AÖF Soru Bankası

Çevre SosyolojisiÜnite 5 Özeti

Hayvan Hakları ve Hayvan Refahı Kuramları

SOS321U-ÇEVRE SOSYOLOJİSİ

Ünite 5: Hayvan Hakları ve Hayvan Refahı Kuramları

Giriş

Antik dönemden günümüze ulaşan belgelere göre insanların hayvanlarla olan ilişkisinin iki düzeyde gerçekleştiği gözlenir: Düşünsel düzey ve Uygulamalar. Ayrı ayrı gelişen bu iki farklı düzeyin birleşmesi günümüz Hayvan Hakları Hareketi ile mümkün olmuştur. Hayvan Hakları Hareketi’nin bu özelliği, hayvanlarla ilgili olarak Dünya’da ve Türkiye’de çıkarılan yasaların ve hayvanları korumaya yönelik sivil toplum kuruluşlarının tarihçesinden bağımsız kılar.

Hayvan Hakları Kuramı

Hayvan Hakları Hareketinin kuramsal yapısı, 1970’lerden sonra Peter Singer ve Tom Regan’ın başlattığı Hayvan Özgürleşmesi felsefesine dayanır. Hayvan Özgürleşmesi, insanların hayvanlara karşı tutumlarını, hayvanların hakları olup olmadığını tartışmaya açmıştır. Hayvan Özgürleşmesi kuramının öncüsü Peter Singer’dır. Hayvan Özgürleşmesinin amacı, insanların hayvanlar üzerindeki baskı ve sömürüsüne son vermektir. Hayvan Özgürleşmesi hareketinin hayvanları sevmekle bir ilişkisi yoktur. Eşit menfaatler gözetme ilkesi, en temel ahlaki ilkedir. Bir eylemin doğruluğunu hesaplarken etkilenen tüm menfaatlerin eşit önemde kabul edilmesi ve hesaplamaya katılmasıdır.

Bir özgürleşme hareketi olarak hayvan özgürleşmesi çok sayıda engelle karşılaşmaktadır. Öncelikle sömürülen grubun kendilerine yapılan davranışı organize biçimde protesto etme imkânı yoktur. Hayvan Özgürleşmesindeki ikinci engel, sömüren grupların bu sömürüden çıkarının olmasıdır. Hayvan Özgürleşmesinin önündeki üçüncü engel alışkanlıktır. Hayvan Özgürleşmesi için yalnızca beslenme türünde değil, düşüncede ve dilde de alışkanlıkları değiştirmek gerekir.

Temel eşitlik ilkesine göre varlıkların menfaatlerinin gözetilmesi ister hayvan ister insan olsun tüm varlıkları içine alacak biçimde genişletilmelidir. Bu yaklaşım ırkçılığı, cinsiyetçiliği dışladığı gibi türcülüğü de dışlar. Türcülük, bir türün üyesinin ait olduğu türün menfaatlerinin diğer türlerin üyelerinin menfaatlerinden üstün olduğuna dair önyargısı ve tutumudur. Bir varlığın eşit menfaatler gözetme ilkesi hakkına sahip olabilmesi için en önemli özellik acı çekme, zevk ya da mutluluk hissedebilme kapasitesidir.

Canlı hayvan deneyleri hayvanlara yoğun biçimde acı çektirilen deneylerdir. İnsan olmayan hayvanlar üzerindeki deneyler dünyanın her tarafında yapılmaktadır. Bu durum aslında Türcülüğün bir sonucudur. Türcülük zihniyeti canlı hayvan deneyleri yapan araştırmacıların hayvanları canlı ve acı çeken varlıklar olarak değil, laboratuvar malzemesi olarak görmelerini sağlar. Hayvanlar deney tüpleri ve diğer malzemelerle birlikte tedarik listesinde yer alır.

Vejetaryenlik et yemezlik olarak da adlandırılır. Beslenme tarzı olarak canlı hayvanların öldürülmesiyle elde edilen her tür et ve et ürününü yiyecek olarak kullanmamaktır.

Tom Regan, Hayvan Özgürleşmesi Hareketinin diğer önemli ismidir. Regan, hayvanların insanlar karşısında ahlak felsefesi açısından doğal hakları olduğunu savunur. Hayvanların doğal haklarının üç temel nedeni vardır:

1. Hayvanlar ‘doğa’ gereği ahlaki haklara sahiptir çünkü Hayvanlar ‘Yaşamın Özneleri’dir. Yaşamın özneleri, algılama, hafıza, kendi geleceği de dâhil olmak üzere gelecek hissi, acı ve zevk hissedebilme kapasitesi, tercihleri, iyilik hissini deneyimleme, arzu ve amaçlarını gerçekleştirmek için eylem başlatma kabiliyeti, deneyimlediği yaşamın iyi ya da kötü olduğunu hissetme anlamında bireysel rahatlık arayışı olan, herhangi bir kişinin çıkarları dışında bağımsız bir varlığı olan tüm bireysel varlıklardır. 2. Hayvanların doğuştan gelen, asli, ‘doğal değer’i vardır. Doğal değer, nesnel ve ahlaki bir özellik olup, herhangi bir şeyin başkaları tarafından değerli görülüp görülmemesinden bağımsız olarak, var oluşuna içkin bir değerdir. Bu açıdan başkaları hak olarak değerlendirmese bile, hayvanlar ahlaki hak sahibidir. 3. Bu haklar bireylerin ya da varlıkların diğerleriyle yaptığı anlaşmalardan değil, varoluşlarının doğasından kaynaklandığı için her türlü anlaşmadan önce gelir.

Hayvan Refahı Kuramı

Hayvan Hakları savunucuları ile Hayvan Refahı yaklaşımını benimseyenler arasında insan-hayvan ilişkilerine bakış açısından önemli farklılıklar bulunmaktadır. Hayvan Haklarını savunanlara göre hayvanların varlık nedeni insanlar için yiyecek, giyecek, eğlence aracı ve deney malzemesi olmak değildir.

Hayvan Refahı kuramı ise hayvanların bazı menfaatleri olduğunu ama insan menfaatleriyle çatıştığında hayvan menfaatlerinin feda edilebileceğini ve hayvanların kullanılabileceğini savunur.

Fraser’a (1998) göre, Hayvan Refahı Kuramı hayvanların yaşam kalitesini arttırmak için temel olarak üç konuya odaklanır:

1. Hayvanların yaşam kalitesi nasıl hissettikleriyle (duygularıyla) ölçülür. 2. Hayvanların yaşam kalitesi biyolojik işlevleriyle ölçülür. 3. Doğallık ve doğal davranış hayvanlar için yaşam kalitesinin göstergelerinden biridir.

Hayvanlar hissedebilen varlıklar olarak korku, acı, hayal kırıklığı gibi duyguları deneyimleyebilir. Korku hayvanların sosyal ve fiziksel çevresini nasıl algıladığını ve tepki verdiğini belirleyen duygudur. Hissedilen korku duygusuyla kaygı arasında önemli bir fark vardır: Korku,


gerçek tehlike karşısında hissedilir. Kaygı ise potansiyel tehlikeye gösterilen tepkidir.

Sağlık ve Hastalık, Hayvan Refahı kavramının önemli bir parçasını oluşturur. Sağlık durumunun güçlendirilmesi biyolojik işlevler olan büyümeyi, üremeyi ve verimliliği arttırır. Hayvanların sağlığı ile biyolojik işlevleri arasında net bir ilişki bulunmaktadır. Bunun anlamı hayvan sağlığının biyolojik işlevler yaklaşımının bir parçası olduğudur ama hayvan sağlığı aynı zamanda hayvanların hissettikleriyle de ilişkilidir. Hayvanların hissettikleri hastalık hali, acı ve stres biyolojik işlevlerini de olumsuz yönde etkiler.

Doğal davranışlar hayvanların biyolojik işlevlerini arttıracak ve onlara zevk verecek davranışlar olduğundan doğal şartlar altında gösterme eğiliminde oldukları davranış olarak tanımlanabilir. Hayvan refahı için yalnızca yiyecek, içecek vermek gerekli ısı şartlarını sağlamak yeterli değildir. Bazı doğal davranışlarını gösterebilmek için aynı zamanda başka ortamlara da ihtiyaçları vardır.

Hayvan Hakları Kuramını Savunanlara Yöneltilen Eleştiriler

Hayvan Hakları ve Hayvan Özgürleşmesi hareketini savunanların temel aldıkları ahlak felsefesine karşı çıkanların görüşleri ele alındığında; anlaşmazlık, “Hayvanların hakları olabilir mi?”, “Canlı hayvanlar üzerinde deneyler mazur görülebilir mi?”, “Hayvanlar yiyecek ve meta olarak kullanılabilir mi?”, “Vahşi yaşamın korunmaya ihtiyacı var mı?” noktalarında ortaya çıkar.

Hayvan Özgürleşmesi ve Hayvan Haklarının kurucusu olan ahlak filozofu Peter Singer, Faydacılık kuramını Hayvan Haklarına uygulayarak tüm hayvanların eşit olduğunu savunmuştur. Ahlak felsefesinin en temel ilkesi olan eşitlik, hayvanların da insanlar gibi acı çekme ve zevk alma kapasitesine sahip olduğunu, bu nedenle herhangi bir eylemde hayvanların menfaatlerinin de hesaba katılması gerektiğini, eşitliğin reddinin Türcülük olduğu söyler. Kendisi gibi filozof olan Raymond Frey ise yine Faydacılık kuramından yola çıkarak Hayvan Hakları ve Hayvan Özgürleşmesi aleyhine yazılar yazmıştır. Tüm hayvanlar eşit değildir.

İnsan yaşamını hayvan yaşamından değerli kılan şey insan yaşamının zenginliğidir. Bir yaşamın zenginliği kalitesinin göstergesidir. Hayvan yaşamıyla ortak olan aktivitelerimizin yaşamın zenginliği ya da yokluk içinde olmasıyla bir ilişkisi yoktur.

Yaşamın zenginliği ile yaşam kalitesinin artmasında en önemli nokta “özerklik”tir. Özerklik, sıradan yetişkin bir insanın hayatına değer katan çok önemli bir özelliktir. Özerkliğin kullanılması iyi bir yaşam için verdiğimiz kararlardır. Bu kararlar doğrultusunda başarı duygusu, kendini gerçekleştirme ve tatmin duygusu yaşanır.

Hayvan Özgürleşmesi hareketinin diğer felsefi ayağını oluşturan Tom Regan’ın Doğal Haklar kuramıdır. Regan,

bir yaşından büyük tüm normal memelilerin aynı temel ahlaki haklara sahip olduğunu savunur. İnsan olmayan hayvanların da bizler gibi zarar görmeme ve öldürülmeme hakkı vardır. Bu hakkın temelinde hayvanların yaşamın özneleri olmalarından dolayı doğal değere sahip olmaları bulunur. Yaşamın özneleri oldukları için doğal değere sahip olan tüm hayvanlar eşit ahlaki haklara sahiptir. Regan’ın görüşlerine bir başka filozof, Mary Anne Warren karşı çıkar. Warren’a (1996) göre, Regan’ın güçlü hayvan hakları olarak adlandırdığı bu durum aslında zayıf hayvan haklarıdır çünkü yalnızca bazı hissedebilen hayvanları içine alır.

Regan’ın doğal değer anlayışı hissedebilme kapasitesi ya da zihinsel kapasiteye dayanmamaktadır. Bu anlayışa göre hissetme kapasitesine sahip olmayan nehirlerin taşların bile doğal değeri olması gerekir.

Warren’a (1996) göre, insan olan ve olmayan doğayı ayıran ve ahlaki anlamı olan şey akıldır. Akla dayalı muhakeme sonucu bazı eylemleri yapma ya da yapmama kapasitesine sahibiz. Akıl, bizi diğer hayvanlardan daha iyi, daha mükemmel ya da daha zeki yapmaz ama ahlaki olarak bazı sorunlara şiddet içermeyen çözümler sunma ya da iş birliği yapma potansiyeli kazandırır. İnsanlar vahşi hayvanlardan daha fazla tehlikelidir.

Hayvanlar üzerindeki psikolojik deneyleri destekleyen Baldwin (1996), hayvan deneyleriyle ilgili olarak tepki veren Hayvan Hakları savunucularının kendi içlerinde ikiye ayrıldığını, azınlık olan Hayvan Hakları savunucularının bu tür deneyleri tamamen kaldırmak istemesine rağmen, çoğunluğu oluşturanların isteğinin deneylerde kullanılan hayvan sayısının azaltılması ve hayvanlara daha iyi bakılması olduğunu söyler.

Büyük besi çiftliklerinde hayvanlar yetiştirme, mezbahaya ulaştırma ve burada öldürülme sırasında ciddi biçimde acı çekmekte ve sömürülmektedir. Vejetaryenler ve Hayvan Refahı aktivistleri çevrecilerle ve gelişimci çiftçilerle birlikte çalışarak halka fabrika çiftlikler yerine daha insancıl ve çevre dostu alternatifler sunarak eğitmektedir.

Besi endüstrisi adına konuşan Kopperud (1996), geçimini hayvan yetiştiriciliğinden sağlayanlara Hayvan Hakları hareketiyle uzlaşma arama, üretim uygulamalarını güçlendirecek araştırmalar yapma ve hayvancılık konusunda halkın yanlış bilgilendirilmesini önleyecek bilgileri edinme önerilerinde bulunur.

Hayvan sömürüsünün hiçbir ahlaki mazereti olmadığına inanan, bu doğrultuda sadece et değil, hiçbir hayvansal gıdayı kullanmayan Veganlar da bulunmaktadır. Vegan, vejetaryenlikten farklı olarak hiçbir hayvan kökenli gıdayı ya da hayvansal ürünü tüketmeyen, yalnızca bitkisel ürünler tüketmeyi tercih eden kişilerdir. Katı vejetaryenizm olarak da adlandırılır. Pesketaryenden farkı, pesketaryenler balık ve su ürünleri hariç diğer et ve süt ürünlerini tüketmezler.


İnsanlar neden avlanır? Avlanmak için gerçekten iyi bir Hayvanlar hiç zarar görmesin demek gerçeğe aykırı bir neden var mıdır? Cartmill’e (1996) göre, bu sorunun kesin durumdur çünkü diğer tarafa zarar vermeden ve bir cevabı yoktur. Avcılıkla uğraşanlara göre spor için sömürmeden nefes almak bile imkânsızdır. İhtiyacımız avlanmanın altında yatan nedenler: öldürme içgüdüsü, olan şey sadece eski alışkanlıklarımızı değiştirmek ve ekonomik nedenler, hayvan nüfusunun kontrol altına ilerleme kaydetmeye devam etmektir. alınması, doğanın bir parçası olduğunu hissetmek ve sosyal nedenlerdir.

Hayvan Hakları Hareketi İçindeki Düşünce Ayrılıkları

Hayvan Hakları Hareketinin kendi içlerinde de eleştirdikleri ve anlaşmazlık yaşadıkları konular vardır. Bunlardan en önemlileri radikal hayvan özgürlüğü savunucularının ılımlılık yanlısı Hayvan Refahı yaklaşımına gösterdikleri tutumlar ve bununla bağlantılı olarak benimsenmesi gereken politikalardır. Regan ve Francione’ye (1996) göre, Hayvan Hakları ve Hayvanların Refahı yaklaşımlarının felsefeleri arasında büyük farklılıklar vardır.

Hayvan Hakları ile Hayvanların Refahı yaklaşımları arasındaki felsefesi açıdan, ahlaki anlayış açısından, uygulamaya açısından ve Hayvan Hakları Aktivizmine yönelik olarak farklılıklar bulunmaktadır.

Hayvanların yiyecek olarak kullanılmasına son verilmesinin yolu eğitimdir. Hayvan haklarını savunanlar vejetaryen beslenmeyi seçmeli ve çeşitli fırsatlarda kendilerini halka anlatmalıdır. Eğer hayvan hakları savunucuları zamanlarını ve çabalarını eğitim ve ikna yolu ile halkı et yemekten vazgeçirme konusuna harcarsa tahmin edilenden çok daha fazla sayıda insanın et ve et ürünlerinden vazgeçmeye hazır olduğunu görecektir.

Bazı aktivistler Hayvan Hakları savunucularının hayvan sömürüsüne tamamen son verme konusundaki katı tutumlarının hareketi böldüğünü ve hareketin ilerlemesini yavaşlattığını söylemektedir. Bu söylem dikkatlice geliştirilmiş iyi bir felsefeye haksızlık yapmaktır.

Hayvan hakları felsefesi, hayvanların sistematik sömürüsünü toplumsal bir belirti olarak görür. Böyle bir toplumda insanlar da dâhil olmak üzere tüm ‘ötekileştirilenler’, sömürüye karşı koyacak ekonomik güçleri ve diğer araçları olmadığı için sistematik olarak sömürülürler. Bu nedenle hayvan hakları felsefesi sadece hayvanların değil insanların da özgürleşmesi için gereklidir.

Hayvanların Refahı savunucularından olan Ingrid Newkirk, Hayvan Hakları Hareketinin hayvanların iyiliğine yönelik çalışmalar yapanları hareketten dışlamamaları gerektiğini savunur.

Hayvanların Özgürleşmesi kuramını gerçekleşmesi imkânsız bir ütopya olarak gören Newkirk, eğer hayvanların refahı için yapılan çalışmalarda ısrarcı olunursa hayvan köleliğinin pek çok biçiminin ortadan kalkacağını savunur. Burada, tek hareketle böyle bir sonuca ulaşılamayacağı hatırlanmalıdır.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında