SOS322U-SOSYAL MEDYA SOSYOLOJİSİ
Ünite 1: Ağ Toplumu ve Dijital Toplum Teorileri
Giriş
Sosyal medya kavramı toplumsal yaşamda yeni bir dil olarak nitelendirilmektedir. Dijitalleşme süreci ve bu sürecin beraberinde getirdiği toplumun yapısındaki değişim başta iletişim süreci olmakla birlikte her türlü ilişki yapısını farklılaştırmaktadır. Küreselleşmeyle birlikte insanları birbirine yakınlaştıran ve sınırları aşan bir iletişim süreci ortaya çıkarak yeni bir dilin oluşmasını sağlamıştır.
Dünyanın herhangi bir yerinden sosyal ağlara bağlanan bir kullanıcı, diğer kullanıcılara her ne kadar uzak olursa olsun anlık olarak ulaşabilmektedir. Böylelikle kullanıcılar sevinçlerini ve üzüntülerini paylaşabildiği gibi küresel çapta yaşanan olaylara ve güncel haberlere de kolaylıkla ulaşabilmektedir.
Dijital ağlarda gerçekleşen iletişimin sahip olduğu bazı karakteristik özellikler insanlar ve kurumlar arası etkileşimi değiştirmektedir. Ana akım medya olarak adlandırılan geleneksel medyanın tek boyutlu aktarımcı iletişim biçiminin aksine sosyal medya kavramı, bireyleri ön plana alan serbestlik özelliğiyle birlikte öne çıkmaktadır. Geleneksel medyadaki editöryal denetimler sosyal medyada bulunmamaktadır.
Kullanıcıların kendi önemsediği olay ve durumları herhangi bir denetim mekanizması veya sansür olmadan, kendi belirledikleri platformlarda, istedikleri kişilerle, istedikleri zaman paylaşabilmesi bu serbestliğin temelidir.
Sosyal Medya ve Dijitalleşme Kavramı
Geçmişten günümüze iletişim teknolojilerinde yaşanan gelişmeler sonucunda sosyal medya, dijitalleşme, çevrimiçi olma ve internet gibi kavramlar gündelik yaşantımızın bir parçası hâline gelmiştir. İletişim teknolojilerinin gelişmesi sadece bireylerin günlük yaşamlarını etkilemekle kalmamış, toplumları ve ülkeleri de değişimlere uğratarak bir dijitalleşme sürecini beraberinde getirmiştir.
Dijitalleşme Kavramı
Teknolojinin gelişmesi ile sosyal, mobil, analitik uygulamalar ve bulut teknolojiler alanında hızlı değişimler yaşanmış ve bu değişimler bilişimi bir üst seviyeye taşımıştır. Eğitim, kariyer ve iş hayatı gibi pek çok alanın dijitalleşmesi; e-Birey, e-Devlet, e-Okul, e-Eğitim, e-Kariyer, e-Şirket, e-Toplum gibi kavramların da günlük hayatın içinde yer edinmesine sebep olarak dijital toplum kavramını beraberinde getirmiştir.
Gündelik Yaşamın Dijitalleşmesi
Sürekli değişim ve gelişim içerisinde olan yeni medya platformları insanların sosyal yaşantısında da bazı değişimler meydana getirmiştir. Örneğin sosyalleşme kavramı, önceden aile ile vakit geçirmek ya da arkadaşlarla bir araya gelmek gibi anlamlara gelirken sosyal medya platformlarının ortaya çıkmasıyla birlikte,
kişilerle çevrimiçi platformlarda etkileşimde bulunma ve çevrimiçi olma gibi anlamlar ifade etmeye başlamıştır.
Kullanıcılar tarafından gerçekleştirilen ve günlük yaşamın akışında gerçekleşen dışarı çıkmak, konsere gitmek, tatile gitmek gibi çoğu eylem artık gerçek dünyada eğlenmek yerine çoğu zaman sosyal medyada paylaşım yapabilmek amacıyla yapılmaktadır.
Kullanıcıların kendi içeriğini oluşturduğu ve diğer kullanıcıların paylaşımlarını sürekli olarak takip edebildiği sosyal medya platformlarının bilinçsiz bir şekilde kullanılması, kişilerin gerçek yaşam ile sanal yaşam arasındaki farkları ayırma güçlüğü yaşamalarına sebep olabilmektedir.
Dijitalleşmenin günlük yaşama yansıması, kişisel verilerin güvenilirliği açısından da bazı problemler meydana getirmektedir. Sosyal medya platformlarında yapılan paylaşımlar, “Sıradan insanların sıradan olmadıklarını kanıtlama çabası” olarak değerlendirildiğinde, kullanıcıların sıklıkla kişisel bilgileri, günlük rutinleri ve özel hayatları ile ilgili paylaşım yaptığı dikkat çekmektedir. Aşırı teşhirciliğin yer aldığı paylaşımlar, kullanıcıların kişisel verilerini koruma çabasını zorlaştırmaktadır.
İnsanların zamanının büyük çoğunluğunu dijital ortamlarda geçirmesi, bazı dijital hastalıkları da beraberinde getirerek sosyal ilişkilerin bozulmasına sebep olmaktadır. Dijital platformlarda zaman ve mekân sınırları aşıldığından kullanıcılar gerçek dışı sanal tatminler yaşamakta, bu durum kişilerin yüz yüze iletişim alışkanlıklarında pek çok değişimi beraberinde getirmektedir.
Ağ Toplumu Nedir?
Günümüzde iletişim teknolojilerinin gelişmesi ve internet ağına bağlı bireylerin iletişim süreçleri yeni bir toplum biçimi olarak değerlendirilen ağ toplumu kavramını gündeme getirmiştir. Ağ toplumu başlangıçta küresel çapta bireylerin ekonomik, kültürel ve siyasi amaçlı bir araya gelmelerini sağlasa da, daha sonra bireylerin yaşadıkları toplumlarda veya küresel çapta yaşanan olay ve sorunlar etrafında da örgütlenmelerinde önemli rol oynamaktır.
Sosyal Medya Kullanım Oranları ve Küresel Köy Kavramı
We Are Social’ın Ocak 2020 raporuna göre dünya nüfusunun; %67’si (5,19 milyar kişi) mobil telefon, %59’u (4,54 milyar kişi) internet ve %49’u (3,20 milyar kişi) aktif sosyal medya kullanıcısıdır ve bu oranlar her yıl artmaktadır.
Türkiye’de internet kullanım süresi 16-64 yaş aralığındaki kullanıcılarda 7 saat 29 dakika olarak dünya ortalamasının üzerindedir. Mobil internet kullanımı olarak bakıldığında ise dünya mobil internet kullanım süresi ortalaması 3 saat 22 dakika iken Türkiye’de bu oran ortalama 4 saat ile yine dünya ortalamasının üzerindedir.
Oranları incelediğimizde internet ve sosyal medya kavramının hayatımızdaki yerinin günden güne arttığı açıkça görülmektedir. Sosyal medya artık temel bir ihtiyaç hâline gelmiştir. Hızla gelişen toplumsal yaşamda sosyal medya ekonomi, politika, eğitim, sağlık gibi temel alanların yanı sıra eğlence, arkadaş bulma, vakit geçirme gibi sosyal alanlarda da vazgeçilmez bir araç hâline gelmiştir.
McLuhan Bakış Açısından Sosyal Medya: Küresel Köy
Sosyal medya; iletişimi küreselleştirmekte ve sosyalleşmeyi sağlamaktadır. Kullanıcılar, dünyanın herhangi bir yerindeki bilgiye veya kişiye saniyeler içerisinde ulaşabildiğinden dünya artık küresel bir köy hâline gelmiştir.
McLuhan, 1950’li yıllarda kitle iletişimi ile ilgilenen ve teknolojinin Batı toplumlarındaki düşünsel değişimlerinin nasıl etkilendiğini anlamaya ve tanımlamaya çalışan bir düşünürdür. Matbaanın bulunması ile toplumda çeşitli kültürel değişimlerin yaşandığını savunan McLuhan elektronik kültüre bir geçiş yaşandığını savunmuştur. Aynı zamanda teknoloji ile insanların hayal gücü arasında da bir bağlantı olduğunu belirtmiş ve gelişen teknoloji sonrasında insanlığın eski zamanlarına dönmesini mümkün görmeyerek medyanın ‘mesaj’ olduğunu belirtmiştir. McLuhan yazılı kültürün insanları birbirinden uzaklaştırdığını ve bireyselleştirdiğini düşünerek elektronik çağda yaşayacak olan insanların yazılı çağda yaşayan insanlara oranla daha bilinçli olacaklarını savunmuştur.
McLuhan aynı zamanda kitle iletişim araçlarını, sıcak ve soğuk medya araçları olarak iki kategoriye ayırmaktadır. Bireylerin yalnızca tek duyusuna hitap eden araçları sıcak iletişim araçları, birden fazla duyusuna hitap eden araçları soğuk iletişim araçları olarak adlandırmaktadır.
Sıcak iletişim araçlarında bireylerin katılım imkânı azdır. Ona göre fotoğraf gibi tek duyu organına hitap eden araçlar sıcak iletişim araçları iken gibi soğuk iletişim araçlarında ise katılım imkânı fazladır. Sıcak medya araçları fotoğraf, radyo, film ve kitap gibi iletişim araçlarıdır. Soğuk medya araçları ise yüksek izleyici, daha yüksek katılım imkanı ve bütünsel kalıpları ortaya çıkarma özelliği bulunan telefon ve televizyon gibi iletişim araçlarıdır.
Sosyal Medya ve Toplumsal Hareketler
Eski toplumsal hareketlerde olduğu gibi protesto, grev ya da şiddet eylemlerinin aksine yeni toplumsal hareketlerde sivil itaatsizlik ve mizah ögelerine rastlanmaktadır. Bu sebeple yeni toplumsal hareketler genellikle sosyal medya platformları üzerinden gerçekleştirilmektedir.
Sosyal medya platformlarının toplumsal hareketlerdeki olumlu etkilerinin aksine yapılan algı yönetimi ve propaganda çalışmaları birtakım sorunlara ve toplumsal kutuplaşmalara yol açabilmektedir.
Algı yönetimi süreci; ulaşılmak istenen hedefin belirlenmesi, hedef kitlelerin seçilmesi, hedef kitle analizinin yapılması, uygun mesajların hazırlanması, mesajların iletileceği kitle iletişim araçlarının seçimi, mesajın hedef topluma iletilmesi, etki analizi ve geri besleme gibi aşamalardan meydana gelir.
Algı yönetimi; propaganda, ikna, psikolojik harekat, asimetrik savaş, zihinsel kontrol vb. birçok disiplin ve kavram ile doğrudan ilişkilidir. Algı yönetimi maksadıyla kullanılacak iletişim araçlarının hedef toplum tarafından kullanılma ve kabul derecesinin belirlenmesi, iknaya yönelik mesajların seçiminde önemli bir rol oynamaktadır.
Sosyal medyada algı yönetimi ise; sosyal medyanın türlü araç ve uygulamalarını kullanarak (resim, mesaj, ses, video vb.) bir grubun ya da kişinin hedef gruba ya da kişiye dönük yaptığı sistematik yönlendirme sürecidir. Teknolojinin gelişmesi, özellikle dijital platformlarda yapılan algı yönetimi çalışmalarını da büyük ölçüde etkilemiştir. Ayrıca mesajı bağlamından ayırarak yayınlama ve çarpıtma, sahte içerik yayınlama, değersizleştirme ve istatistik-sayılar ve karşılaştırma ile yanıltma gibi yöntemler algı yönetimi çalışmalarında kullanılan diğer tekniklerdir.
Tuzak içerik, sayfa ve ağlar oluşturarak ve sahte kampanyalar yaratılarak sosyal medya platformları üzerinden algı yönetimi çalışmaları gerçekleştirilmektedir. Sosyal medyada yaygın olan kampanyalara katılım, algı ve propaganda çalışmaları için önemli bir zemin yaratmıştır. Bu teknikte taraftarı görülen bir durum için kampanya başlatma ve bu kampanyaya destek veren hesapların belirlenmesi ya da olumsuz yorum yazanların tespiti amaçlanmaktadır.
Aynı zamanda insan hakları, hayvan, doğa, çevre sorunları, sağlık gibi çarpıcı ve çekici kampanyalar görünümünde algı yönetimi, istihbarat ve propaganda yapılmaktadır. Bir kişi ya da kurum açtığı kampanya içeriği ile binlerce kişinin özelliklerini, reflekslerini belirleyerek bunu başka istihbarat örgütlerine servis edebilir. Ayrıca kampanya konusu ile ilgili katılımcılar, devlete ya da karar vericilere dönük olarak kışkırtılabilmektedir. Açılan kampanyalar ile kontrolsüzce algı yönetimi ve propaganda çalışmaları yapılmaktadır. Bu kontrolsüzlüğe binlerce kişinin dolandırılmasına sebep olan Çiftlik Bank örnek gösterilebilir. “Çiftlik Bank’a Güveniyoruz” başlığı ile açılan kampanyaya şaşırtıcı bir şekilde kısa sürede binlerce kişi katılmıştır.
Medya Kuramları
Sosyal medyanın tüm toplumlarda yaygınlaşması, günlük hayatın bir parçası hâline gelmesi, bireylerin bu mecralarda daha fazla vakit geçirmeye başlaması ve bireysel üretiminin farklı alanlarda görünürlük kazanması; sosyal medya ile ilgili çeşitli bakış açılarının ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Aşağıda bu farklı bakış açıları medya kuramları bağlamında incelenmiştir.
Suskunluk Sarmalı
Elizabeth Noelle Neumann’ın geliştirdiği suskunluk sarmalı kuramı 1974 yılında kitle iletişim araçları bağlamında geliştirilen ve modern topluma yönelik bakış açılarından en önde gelen teorilerdendir. Suskunluk sarmalına göre kitle iletişim araçlarının kimi grupları susturma, kimi gruplara ise konuşma cesareti vermesinde rolü büyüktür. Bireyler, kendi düşüncelerinin diğerleri tarafından kabul göreceğini düşündüğünde konuşma cesareti kazanırken, fikirlerinin desteklenmeyeceğini anladığı durumlarda suskun kalmaktadır.
Toplumda yeni konular konuşulmaya başlandığında insanlar kendi görüşlerini belirtmeden önce toplum genelinin konuya bakış açısının ne yönde olduğuna dikkat etmektedir. Bu kuram bireylerin azınlık oldukları durumlarda fikirlerini, beklentilerini ve tercihlerini ifade etme konusunda sessiz kalma zorunluluğu hissetmelerinin kitle iletişim araçları ile ilişkisini ortaya koymaya çalışmaktadır.
Sosyal bir varlık olarak çoğu insan toplumdan dışlanma korkusu ile popülaritesini kaybeden görüşleri bir kenara bırakarak daha yaygın olarak kabul edilen görüşleri kabul etmeye başlar. İnsanlar toplumdan dışlanma riskinden kaçınmak için çevrelerini ve diğer insanları yakından takip ederek sürekli hangi görüşlerin toplumda popüler olduğunu anlamaya çalışır, böylelikle topluma uygun olarak kendilerini ifade etmeye çalışırlar.
Sosyal suskunluk sarmalının oluşması ile genel geçer görüşlerden farklı görüşleri ya da aykırı düşünceleri olan insanlar giderek seslerini duyurmada daha az istekli olacak ve sosyal medyada genelin görüşleri giderek baskın, geçerli ve doğru algılanacaktır. Mutlak sonuç olarak nitelendirilecek bu aşama, bireylerin pasif ve edilgen bir kimlik yapısına sahip olmalarına neden olacaktır.
Gündem Belirleme ve Kamuoyu Oluşturma Kuramları
McCombs ve Shaw tarafından 1972 yılında geliştirilen gündem belirleme kuramına göre; kitle iletişim araçları haberleri sunuş biçimi ile bireylerin ne düşündüğünü değil ne hakkında konuşacağını belirlemektedir.
Özellikle televizyonun icat edilmesi ve günlük yaşamın bir parçası hâline gelmesinden sonra kitle iletişim araçlarının toplum ve bireyler üzerinde güçlü etkileri olduğu düşüncesi de ortaya çıkmıştır.
Kitle iletişim araçlarında yayınlanacak olan haberler arasından seçim yapılarak haberlerin içeriğine göre önem sırası belirlenmekte, böylelikle toplumun neyi ne kadar bilmesi, hangi konu hakkında neler konuşması gerektiği ve ne hakkında düşünmesi gerektiği belirlenmektedir.
Sosyal medyada kullanıcılar çeşitli platformlar üzerinden gündemi kendileri belirleyebilmektedir. Kullanıcılar, bölgesel bazda ve dünya çapında en sık konuşulan konulardan gündemi saniyeler içerisinde her an her yerden takip edebilmekte, haber kaynakları ile etkileşime geçebilmekte ve diğer kullanıcıların olaylara bakış açısına kolaylıkla ulaşabilmektedir.
Gündem belirleme kuramında belirtilen kitle iletişim araçlarında olduğu gibi, yeni medya olarak değerlendirilen sosyal medya platformlarında da kullanıcıların ve toplumların hangi olaylar veya haberler üzerine konuşacağı belirlenmekte, üzerine en çok konuşulan konu ve haberler gündemde birinci sıraya yükselmektedir. Ancak geleneksel medyanın aksine, sosyal medya platformlarında, toplumda konuşulan ve gündem olan konular medya güçleri tarafından değil, kullanıcılar tarafından oluşturulmaktadır.
Sihirli Mermi Kuramı (Hipodermik İğne) ve Propaganda
Harold Laswell’e göre; siyasal iktidarlar sadece fiziksel güç değil, kamuoyu oluşturmak için kitle iletişim araçlarını da kullanmaktadır. Laswell kitle insanını propagandaya karşı koyabilecek eleştirel bir akıldan ve bilgiden yoksun olarak değerlendirerek, kitleleri aynı çobanlar tarafından yönetilen bir sürü olarak görmektedir.
Kitle iletişim araçları; ekonomik, siyasal ve entelektüel seçkinler tarafından kullanılarak kitle insanını yönlendirmektedir. Bu yaklaşım ile geliştirilen ilk kuram sihirli mermi kuramı olarak da bilinen hipodermik iğne modelidir.
Hipodermik iğne modeli ile kitle iletişim araçlarının kitleler ve toplum üzerinde doğrudan, güçlü bir etkisi olduğu iddia edilmektedir. Bu kuramın ortaya çıkışındaki temel neden 1. Dünya Savaşı sırasında kitle iletişim araçlarının propaganda amacı ile kullanılması ve kitlelerin istenilen yönde hareket etmesini sağlamasıdır. Kurama göre kitle iletişim araçlarının mesajlarına maruz kalan kitleler, pasif bir şekilde konumlandırılarak maruz kalınan mesaj doğrultusunda hareket etmişlerdir.
Toplumdaki egemen güçlerin kitle iletişim araçları, ilettiği mesajlar ile hedefine enjeksiyon yapan bir iğne ve sihirli bir mermi gibi doğrudan, anında ulaşarak toplumu etkilemektedir. İnsanlar, bu araçlardan gelen mesajları sorgulamadan kabul etmektedir
Yetiştirme Kuramı (Ekme Kuramı) ve Kültürel Göstergeler
George Gerbner tarafından geliştirilen ve hem ana akım hem de eleştirel medya kuramlarının bir parçası olan yetiştirme kuramı, ekme kuramı olarak da bilinmektedir. Gerbner 1960’ların ortasında “Kültürel Göstergeler” isimli bir araştırma projesine başlayarak bireylerin gündelik yaşam hakkındaki düşüncelerine televizyonun bir etkisi olup olmadığı üzerine araştırmalar yaparak yetiştirme kavramını, medyanın etkilerini ve modern toplumlardaki rolünü açıklamak için kullanmıştır.
Bu yaklaşıma göre medya insanların inanç, düşünce ve davranışlarında gözlenebilir ve kısa süreli etkiler yaratmazken, uzun vadede kişilerin toplumsal gerçekliği algılama biçimini etkilemektedir. Bu etki zamanla ve kademeli olarak gerçekleşir. Örneğin şiddet içerikli televizyon programları direkt olarak insanlar üzerinde şiddet davranışına sebep olmaz, ancak bu televizyon
programları gerçek dünyadaki şiddet davranışı hakkında izleyicilerin zihnini biçimlendirebilir. Böylelikle medya, izleyicilerin gerçek hayatın akışında gerçekleşen olayları algılama biçimini değiştirerek yeniden şekillendirir.
Gerbner, televizyon karşısında fazla vakit geçiren izleyicilerin “günlük yaşamın gerçeklerini” tanımlamasında televizyon gerçeklerinin egemen olduğunu belirtmiş, bunun sebebinin izleyicilerin televizyonu genellikle programa veya tercihlerine göre değil, saate göre tercih etmesi olduğunu belirtmiştir.
Televizyon başında geçirilen zaman arttıkça, izleyicilerin televizyon programlarında sunulan dünyadan etkilenme oranı artmaktadır.
Frankfurt Okulu: Kültür Endüstrisi
Frankfurt Okulu yaklaşımlarının temeli, 1923 yılında Institut Für Socialforschung’un (Sosyal Araştırmalar Enstitüsü) kurulması ile atılmıştır. Okulun temel amacı 19. yüzyılın egemen paradigması olan pozitivizmden koparak yeni bir felsefi ve bilimsel anlayış ortaya koymaktır.
Frankfurt Okulu, diğer bir adıyla Eleştirel Teorinin en etkili olduğu alan kültürdür. Geliştirilen kültür kuramı ile kitle kültürü ve kültür endüstrisi gibi kavramları ortaya çıkarmıştır. Okulu bu alanda çalışmaya iten güç ise kapitalizmin, yalnızca ekonomi ve politika gibi konularla sınırlı kalmayan karmaşık yapısıdır. Frankfurt Okulu’nun ortaya çıkardığı ve geliştirdiği kültür endüstrisi kavramının temeli, 1930’lu yıllarda faşizm hızla yükselirken, sosyalist hareketlerde yaşanan düşüşe dayanmaktadır. Nazilerin iktidara gelmesi, Avusturya’da işçi hareketinin dağılması, Franko’nun İspanya’daki iç savaşta zafer elde etmesi dönemin bazı örneklerindendir.
Kültür Endüstrisi Kavramı
Adorno’nun, Kültür Endüstrisini Yeniden Düşünürken adlı eserinde belirttiği üzere; Frankfurt Okulu’ndaki sosyal bilimciler Marx’ın ekonomi politik, meta fetişizmi ve yabancılaşma kavramlarının günlük yaşamda medya ve iktidar tarafından yeniden üretildiğine dikkat çekmektedir. Kültür endüstrisi kavramı da eleştirel kuram ile özdeşleştirilmiş ve bu kavrama ilk kez Thedor Adorno ve Marx Horkheimer’in “Aydınlanmanın Diyalektiği” adındaki eserinde rastlanmıştır.
Adorno kültür endüstrisi tarafından tüketiciye sunulan hazzın doğal olmadığına da dikkat çekmiştir. Ona göre kültür endüstrisi tarafından sunulan olaylar ve görüntüler yanıltıcıdır ve bireyleri baskılamaktadır.
Sosyal Medya ve Kültür
Dünyanın her yerinde her yaştan insanın kullandığı sosyal ağlar popüler kültür ürünlerinin ortaya çıktığı ve ortaya çıkan bu ürünlerin topluma yayıldığı platformlar hâline gelmiştir. Popüler kültür, kitleleri eğlendirirken aynı zamanda yönlendirebilme özelliği bulunan gündelik bir tüketim kültürüdür.
Yankı Odaları ve Filtre Balonları
Filtre balonu, internet aktivisti Eli Pariser tarafından ortaya atılan ve kullanıcı hakkındaki konum, arama geçmişi gibi bilgiler doğrultusunda kullanıcının hangi paylaşımları görmek istediğini kişiselleştirerek tahmin eden bir web algoritmasıdır. Filtre balonları sayesinde kullanıcılar kendi kültürel veya ideolojik görüşlerine uygun içeriklerle karşılaşarak kendi bakış açılarına uygun olmayan içeriklerden izole edilmektedir. Bu filtreler kullanıcıların dünyayı temsili bir şekilde görmesine sebep olmaktadır. İnsanlar kendi görüşlerine uygun haberlere inanmaya daha meyilli olduğundan filtre balonları haber akışını manipüle etmekte ve insanların kutuplaşmasına sebep olarak toplumun bölünmesine sebep olmaktadır.
Literatürde “yankı odası” olarak geçen kavram ise; inançların kapalı bir sistem içindeki iletişim ve tekrarlama ile güçlendirilmesi durumudur. Sosyal medya kullanıcıları bir yankı odasını ziyaret ederek insanlar, potansiyel olarak bilinçsiz bir onaylama yanlılığı ile mevcut görüşlerini güçlendiren bilgiler arayabilirler. Bu durum da sosyal platformlarda sosyal ve politik kutuplaşmayı arttırabilir.
Yankı odası kavramı, seslerin içi boş bir muhafazada yankılandığı akustik eko odasına dayanan bir benzetmedir. Birçok bilim insanı yankı odalarının, bireylerin olaylara karşı bakış açısında etkileri olduğunu belirterek, bu etkinin özellikle siyasal alanda görüldüğüne dikkat çekmektedir.
Sosyal Medyanın Ekonomi Politiği
Sosyal medya sadece insanların gündelik yaşamda paylaşım yaptığı, sosyalleştiği veya diğer kullanıcılarla etkileşim kurduğu platformlar değildir. Aynı televizyon, radyo gibi geleneksel medya araçlarında olduğu gibi sosyal medyanın da ekonomi politiğinden bahsetmek mümkündür.
Günümüzde sosyal medya ekonomik kazanç sağlayan bir mecra hâline gelmiş, hatta birçok sosyal medya şirketi kurulmuştur. Bu platformların ekonomik yönden sağladığı kazanç özellikle YouTube, Instagram, Twitter gibi sosyal ağlarda yeni meslek grupların da ortaya çıkmasını sağlamıştır.
Yaşanan bu gelişmelerde, etkileşim imkanı sağlayan web 2.0 teknolojilerinin etkisini göz ardı etmek oldukça güçtür.
Web 2.0 Teknolojisi
Tim O’Reilly Web 2.0’ı, “Web 2.0 bilgisayar endüstrisinde internetin bir düzlem olarak ilerlemesiyle bir işletme devrimi ve bu düzlemin kurallarını başarı için anlamaya çalışmaktır. Bu kurallar arasında başlıcası şudur: Ağ etkilerini daha çok insanın kullanabilmesi için programlar kurmak. Web 2.0 kullanıcıların ortaklaşa yarattığı sistem” olarak tanımlamaktadır. Günümüzde Facebook, Youtube ve Wikipedia gibi birçok sosyal medya platformu Web 2.0 teknolojisine göre tasarlanmıştır. Bu konseptte tasarlanan sitelerin farkı, sosyal ağ özelliğine sahip olmalarıdır.