SOS321U-ÇEVRE SOSYOLOJİSİ
Ünite 3: Kentleşme, Sanayileşme ve Çevre
Kentleşmenin Tanımı ve Tarihçesi
Kentleşme eski dönemlerden günümüze farklı özellikler gösterdiğinden dinamik bir kavramdır. Farklı dönemlerde farklı bir tanımla karşılaşılabileceği gibi aynı dönemde dünya üzerindeki farklı ülke ve coğrafyalarda dahi farklı niteliklere sahip olabilir. Günümüz kent kavramının tanımlanmasında istihdam yapısı, ekonomik düzen ve faaliyetler, nüfus yoğunluğu gibi farklı kriterler kullanılır. Kent; toplumsal, siyasal, yönetsel ve ekonomik alanların bütün vatandaşlar için var olduğu yaşam alanıdır. Kentleşme belirli bir mekânda nüfus yoğunluğunu ifade ederken aynı zamanda yerel örgütlenme, toplumsal tabakalaşma, üretimde farklılaşma, uzmanlaşma ve yeni yerleşim biçimlerinin oluşması ile de ilişkili bir kavramdır. Kısaca kentleşme olgusu toplumsal, ekonomik, siyasi ve kültürel değişime yol açan bir nüfus toplanma sürecidir. Modernleşme süreci ve sanayileşme ile doğrudan ilişkili olan çağdaş kentlerin doğuşu, meydana geldiği toplumun ekonomik, siyasal ve kültürel yapısında anlamlı değişimler meydana getirirken, çevresel anlamda meydana getirdiği değişime paralel olarak önemli çevre sorunlarına da sebebiyet vermiştir.
Kentleşmenin Nedenleri
İlk çağlarda insanlar avcı toplayıcılardı ve daha çok göçebe bir yaşam biçimiyle doğada var olan yiyecekleri tüketmektelerdi. Toprağı ekip biçmeye başlamaları ile birlikte yani tarım ve hayvancılık etkinlikleriyle birlikte yerleşik yaşama geçmeleri söz konusu oldu. Bu açıdan bakıldığında insanoğlu kentleri hazır kurulu bulmamış; aksine uzun bir sürecin sonunda kendi ihtiyaçları, birbiriyle ilişkileri ve yaşam tarzları doğrultusunda sıfırdan oluşturmuşlardır.
19. yüzyıl ile birlikte sanayi devriminin getirdiği değişikliklerle beraber kentleşmenin hızlanması teknolojik gelişmelerle mümkün olmaktadır. Hali hazırda, kırsal alandaki verimin düşük olması, tarım arazilerinin parçalı yapısı, gizli işsizlik ve tarımsal mallardan elde edilen gelirin aile bireylerinin geçimini sağlamadaki yetersizliği gibi ekonomik tabanlı nedenler köyden kente göçü tetikleyen nedenlerdi. Buhar gücü ve sonrasında elektrik enerjisinin sanayide artan oranda kullanılması fabrikaların büyümesine ve çoğalmasına sebebiyet vererek hızla gelişen sanayi sektöründe işgücü ihtiyacını tetiklemiş ve bu gelişmeler de kentlerde hızlı biçimde nüfusun yoğunlaşmasına etkide bulunmuştur. Kentleşme, sanayileşme sonrası kentlerin ortaya çıkmasını sağlayan toplum yapısında, artan oranda örgütlenme, işbölümü ve uzmanlaşma yaratan, insan davranış ve ilişkilerinde kentlere has değişikliklere neden olan bir nüfus birikimi sürecidir. Kentleşme basit bir şekilde sadece bir nüfus hareketi olmayıp, genel itibariyle toplumun ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel alanlarında da büyük değişimler meydana getirmektedir. Gelişmiş ülkelerdeki kentleşme; üretimdeki, ticaretteki ve hizmetlerdeki sürekli büyümeyi gerçekleştiren teknolojik yeniliklere paralel olarak ortaya çıkmış ve sanayi devrimi ile birlikte tarımda başlayan
yapısal değişim ve üretim artışı insan topluluklarının kentlerde toplanmasına yol açmıştır. Diğer taraftan, az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerde kentleşme olgusu demografik, ekonomik ve toplumsal karakteristiği açısından farklı özelliklere sahiptir. Bu ülkelerdeki kentleşme, sanayileşmeden daha hızlı bir tempo ile ilerlemektedir. Bunun yanı sıra üretim sanayisinden çok hizmet sektörüne dayalı bir ekonomik yapıya sahiptir. Az gelişmiş ülkelerdeki bu tip kentler yalnız nüfus bakımından kentleşme tanımına uygun düşmektedir.
Tarihsel Süreçte Sanayileşme
Sanayileşme mal üretiminde makineleşmeyi, milli gelir içinde sanayinin payının artmasını ifade eder. Nitekim gelişmiş ülkelerde sanayi üretiminden elde edilen gelir oran olarak ulusal gelir içinde önemli bir yer tutarken, diğer taraftan tarımsal gelirin ulusal gelir içindeki payı ise görece düşüktür. Dış ticaret ilişkileri bakımından ise sanayileşmiş ülkelerin ihracatı, yani dışarıya sattığı ürünler büyük oranda sanayi mallarından oluşurken; ithal ettiği ürünler yani dış alımları ise az gelişmiş ülkelerden satın alınan tarımsal ürünler ve ham maddelerden oluşur.
Sanayi üretimi ve üretilen malların ticaretinin getirdiği zenginlik ve ülkelerin milli gelirlerinde meydana gelen yüksek artış oranları kentlerin hızla gelişmesini ve büyümesini tetiklemiştir. Sanayi Devriminin getirdiği değişikliklerle beraber kentleşmenin hızlanması teknolojik gelişmelerle mümkün olmaktadır.
Sanayileşmeyle birlikte kentlerde ortaya çıkan farklı iş kolları da kırsal alanda yaşayan bireyler için cazip iş imkânları meydana getirmiştir. Bunun sonucu olarak “işçi” sınıfı ortaya çıkmış ve yığınsal üretimin oluşturduğu işbölümü ve uzmanlaşma daha fazla işçiye ihtiyacı ortaya çıkarmıştır. Böylelikle kentlerin nüfusu hızlı bir şekilde artmıştır. Çalışmak için kente gelen nüfusun barınma ihtiyacını karşılayacak alanlar yetersiz kalınca kent dışında yeni yerleşme alanları işçi mahalleleri oluşmuştur. Bu teknik ve toplumsal değişmelerin sonucu olarak kentlerdeki konut stoğu ve mevcut mekanizmalar artan isteği karşılayamayınca konut birimleri bölünerek kiralanmaya başlamış, bu da aşırı yoğunlukla birlikte sağlıksız yaşam koşullarını beraberinde getirmiştir.
Kentleşme Sanayileşme ve Çevre Etkileşimi
Sanayileşmiş ve sanayileşmekte olan ülkelerde hızlı ve kontrolsüz ekonomik büyüme kentleşmenin olumsuz çevresel etkilerini doğurmuştur. 20. Yüzyılda sanayileşme planlı olmadığından doğal çevrenin hızla değişimine ve çevre faktörü gözetilmeden ekonomik büyümeye odaklanılmıştır. Çevre sorunlarının ilk aşamasını, doğal kaynakların sanayide yoğunluklu olarak kullanımı oluşturur. İkinci aşama ise, üretim atıklarının çevreye kontrolsüz bırakılmasıdır.
Kentleşme sonucu meydana gelen değişim ve dönüşümün büyüklüğü, direkt ve dolaylı etkileri ile olası sonuçlarının ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel alanlar gibi çok boyutlu oluşu konunun önemini ortaya koymaktadır.
Kentleşmenin Ortaya Çıkardığı Sorunlar
Kentleşme olgusu çevreyi,
• Toprakların şehir kullanımında yerleşim bölgelerine dönüştürülmesi • Doğal kaynakların daha hızlı tüketilmesi • Kent atıklarının oluşması
şeklinde üç yönden etkiler.
Gelişmekte olan ülke kentlerinde kentleşme ve sanayileşmenin ilk safhalarında kent geliri yükselirken diğer yandan, çevre şartlarının bozulduğu ve kentsel yaşam kalitesinin düştüğü gözlenir. Gelişmekte olan ülkelerde her sene ortalama olarak 476.000 hektar ekilebilir tarım arazisi yerleşim alanına dönüştürülerek şehir kullanımına sunulmaktadır.
Dünya en büyük kentleşme serüveninin yaşandığı 21. yüzyıla gelindiğinde kırsal alandan kent merkezlerine yoğun bir şekilde yaşanan göç ciddi çevresel sorunları da beraberinde getirmiştir. Kentlerde yaşayan insan toplulukları ne yazık ki hem çevresel bozulmalara neden olan hem de ondan olumsuz etkilenen kitlelere dönüşmüştür. En çok dikkati çeken çevresel bozulmalar arasında, hava kirliliği, gürültü, trafik yoğunluğu, yeşil alanların daralması, gecekondulaşma, beton yığınları, şekilsiz yapılar vb. çevresel deformasyonlar sayılabilir. Bu bozulmaları sadece göçe bağlı insan yığılmasına yüklemek doğru olmaz. Sanayileşmeyle gelen kentleşme sürecinin doğru planlanıp yürütülmesindeki başarısızlık ile çevresel bozulmaları önleyici tedbirlerin alınmaması da bu bozulmaları tetiklemiştir.
21. yüzyılda farklı boyutlara ulaşan sanayileşme süreci ve kentlerin geleceği artık çevre dengesi ve çevre ile olan ilişkileri bağlamında değerlendirilmeye başlanmış ve kentleşme süreci ile birlikte ön plana çıkan toplumsal ve ekonomik yaşama ilişkin kaynak kullanımı ile büyüme sorunlarının mekânsal boyutu günümüzde merkezi ve yerel yönetimlerin gündeminde ön sıralarda yer almaya başlamıştır.
Yeryüzünde giderek daha fazla sayıda insanın kentlere taşınmasıyla mega kentler ortaya çıkmaktadır. Bunun çok çeşitli olumsuz sonuçları arasında çevre ve hava kirliliği, artan enerji ihtiyacı, ağır araç trafiği, atık ve çöp yığınları, tarlaların imara açılmasıyla gıda üretiminin azalması, doğal alanların kaybolması, göçle birlikte kırsal toplulukların ve kültürlerin dağılması sıralanabilir.
Endüstrilerin gelişmesinin çevresel etkileri arasında ise yenilenebilir olmayan fosil yakıtların enerji amacıyla kullanımı ile sera gazlarının salınımı küresel ısınmayı hızlandırması gelir.
Kentleşme ve Çevre Sorunlarının İklim Değişikliği İlişkisi
20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren dünya genelinde yaşanan ekonomik büyüme, sanayileşmenin gelişmekte olan ülkelerde hızla yaygınlaşması sonucu nüfus
hareketlerinin çevre sorunları üzerindeki ağırlıklarının ciddi şekilde arttığı dikkati çekmektedir.
Çevresel faktörlerin ve çevre sorunlarının neden olduğu sel, kasırga, hortum, orman yangınları, kuraklık gibi afetlerin sayısı ve bu afetlerin dünyada meydana getirdiği kayıp ve hasarlar ciddi oranda artmıştır.
20. yüzyılın son çeyreğiyle birlikte, insan merkezli düşünüş yerini daha çok, dünyada yaşayan tüm canlıları da düşünerek kararlar verilmesi gerekliliği konusunda farkındalığa bırakmıştır. 1972 yılında gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler Çevre Konferansı, çevre ile ilgili tartışmaların gündeme gelişiyle ve çevre konusunun tüm dünya devletlerince siyasi ve ekonomik çıkarlarının ötesinde, ortak bir değer olarak görülmesi konusunda bir milat olur.
Ancak birçok gelişmiş ve gelişmekte olan ülkenin kalkınma ve sanayileşme uğruna çevresel kaygıları göz ardı etmesi, sonuca ulaşmayı engellemiştir. 1992’de Rio’da toplanan Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı’nda toplanan devletler çevre sorunlarının kronikleşmesini engelleyemez. Burada toplantıda devletin yanında sivil toplum ile birlikte özel sektörün de sorumluluklarının olduğu düşüncesi ağırlık kazanmıştır. Çünkü çevre sorunlarını görmezden gelmek ya da çevre ile ilgili alınan kararlara kayıtsız kalmak çevre sorunlarının daha da derinleşmesine neden olmaktadır. Çevre sorunları içerisinde iklim değişikliği farkındalığa en çok gereksinim duyulan alandır.
Küresel iklim değişikliği ve çevre sorunları konusunda yapıcı çözümler üretebilmek için toplumsal algı, tutum ve düşüncelerin belirlenmesi gerekmektedir. Çevreyi gözeten ve koruyan kapsayıcı politikalarda hem yerel hem de merkezi yöneticilere büyük sorumluluklar düşmektedir. Zaman içerisinde yapılan uluslararası konferans ve paneller sonucunda farklı gelişmişlik ya da farklı siyasal rejimlerdeki ülkelerin evrensel çevre sorunları karşısında ortak sorumlu olduğu kabul edilmiştir.
Kentleşme ve Küresel Isınma Tehdidi
Çevre sorunları arasındaki küresel ısınma ile iklim değişikliği anı zannedilmekle birlikte farklı iki kavramdır. Küresel ısınma tüm canlıları etkileyen ve çevresel değişikliklere neden olan, sera gazlarının atmosferdeki birikimlerindeki hızlı artışa bağlı olarak yeryüzündeki ortalama sıcaklık değerlerinin artmasıdır. İklim değişikliği ise, insan faaliyetleri sonucunda sera gazı salınımının artarak atmosferde birikmesi ve atmosferin yapısının bozulması sonucunda, iklimlerin normal seyrinin bozulması ve öngörülemeyen iklimsel olayların meydana gelmesi durumudur. Küresel ısınma ile birlikte iklim değişikliği birbirini tetikleyerek, kutuplardaki buzulların erimesi, ortalama deniz suyunun yükselmesi, sık sık görülen seller, durdurulamayan orman yangınları, sağlık problemleri gibi birçok problemi de beraberinde getirmektedir. 150 bin yılda 1 derce ısınan dünyamız son 150 yılda bir derece ısındı. Hükümetlerarası İklim
Değişikliği Paneli ve Paris Antlaşması’nda vurgulandığı gibi iklim değişikliği değil ani iklim değişikli bir sorun. Dünya hızla yaşanmaz bir düzey olan 3-4 santigrat derecelik bir ısınma yolunda ilerliyor. Aynı zamanda mega kentlerde yaşayan milyarlarca insan tüketmeye ve sera gazı salınımı hız kesmeden devam ediyor. 2100 yılında küresel ısınmanın 1,5 derecede tutulması için öneriler getiriliyor fakat alınan önlemler bunu karşılamaya yeterli gözükmüyor. Küresel ısınmayı 2100 yılında 1,5 derecede tutmaya yönelik önlemler ve öneriler.
• Kentlerin daha fazla büyümesinin önüne geçilmeli • Çarpık, plansız ve dengesiz kentleşmeye engel olunmalı • Planlı programlı ve öngörülebilir bir kent gelişimi için politikalar geliştirilmeli • Ülkelerin en kısa zamanda çevre duyarlılığı ve ekosistemi korumaya yönelik taahhütlerini yenilemeleri gerektiği • Sanayi üretiminde, inşaat sektöründe, ulaştırma hizmetleri ve dolayısıyla kentlerde ve kent yaşamında yeni politikalarının geliştirilmesi ve çevreci bir yaklaşım benimsenmesi gerekliliği.