AÖF Soru Bankası

Çevre SosyolojisiÜnite 7 Özeti

Ekolojik Vatandaşlık

SOS321U-ÇEVRE SOSYOLOJİSİ

Ünite 7: Ekolojik Vatandaşlık

Ekolojik Kriz ve Krizden Çıkış Yolları

Vatandaşların küreselleşme sürecinde hızlanan ekolojik felaketler karşısında yükümlülük ve haklarına vurgu yapan ekolojik vatandaşlık anlayışı, kapitalizmin yarattığı tahribatları azaltmak için daha az tüketme, daha bilinçli bir elektrik ve taşıt kullanımı, özel tüketimin yarattığı israfları ve zararları azaltma, yenilenebilirliği esas alan bir verimli enerji kullanımını esas alan bir yaşamı örgütleme çağrısı yapmaktadır. Ekolojik vatandaşlık perspektifine göre, günümüzde en zorlu çevre sorunlarının coğrafi ve siyasi olarak tanımlanmış ulusal sınırlardan bağımsız olması nedeniyle çevre odaklı siyaset küresel bir mücadele olarak biçimlenmiştir. Bu yüzden küresel düzeyde kolektif girişimler olmaksızın demokratik olsun olmasın sadece bir ülke çapında yapılacak bir iklim değişikliği mücadelesi başarılı olmayacaktır.

Ekolojik Kriz ve Sonuçları

21. yüzyılın ekolojik kriz çağı olacağını tahmin etmek zor değil ve bu krizin artık insanların kapitalist üretim ve tüketim zincirleri üzerinden doğayla ilişkisinde kurduğu tahakkümün bir krizi olduğu ve bu hâliyle sürdürülebilir olmadığı çok açıktır. Çevre sorunları, 1960’lı yıllardan itibaren siyasi bir sorun hâline gelmiştir ve çevresel bozul- manın nasıl çözülüp azaltılacağı meselesi gittikçe siyasallaşmıştır. Sanayileşme ve teknolojik devrimlerin, kapitalizmin üretim ve tüketim zincirleriyle birleşerek karbon salınımının atmosferi etkilediği dinamiklerle birlikte ortaya çıkan küresel ısınmanın sonuçlarını olanca şiddetiyle hissettirdiği bir çağda yaşıyoruz. Küresel ısınmanın etkileri dünyayı ve ekosistemi her geçen gün yaşanmaz bir hale getiriyor: Çölleşme, kuraklık ve ona eşlik eden susuzluk ve kıtlık, iklim değişikliklerine bağlı salgın hastalıklar, buzulların erimesi ve denizlerin ısınmasıyla ekosistemin dengesinin tümüyle bozulduğu bir dünyada daha fazla yoksulluk, sosyal adaletsizlik, savaşlar ve çatışma toplumları bekleyen büyük riskler olarak insanlığın geleceğini karartıyor.

Çevresel bozulmanın, küreselleşmenin, neo-liberalizmin mantığının ve kitlesel göçün uluslar ötesi karakteri çağdaş yurttaşlık koşullarını değiştiren en önemli faktörlerden bazılarıdır. Bu küresel sorunlar son derece karmaşık, birbiriyle ilişkili ve birbirine bağımlı olduğundan, insanların doğal çevreyi anlama, yönetme ve tasavvur etme eğilimlerinde çığır açıcı yaklaşımlar gerektiği de ortadadır. Öte yandan ekolojik krizin tüm sorumluluğunu insanlık gibi genel bir kategoriye yüklemek yerine so- rumlu özneleri ayrıştırmak ve deşifre etmek gerekliliği de güçlü bir şekilde ifade edilmiştir. Ekolojik krizin nedenlerini ne tüm insanlıkta ne nüfus büyümesinde ne de teknolojide aramalıyız. O halde ekolojik krizin sebebi tüm insanlık değil, “büyü ya da yok ol” mantığıyla insanların emeğini sömürürken doğayı da bir meta olarak gören “tahakkümcü hiyerarşik sistemdir.” Ekolojik vatandaşlık bireyleri, toplulukları ve kurumları kapitalizmin yarattığı çevresel felaketleri, üretim ve tüketim zincirlerinin doğaya yönelik zararlarını ortadan kaldırmaya yönelik olarak çev-

resel hakları ve sorumlulukları tüm canlılar ve ekosistem açısından yeniden düşünmeye çağıran yeni tip bir vatandaşlık anlayışıdır.

Ekolojik vatandaşlık hala tartışılmaya devam eden bir kavramdır. Bu kavramı oluşturan birçok unsur vardır. Bunlar sorumluluk, sürdürülebilirlik, haklar, adalet ve katılımdır. Ekolojik vatandaşlığı bildiğimiz vatandaşlıktan farklılaştıran önünde üç temel zorluk bulunmaktadır: Birincisi, ekolojik vatandaşlık bir ulus-devlete veya devlete bağlı değildir ve belli bir fiziksel mekanla veya ekolojik çevreyle ilişkili bir kimlik ve statüdür. İkincisi, ekolojik vatandaşlık liberal veya cumhuriyetçi vatandaşlığın modern araçları üzerine inşa edilen çevre haklarına veya ortak iyiye odaklanmış bir vatandaşlıktır. Üçüncüsü, vatandaşlığı tümüyle yeni bir temel üzerine inşa etme arayışında olan mekânsız bir vatandaşlık anlayışıdır.

Ekolojik Toplumun Temelleri

Ekolojik vatandaşlık, vatandaşların yaşamlarını nasıl yürütmeleri gerektiğine ilişkin olarak çevreye olumsuz etkileri azaltacak normatif bir açıklama çerçevesi oluşturmaya çalışır. Normatif kavramı, ideal bir durum için uyulması gereken kuralların olduğuna işaret eder. Çalışmaların çoğu ekolojik vatandaşlık anlayışının teorik temelleri ve yol haritası üzerine odaklanmıştır.

Ekolojik vatandaşlar, çevre ve yoksulluğun azaltılması yararına fedakârlık yapmaya istekli olan bireyler olarak kabul edilir. Ekolojik vatandaşlık, vatandaşlığın klasik bi- çimine ve içeriğine ekler yapmamız gerektiğini öne sürer; klasik vatandaşlık tanımında birey ve devlet arasındaki hukuki, siyasal ve sosyal ilişkileri ve bağı ifade eden yurttaşlığı, doğaya, ekosisteme ve canlıları da kapsayacak şekilde yeniden tanımlamamız gerektiği konusunda güçlü bir çağrıdır.

Ekolojik yurttaşlığı sorumluluk ve haklar açısından klasik yurttaşlık anlayışının topluluğu salt insana indirgeyen ve vatandaşlığın yaşam alanını da sadece ulus-devletin siyasal-kültürel ve coğrafi sınırları içerisine hapseden teritoryal yapısından kurtarmak gerekmektedir. Ekolojik yurttaşlık sadece bugüne dair haklar ve sorumluluklardan değil gelecek kuşaklara miras bırakılacak ekosistemi de içeren haklar ve sorumluluklardan bahsetmektedir. Ekolojik vatandaşlık kavramı henüz çok yeni olduğu için kavramla ilgili bazı belirsizlikler söz konusudur. Örneğin vatandaşlığın çevre ile ilişkisini kurmaya çalışan “ekolojik vatandaşlık,” “yeşil vatandaşlık,” “çevre vatandaşlığı,” “sürdürülebilir vatandaşlık,” “çevreye duyarlı vatandaşlık,” “ekolojik yönetim” gibi farklı birtakım kavramlar önerilmiştir.

Ekolojik Vatandaşlık Siyasetinin Temel Parametreleri

1990’lı yıllar ekolojik vatandaşlık literatüründe muazzam gelişmelere tanıklık etmiştir. Bu yıllardan itibaren ekolojik vatandaşlık, politika belgelerinde, vatandaşlık tartışmalarında ve sosyal bilimler alanında oldukça yoğun


olarak tartışılmaktadır. Geleneksel vatandaşlık anlayışını aşarak ve hem çevre meseleleri hem de modern vatandaşlık fikirlerini derinleştirmeyi ve birbirlerine eklemlemeyi başarmıştır. Ekolojik vatandaşlık anlayışı temelde, insan yapımı iklim değişikliklerine dikkat çekerek demokratik eylemler ve doğayla insan ilişkisini vatandaşlık üzerinden yeniden düşünmek gerekliliğine vurgu yaparak vatandaşlık için başka bir fırsat penceresi daha açmıştır.

Ekolojik Vatandaşlık ve Çevre Siyaseti

Literatür incelendiğinde, ekolojik vatandaşlık için kabul edilen en yaygın tanımlamanın Dobson’dan geldiği söylenebilir. Dobson’a (2003) göre, ekolojik vatandaşlık, liberal ve sivil cumhuriyetçi yaklaşımların ötesinde dört şekilde incelenebilir: Birincisi, vatandaşların dilini sivil cumhuriyetçi vatandaşlıkla paylaşır ve buna göre haklar üzerindeki sorumlulukları vurgular. İkincisi, sorumluluk alma açısından kişiler karşılık beklemez. Üçüncüsü, ekolojik vatandaşlık kavramı sadece halkı değil kişisel alanı da içerir. Dördüncüsü, ekolojik vatandaşlık devletin sınırlarının ötesine uzanır ve bu nedenle bölgesel değildir.

Ekolojik vatandaşlık teorisi kişilerarası politik ilişkilere dayanan bireysel bir çevresel sorumluluk savını önermektedir. Bu sorumluluk, hem sosyal-çevresel ilişkilerin temel olarak yeniden şekillendirilmesini hedefleyen ve tek bir faaliyetten ziyade yaşam tarzlarını hedef alan, ahlaki düşüncelerle davranışsal değişimi motive eden bir vatandaşlık anlayışıdır ve bu yönüyle geleneksel vatandaşlık anlayışlarından daha geniş kapsamlıdır.

Bugüne kadar, ekolojik vatandaşlık büyük ölçüde siyasi örgütlenmenin “daha yeşil” biçimlerinin nasıl teşvik edileceği veya yapılandırılacağı konusunda normatif bir teori inşa etmek için bir araç olarak ele alınmıştır. Vatandaşlığın ekoloji üzerinden normatif bir inşasına odaklanmak, vatandaşlığın ekolojik düşüncede demokratik siyaseti nasıl canlandırabileceği ile ilgilenmemektedir. Ekolojik vatandaşlık literatüründe demokratik unsurlar çevre vatandaşlığı konusuna dahil edilirken, alt sınıftaki insanların seslerinin duyulması, onların ekolojik düzenin siyasallaştırılması yoluyla demokratik katılım olanakları tanınması ve dâhil edilmesi noktasında bir başarısızlık söz konusudur.

Ekolojik Vatandaşlığın Özgünlüğü

Ekolojik bir siyasetin sosyolojik ve siyasal çalışmaları, çevresel eylemin tekil bireyler düzeyinde sürdürülebilir tüketim eylemleri olarak anlaşılmasından daha ziyade, yaşam tarzlarını hedefleyen ve dışarıdan motivasyon yerine içsel ahlaki kaygılarla davranış değişikliğini teşvik eden çevresel bir sorumluluk için önerilerde bulunmuştur. Ekolojik vatandaşlık siyasetini önerenler, özellikle kişisel çevre yükümlülükleri ile ilgili dört ayırt edici sorumlu- luktan söz eder.

1. Sosyal Adalet/hakkaniyet duygusu. Geleneksel siyasi vatandaşlığın aksine, ekolojik vatandaşlık

savunucularından bazıları genellikle ekolojik ayak izi metaforunu, sivil hak ve görev dengesinin yayıldığı bir başlangıç noktası olarak kullanırlar. 2. Kamu ve özel arasındaki ayrımın ortadan kalkması. Feminist siyasi teoriden esinlenen ekolojik vatandaşlık, geleneksel olarak özel alan olarak kabul edilen ve kamusal alandan dışlanan faaliyetleri de içermektedir. 3. Sınırsız sorumluluk. Kişilerarası ilişkilerin merkeziliği, ekolojik vatandaş için haklardan ziyade, sorumlulukların temel ilkeler olduğunu gösterir. 4. Karşılıksız sorumluluk. Sosyal adalet verilen önceliğinin bir sonucu olarak, ekolojik vatandaşın görevleri nitelik olarak karşılıklı değildir.

Klasik Vatandaşlık Karşısında Ekolojik Vatandaşlık

Çevreci siyasal düşünce alanında çoğu bilim insanı, ekolojik sürdürülebilirlik ile çağdaş (liberal) demokrasi arasındaki ilişkinin biraz gerilimli olduğunu kabul ederler. Baskın görüş, liberal demokratik sistemin, özellikle kapitalist ekonomiyle güçlü bağları nedeniyle ile, gelecekteki bir ekolojik krizi önlemek için gereken toplumsal değişimlerle başa çıkamamaktadır. Bu nedenle, liberal demokrasinin kapsamlı bir şekilde revize edilmesi gerektiği öne sürülmektedir.

Klasik Vatandaşlığın Sınırları

Öte yandan, Eckersly gibi bu alandaki araştırmacıların bir bölümü de mevcut demokratik siyasal sistemin derinleştirilmesini ve vatandaşlık kavramının çevresel açıdan sürdürülebilir kalkınmanın bir gereği olarak yeniden düşünülmesini savunur; Eckersly liberal demokratik gemi hala denizdeyken çevresel sorunları da hesaba katarak rotasının ve inşasının yeniden düşünülmesi gerektiğine vurgu yapar. Görüldüğü üzere, Eckersley, liberal demok- ratik sistemin ve vatandaşlığın çevresel sorunların çözümünde hala bir umut ışığı olabileceğine büyük bir inanç beslemektedir. Bununla birlikte, ekolojik sürdürülebilirliği teşvik eden resmi bir hükümet politikası fikri, mevcut liberal demokratik geleneğe ve beraberindeki vatandaşlık kavramında belirgin olan bireysel özgürlük ilkesine önemli bir meydan okuma olarak yorumlanabilir. Aktif olarak katılımcı ve itaatkâr bir vatandaş vizyonu hem sivil-cumhuriyetçilik hem de çevrecilik içinde belirgin olduğundan, cumhuriyetçi anlayışın sürdürülebilirliği teşvik eden politikalarının siyasi-ideolojik sonuçları için önemli bir destek bulması beklenebilir.

Ekolojik Vatandaşlık ve Çevresel Yükümlülükler

Özellikle, çevresel yükümlülüklerle ilgili üç husus ekolojik vatandaşlığı geleneksel vatandaşlıktan farklılaştırmaktadır. İlk olarak, ekolojik vatandaşlık, vatandaşlık faaliyetlerinin sadece dar bir çerçevede kamusal alanda yer aldığı düşünülen geleneksel va-


tandaşlıktan farklı olarak, daha önce özel alan olarak kabul edilen (aile, ev veya toplum içinde olanın kamu veya siyasi kurumların dışında kabul edilmesi) faaliyetleri vatandaşlık niteliği olarak kabul etmeye kadar genişletmektedir. Ekolojik vatandaşlığı geleneksel vatandaşlıktan ayıran ikinci özellik ise vatandaşlık görevlerinin kapsamının genişletilmesidir; geleneksel vatandaşlık bir ulus-devlet içine hapsedilmişken, ekolojik vatandaşlık artık nitelik olarak küresel veya evrensel olarak düşünülmektedir. Üçüncü olarak, ‘Ekolojik vatandaşlık’ hem cumhuriyetçi hem de liberal vatandaşlık ideallerini aşacak şekilde ikisinin bazı ilkelerini bir araya getirir. Ancak, vatandaşlığın yükümlülüklerine küresel ve zamansal bir boyut katmaktadır. Bu yaklaşım, küresel ve uzun vadeli perspektiften iklim değişikliği gibi çevre so- runlarını dikkate alarak kozmopolitan bir yaklaşım olarak öne çıkmaktadır.

Ekolojik Vatandaşlık ve Sürdürülebilir Tüketim Yaklaşımının Eleştirileri

Ekolojik vatandaşlık tartışmalarında sürdürülebilir tüketim yaklaşımının sınırlarına işaret edilmiş ve eleştirilmiştir. Bazı akademisyenler ekolojik vatandaşlık terimini ekolojik sorunların farkında olan bireylerin sorumluluklarını ifade etmek için ancak Seyfang (2006) gibi başka akademisyenler ise bu terimi vatandaşları neredeyse bilinçli tüketici olarak tanımlamak için kullanmışlardır. Ekolojik vatandaşlık kavramını derinleştiren Dobson ise, vatandaşların davranışlarının ekonomik tedbirler veya reklam kampanyaları yoluyla yönlendirildiği türden uygulamaları reddederek, çevre meselesinin sadece iktisadi bir davranışa indirgenmesine itiraz etmiştir. Ekolojik vatandaşlık, sürdürülebilir tüketim anlayışından radikal olarak farklı bir pozisyondur. Her ne kadar sürdürülebilir tüketim fikri bireylerin ekolojik ayak izlerini azaltma arzusunun önemli bir aracı olarak ve dolayısıyla bir tür ekolojik vatandaşlık pratiği olarak yorumlanabilse de sürdürülebilir tüketiciler, hem bu eylemlerini motive eden değerler ve motivasyon hem de eylemlerinin içeriği açısından bakıldığında zorunlu olarak ekolojik vatandaşlar değillerdir.

Liberal Vatandaşlığın Revizyonu Olarak Ekolojik Vatandaşlık

Andrew Dobson ve Valencia Saiz ekolojik vatandaşlığın tümüyle yeni ve özgün bir vatandaşlık türü olduğunu iddia ederler. Öte yandan, Derek Bell ve Simon Hailwood ise liberal vatandaşlığın değerlerinin ekolojik vatandaşlığa uygun olacak bir biçimde dönüştürülmesinin yeterli olacağına inanmaktadır. Buna karşılık, John Barry ve Andrew Light ise ekolojik cumhuriyetçilerin yaptığı gibi, cumhuriyetçi vatandaşlığı ilerletmek için erdem ve ortak iyi gibi cumhuriyetçi kavramlarla çevresel sorunlar arasında güçlü bir bağ kurmaya çalışırlar.

Liberal Demokrasinin İmkanları

Liberalizmin yeşil teorisyenleri, liberal düşüncenin daha az mülk ve pazara yönelmesi gerektiğine işaret ederler.

Liberal demokrasilerin, devletin tarafsızlığına olan bağlılıklarını bozmadan doğaya saygı gösterebildiklerini iddia ederler.

Liberalizmin ve Yeşil Siyasetin Eklemlenmesi

Doğrudan elde edilen bu çevresel haklara ek olarak, çevrenin temel ihtiyaçların sağlayıcısı olarak anlaşılması da çevre haklarının korunmasının yasal kaynağı olabilir. Liberal demokrasinin bir özelliği, vatandaşların somut bir hakka sahip olmaları halinde, aynı zamanda ilgili bir usul hakkına, yani bu somut hakkı savunma hakkına da sahip olmalarıdır. Bu iki şekilde olabilir. İlk olarak, zaten var olan bir yasal hakkı savunma hakkı vardır. İkinci olarak, yasal hak yoksa, bunun için kampanya yapma hakkı olmalıdır. Başka bir deyişle, vatandaşların çevresel haklarını tanımlayan çevre yasalarının yapımına (erişilebilir bir siyasi süreç yoluyla) katılma hakkı olmalıdır. Liberal ekolojik yurttaşlar da çevrenin bir anlaşmazlık konusu olarak anlaşılmasından kaynaklanan iki tür hakka sahiptir. İlk olarak, çevre hakkında politika oluşturma ve karar verme çalışmalarına katılma hakları vardır. Liberal bir toplumun, temel insan ihtiyaçlarını karşılaması gereği tam olarak belirlenmemiş çevresel kararlar alması durumunda, liberal çevre yurttaşlarının (demokratik) karar alma sürecine katılma hakkına sahip olması gerekir. İkinci olarak, liberal çevreci vatandaşlar, günlük yaşamlarında çevreyi nasıl etkileyecekleri konusunda seçimler yapmalarını sağlayan “kişisel haklara” sahip olacaklar. Devletin eylem öngördüğü bu alanlarda bireysel vatandaşlar, eylemlerinin çevresel etkilerini hesaba katma hakkına ve özgürlüğüne sahiptir.

Liberal anlayışa göre, genellikle tüm hakların görevler ile birlikte var olduğu ve bütün önemli görevlerin haklara göre düzenlendiği düşünülmektedir. Liberal çevreci vatandaşının (tüm liberal vatandaşlar gibi) en belirgin görevi, var olan kurallara ve kurumlara uymaktır. Yasalara itaat etme görevi, çevre yasalarına uymak için de bir sorumluluk içerir. Bell’e göre, çevre hakları tartışmasına dayanarak, çevre yasasının iki meşru ya da adil kaynağı tespit edilebilir. Birincisi, demokratik olarak yapılan ve çevresel haklarımızı koruyan yasalar sadece çevre yasaları olacaktır. İkinci olarak, iyi çevre ideallerimizle ilgili yasalar sadece seçmenler tarafından özgürleştirici bir demokraside yapılmışsa yasalar olacaktır. Liberal çevre vatandaşlığı genellikle ekolojik vatandaşlıkta yer alan iki önemli eylem kategorisini dışarıda bırakır. İlk olarak, liberal çevreci vatandaşlık, yeşil alanları veya doğal manzaraları korumak için vatandaşlara bir sorumluluk yüklemez. Öte yandan, liberal bir devletin desteklemesi ve teşvik etmesi gereken ancak yasalaştırma gerektirmeyen bazı özel çevre dostu eylemler olabilir.

Bell liberal çevreci vatandaşların çevre politikasının yapımında yer alma, çevreyi koruma, yeşil olma ve çevre örgütlerine katılma gibi kişisel haklara sahip olması gerektiğini ileri sürmektedir. Ekolojik vatandaşlığı liberal çevre vatandaşlığı üzerinden geliştirmeyi teklif eden Derek Bell’in liberal teorisi çok fazla sayıda eleştiri


almıştır. Ekolojik vatandaşlık konusunda iki ana eğilimden söz edilebilir: Katılımcı haklar yaklaşımı ve bireysel sorumluluk yaklaşımı. Her iki yaklaşımda da sınırlamalar vurgulanır, asıl sorun her iki yaklaşımda vatandaşlığın bireysel yönüne ağırlık verir ve teşvik eder.

Andrew Dobson’un Ekolojik Vatandaşlık Teorisi ve Eleştirileri

Andrew Dobson 2003 yılında yazdığı Vatandaşlık ve Çevre adlı kitabında ekolojik vatandaşlığın yeni bir vatandaşlık biçimi olarak hangi özelliklere sahip olması gerektiğini bütün ayrıntılarıyla ele almıştır. Dobson’un ekolojik vatandaşlık anlayışı liberal ve cumhuriyetçi modellerin tarihsel ve maddi koşullara dayanan sözleşmeci sorumluluk anlayışını reddeder. Dobson, eşitsiz ve asimetrik bir şekilde küreselleşen dünyada siyasal sorumluluğun mekânsal bir anlayışını temsil eden bir ulusaşırı vatandaşlığı savunur. Sorumluluğun klasik tanımını değiştiren Dobson, vatandaşlığın siyasal alanını da küreselleşen ulusların sakinlerinin tanımadıkları yabancılara karşı girişimci eylemler, uzlaşma, ilişki vb. öncü eylemler gerçekleştirmesine kadar genişletmiştir. Böylece, sürdürülebilirlik yaşamın sorumluluğu kamusal ve özel alanlara kadar genişletilmiş olur ve ekolojik vatandaşlık özenlilik ve şefkat değerleri üzerinden sürdürülebilirliğe odaklanmış olan sosyal ağlara bireylerin aktif katılımı çağrısı yapar.

Dobson’un Ekolojik Vatandaşlık Anlayışının Temelleri

Dobson (2003:88-90) çevreci vatandaşlık ve ekolojik vatandaşlık arasında ilginç bir ayrım yapar. Dobson çevreci yurttaşlık teriminin vatandaşlık ve sürdürülebilirlik arasında kurduğu bağlantıyla ilişkili olarak liberal bir bakış açısını yansıttığını ileri sürer. Dobson (2003) tara- fından önerildiği biçimiyle ekolojik vatandaşlık, normatif bir yeşil siyasi teoridir. O, Ekolojik vatandaşlığın sürdürülebilir yaşam tarzları ve yaşam standartları için motive edici bir güç olabileceği fikrini geliştirir. Dobson’a göre, ekolojik vatandaşlık, liberal ve sivil cumhuriyetçi vatandaşlık anlayışlarından 4 farklı özelliğiyle ayrılmaktadır: İlk olarak, ekolojik yurttaşlık, cumhuriyetçi vatandaşlığın erdemler üzerine söylemini paylaşır ancak sorumluluklara haklardan daha fazla vurgu yapar. İkinci olarak, vatandaşa öngördüğü sorumluluklar karşılıklılık ilkesine dayanmaz. Üçüncü olarak, ekolojik vatandaşlığın etki alanı sadece kamusal alanla sınırlı değildir, vatandaşlık pratikleri aynı zamanda bireylerin özel alan faaliyetlerini de kapsar. Dördüncüsü, ekolojik vatandaşlık ulus-devlet sınırlarının ötesine uzanır ve bu nedenle mekânsızdır (Dobson, 2003:82).

Dobson’a göre, ekolojik vatandaşlık, haklardan çok sorumlulukları vurgulayan ve bu sorumlulukları sözleşmeden çok karşılıksız sorumluluklar olarak gören ve bu nedenle geleneksel liberal ve sivil cumhuriyetçi vatandaşlık kavramlarıyla çelişen ve kozmopolit olmayan bir vatandaşlık biçimidir. Dobson ekolojik vatandaşlığın dört belirleyici özelliğini ayırt eder. Birincisi, ekolojik vatandaşlık belli bir bölgeye/mekâna bağlı değildir. Klasik

yurttaşlık ulus-devlet sınırlarına sıkı sıkıya bağlıdır ancak birçok çevre sorunu uluslararası olduğundan ekolojik vatandaşlar hem devlet içinde hem de ötesinde faaliyet göstermek zorundadır. İkinci olarak, ekolojik vatandaşlık faaliyetleri hem kamu hem de özel alanlarda gerçekleşir. Klasik vatandaşlık geleneksel olarak bireylerin kamusal alanda nasıl davrandığıyla ilgilidir ancak ekolojik vatandaşlık anlayışına göre, günlük yaşam tarzlarıyla ilişkili özel eylemlerimizin çevresel bozulmaya neden olabilecek kamusal etkileri vardır; bu nedenle ekolojik vatandaşlık özel alanı kapsamalıdır. Üçüncü olarak, ekolojik vatandaşlık vatandaşların yükümlülüklerini yerine getirmesini sağlayan erdemlerle ilişkilidir; özellikle sosyal adalet, ekolojik alanın adil bir şekilde dağıtılmasını ve bakımın etkili bir şekilde uygulanmasını sağlamak için gereklidir. Son olarak, ekolojik vatandaşlık, özellikle eko- lojik ayak izlerinin sürdürülebilir olmasını sağlamak için yakın ve uzak (gelecek nesiller dahil) yabancılara karşı bir dizi karşılıksız ve sözleşme dışı sorumluluklar içermektedir

Ekolojik Vatandaşlığa Yönelik Eleştiriler

Ekolojik vatandaşlığın pratik olarak uygulanması epeyce tartışmalı bulunmuştur. Şimdiye kadar yapılan hiçbir çalışma, iklim değişikliği konusunda sorumluluk tutumları ve algılarının ekolojik vatandaşlık pratiğini nasıl ve ne şekilde karakterize edebileceği ve bunu nasıl pratiğe dönüştüreceği üzerinde durmamıştır. Ekolojik vatandaşlığın teorik önermeleri hakkında altı önemli eleştiri yapılmıştır. İlk olarak, ekolojik vatandaşlığın siyasi güce, otoriteye ve kurumlara sahip bir siyaseti olmadığı ileri sürülmüştür. İkinci olarak, bazı eleştirmenler Dobson’ın ahlaki sorumluluk ve vatandaşlık sorumluluğu arasında çizdiği ayrımın belli bir temele dayanmadığını ileri sürmektedir. Üçüncü olarak, ekolojik vatandaşlık üyeliğinin ne olduğuna ve bu üyeliği elde etmek için gerekliliklerin ne olduğuna dair net bir gösterge yoktur. Dördüncü olarak, ekolojik alanın asimetrik kullanımından kaynaklanan sorumluluğun, yeterli ekolojik alan hakkı doğurup doğurmaması gerektiği belirsizdir. Beşinci olarak, çok sayıda düşünür, bireylerin eylemlerinin etkinliğini ve ekolojik veya yeşil vatandaşlığın yürürlüğe konmasını neyin sağladığını sorgular. Altıncısı, bazı düşünürler, bireyin etkinliklerinin kısıtlanmasının çevre sorunlarının çözümünde yeterli olmayabileceğini savunmaktadır.

Ekolojik vatandaşlık perspektifi birçok eleştiriyle karşılaşmıştır. Birincisi, vatandaşlık yeşil çevre ve ekolojik talepler için araçsallaştırılmıştır. Ayrıca, daha spesifik olarak, ekolojik vatandaşlığın katılımcıların özel alandaki çevresel sorumlulukları üstlenmeye isteklilikleri, herkes için daha iyi bir çevre arayışında kişisel (ekonomik veya diğer) fedakârlık yapmayı kabul etmesi, sosyal adaletin tutumsal ve davranışsal kararlar için bir rehber olarak uygulanması ve ulus-devlet sınırlarının ötesine geçen motivasyonların harekete geçirilmesi ve başkaları için evrensel bir sorumluluk alma konularına açıklık getirmek gerekmektedir.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında