AÖF Soru Bankası

Medya SosyolojisiÜnite 5 Özeti

Medya ve Siyaset

SOS316U-MEDYA SOSYOLOJİSİ

Ünite 5: Medya ve Siyaset

Giriş

Teknolojinin gelişimi ve günümüzde bu denli hızlı yaygınlaşmasından önce, kitle iletişim araçları toplumun bilgi edinmesinde en önemli olanaklarının başında geliyordu. Kamuoyu/halk, mevcut gündemi takip etmek için büyük ölçüde kitle iletişim kanallarına bağımlıydı ve kitle iletişim araçlarının profesyonelleri de enformasyonun kontrolünü ellerinde tutuyorlardı.

Halihazırda deneyimlemeye devam edegeldiğimiz teknolojideki olağanüstü gelişme ve dönüşümler sonucunda, günümüzde insanların aktif olarak rol üstlendiği ve katılımcılığa imkân veren yeni medya ve iletişim kanallarına sahip durumdayız. Sosyal medya platformları, bloglar, video oyunları ve çevrimiçi haber portalları vb. pek çok araç ve yeniliklerin tümü olarak tarif edilen “yeni medya,” geleneksel iletişimde büyük ölçüde eksik olan bir etkileşim ve katılım unsuruna sahiptir. Bu yeni durum genel olarak kitle iletişiminde, bu yeni araçların değişim, içerik ve işlevlerine ve giderek toplumsal ve siyasal etkilerine bakmayı ve anlamayı zorunlu kılmaktadır.

Yeni Medya, Siyaset, Kamusal Alan ve Demokrasi

Günümüzde kitlesel iletişim, giderek artan bir şekilde, “yeni kamusal alan” olarak bilinen dijital/sanal ortamlarda gerçekleşmektedir. Pek çok ülkede insanlar, artık bu yeni mecralarda demokrasi ve siyaset hakkında görüşlerini büyük ölçüde serbestçe ifade etmektedirler. Yeni medya, mikroblog (Twitter), web günlükleri (bloglar), video paylaşımı (YouTube) ve sosyal medya (Facebook) gibi bir dizi platformu içermektedir.

Yeni medya, içeriğin daha çok Kullanıcı Tarafından Oluşturulan (KTO) (User Generated Communication) yeni nesil internet uygulamalarının geliştirilmesini gerektiren Web 2.0’ın kurulmasıyla birlikte kamuya/halka açık bir platforma dönüşmüştür (Couldry, 2012). Yeni medya kullanıcıyı merkez aldığından, içerik oluşturucu ve izleyici için zorunlu olarak katılımcı bir niteliğe sahiptir ve bu durumun önemli bir ayırt edici özellik olduğunu belirtmek çok önemlidir. Web 2.0’ın sunduğu çevrimiçi alanlar kamu hizmeti yayıncılığı gibi geleneksel alanlardan oldukça farklıdır. Bu sosyal ağlar, geleneksel yayın medyası gibi bir etkileşim (yani, birden çoğa iletişim=one-to-many) yerine küresel bir kapsama (yani, çoktan çoğa iletişim=many-to- many communication) dayalı açık iş birliği ve iletişim sunmaktadır (Boyd, 2011). İnternetin demokratik potansiyeli, sınırlılıkları ve hatta ona yönelik tehditleri yalnızca ulusal sınırlar içinde faaliyet gösteren geleneksel medyanın dar ve kısıtlı kapasitesinin ötesinde, küresel bir boyuta da işaret etmektedir.

Ancak bu konular ve tartışmalara geçmeden önce kitle iletişimi, ‘kamusal alan’ kavramının bu tartışmalardaki yeri, önemi ve yeni medya ile kamusal alan ve demokrasi olgularının arka plan ve ilişkiselliklere bakmakta yarar bulunmaktadır.

Kamusal Alan, Kitle İletişimi ve Siyaset

Alman sosyal kuramcı Jürgen Habermas’a (1997) göre kamusal alan, savaş sonrası Batılı toplumlarda kamuoyunun oluşturulmasını ve demokrasinin ve ulusun meşrulaştırılmasını ifade etmektedir. Habermas (2009) kamusal alanın her yurttaşın katılımına açık olduğunu ve insanların her türlü konuşma ve ifade biçimleriyle kamusal alanı oluşturduğunu belirtir.

Modern liberal demokrasilerin dayandığı üç ana sac ayağı vardır, bunlar; yasaları uygulayan yürütme, kanunları yapan yasama ve yasaları yorumlayıp uygulayan yargıdır. Kitle iletişim araçlarının ortaya çıkışı, çoğulcu demokrasi süreçlerine odaklanan ve ‘dördüncü kuvvet’ olarak bilinen bağımsız bir kurumun yani basının veya genel bir adla söylenirse medyanın oluşumuna yol açtı (Newton, 1995).

Basının, yönetimin dördüncü kuvveti olduğu biçimindeki geleneksel anlayış, medyanın asıl görevinin devletin uygulamaları ve eylemleri üzerinde bir denetim mekanizması olduğu varsayımına dayanmaktadır (Kedzie, 1997). Bu anlayışa dayanarak medya, siyasetçilerin veya yöneticilerin yeminlerini ve vaatlerini yerine getirmelerini sağlayan ve seçmenlerin çıkarlarını sağlamada bir denetleme işlevi gören ‘dördüncü kuvvet’ haline geldi.

Ancak Habermas’a göre bağımsız basın, on dokuzuncu yüzyılda rasyonel kamusal tartışma yaratma ve hukuksal, demokratik ve siyasi konularda kararlar alma platformu olarak işlev görmüş olsa da, günümüz dünyasında kamuoyunu kontrol etmeye çalışan manipülatif bir varlığa dönüşmüştür (Habermas, 2006). Böylece medyanın kamusal tartışmalarındaki görevi, bağımsız ve rasyonel görüşlerin yaygınlaştırılmasından yapay veya çarpıtıcı yollarla sözde bir kamuoyu yaratılmasına kadar geri bir noktaya çekilmiştir. İletişim bağlamlarındaki süreklilik arz eden değişimler nedeniyle kamusal alan bir reklam ve halkla ilişkiler platformuna dönüşmüştür (Dahlgren, 2009).

Diğer yandan günümüzde çoğu çağdaş araştırmacı, aktif katılımı mümkün kılması nedeniyle yeni medyanın kurumsal denetimleri ve sınırlamaları aşabileceğini savunmaktadır (Neckel, 2020). Ayrıca bu yeni kamusal alan, yeni medyanın demokrasinin bir uzantısını temsil ettiği demokratik kamuoyu fikrine yol açmıştır. Yeni kamusal alan, yurttaşları, özgür ve adil tartışmalar için kamu haklarını kullanan varlıklar olarak kucaklar (Callaghan ve Schnell, 2001).

Yeni medya olarak sosyal medyanın, yurttaşların siyasi ve kişisel bakış açılarını giderek daha fazla ifade edebilecekleri kendine özgü hareketler, tepkiler ve gösteriler için kitlesel seferberlik yolları sunduğu ileri sürülmektedir (Doerfel ve Taylor, 2017). Bu nedenle, yeni kamusal alan ve yeni medyanın, alıcıların kamusal çıkarlar doğrultusunda bir şeyler üretebildiği, yorumlayabildiği ve eylemde bulunabildiği, kamu yararına ulaşmaya çalışan bir toplumsal değer sistemi yarattığı ifade edilmektedir. Ayrıca, kamusal alandaki bu devrimin, katılımcı


demokrasiye ve rasyonel kamusal tartışmalara yönelik geniş imkânlar sunduğu söylenmektedir.

Ancak yeni medyanın mevcudiyeti ile kamusal alan ve siyasete etkileri arasındaki ilişkilere bakış konusunda farklılaşan görüş ve değerlendirmeler söz konusudur. Bu bağlamda, ilgili literatüre ve tartışmalara bakıldığında çok kabaca olumlu-iyimser bakışa sahip olanlar ile şüpheci veya eleştirel bakışa sahip olan konumların varlığından söz edebiliriz. İnternet, yeni medya, sosyal medya ve kamusal alan ilişkiselliklerine demokratik katılım ve ifade özgürlüğünü genişletme gibi yeni imkân ve fırsatlar sunduğunu düşünenler olumlu-iyimser eğilimi yansıtmaktadır. Diğer yanda ise yeni medyanın, kamusal alan, demokrasi ve siyaset arasındaki ilişkiselliklerine, güç eşitsizlikleri, teknolojinin nitelikleri ve ekonomi-politik temelli argümanlara dayalı olarak, eleştirel veya şüpheci bakış açısına sahip olanlar yer almaktadır.

Sosyal Medyayı Siyasal ve Demokratik Söylemlere Yerleştirmek

Yeni medya ile kamu alanı ve siyaset arasındaki ilişkisellikler farklı demokrasi tahayyüllerine de tekabül etmektedir. Bu noktada Dahlberg’in (2021: 147) derlediği ve demokrasi tahayyülüne dair farklılaşan konum ve argümanları özetleyen ve kitabın 156. sayfasındaki tablo 5.1 ve 5.2'de gösterildiği üzere liberal-tüketici pozisyon dijital medyayı karar alım süreçlerinde bireyler ve temsilciler arasında bilgi ve bakış açılarının etkin bir dolaşımını sağlayan araçlar olarak kavramaktadır. Bu pozisyon, dijital medyanın aşağıdan yukarı tasarımı lehine liberal demokratik ideallerden yararlanılması ve demokrasiye bireysel katılımı teşvik etmektedir.

Müzakereci pozisyon, özel bireylerin ortak yararı düşünen kamu yönelimli demokratik öznelere dönüştüğü rasyonel bir kamusal alana vurgu yapmaktadır. Demokrasi, bağımsız araçsal çıkarların toplamından ziyade müzakereci bir şekilde oluşan konsensusa dayanmaktadır.

Karşıt-kamusalcı pozisyon dijital medyanın politik grup oluşumu, aktivizm ve yarışmadaki rolünü vurgular. Bu pozisyon, dijital iletişim teknolojilerini hem hegemonik hem de karşıt-kamusallıkları destekleyen bir unsur olarak görür.

Otonom Marksist pozisyon ise dijital iletişim ağlarını doğası gereği anti-demokratik olarak anlaşılan merkezi devlet ve kapitalist sistemi by-pass eden genel üretim faaliyetlerine kendiliğinden organize olmuş, geniş katılım anlamında radikal demokratik siyasetin oluşumunu mümkün kılan bir yapı olarak görmektedir (Dahlberg, 2021: 135-143).

Kamusal alan söz konusu olduğunda yurttaşların bu alandaki konumu son derece önemli bir değişkendir. Yurttaşlığa atfedilen konumun etken ya da edilgen oluşu kamusal alan ve demokrasi tahayyüllünü de yansıtmaktadır.

Edilgen Alıcıdan Etken Bireye Geçiş

İnternetin siyasi etkilerine yönelik ilk dinamizm dalgası sırasında Castells, van Dijk, Dahlberg gibi kimi araştırmacılar, bu yeni kamusal alanda dijital bir demokrasinin ortaya çıkacağını savundular (Berry, 2014). Bu dalga, toplumu edilgen alıcılardan internetten bilgiye hızlı erişim yolu ile üreten, yorumlayan ve harekete geçen etken katılımcılara dönüştürmüştür. Ayrıca ticaret, eğitim, eğlence ve gazetecilik YouTube, Facebook, Twitter ve Instagram gibi çeşitli platformlara taşınmıştır. Bu nedenle yeni medya, (siyasal ve toplumsal) kişisel ifadelerin çeşitli toplumsal ve siyasal gündemlere dönüştürülebileceği yeni bir kamusal alan sunmuştur.

Kamusal alandaki çeşitli rasyonel söylemler aracılığıyla internet, yurttaşların işbirlikçi kararlar almalarının gerçekleşmesini ve baskıcı-zorba siyasi güçlere meydan okunmasını sağlama yönündeki süreçlere hem zemin sağlamış hem de bunu kayda değer bir biçimde hızlandırmıştır (Neckel, 2020).

Katz (1995), internet teknolojisinin artan ilerleyişini ve yaygınlaşmasını Amerikan devrimleri sırasında 18. yüzyıldaki broşür yazarlarıyla karşılaştırmıştır. Ayrıca, internet evrensel bir ortam olduğundan, dijital yurttaşların kendi özel bakış açılarını dile getirebilecekleri ve çeşitli toplumsal ve siyasal reformları sağlamak için uyumlu ve çeşitlilik arz eden sanal bir toplum yaratabilecekleri varsayılmıştır (Wheeler, 1997).

Bununla birlikte, internetin ikinci nesil savunucuları, aktif ve ağa bağlı bireylerin geleneksel kamusal alanın yerini aldığını iddia ediyor. Yani bireyler internet ve yeni medyanın kullanımı ile daha aktif, daha katılımcı ve daha duyarlı bireyler haline gelmektedirler. Giderek etken birer özne haline gelen bireyler bunun sonucunda çeşitli türden hak, talep ve arzuları yönünde harekete/eyleme geçmektedirler. Bu durum da bizi yeni bir aktivizm (eylemcilik) yani “dijital aktivizm” olgusuna götürmektedir.

Ağ Toplumu, Dijital Aktivizm ve Siyaset

Ağ toplumu, temel sosyal yapı ve etkinliklerin bilgi işlem teknolojileri etrafında organize edildiği ve elektronik bilgi ağlarını kullanma becerisinin bireyler ve kuruluşlar için kritik hale geldiği bir toplumsal örgütlenme biçimini ifade eder. Ağa dayalı, dijitalleşme ve iletişim sistemlerinin yaygınlaşmasıyla sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel yapıların değiştiği bir toplumdur.

Ağa bağlı bir toplum, siyaset içinde erişime daimî olarak açık bir alanda birbirleriyle bağlantı kuran özerk yurttaşları gerektirir (Vom Brocke vd., 2016). Çağdaş siyasi aktörler, Facebook etkinlikleri, bloglar, çevrimiçi dilekçeler ve tweetlerle yeni bilinç çerçevelerini etkilemiş durumdadır. Sanal teknolojilerin, özerk yurttaşlar ve sivil müştereklerin birlikteliğini sağladığı ve katılımcı demokratik süreçlerin işletilerek erdemli yurttaşlığı kolaylaştırdığı ileri sürülmektedir (Chadwick, 2006).


Castells gibi geç modernistler, bu değişikliklerin ağlar içindeki hiyerarşilerin değiştirilmesini, sosyal medyanın genişlemesini, ağ yönetişiminin ilerlemesini ve sürekli olarak reforme edilmiş çağdaş demokrasi biçimlerini yansıttığını öne sürüyorlar (Marsh vd., 2010). Shirky’ye (2009) göreyse, ağa bağlı bir toplum, daha önceleri kolektif eylemi engelleyen yapıları yıkmayı kolaylaştırmaktadır. Böylelikle sosyal medya, geleneksel baskıcı hiyerarşileri, dışa kapalı katı perspektifleri aşındırırken, siyasal ve demokratik katılımı artırarak kamunun çıkarlarını ifade etmeyi daha fazla mümkün kılmaktadır (Onuch, vd., 2021).

Ancak kimi eleştirmenler ise, internetin insanları siyasete dahil etmediğini iddia etmektedir. Birçok ABD merkezli araştırma, internetin temsil yerine iddialarda bulunmaya odaklandığını göstermeye çalışmıştır (Vicario, 2016). Bu araştırmalara dayalı olarak yeni medyanın insanları demokrasi ve siyasetten kopuk hale getirdiği öne sürülmektedir. Bu yaklaşımda, yurttaşlık ve erdemde çöküşün yaşandığı demokratik bir boşluğa (açığa -deficit-) yol açıldığı dile getirilmektedir. Demokratik boşluk, bir ülkenin yönetiminin demokratik meşruiyetten yoksun olduğu fikrini ifade etmektedir. Portes’e (1998) göre bu boşluk, siyasi topluluğun dağılmasına ve siyasi konulara bakmak zorunda olmayan yurttaşların atomize olmasına yol açmıştır.

Yeni medya eleştirmenleri, “her kafadan bir ses çıkması” ve “sosyal sürü” gibi olumsuz eğilimleri vurgulayarak internetin kamusal alanın ön koşullarını (ideal konuşma ve müzakere gibi) tam olarak karşılamadığını öne sürmektedir (Rasmussen, 2008). Bu eleştirmenler, internetin demokratik olmayan yıkıcı bir güç olduğunu savunuyorlar. Yeni medyanın, internete geçmeden önce siyasi meselelerden kopmuş yurttaşları siyasi olarak meşgul etmediğini öne sürerek (Rasmussen, 2008) yeni medyanın yurttaşları güçlendirmek yerine onların dikkatini dağıtma eğiliminde olduğunu dile getirmektedirler. Eleştirmenler, yeni medyanın parçalanma (fragmentation), ayrışma ve giderek toplumsal-siyasal kutuplaşma gibi sorunlara yol açtığını iddia ediyorlar. Bu nedenle, ana sorunlardan biri, sosyal medyanın demokrasiyi ve kamusal alanın genişlemesini sağlayıp sağlamadığıdır.

Dijitalleşme ve Dijital Aktivizm

Dijital aktivizm, cep telefonları ve internet özellikli cihazlar gibi dijital teknolojilerin sosyal ve politik kampanyalarda kullanılmasını ifade eder. Çağdaş toplumsal hareketler bu teknolojileri iletişim ve mobilizasyon (hareketlilik- seferberlik) araçları olarak, sosyal ve politik protestoların hem aracı hem de hedefi olarak hizmet eden alternatif medya biçimlerine erişmek için kullanıyorlar. İnterneti kullanan ilk toplumsal hareketlerden biri, 1990’ların başında Meksika’nın güneyindeki Zapatista hareketiydi. Zapatistalar internet, telekomünikasyon ve videolarla dünyanın geri kalanına kendi (zor) durumları hakkında bilgi yaymışlardır. Böylelikle Meksika hükümetini baskıcı uygulamalara girişmekten caydıran uluslararası bir kamuoyu hareketinin yaratılmasını sağlamışlar ve internet

ve yeni sanal imkânları kullanarak yine uluslararası bir dayanışma ağının örgütlenmesini başarılı bir biçimde sağlayabilmişlerdir.

İnternetin ve diğer dijital teknolojilerin siyasal ve toplumsal amaçlar için kullanımı, 21. yüzyılda, kurumsal politika alanında da artmış ve çeşitlenmiştir. Örneğin, sosyal medya, Barack Obama’nın 2008’de ABD başkanlığı için ilk başarılı kampanyasında önemli bir rol oynadı. Bu tür örnekler, dijital teknolojinin sosyal ve politik aktivizm açısından araçsal işlevini göstermektedir. İnternet bilginin yayılması, ağ oluşturma ve eylem koordinasyonunda iletişime yardımcı olmaktadır.

Dijital aktivizm ve mobilizasyon söz konusu olduğunda belki de ‘Arap Baharı’ olarak adlandırılan olaya daha yakından bakmak, dijital sosyal ve siyasal mobilizasyonun tüm boyutlarını görebilmemize imkân sağlayabilir.

Arap Baharı, Çevrimiçi ve Çevrimdışı Mobilizasyon

2010’un sonlarında Tunus’ta başlayan ve Kuzey Afrika ve Orta Doğu’daki birçok ülkeyi kasıp kavuran ayaklanmalarda, sosyal medya önemli bir rol oynadı. Sosyal medya, aktivistlerin hem gösteriler düzenlemek hem de ülkelerinin sınırları dışında bilgi yaymak için kullandıkları platformlar oldu. 2011 Arap Baharı protestolarında, sosyal medya ağları Tunus ve Mısır’daki iki rejimin hızla çöküşünü kolaylaştırdı ve Bahreyn ve Suriye’deki sosyo-politik seferberliğe yardımcı oldu. Protestocular, protestoları planlamak ve koordine etmek ve durumlarını dünyanın geri kalanıyla paylaşmak için Facebook, Twitter ve YouTube’u kullandılar.

Ancak sosyal medyanın toplumsal ve siyasal olay ve hareketlerin ortaya çıkmasında oynadığı rolün tartışmalı olduğu da vurgulanmalıdır. Sosyal medyanın, siyasal hareketlenmeleri başlatmaktan uzak, gevşek yapılandırılmış ve nispeten lidersiz ağlar yarattığı ifade edilmektedir. Bu ağların hedefler belirlemekte ve fikir birliğine ulaşmakta aslında (ve varsayıldığı gibi) pek de elverişli araçlar olmadığı öne sürülmektedir. Morozov (2020a; 2020b) gibi bazı akademisyenler Batılı gazetecilerin çoğunlukla İngilizce Twitter yayınlarına, bloglara vb. odaklandığını ve buna bu teknolojilerden etkilenen ülkelerde yaşayanlar için merkezi bir önem atfetmenin yanıltıcı olabileceğini belirtmişlerdir.

Ancak yine de, sosyal medya bu hareketliliklerin tek nedeni olmasa da, yurttaşların iç siyaseti etkileme yeteneğini artırmıştır. Böylece, sosyal medya, halkın eylemlerini senkronize ederek, yurttaşların bu medya teknolojilerinin yokluğunda mümkün olandan daha hızlı ve daha büyük bir ölçekte birleşmelerine ve koordine olmalarına izin vererek hareketin örgütlenmesine de yardımcı oldu.

Ancak siyasal mobilizasyon (hareketlilik/seferberlik) bağlamında sosyal medyanın buradaki rol veya işlevi konusunda ihtiyatlı bir bakıştan uzaklaşmamakta yarar olduğunu yinelemek gerekir. Fuchs’un (2020: 285-286) da vurguladığı üzere medya protestonun koşullarını etkileyen tek faktör değildir.


e-Demokrasi

e-Demokrasinin bağlamı, e-Devletin kapsamını, bilginin yayılmasını, hizmetlerin sunulmasını ve yurttaşların internet üzerinden hükümet kararlarına katılmaları için yollar sağlanmasını vurgulamaktadır.

e-Demokrasi (dijital demokrasi veya internet demokrasisi de denilmektedir), siyaset ve yönetişim süreçlerinde bilgi ve iletişim teknolojisini kullanır. e-Demokrasi, demokrasiyi desteklemek için sivil ve devlet dahil olmak üzere 21. yüzyıl bilgi ve iletişim teknolojisinin bir araya getirilmesidir. Bu, tüm yurttaşların yasaların teklif edilmesi, geliştirilmesi ve oluşturulmasına eşit olarak katılmaya hak kazandığının varsayıldığı bir yönetim biçimidir.

Büyük Veri

Büyük Veri (Big Data) terimi birçok farklı veri kümeleri türünü ifade etmektedir. Büyük veri kümeleri hacimleri, hızları veya veri türündeki çeşitlilik nedeniyle gerçekten de “çok büyüktür”. Büyük veri ayrıca, telefon çağrı merkezlerinden kaydedilen içerikten laboratuvarlardan gelen biyolojik verilere kadar dijital olarak arşivlenmiş herhangi bir bilgiyi de ifade eder. Sosyal medyadan toplanan büyük veriler, Facebook gönderileri, tweetler, kullanıcı tercihleri, paylaşılan bağlantılar ve profil bilgileri gibi kullanıcı tarafından oluşturulan içeriğin kaydedilmesini içerir. Büyük veri setleri, araştırmacılara demografi ve psikografiklerden sosyal ağ istatistiklerine kadar birçok konuda büyük miktarda bilgi sağlar.

Eleştirmenler, büyük veri kümelerinin boyutu ve hacmi nedeniyle de şüphecidir. Bu kadar büyük veri kümelerini analiz etmek için, ilişki durumu ve siyasi yönelim gibi sosyal medya göstergeleri hakkındaki genellemeler potansiyel olarak yanlış yorumlanabilir.

Yurttaş Gazeteciliği

İletişim teknolojilerinin ve yeni medyanın yaygınlaşması, izleyicilerin ve yurttaşların haber raporlama ve yayma çalışmalarına katılma gücünden yararlanarak çağdaş gazeteciliği de dönüştürmüş ve yurttaş gazeteciliğinin yükselişine yol açmıştır. Yurttaş gazeteciliği, tüketici olarak izleyici ile haber üreticisi olarak muhabirler arasındaki geleneksel ilişkiyi tersine çevirir. Yurttaş gazeteciliği, haberlerin yalnızca profesyonel gazeteciler tarafından üretildiği ve kitlesel olarak yayıldığı geleneksel gazetecilik paradigmasını altüst etmiştir. Yeni medya, geleneksel katı haber üretimi, yayılması ve tüketimi modelini aşmanın çeşitli yollarını sunmaktadır.

Bir bilgisayara erişimi olan herhangi bir yurttaş, editörlerin ve yayıncıların gözetimi olmadan anında muhabir olabilir. Yeni yurttaş muhabirler ve blog yazarları, toplumsal gelişme, olay ve sorunları vurgulayarak, tanıtarak ve tartışarak ana akım medya haber sunum ve söylemlerine karşı güçlü bir seçenek haline gelebilmektedirler. Bu gazetecilik biçimi, muhaliflerin hikâyelerinin güncellendiği ve muhalefetin anlatılarının dünya çapında haber gündemini yönlendirmesini sağladı.

Yeni Medya, Nefret Söylemi ve İfade Özgürlüğü Sorunu

Çağdaş dünyada geleneksel ifade özgürlüğü olgusu, yurttaşların yeni medyayı arabuluculuk ve siyaset yapmak için özgürce kullanıp kullanamadıklarının da önemli göstergelerinden biri haline gelmiştir. Yeni seslerin yükselişi ve çevrimiçi tartışma biçimleri, tartışma editörlerini rahatsız edici ifade ve yorumlarının nasıl yayıldığını ele alarak ifade özgürlüğünü sınırlamaya zorlamıştır.

Yeni medya dönemi, taciz ve tehditlere yol açan kamusal alan sınırlarını önemli ölçüde açarken diğer yandan etnik azınlıklar ve belirli grupların katılımını da sınırlandırmıştır (Buckingham ve Martinez, 2013). Sosyal medya yaygın biçimde bir özgürlük alanı olarak algılansa da özünde gerçekten böyle olup olmadığı tartışmalıdır çünkü çoğu insan çevrimiçi zorbalık ve tehditler nedeniyle fikirlerini dile getirmekten çekinmekte ya da korkmaktadır.

Bilindiği üzere sosyal medya, sözde ‘gerçek’ kimlikler veya sahte anonimlik ‘imkânları’ aracılığıyla, tanınmadan veya izlenebilir olmadan bir grubu hedef almaya imkân ve fırsat sağlamaktadır. Bu nedenle internet, kadın düşmanlığını ve diğer türden nefret ve düşmanlık biçimlerini önemli ölçüde besleyen ve destekleyen bir platform haline gelmiş durumdadır.

Sonuç olarak, çevrimiçi platformlar çeşitli türden önyargıları teşvik edebilmekte ve böylece toplumun farklı ve güçsüz kesimlerine yönelik nefret suçlarına yol açarak farklılıklara ilişkin toplumsal bakış açılarındaki olumlu değişim potansiyeline engel teşkil edebilmektedir.

Suskunluk Sarmalı

Suskunluk sarmalı, iletişim ve kamuoyu araştırmalarında insanların tartışmalı kamusal meseleler hakkında fikirlerini ifade etme istekliliğinin, bu fikirlerin popüler veya popüler olmayan olarak büyük ölçüde bilinçsizce algılanmasından etkilendiğini öne süren teorik bir yaklaşımdır.

Spesifik olarak, kişinin görüşlerinin popüler olmadığı algısı, kişiyi bu görüşleri ifade etmekten alıkoyma veya caydırma eğilimindedir. Buna karşılık, popüler olduğu algısı ise tam tersi bir etkiye sahip olma eğilimindedir.

Yankı Odası Fenomeni

Yankı odası en yaygın olarak webteki bilgi akışını ve internet kullanıcılarının bilgi arama davranışını ifade eder. Kullanıcılar, sosyal ağ sitelerinde benzer inançlara sahip başkalarıyla bağlantı ararlar ve bu bağlantılarını da genellikle sürdürürler. İnternet teknolojisi, kullanıcıların önceden var olan inançlarıyla etkileşime giren belirli içerik ve görüşlere seçici olarak maruz kalmalarını sağlar. İnsanların çoğu bilgi arama sürecinde, inançlarına meydan okuyan bilgilere karşı kendilerini koruma eğilimindedirler.

Nihayetinde, tarafgir yankı odalarına katılımları, bireylerin daha aşırı tutumlar benimsemelerine yol açarak, siyasi tutumların kutuplaşmasını artırır.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında