenmekte ve değişmektedirler. Modern topluma bir yol çizen teknik ve teknolojik dönüşümler, Weber’e göre, toplumda sınıfsal yapının, bir başka deyişle tabakalaşmanın oluşmasına katkıda bulunmaktadırlar.
İngiliz Toplumbilimci Anthony Giddens’a göre (2009) küreselleşme, modernleşmenin bir sonucudur. Modernizm dünyayı ve toplumu eninde sonunda küresel bir yapıya dönüştürecektir. Küreselleşmeyle hegemonya arasındaki ilişki, bir baskın ve belirleyici sürecin tekelden yapılandırılması şeklinde ortaya çıkmaktadır. Ekonomik süreç ise merkez ve çevre ilişkisi içinde gerçekleşmektedir.
Amerikalı sosyolog Immanuel Wallerstein (1930-2019), modern dünya sistemi üç farklı alandan oluşmaktadır: Merkez, yarı-çevreve çevre. Dünyadaki bütün ekonomiler gelişmişlik ve büyüklüklerine göre böyle bir modern dünya düzeni içinde merkezde, yarı-çevrede ya da çevrede yer alırlar.
Böylece 20. yüzyıl, kitle iletişim araçlarının dünyada insanların iletişimini ve haberlerin, düşüncelerin, olayların çok daha hızlı yayılmasının başladığı yüzyıl olmaktadır. Aynı zamanda, devletlerin ve çok uluslu şirketlerin yukarıdan aşağı doğru modernleşmeye karşı direnen toplumsal kitle hareketlerinin yaşandığı bir ortama da tanıklık etmektedir. Bunun nedeni, çok-uluslu şirketlerin en üst düzeyde bir tüketim toplumu yaratmaya çalışmalarıdır. Tüketim toplumunda insanlar, öyle şaşkın hâle gelmişlerdir ki teknolojik gelişmeler, karmaşık
teknolojik araçların hızlıca üretilmesi, ekonomik dalgalanmaların akabinde dünyadaki yerleri, kimlik meseleleri konusundaki algıları da karışmıştır. Kendilerini kesin tanımların olduğu yerden çok uzakta, belirsizliklerin olduğu bir ortamda bulmuşlardır.
McLuhan 1964’te, Medyayı Anlamak adlı eserinde bilgisayarın teknolojinin de desteği ile şölene benzeyen bir küresel anlayış ve birlik olma ortamından bahsetmektedir. Bundan sonra gelecek adım ise mantıksal olarak genel kozmik bilinç ile dilleri bir kenara bırakmak olacaktır. Bir yandan da teknolojinin her şeyi çözeceği izah edilmeye çalışılmakta ve insanlar ölseler de veriler ile birlikte anılarının hep yaşayacağı telkin edilmektedir. Makinelerin ölümsüz olduğunun vurgulandığı bir üstün sosyal ortam ilan edilmektedir.
Max Horkheimer (1895-1973) için kapitalist toplumda kişisel tarihler; sınai disiplin, bilimsel aydınlanma ve teknolojik ilerleme ile birlikte yok edilmiştir. Bireyin silinmesi için bu üç süreç yeterli olmuştur. Otoriter olma özelliği her üç sürecin de ortak noktasıdır. Fakat Horkheimer, Marcuse kadar karamsar değildir. Horkheimer, bireyin silinmesine yol açan bu süreçlerin sonuçlarını geri döndürülemez olarak görmemektedir. Bu gelişmeler, yeni bir çağın ortaya çıkışını ifade etmektedir ki bu çağda yalnızca bireysellik, daha az ideoloji ile ve daha insanca belirlenmiş olacaktır.
Modernitenin ilk basamaklarında var olan toplumsal düzen zorlu, yoğun ve sistematik mekanizmalarda oluşmuştur. İlerleyen modernite hafif, akışkan ve kılcal damarlar gibi her yöne ve boyuta yayılan, böylece eski kültürel yapıyı çözülmeye uğratan bir etkiye sahiptir (Bauman, 2017:54). Gerçekte, kültürel çözülmenin getirdiği değişim, genel olarak medyanın özel olarak televizyonculuk ve reklamcılık ögelerinin bu güne kadar eşi görülmemiş derecede toplumun derinlerine kadar işlemesi ile belirmiştir. Bu değişim, kent ve kır, merkez ile taşra, yerellik ve evrensellik gibi unsurlar arasındaki yakınlaşma ile birlikte eski gerilimlerin yerine yenilerinin gelmesi, Ulrich Beck’in ifadesi ile yeni risklerin ortaya çıkması ve risk toplumunun belirmesi söz konusudur.
Gelinen bu çağda, sembolik tüketim kavramı son derece önemlidir. Sembolik tüketim kavramıyla, sembolik değerlerine göre dikkate alınarak tüketilen ürün, hizmet ya da markalar ifade edilmektedir. Bir başka deyişle, hangi tüketici hangi ürün ve markayı tercih ediyorsa, onlar üzerinden çevresindeki kişilere, sosyal kimliğine ve sosyal statüsüne dair mesajlar vermektedir.
Medya, kapitalist ekonomik yapı ve kârlar dünyasında sembolik tüketimin yapılanmasında etkin bir rol üstlenmiştir. Kapitalistlerin tüketicileri, siyasetçilerin ise seçmenleri her zaman kontrol altında tutmak istedikleri bilinir. Ekonomik ve politik olarak kurulan bu düzen, sembolik üretimin yapılması amacı ile medya ile birlikte başarılmaktadır. Çünkü tüketicilerin satın almaya razı
edilmesi gerekmektedir. Bu şekilde medya, teknolojinin daimi müşterisi hâline gelmiştir.
Sonuç olarak, buharlı makinenin toplumları etkilemesi, önündeki yepyeni çağlara ilham vermesi, değişim için adeta itici güç olması artık anlaşılabilir bir durumdur; tıpkı fotoğraf makinesinin, kameraya, televizyona, telefona, dijital çekimlere ilham vermesi gibi. Bu ilhamın geldiği son noktada, dijital dünyada, insanlar farkında olmasalar bile yedi saatten fazla bir zamanı sanal ortamda geçirmektedirler. Bunun çoğunu da yeni sosyal medya alanı denilen iletişim ortamında harcadıkları tespit edilmiştir.
Toplum ve Teknoloji İlişkisi: Yeni Sosyal Medya Alanı
Yeni sosyal medya alanı her ne kadar toplumsal yaşamda oldukça pratik bir yer tutsa da bu medya alanının kendine özgü bir yapılanışı, özellikleri, dili, etkileşim ağları ve tarihsel ilerleyişi vardır. Yeni medyanın bu belirgin tarihsel gelişmeleri, teorik yaklaşımları bilmek, bugün ileri teknolojiye bağlı iletişimin insan hayatını etkileyen unsurlarını kavramak için son derece önemlidir.
Lev Manovich ve “Yeni Medyanın Dili”
Bu yeni medya yapısının özelliklerini ve kurallarını ilk kez Rus bilim insanı Lev Manovich “Yeni Medyanın Dili” (The Language of New Media) adlı kitabında anlatmıştır. Bu kitapta, bilginin üretim ve dağıtım sürecine bağlı olduğu şartların bugünkünden ne kadar farklı olduğunu değerlendirmektedir (2002:44).
Manovich’in düşüncesine göre, yeni sosyal medya alanı kendine özgü özelliklere sahiptir. Bu özellikler şunlardır:
a. Nümerik temsil b. Modülerlik c. Otomasyon d. Değişebilirlik e. Kültürel kodlama
Aslında bu özellikler eski medya ile yeni medya arasındaki farkı ortaya koymaktadırlar
Manuel Castells, Teknoloji ve Sosyal Ağlar
İspanyol sosyolog Manuel Castells, bilgi ve iletişim teknolojilerine merkezî önem atfetmiştir. Bu teknolojiler, iletişimde geçişin gerçekleşmesi, bilginin işlenmesi ve yenilenmesi ile birlikte bilgi üretimindeki gelişmeleri etkilemektedirler.
Internet, sosyal ağlar (networks) ile kullanılan araçlar arasında iletişimi sağlamak amacı ile, TCP/IP internet iletişim kuralları paketi ile birbirine bağlanmış bilgisayar ve ağların oluşturduğu bir küresel sistemdir. Kamu, devlet, akademi ve iş dünyası, yerli ve küresel düzeyde devlete ait ağlardan oluşan devasa bir teknolojik ağ sisteminden bahsedilmektedir.
Aslında internetteki faaliyetler, Sosyal Ağ Sitelerinde (Social Network Sites-SNS) gerçekleşmektedir. Sosyal ağ
sitelerinde sadece sohbet için değil, pazarlama, e-ticaret, eğitim, kültürel faaliyetler için de seçilen sanal ortamlar vardır. Sosyal ağ sitesi oluşturma bir girişimcilik çeşididir. Bu girişimcilik şekli ile insanlar ilgi alanlarına, proje ve hedeflerine göre seçimler yapmakta, faaliyette bulunmaktadırlar. Kurulan ağların kendi içlerinde kuralları ve değerleri vardır.
İçinde bulunduğumuz çağda, enformasyon teknolojilerindeki ilerleme sayesinde ağlarla örülü yeni bir sosyal organizasyon türü ortaya çıkmıştır. Bu organizasyona ‘Ağ toplumu’ adı verilmektedir. Ağ toplumu iş hayatı, iletişim ve yönetime dair hedefler ve amaçlarla küresel ağları sürekli kullanan bir toplumu ifade etmektedir. Günümüzde enformasyon toplumu, iletişim toplumu gibi kavramlar bir tarafa bırakılmış, yeni iletişim teknolojilerinin kuşattığı küresel hayat için, ağ toplumu kavramı kullanılmaktadır
Bir internet kurgusu olarak yeni sosyal medya alanını insanlar ve topluluklar için cazip kılan şey, sınırsız oluşudur. Alışılagelmiş kitle iletişim araçları ile ortaya çıkan kaynak ile alıcı arasındaki ilişki internet ile birlikte farklılaşmıştır. Artık çok yönlüdür ve daha etkileşimcidir. Ölçülmesi mümkün değildir. Kontrol edilmesi zordur. Hem doğru hem de yanlış bilgiyi bünyesinde tuttuğu için anlaşılması da zordur. Günümüzde insanlar, sosyal medya aracılığıyla elde edilen bilgilere daha temkinli yaklaşmak durumundadırlar.
Yeni İletişim Teknolojileri ve Sanal Toplum
Sanal toplumun ortaya çıkış kaynağı doğrudan doğruya yeni iletişim teknolojileridir. Sanal toplum yapısı, birbirleriyle gerçek anlamda bağlı olmayan ve elektronik olarak iletişim kuran çeşitli yaşlarda, cinsiyette ve kimlikte insanlar topluluğundan ibarettir. Geleneksel anlamda bir sosyalleşmeyi ifade etmese de elektronik iletişim faaliyeti kapsamında bir tür sosyalleşmenin gerçekleştiği de inkâr edilemez. Sosyalleşme kavramını bir öğrenme süreci olarak ele alırsak, insanlar sosyal ağlardan bir şey öğrenmez demek tamamen yanlış olacaktır: Bilginin, enformasyonun, deneyimin ve paylaşımın yanı sıra, dostluk, güven, öğüt alma ve verme, güç ya da çıkar ilişkileri, düşünceler, fikirler, makaleler, gruplar, organizasyonlar hatta alışveriş alışkanlıkları! Hayat içinde ne varsa, sosyal ağların sunduğu sanal iletişim dünyasında da bir biçimde bulunmaktadır. O hâlde bir öğrenme sürecinin gerçekleştiği gözden kaçırılmamalıdır.
Peki, hızlı bir şekilde, gerçek zamanlı iletişim imkânları verebilen yeni iletişim teknolojileri, gelecek için ne kadar güvenilir tahminler üretmektedir? Aslında teknolojiyi üretenler ve tüketenler köprüsünde bilgi ve denetim bakımından bir farklılık vardır. Ancak şartlar ne olursa olsun, yüksek iletişim teknolojileri, yerküredeki her noktaya enformasyonun hızla yayılımını gerçekleştirilebilmektedir. McLuhan’ın ‘Küresel köy’ adlı eserinde bilgi ve enformasyon çağının sosyal ağlar
üzerinden yaşandığı bugünkü ortamda, insanlar her şeyi aynı anda öğrenebilmektedir. Dünya adeta büyük bir köye dönüşmüştür. Yönlendirilen e-postalar, web sitesi bağlantıları (linkler), interaktif bloglar, geleneksel kitle iletişim araçlarının 20. yüzyıla hâkim olan tüm özelliklerini geride bırakmıştır.
Bu geniş teknolojik dünyada ceplere kadar giren ‘akıllı’ aygıtlar, artık insanın zamanını kontrol eden bir üstünlük elde etmiştir. Birilerinin teknoloji üzerinden bireyin davranış, eylem hatta düşüncelerini gözetim altında tuttuğu bilinse de bu gözetimin kabul edilerek normalleştirilmesi toplumu büyük oranda kapitalist arzuların yarattığı risklere maruz bırakmaktadır. . Örneğin genç bir tüketici bir ‘Google’ arama motorunda bir bisiklet sorguladığında, Google’ın yönlendirmesi ile birkaç alışveriş sitesinde gezindikten bir müddet sonra, cep telefonuna bu ürünle ilgili reklamlar gelecektir. Tam da bu nedenle, internet, bilhassa sosyal medya, tüketim tarzlarını etkileyen ve oluşturan televizyonun, kitlesel olarak bir devamı niteliğindedir.
Teknoloji ile insan arasındaki etkileşim, yukarıdaki pazarlama manevraları doğrultusunda da düşünülürse, gerçekte kapitalizm içindeki rıza taktikleri ile yönetilmektedir. İtalyan düşünür Antonio Gramsci’nin (1891-1937), rızanın elde edilişi üzerinde yazdıklarından hareketle, ekonomik olarak programlanmış ikna biçimlerinin karşısında mülayim, itaatkâr tüketiciler hâline gelen kitlelerin ürünleri sürekli kullanmaları, rıza mekanizmasının iyi işlemesinin sonucudur.
Stuart Hall (1932-2014), medyadan yansıyan mesaj ve mesajın çözümlenmesi sürecinin ya da anlam üretim ve tüketim süreçlerinin toplumsal iktidar ilişkilerinden bağımsız alınmaması gerektiğini söylemektedir. Çünkü medya iktidarın da arzu ettiği bir biçimde kitleleri yönlendirebilmektedir. Kitle iletişim araçları, bireylerin davranış şekillerine, inançlarına, eylemlerine kadar etkilemektedir. Var olan egemen politik sistemin ve inşa edilmiş sosyal yapının, kurumlarına, kurallarına, değerlerine, pratiklerine nasıl uygun yaşamaları gerektiğini insanlara göstermektedirler. Bu durumda, teknolojinin getirdiği modern sunumların yegâne amacının insanın zihinsel, sosyal ve psikolojik gelişimini hedeflemek ya da büsbütün yaşamı kolaylaştırmak olmadığını kavramak önemlidir. Gerçekte kitle iletişim araçlarının temel amaçları, kapitalist düzenin korunmasına ve sürdürülmesine hizmet etmektir.