SOS317U-HUKUK SOSYOLOJİSİ
Ünite 4: Hukukun Toplumsal İşlevleri
Giriş
Dünyada yaşamakta olan toplumsal, ekonomik ya da siyasi dönüşümlerin nedeni, günümüzde küreselleşme kavramıyla ilişkilendirilerek açıklanmaktadır. Bu dönüşümler dünyayı daha da karmaşıklaştırmakta, toplumsal düzenin korunması temel sorun niteliği taşımaktadır. Hukuk sistemleri de bu dönüşümden etkilenmektedir.
Toplumsal Olarak Hukukun İşlevleri
Yasa ve hukuk disiplini boşlukta ortaya çıkıp gelişmez. İçinde geliştiği toplumsal koşulların ve kültürün etkileriyle şekillenir. Böylece hukuk sistemi, bütüncül toplumsal sistemin bir alt-sistemi niteliğindedir. Hukuk ve sosyoloji arasında her zaman yakın bir ilişki olmuştur. Hukuk bu ilişki ile düzen verilecek olan toplumu daha yakın tanıma fırsatı bulmuştur. Böylece sosyoloji alanındaki kuramlar ve yaklaşımlar, hukuk ve toplum ilişkisinin çözümlenmesine olanak sağlarken, hukukun da dinamik kalmasında etkili olmuştur.
Hukuk, toplumun otomatik eyleminin bir ürünü olarak ve zamanla toplumun sürekli büyümesinin ve mükemmelliğinin kaynağı haline gelir. Toplum neredeyse onsuz var olamaz.
Hukukun İşlevleri ile Neyi Kastediyoruz?
Hukukun işlevi denildiğinde; işlev teriminden hareketle matematikten biyolojiye, felsefeden antropolojiye kadar birçok bilim dalının bakış açısına göre değerlendirme yapılabilir. Ancak hukukun işlevi denildiğinde öncelikle hukukun kendisini diğer yapılardan ayırt eden ve toplumda yerine getirdiği temel iş ya da görevin kendine has kurallar bütünü ile düzen tesis etmek olduğu söylenebilir.
Hukukun ne için var olduğunun belirlenmesi amacıyla temel meseleyi çerçevelemek üzere çeşitli terimler kullanılmıştır. Bununla birlikte hukukun işlevleri kavramsalı incelikli bir analize ve kullanıma imkân tanımaktadır. Bu bağlamda bu ifadenin yararlı olabilmesi için, öncelikle işlev teriminin kendisi bir dizi farklı kavrama uygulandığından işlevin farklı anlamlarından hangisinin kullanıldığının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Nagel (1961) bu farklı kavramsallaştırmaları analiz ederek altı ana anlamı belirlemiştir:
1. İlk olarak matematik ve fizik bilimlerinde işlev genellikle iki veya daha fazla değişken faktör arasındaki soyut bağımlılık veya karşılıklı bağımlılık ilişkilerini belirtir 2. İkincisi, özellikle biyoloji alanında işlev, çoğu zaman bir şeyin işleyiş biçimini işlev olarak görmek anlamına gelir. Bu anlamda bir işlev, işleyişi oluşturan faaliyetlerin diğer yapılar üzerinde yarattığı etkiler söz konusu edilmeden, belirli bir yapı içindeki sınırlı işlem kümesine işaret edecektir.
3. Üçüncüsü, yine özellikle biyoloji bağlamında işlev, bu defa yaşamsal işlevlere ve özellikle canlı organizmalarda üreme, sindirim ve solunum gibi belirli organik işlem türlerine atıfta bulunur. Açıkçası bu işlevin anlamı da sistemin bakımına ve yaşatılmasına odaklanır ancak bu odaklanma sadece bireysel organizmanın seviyesinde söz konusudur. 4. İşlev kavramının dördüncü anlamı ise fayda ve etkilere ilişkindir. İşlev, bir şeyin faydasına ve normal olarak beklenir bazı etkilere işaret edebilir. Bununla birlikte hukukun işlevleriyle ilgili soruşturma, gerçek anlamda daha geniş bir referans çerçevesi gerektirmektedir. 5. Bu bağlamda, işlevin, sistemlere ilişkin beşinci anlamı daha uygun görülebilir. Bu, daha büyük bir sistemde işleyen karmaşık süreçleri kapsayacak şekilde fayda kavramının bir uzantısıdır. Bu anlamda, burada işlev, belirli bir şeyin ya da faaliyetin, o şeyin ya da faaliyetin ait olduğu tüm sistem için veya sistemin çeşitli diğer bölümleri için sahip olduğu az çok kapsayıcı sonuç kümesine atıfta bulunmak için kullanılmaktadır. 6. Son olarak özellikle antropolojideki işlev yalnızca sistemin bakımına ve sürdürülmesine işaret edebilir. Bu, bir ögenin ya da faaliyetin, ait olduğu varsayılan belirli bir sistemde belirtilen bazı özelliklerin ya da koşulların korunmasına sağlayabileceği katkı anlamına gelir.
Hukukun İşlevlerini Açıklayan Farklı Yaklaşımlar
Özel olarak hukukun işlevlerinin neler olduğuna ilişkin, farklı disiplinler kapsamında birçok yaklaşım söz konusudur. Felsefe, antropoloji, sosyoloji ve ekonomi disiplinleri kendilerine özgü yaklaşımlar geliştirmişlerdir. Söz konusu birbirinden çok farklı bu yaklaşımları bir bütünlük içinde ele almak olası değildir. Bu nedenle söz konusu yaklaşımları hukukun temel işlevlerine bakış açısından iki ana küme içerisinde ele almak olasıdır.
• Uzlaşmacı yaklaşımlar: Fikir birliğine odaklanan, iyimser olarak nitelenen yaklaşımlardır. • Çatışmacı yaklaşımlar: Daha kötümser bir bakış açısına sahip olan yaklaşımlardır.
İlk kümede yer alan yaklaşımlar hukukun çatışmaları çözen, toplumsal bütünlüğe katkı da bulunan yaklaşımlardır. İkinci kümedeki yani çatışmacı yaklaşımlar ise, hukukun toplumsal sınıflar arasındaki çatışma ve eşitsizliklerdeki rolüne odaklanır. Bu açıklamaların ışığında yaklaşımlar üç ana kategoride ele alınabilir.
• Tinsel Yaklaşımlar • Marksist Yaklaşım • Sosyolojik Yaklaşım
Söz konusu üçlü bakış açısı hukukun işlevlerini değerleme de tam bir bakış açısı sağlamamakla beraber geniş bir çerçeve oluşturur.
Tinselci Açıklama
Bu başlık altında hukukun insanın kalbine yerleşmiş ve ona izleyeceği yolu, takınacağı tavrı gösteren akılcı ya da doğaüstü bir esin olduğu düşüncesine dayanan görüşler yer alır. Bu anlayışlar Antik Çağ anlayışları, Orta Çağ anlayışı, doğal hukuk anlayışı, tarih okulu olarak ifade edilir. Tinselci Yaklaşım hukuku anlamaya çalışırken “ özcü ya erekçi” oldukları söylenebilir. Ayrıca “ metafizik” nitelikten de söz etmek gerekir.
Antik Çağ Anlayışları: Tinselci anlayışa temel teşkil eden fikirlerin öncelikle Eski Yunanlılar arasında ortaya çıktığı söylenebilir. Bu anlayışta temel olan görüş, kesin hukuk kurallarını ortaya koymaktan çok, ideal davranış ilkeleridir. Örneğin Platon’cu ekolde hukuk kurallarının iyi insan üretmek için, insan davranışının her yönünü kontrol etmesi gerektiği düşünülür.
Orta Çağ Anlayışı: İnsanların tarihinde toplumsallaşma ile beraber dinsel düşünce de ortaya çıkmıştır. Hukuk ve dinsel düşüncenin eş zamanlı geliştiği söylenebilir. Toplumsal yaşamın sürekliliğini sağlayabilmek için insanların keyfiliğinin karşısında kalıcı, sağlam ve objektif bir yapıya ihtiyaç vardır. Geleneksel dönemlerde bu yapının kaynağının insanı aşan, yüce bir güçten gelmesi gerektiği düşünülmüştür. Dini yaşantı ve dini ilkeler Orta Çağ anlayışında tek belirleyici değildir. Örf ve adetler kültür ile birlikte etkili olmuştur. Orta Çağ anlayışında etkili olan bir diğer unsur feodalitenin varlığıdır.
Doğal Hukuk Anlayışı: Orta Çağ boyunca hukuk, Tanrısal hukuktan da nasibini alan bir durumdadır. Özellikle modern devlet anlayışına yönelişle beraber sekülerleşme kendini göstermiştir. Bu anlayışta otoritenin ve işlevlerin Tanrısal bir amaçtan çıkarsanamayacağı düşüncesi egemendir. Hukukun kaynağı dolayısıyla işlevleri ve amaçları başka yerde aranmış ve bulunmuştur. Burada düzeni sağlayacak olan şey artık “doğa yasaları”dır.
Tarih Okulu Anlayışı: Tarih okulu, genel ve evrensel bir hukuk anlayışı yerine, kuramsal olarak birbirine yabancı ve kusursuzlaştıkça daha da ulusal olan çok sayıda özgün hukukun serpilip geliştiğine dikkat çekmiştir.
Marksist Anlayış
Bu anlayış çatışma yaklaşımı temelinde hukuka eleştirel bir bakışla yaklaşan bir yaklaşımdır. Marksist Anlayış devlet ve hukuk arasında ayrılmaz bir bağ olduğunu savunur. Hukuk sistemi burjuva devletinin bir unsuru olduğu için sınıf baskısının araçlarından birine dönüşmüştür. Kapitalizmin doğasını ve kaderini çözümlemeye çalışan Marx, hukukun bir anlamda üst yapı ve kapitalizmin ortaya çıkardığı koşulların destekçisi olduğunu saptamıştır. Hukuk sınıfsal huzursuzluğun bastırılmasında ve özel mülkiyetin korunmasında önemli
bir yer oynamaktadır. Ayrıca Marksizm ile benzer bir eleştirel bakıştan hareket eden feminist yazarlar da hukukun işlevlerine ilişkin olarak tahakküm boyutuna dikkat çekmişlerdir.
Sosyolojik Anlayış
Hukukun sosyolojik pencereden incelenmesi oldukça yeni bir olgudur. Sosyoloji ve hukuk arasındaki ortaklık 19. ve 20. Yüzyıllardaki modernizasyonun bir parçası olarak ortaya çıkmıştır. Sosyolojik anlayış açısından hukuk, her şeyden önce toplumsal bir olgudur. Dolayısıyla hukuk, “her an ait olunan grubun dayattığı ve toplumsal ilişkileri belirleyen zorunlu kurallar bütünü” olarak tanımlanabilir. Bu noktada Durkheim ve Weber’in hukukun işlevlerine ilişkin analizleri özgün nitelikler taşımaktadır.
Hukukun Toplumsal İşlevleri Nelerdir?
Amerikalı hukuk sosyoloğu ve Amerikan Ticaret Kanunu’nun babası Llewellyn, hukuktan topluluğun topluluk hâlini sağlama ve sürdürme süreci diye söz eder. Hukuk sosyolojisinin kurucularından Eugen Ehrlich’e göre de hukuk her şeyden önce örgütlenme demektir
Hukukun İşlevlerinin Sınıflandırılması
Hukukun kendine özgü dört karakteristik özelliği hukukun işlevlerini belirleme çabasına katkı sağlayabilir. Bunlar;
• Hukukta normatiflik (kural belirleme) • Hukukta düzenlilik esastır. • Hukuk kurumsaldır. • Hukukta zorlayıcılık ve yaptırım söz konusudur.
Bazı yazarlar da hukukun işlevini üç özellikte ortaya koymuşlardır:
• İçerikli ilgili işlevler • Sistemle ilgili işlevler • Güç ya da iktidarla ilgili işlevler
Benzer bir şekilde hukukun işlevleri şu şekilde de sınıflandırılmıştır:
• Baskıcı işlev • Kolaylaştırıcı işlev • İdeolojik işlev
Ayrıca Funk hukukun işlevlerini genel bir sınıflandırmaya tabi tutarak “Hukukun yedi büyük işlevi”ni şu şekilde tanımlamış ve kategorize etmiştir:
1. Meşruiyet sağlamak 2. Gücü dağıtmak-tahsis etmek 3. Toplumu düzenlemek 4. Bireyleri kontrol etmek 5. Çatışma-ihtilafları çözmek 6. Adalet dağıtmak 7. Toplumu ve bireyleri değiştirmek.