AÖF Soru Bankası

Hukuk SosyolojisiÜnite 6 Özeti

Ünite Adı Hukuk, Eşitlik ve Toplumsal Cinsiyet

SOS317U-HUKUK SOSYOLOJİSİ

Ünite 6: Ünite Adı Hukuk, Eşitlik ve Toplumsal Cinsiyet

Giriş

Feminist hukuk kuramı, var olan yasaların, kadınların ihtiyaçlarını kabul etmediği ya da bu ihtiyaçları karşılamadığını ileri sürerek uygulayıcıların bu yasaları değiştirilmesi gerektiğini kabul etmelerini sağlamak üzerinedir. Bu bağlamda hem teorik hem de pratik alanda günümüze kadar gelen feminist hukuk alanındaki tartışmalar varlığını sürdürmektedir. Bu tartışmalar hukuk kurumunda, eşitlik, adalet, tarafsızlık, farklılıkların gözetilmesi, yasama, yürütme ve yargı arasındaki eşgüdüm gibi konuların toplumsal cinsiyet olgusu açısından ele alınmasını da beraberinde getirmiştir. Kadın hakları alanında verilen önemli tartışma alanlarından biri, hukuk kurumunun eril bakış açısının, feminist perspektiften sistematik ve eleştirel olarak ele alınması olmuştur.

Feminist Hukuk Kavramı

Feminist hukuk teorisi, yasama, yürütme ve yargı süreçlerinde hukukun, kadınlar ve kadınların yaşamları üzerindeki etkilerini dikkate alan bir bakış açısından düzenlenmesi anlamına gelmektedir. Hukuk sisteminin, kadınların deneyimleri ve ihtiyaçlarını reddeden ya da görmezden gelen bir biçimde nasıl yapılandırıldığına odaklanmaktadır. Feminist hukuk teorisi, tüm toplumsal kurumların işbirliği içinde kadını ikincilleştirildiği ataerkil sistemin, yasal sistemi kadınlar aleyhine nasıl etkilediği ve bu etkilerin neden kabul edilemez olduğuna dair teorik ve pratik bir girişimi kapsamaktadır.

Feminist Hukuk Kuramının Temel Sorunları

Feminist hukuk alanında çalışanlar, kadının varlığının hukuk sisteminde görünmediğine işaret ederek eşitlik, adalet ve hak kavramları üzerinde durmuşlardır. Feminist araştırmacılar, özellikle görünüşte yasal sistemin temeli olan eşitlik ve tarafsızlık varsayımlarına karşı çıkmışlardır. Feminist hukuk, başlangıçta bu çıkışın feminist hukuk teorisi dersleri için bir araya getirilmesinden oluşmuştur. Smith, feminist hukuk teorisini, “hukukun ataerkil bir kurum olarak analizi ve eleştirisi” olarak tanımlamaktadır. Bu anlamda ataerkilliğin reddi feminizmi tanımlamaktadır.

Feminist hukuk, bu her iki dalın da yasalar hakkındaki varsayımlarına ilişkin, sorular sorarak karşılık vermektedir. Bu sorular:

• Yasaların tamamen tarafsız ve nesnel düzenlendiği ve objektif kurallara dayandırılması gerektiği ilkesi; • Özellikle karar verici konumda olan hâkimlerin kişisel yaşam deneyimlerini kötüye kullanmaması ve yasaların tamamen tarafsız bir biçimde uygulanması; • Eşitliğin sabit ve değişmez değil, biçimsel bir ilke olarak ele alınması ve farklılıkların gözetilmesi;

• Yasalar uygulanırken yasa yapıcı ve uygulayıcısı arasında amaç birliğinin sağlanması; • Adaletin bir süreç olarak anlaşılması ve usullerin yasalara uygun bir biçimde gerçekleşmesinin sağlanması olarak sıralanmaktadır.

Feminist Hukuk Teorisinin Ortaya Çıkışı

Feminist hukuk teorisi, önemli ölçüde, Amerikan kadın hareketinden doğmuştur. 1960’lı yılların sonlarında artan sayıda kadın Amerika Birleşik Devletleri’nde hukuk fakültesine gitmeye başlamış ve bu kadın öğrenciler feminist hukukun gelişmesine ivme kazandırmışlardır. Feminist hukuk teorisi hem entelektüel hem de politik bir projedir.

Feminist hukuk teorisyenleri, genellikle bireysel yasaların kadınlar veya toplumsal cinsiyet ilişkileri üzerindeki etkilerinin eleştirisinden yola çıkarken, analiz genel olarak yasaların eleştirisine doğru genişletilmiş ve böylece kadınların ikincilleştirilmesinin nedenlerini çözümleme girişimleri ile toplumsal değişimde yasal ve yasal olmayan çabaların nasıl değerlendirileceğine ilişkin bir anlayışın gelişmesine neden olmuştur.

Feminist Epistemoloji

Bilgi teorisi anlamına gelen epistemoloji, bilginin kökeni ve elde edilme yollarını açıklar. Harding’e göre epistemoloji, kimin neyi, hangi koşullar altında bildiği üzerine açıklamalar getiren bir bilgi teorisidir. Her epistemoloji, bilen, bilinen ve bilme süreçlerini içermektedir. Epistemolojiler, bilen öznenin, çalışma nesnesiyle arasındaki ilişkinin açıklanmasıdır. Epistemoloji, bir olguya nasıl yaklaşılacağı konusunda araştırmacıyı yönlendirir. Temel duruş noktası, ele aldığı bir olguyu açıklamak için, neden bir teoriyi diğerine tercih ettiğidir.

Toplumsal epistemolojinin hızla gelişmekte olan alanına önemli katkıda bulunanların çoğu, toplumsal cinsiyetin bilgi üretiminde rolünü araştıran feminist epistemologlar ve teorisyenler olmuştur. Kadınlar üzerindeki baskıyı ortadan kaldırmaya yönelik politik bir çaba içine giren feminist epistemologlar, bilgi üretiminin norm ve pratiklerinin kadınların yaşamlarını nasıl etkilediği ve bunun baskı sistemleriyle olan ilişkisini ele almaktadırlar. Feminist epistemologlar sadece toplumsal cinsiyet ilişkilerinin bilgi pratiklerini nasıl şekillendirdiğini değil, aynı zamanda bu ilişkilerin bilme konusunda nasıl rol oynadığı konusunu da anlamaya çalışmaktadırlar.

Güçlendirme kavramı, seçim yapabilme gücü anlamında iktidar kavramı ile yakından ilişkilidir. Diğer bir deyişle, güçsüzlük seçim yapabilme gücünden yoksunluk anlamına gelmektedir. Güçlendirme kavramı, seçim yapma yeteneğinden mahrum bırakılanların bu yeteneğini kazanabileceği koşullara atıfta bulunmaktadır. Yani, güçlendirme bir değişim süreci gerektirmektedir (Sevefjord ve Olsson, 2001: 18-19).


Uluslararası Kadın Kuruluşları ve Kadın Hakları Hareketine Katkıları

26 Ağustos 1789’da Fransız Kurucu Meclisi tarafından “İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi”, Fransız devriminin en önemli olaylarından biridir (Jellinek, 1901, s.1). Doğal hukuk ilkelerine dayanan Bildirge, Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi’nden etkilenmiştir. “İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi”nin temel prensipleri özgürlük, eşitlik ve kardeşlik olmuştur. Roma hukukuna dayanan doğal haklar öğretisine göre, her insanın hakları ve ayrıcalıkları devlet tarafından garanti altına alınmıştır. Liberalizmin en önemli figürlerinden John Locke’un ifadesiyle bu haklar “hayat, hürriyet, mülkiyet” olarak ifadesini bulmaktadır. Bildirge’nin ilk maddesi “herkesin (erkekler) (men) eşit, özgür ve eşit haklara sahip olarak doğdukları”na işaret etmektedir.

Kadınların ikincilliği 18. yüzyıl erkek düşünürlerinin tartışma konuları arasındaydı. Montesquieu, Voltaire, Rousseau, Condorcet, Diderot gibi aydınlanmanın önemli figürleri bu tartışmaya katılmışlardır. Yüzyılın ortalarından itibaren kadın hakları üzerine düşüncelerini ortaya koyan Abbe Joseph-Antoine Toussaint Dinouart, Philippe Florent de Puisieux, Mlle Archambault, Pierre Joseph Caffieux, Pierre Joseph Boudier de Villemert, Mme Riccobini, Thomas, and Mme de Coicy gibi isimlerin ortak çıkış noktası, kadınların zaten “ciddi günlük bir mesleğe” sahip oldukları ve dikiş-nakış yapmaları gerektiğini tavsiye ettikleri fikirlerden oluşmaktadır.

Türkiye’de Kadın Haklarına İlişkin Hukuki Kazanımlar

Türkiye’de toplumsal cinsiyet eşitliğine ilişkin hukuki düzenlemeler, uluslararası ve ulusal mücadeleler sonucu önemli kazanımlar elde etmiştir. Kadına karşı yaşamın her alanında yer alan de jure (hukuki olarak) ve de facto (fiili) ayrımcılıklara karşı yürütülen mücadeleler sonucunda, evlilik, boşanma, velayet, miras, nafaka, şiddet, cinayet, taciz, tecavüz, kürtaj, fuhuş, çocuk istismarı gibi pek çok alanda yasalarda önemli değişiklikler yapılmıştır.

“Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler, özellikle Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi ve yürürlükteki diğer kanuni düzenlemeler esas alınır” ibaresi yer almaktadır.

Aile hukuku alanında, kadınlar için önemli kazanımlardan bir tanesi madde (1), (ç) fıkrasında yer alan; “Bu Kanun kapsamında kadınlara yönelik cinsiyete dayalı şiddeti önleyen ve kadınları cinsiyete dayalı şiddetten koruyan özel tedbirler ayrımcılık olarak yorumlanamaz” ibaresi olmuştur (T.C. Resmî Gazete. Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun, 2012).

21 Kasım 1990 tarihinde kabul edilen yasa ile, Türk Ceza Kanunu’nun 438. maddesinde yer alan mağdurun hayat

kadını olması halinde tecavüz cezasının indirilmesi ibaresi kaldırılmıştır (Resmî Gazete. 765 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine Dair Kanun, 1990).

2 Temmuz 1992 tarih ve 21272 sayılı Resmî Gazete kararı ile, kadının çalışması için kocasının izninin gerektiği hususu, erkeğe ayrıcalık tanıdığı ve kadını köle hâline getirdiği gerekçesi ile, Medeni Kanun’un 159. ve Anayasa’nın 10. maddesine aykırı bulunmuş ve kaldırılmıştır (Resmî Gazete, Anayasa Mahkemesi Kararı, 1990). 2002 yılında Medeni Kanun’da yapılan değişikliklerle, erkek ya da kadın 17 yaşını doldurmadıkça evlenemez, aile cüzdanı gösterilmeden evlenmenin dinî töreni yapılamaz, boşanma hâlinde eşlerin bağlı olduğu mal rejimine ilişkin hükümler uygulanır, eşler oturacakları konutu birlikte seçerler, kadın evlenmekle kocasının soyadını alır ancak isteği hâlinde yazılı başvuru ile kocasının soyadının önüne önceki soyadını kullanabilir, boşanma hâlinde yoksulluğa düşen taraf nafaka talebinde bulunabilir, evlilik dışı doğan çocuklar evlilik içi doğan çocukların tabi olduğu hükümlere tabi olur, ibareleri getirilmiştir.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında