SOS316U-MEDYA SOSYOLOJİSİ
Ünite 3: Medyanın Ekonomi-Politik Yapısı
Giriş
Medyanın toplumdaki merkezi konumu, medya ve toplum ilişkisine yönelik pek çok soruyu önemli hale getirmektedir. Medya üretimi ve tüketimi nedir? Medya araçlarının üretimi ve yönetimi kimin elindedir? Medya kullanıcıları içeriklerin üretiminde nerede konumlanmaktadır? Farklı medya sektörleri, izleyici/kullanıcı ve kitleleri nasıl yönlendirmektedir? Medya, ekonomi ve siyaset için ne ifade etmektedir? Medya endüstrisi toplumsal çoğulculuk ve eşitlik açısından ne durumdadır? Bu gibi sorular bizi medyanın ekonomi- politik boyutuna odaklanmaya yönlendirir.
Ekonomi-Politik Tartışmaları ve Medyanın Ekonomi-Politiği
Ekonomi-politik; medya ve iletişim kaynakları da dahil olmak üzere, kaynakların nasıl üretildiği, dağıtıldığı, tüketildiği, paylaşıldığı ve yeniden üretildiği konularını ekonomik tabakalaşma ve güç ilişkilerini merkeze alarak analiz eden yaklaşımdır. Ekonomi-politiğin bir bilim dalı ortaya çıkışı ve dönüşümü, iletişim ve medyayla ilişkisi ve kültür kavramıyla karşılaşmaları gibi başlıklar bu bölümde tartışılacaktır.
Ekonomi-Politiğin Kökenleri ve Yaklaşımlar
Ekonomi-politik yaklaşım medyadaki mülkiyet ve kontrol yapılarının daha geniş toplumsal yapılarla ilişkilerini problem olarak görür ve bu konularda eleştirel bir analiz sunar. Ekonomi-politiğin içinde çeşitli yönelimler vardır. Yapısalcı yaklaşım medyanın mülkiyetini elinde tutanların stratejilerini değil kapitalist sistemin yapısal boyutunu merkeze almaktadır. Yapısalcı yaklaşım Althusser’in çalışmalarından ve diğer Marksist ekonomi-politik yaklaşımlardan beslenmektedir. Yapısalcı yaklaşıma göre medyanın yönetimi, organizasyonu ve çıktılarını iktidarın desteklediği ekonomik yapılar belirlemektedir, genel piyasa ve diğer güç sahipleri ise kendi çıkarları korunduğu sürece bu duruma müdahil olmamaktadır. Araçsalcı yaklaşım da medyayı kapitalist sistemdeki elitlerin bir aracı olarak görür, bu açıdan medya araçlarının mülkiyeti ve kontrolüne odaklanır ve medya sektöründeki mülkiyet sahiplerini ayrıntılı olarak analizinin merkezine alır. Çoğulcu yaklaşım ise medyadaki içeriklerin izleyici/kullanıcı tarafından belirlendiğini öne sürer ancak kapitalist sistemde bu bir noktaya kadar mümkün olabilmektedir, ekonomik profili düşük olan izleyici medyanın mülkiyetini elinde bulunduranlar için önem taşımamaktadır.
Medyanın Ekonomi-Politiği ve Kültür İlişkisi
Medya araştırmalarında kitle kültürü, kitlesel tüketim, kültür endüstrisi ve kitle iletişimi gibi kavramlar sıkça kullanılmıştır. Bu bağlamda ekonomi-politik ve medya ilişkisini ilk inceleyen isimler Frankfurt Okulu araştırmacıları olmuştur. Okulun teorisyenlerinden Horkheimer ve Adorno, kitle medyasının kültürü ticarileştirdiğini ve kitlelerin zihinlerini şekillendirdiğini, kitle kültürünün ise bireyi apolitik kıldığını, yüksek
kültürden uzaklaştırdığını ve kitleyi pasifleştirdiğini belirtirler.
Ekonomi-politik yaklaşım eleştirel bir perspektif olarak İkinci Dünya Savaşı sonrası Kültürel İncelemeler Okulu’nun sahneye çıkmasıyla tahakküm ilişkilerine yönelik eleştirel analizde farklı bir boyutun yükselmesiyle karşılaşmıştır. Raymond Williams, Marx’ın altyapı/üstyapı ikiliğinde kültürün önemsizleştirilmesini reddetmiş ve kültürün de toplumsal üretim yapısında temel bir rol oynadığını öne sürmüştür. Bu bağlamda Kültürel Çalışmalar Okulu’nun temelini oluşturan fikirleri ortaya atmıştır. Bu süreçte işlevselci sosyolojiye bir tepki olarak ortaya çıkan Kültürel Çalışmalar Okulu ve ekonomi-politiğe yönelik yeni yaklaşımlar ilk dönemlerinde ideolojinin önemi, alt metinler, ikincil anlamlar ve klasik altyapı-üstyapı ikiliğinin aşılmasına yönelik ortak bir tavır içinde olmuştur. Sonraki süreçte ise Ekonomik politik yaklaşım ile Kültürel Çalışmalar yaklaşımının aralarındaki farklılıklar netleşmiştir; ekonomi-politik yaklaşım, tahakküm ilişkilerini sınıf kavramı ve dolayısıyla üretim araçlarının sahipliği ve ekonomik fazlanın dağıtımı üzerinden okumaktayken, Kültürel Çalışmalar yaklaşımı ise toplumsal cinsiyet ve ırkı merkeze alarak tahakküm ilişkilerini kimlik boyutu üzerinden anlamlandırmaktadır. Ekonomi-politik yaklaşımın kökleri Marx’ın kapitalizm eleştirisine dayanırken, Kültürel Çalışmalar Okulu’nun kökeni Stuart Hall’ın kodlama/kod açımı çalışmalarına dayanmaktadır. Ekonomi-politik, tahakkümün hangi sınıflar bazında gerçekleştiğini sorgularken, Kültürel Çalışmalar medya içeriklerinin nasıl anlamlar oluşturduğunu ve bireylerin bu içeriklerden ne anladığını sorgulamaktadır. Günümüzde medyanın bilgi ve kültür endüstrileri ile ilişkilerinin küresel düzeyde genişlemesini anlamak giderek daha fazla önem kazanıyor. İletişim, kültür ve bilgi, piyasalaşma sürecinin temel bileşenleri haline geldi ancak aynı zamanda önemli endüstriler olarak da gelişti.
Medya Endüstrisi: Yapılar ve Aktörler
Küresel bazda çok büyük olan medya sektöründen bahsedeceğimiz zaman birçok farklı kavramın bu bağlamda kullanıldığını fark edebiliriz. Medya sektörü, medya piyasası, medya pazarı, medya endüstrisi, iletişim sektörü gibi kavramlar bunlardan bazılarıdır. Piyasa genel olarak ürünlerin alınıp satıldığı, ürünleri satanların yer aldığı ya da belirli bir ürün etrafındaki satıcıların soyut birlikteliği anlamında kullanılmaktadır.
Medya Sektörünün Tarihsel Gelişimi
Herhangi bir piyasa ya da sektörden bahsederken onun kendi iç kurallarınca belirlendiğini, görünmez bir el tarafından yönetildiğini söylemek yerine o alandaki soyut ve somut ilişkiler, aktörler, yapılar ve ağların ortaya konulması medyanın ekonomi-politiği için merkezi önemdedir.
Tarihsel olarak medyanın ekonomik boyutunun çalışılmasının ilk örnekleri film tarihinin incelendiği araştırmalar ve izleyici/dinleyicinin tercihlerinin incelendiği araştırmalar olmuştur.
Günümüze gelindiğinde ise medya sektöründe, radyodan video oyunlarına, sosyal medyadan sinemalara, içinde birçok medya öğesini barındıran geniş bir piyasa alanı mevcuttur. Medya çift yönlü bir ürüne sahiptir, hem izleyiciye hem de üreticiye ürün sağlamaktadır. İzleyici/kullanıcıya üreticinin ürününün reklamını yapıp satmakta ve bunun için içerik üretmekte, üreticiye ise reklamını yapabilmesi için izleyici/kullanıcıyı satmaktadır ve bu duruma literatürde çift ürünlü piyasa denmektedir. İnternetin gelişmesi ve sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla medya sektörüne yeni bir alan daha girmiş ve kullanıcı ile kullanıcı arasındaki ticarete de imkân oluşmuştur. Bu açıdan medya sektöründe üreticiden üreticiye, üreticiden tüketiciye ve tüketiciden tüketiciye doğru bir piyasa akışı bulunmaktadır.
Medya Gücü: Yoğunlaşma, Birleşme ve Denetleme
Medya sektörü özel girişimler kadar devlet müdahalesini de içeren bir alandır. Medyadaki devlet kontrolü özelleşmelerle birlikte ticari firmalara geçmeye başlamış, diğer işlevlerinin yanında kendisini denetleyen ve finanse eden belirli grupların çıkarlarına yönelik içerikler üretmeye başlamıştır, bu durum medya gücünün el değiştirmesini sağlamış ve bir yandan da kamusal alanı zayıflatmıştır. Bu süreçte medyadaki gücün el değiştirmesindeki en büyük etkiye yoğunlaşma (tekelleşme) ve birleşmeler neden olmuştur. Yatay yoğunlaşma medya sektöründe kendi sahasının dışında bir medya aracını ya da medya sektörünün dışında bir şirketi satın alma durumunda gerçekleşmekte, dikey yoğunlaşma ise belirli bir alanda faaliyet gösteren bir medya şirketinin kendi alanında genişlemesi durumunda gerçekleşmektedir.
Medya sektöründeki piyasa alanları şirket teorisi olarak da isimlendirilen bir kavramlar serisine sahiptir, bu kavramlar medya sektöründeki ürünlerin kendileri, mevcut trendler ve piyasa rekabeti ve yoğunlaşması üzerinden ortaya çıkmaktadır. Bu kavramların ilki tekeldir; tekel belirli bir benzersiz ürünün tek bir satıcı tarafından satılması ve fiyatları da bu satıcının belirlemesi durumudur. Düopoli ise basitçe tekelin iki şirketli olan haline denir, burada da bu iki şirket arasında karşılıklı bağlılık söz konusudur. Oligopoli ise benzer olan ürünlerin üç ya da on arasında şirket tarafından satılması ve piyasanın da genelde o alanda payı en büyük olan oligopol tarafından belirlenmesi durumudur. Tekelci rekabet ise birbirinin tam yerini tutmayan ürünlerin üretim ve dağıtımında farklı tekeller tarafından o piyasanın tamamını ele geçirmek adına rekabete girilmesi durumudur. Son olarak mükemmel rekabet ise aynı ürünü sunan çok sayıda firmanın olması ve bu açıdan fiyatı tamamen piyasanın belirlemesi durumudur. Ana medya endüstrileri ise bu tanımların altında farklı dönemlerde farklı biçimlerde bulunabilmektedir.
Medyanın küresel firmalar tarafından yönlendirilmesini Herbert Schiller medya emperyalizmi olarak isimlendirmektedir. Schiller medyayı küresel ekonomi- politik ilişkiler ağı ve dünya sistemi teorisinin içine yerleştirerek, medyanın Amerikan emperyalizmi ve
yayılmacılığının bir parçası olduğunu öne sürer. Genel olarak bakıldığında merkez ve çevre ülkeler arasındaki ilişkiye yoğunlaşan yapısalcı yaklaşım, kültürel emperyalizmin merkez ülkelerden çevreye yayıldığını, bu sistemde az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerin merkezdeki gelişmiş ülkelerden medya ithal ettiğini ve tek yönlü olarak merkezdeki ülkelerin etkisi altına girdiğini öne sürer.
Medyadaki tahakküm ve mülkiyetin sahipleri ise farklı kategoriler altında sınıflandırılabilir. Küresel olarak medya sektöründe söz sahibi olan medya şirketleri küresel devler olarak isimlendirilmektedir.
İzleyiciler, Kullanıcılar ve Emek
Medya sektörünü canlı kılan temel kavram izleyici/kullanıcı kitledir ve bu kitle olmadan medya sektörünün hayatta kalması mümkün değildir. Bir ürün olarak izleyici/kullanıcı kavramı medyanın ekonomi- politiğinde bireyin konumunu anlamlandırmak için oldukça önemlidir.
Medya sektörünün asıl ürününün izleyici olduğunu belirten Smythe, reklam veren şirketlerin satın aldığı ürünün izleyicinin dikkati ve zamanı olduğunu söylemektedir. Smythe, medya sektörünün reklamlar ile talebi yönlendirdiği ve yönettiğini, bireyin boş zamanında uğraşacağı problemler ve çözümler yarattığını söyler. Bu teori medya sektöründeki meşhur “bir ürüne para vermiyorsanız, asıl ürün siz olabilirsiniz” deyişinin medyanın ekonomi-politiğindeki karşılığıdır. Günümüze gelindiğinde izleyici kullanıcıya dönüşmüş, sadece pasif olarak satın alınan bir meta olmaktan çıkarak aktif bir içerik üreticisi haline gelmiştir.
Medyanın ekonomi-politiğinde izleyici/kullanıcının yerini anlamak için öncelikle üretim ve tüketimi birbirinin zıddı kavramlar olarak görmeyi bırakmak gerekmektedir. İzleyici/kullanıcı bir içerik tükettiğinde bir hazım süreci ve sonucunda da bir yeniden üretim yaşanmaktadır. Medya içerikleri de bu bağlamda her tüketildiğinde izleyici/kullanıcı tarafından hazmedilmekte ve yeniden üretim sürecine dâhil olmaktadır. İzleyici/kullanıcı bu anlamda sadece bir tüketici değil, tüketim işi yapan/tüketim için emek sarf eden bir birey olmaktadır. Sosyal medya ile birlikte içerik üretimi sürecine aktif bir şekilde dâhil olan izleyici/kullanıcı medya sektörünün en önemli parçalarından biri haline gelmiştir.
Kitle Medyasının Ekonomi Politiği
Medya sektörlerini tanımlamak ve medyanın ekonomi- politiğini gerçekleştirmek için medyayı belli alt bölümlere ayırarak incelemek zorunludur. Miege, bu alt bölümleri belirlemek için bazı önerilerde bulunmaktadır. İlk önerisi kültür ürününün günümüzde üretime devam edip etmediğini, teknik olarak üretilip üretilemediğini ve sosyal düzendeki yerini temel almaktır. İkinci olarak kültür endüstrisi ürünlerinin ürettiği kültürel kullanım değerlerinin öngörülemeyen karakterini yani değişim değerine dönüşme potansiyelini göz önünde bulundurmaktır. Üçüncü olarak sanat ve fikir işçilerinin,
üretimlerinin karşılığında alacakları ücretlerin yapılanması fikri gelmektedir. Dördüncü olarak fikri mülkiyete sahip ürünlerin tüketim modelini -satın alınan ve akışla gelen- dikkate almaktır. Son olarak ise uluslararasılaşma kavramlarının küreselleşme kaynaklı değişimlerin yerel olana etkisini dikkate alması gerekmektedir.
Gazeteciliğin Ekonomi-Politiği
Gazeteler ve dergiler dünyayı anlamlandırmak için kullandığımız kavram, ifade, görsel ve inanç sistemlerini şekillendiren temel medya araçlarındandır. Gazetecilikte ve dergilerde de diğer medya sektörlerinde olduğu gibi düzenleme mekanizmaları devlet ve özel sektör arasında dağılmış durumdadır.
Gazeteciliğin reklamcılıkla ve ticarileşmeyle yoğun ilişkisi gazeteciliğin eğlenceyi bilginin önüne koymasına ve dolayısıyla daha çok satış getirecek olan hikâyelere yoğunlaşmasına neden olmaktadır, bu da gazetecilik ve dergiciliğin negatif özgürlük boyutuna işaret etmektedir. İkinci bir negatif boyut da gazetecilik ve dergiciliğin hatalı bilgi ve dezenformasyon üretme potansiyelidir. Gazetecilik toplumun haber alma kaynağını oluşturmaktadır ve medyanın ekonomi-politiği için oldukça önemlidir.
Günümüzde sosyal medya, haberlerin alındığı temel medya ortamlarından biri haline gelmiş, gazetecilik de dijitalleşme kervanına katılmıştır. Pickard bu gelişmeleri de göz önünde bulundurarak gazeteciliğin ekonomi-politik analizi ve geleceği için bazı öneri ve tespitlerde bulunmaktadır. Ticari gazeteciliğin geçmişten beri hep krizde olduğunu; bu krizin yapısal olduğunu ve sistemsel olarak çözülebilecek olduğunu belirtir. Gazetecilikteki krizin demokrasi için bir tehdit oluşturduğunu; bu sorunun kamusal politika müdahaleleri gerektirecek büyüklükte olduğunu ve bu politikaların medyanın sosyal demokrat boyutunda temellenmesi gerektiğini söyler. Halka hizmet eden bir gazeteciliğin halk medyası ile mümkün olduğunu ve bu krizin son raddede bize gazeteciliğin ne olduğunu yeniden sorgulatabilecek bir fırsat olduğunu ifade eder. Gazetecilik ve dergicilik medya sisteminin önemli parçaları olarak bize medyanın ekonomi-politiğinde haber ve bilgi almanın önemini göstermektedir.
Televizyonun Ekonomi-Politiği
Televizyon ve radyonun örgütlenmesindeki ilişki biçimleri, paranın reklam yapmak isteyen şirketlerden reklamcılara, reklamcılardan ise şirketlerin isteklerine uygun izleyici kitlesini toplayan televizyon ve radyo kanallarına akışında temellenmektedir. Televizyonun reklamcılarla ayrılmaz bağı nedeniyle izleyicileri fiyatlamak için reyting araştırmaları başlamış ve bu konuda uzmanlaşan firmalar reyting ölçüm alanını da tekelleştirmiştir. Reytingler kadar önemli olan bir diğer kavram da formatlardır; televizyon formatları da küresel olarak devasa bir pazar haline gelmiştir ve başarılı olan programların formatları kaynak ülkelerden diğer ülkelere satılmaktadır. Her ülkenin kendi içinde düzenlediği televizyona yönelik düzenleme ve kural koyma yetkileri pozitif ve negatif biçimlerde
kullanılabilmektedir. Medya sektöründe merkezi bir konumda olan televizyon günümüzde de eski önemini korumaya devam etmektedir; internet ve sosyal medya televizyona yeni boyutlar eklemiş ve toplumsal yapıdaki yerini sağlamlaştırmıştır.
Film Endüstrisi ve Hollywood’un Ekonomi-Politiği
Film endüstrisi medya sektörünün en göze çarpan ve şaşaalı boyutunu oluşturmaktaysa da film endüstrisinin eleştirel ekonomi-politiğinin yapılması için sektöre yönelik sağduyuyu sorgulamak ve film endüstrisinin şov dünyası boyutunu ihmal etmemek gerekir. Film sektörünün ekonomi-politik yaklaşımla anlaşılması için onu daha geniş olan kapitalizm ve kâr bağlamında okumak gereklidir. Film endüstrisi Batı’da ortaya çıkmış ve en kârlı haline Hollywood’la ulaşmıştır, Hollywood büyük bir ekonomi- politik düzenin işlediği bir endüstri modeli olarak da anlaşılabilir. Film endüstrisinde temel ekonomik yapılar olan finansman, yapım, tanıtım, dağıtım, salonlar ve küresel film piyasası sürekli değişime uğramaktadır. Film sektöründeki değişimler dijital teknolojilerdeki gelişmelerden büyük ölçüde etkilenmektedir. Ancak Hollywood’u yöneten oligopoller filmlerin yapım ve dağıtımının sahipleri olmaya devam etmektedir. Filmlerin tanıtım ve dağıtım biçimleri de sektörün önemli bölümlerini oluşturmaktadır.
Müziğin Ekonomi-Politiği
İnsanlığın tarihi kadar eski olan müziğin ticarileşmesi ve metalaşması, müziği medyanın ekonomi-politiğinde incelenmesi gereken bir alan haline getirmiştir. Teknolojiyle ayrılmaz bir ilişkiye sahip olan müzik sektörünün gelişmesi, müzik kaydına ve dinlemeye imkân sağlayan araçlar icat edilerek müzik sektörü ticarileştiği ölçüde kapitalist yapının içinde gerçekleşmiştir.
Reklamcılığın Ekonomi-Politiği
Ekonomi-politik disiplininde reklamcılık, kapitalizmin ideolojik aktörü olduğu, tüketimi ve tüketime bağımlı bireyciliği artırdığı ve kimliklere yönelik ırkçı, cinsiyetçi ve gerici yaklaşımı nedeniyle sıklıkla eleştirilen bir alan olmuştur. Medya ve iletişim alanındaki ekonomi-politik yaklaşım ise reklamcılığı medyayla bütünleşmiş bir destek boyutu olarak görmektedir. Reklamcılık sistemi, endüstrisi, emeği, yönetimi, düzenlenmesi ve reklamcılık ile medya ilişkisi ekonomi-politik analizin odak noktasındaki alanlar olmuştur. Reklamcılık sektöründe de medya gibi yoğunlaşma söz konusudur, birkaç büyük firma reklamcılık sektörünün büyük bir kısmını domine etmektedir.
Reklamcılık internetle birlikte yeni bir boyuta geçiş yapmıştır. Meta ve Alphabet gibi devasa firmalar reklamcılığı domine etmeye başlamış, algoritma, büyük veri ve yapay zekânın da yardımıyla internet kullanıcısının her hareketini kontrol ederek isteyen firmalara satabilir hale gelmiştir. Reklamcılık ve gözetimin birbirine bağımlı ilişkisi kullanıcının rıza göstererek/rızasız biçimde gözetlenmesine imkân sağlamakta, daha fazla veriye ulaşabilen reklamcılık sektörü de daha fazla gözetime yol açmaktadır.
Yeni Medyanın Ekonomi-Politiği
Yeni medya son 20 yılda baş döndürücü bir hızla büyümüş, medyanın ekonomi-politiğinde ise yeni analizlerin odak noktası haline gelmiştir.
İnternetin Ekonomi-Politiği
1990’lı yılların sonunda başlayan internet gözetimi internetin mantığını da değiştirmiştir. Merkezsiz ve gözetime imkân tanımayan bir yapı olan internet, devlet ve özel sektörün müdahaleleriyle merkeziyetçi ve gözetimci bir ortama dönüşmüştür. Bu sebeple anonimlik, mahremiyet ve enformasyonun daha iyi dağılması gibi internet kurucularının idealleri ortadan kalkmıştır. Reklamcılar siteler yerine, sitelere giren insanların verilerini elinde bulunduran Google, Facebook ve AOL gibi firmalara yönelmiştir. Bu nedenle can çekişen gazeteciliğe son darbeyi vurduğu ve medya patronlarının ideolojilerini yansıtan içeriklerden öteye geçemediği öne sürülmektedir. Ekonomi-politik yaklaşıma göre, bu da güçlünün sesinin her zamankinden daha çok çıkmasını sağlamakta, azınlık ve marjinal toplulukların sesini daha da kısmaktadır. İnternete ulaşımdaki eşitsizlikler de dijital ayrım olarak literatürde tartışılmaktadır. Dijital ayrım, internete erişebilenler ve erişemeyenler arasındaki farka işaret eder.
Dijital bölünme olgusu, ekonomi-politiğin eleştirel boyutunun en çok odaklandığı noktalardan birisidir ve belirli kitlelerin dijital medya, teknoloji ve bilgilere ulaşması, anlaması, üretmesi ve sahip olmasının ekonomi- politik düzenlemelerle sistematik olarak engellenmesini ifade eder.
Sosyal Medyanın Ekonomi-Politiği
Sosyal medya platformları da arkadaşlık, sosyalleşme ve gündelik hayata dair medya içeriklerini internette paylaşma amacıyla kurulsa da süreç içinde kullanıcıların haber alma, iletişim ve sosyalleşme yöntemlerini kökünden değiştirmiştir. Günümüzde milyarlarca insanın kullandığı sosyal medya platformları reklamcılar için de vazgeçilmez bir alan olmuştur. Sosyal medya platformlarının gözetim, büyük veri ve algoritmalara dayanan altyapısı reklamlar için ideal bir ortam oluşturmuş ve bu sayede büyük dijital platformlar dijital reklamcılık piyasasının çoğunu ele geçirmiştir. Sosyal medyanın ekonomi-politiği bu ortamlardaki eşitsizliklere odaklanmaktadır; bu eşitsizlikler ise çoğunlukla dijital ayrımlar olarak şekillenmektedir. Sosyal medyadaki eşitsizlikler kontrol, gözetim, sömürü ve görünürlük gibi ayrımlar olarak biçimlenmektedir.
Video Oyunları ve Abonelik Tabanlı Video Yayın Servislerinin Ekonomi-Politiği
Video oyunları televizyon ve yeni medyanın gelir yollarını birleştirmesi bağlamında hibrit ve kendine özgü bir alan olmuştur. Video oyunları günümüzde bir hizmet olarak oyun prensibi üzerinden şekillenmektedir, bu nedenle bir video oyunu satıldıktan sonra da kâr elde etmeye devam edecek şekilde tasarlanmaktadır. Bir hizmet olarak oyunda önemli olan iki nokta bulunmaktadır: verileştirme ve
platformlaştırma. Verileştirme, oyunculardan toplanabilecek bütün verilerin toplanması ve bu verilerden bir artı değer ve işlenebilir anlayışlar elde etme çabasına verilen isimdir. Ballon kullanıcıların ve varlıkların kontrolü bağlamında 4 platform türü ortaya koyar: kolaylaştırıcı, tarafsız, sistem bütünleyici ve aracı platformlar. Her platform türü kullanıcıya farklı stratejilerle yaklaşmaktadır ve bu özellikler kimi zaman birbirine yakınlaşarak. Bu platformlar video oyunları kadar önemli bir başka medya sektörü olan abonelik tabanlı video yayın servislerine (Netflix, Amazon Prime Video, Disney+, Apple TV+ vb.) imkân sağlamaktadır. Bu servislerin televizyon yayınları ve sinema filmlerinden temel farkı, kullanıcıların sayısız içeriğe istediği anda ulaşma imkânıdır.
Günümüzdeki teknik gelişmeler video oyunlarının da bulut bilişim üzerinden oynanmasını sağlayacak şekilde gelişmiştir, artık oyun oynamak için bir konsol ya da bilgisayarın olması dahi şart değildir. Dijital dağıtım yöntemlerinin yaygınlaşması, küresel telekomünikasyon ve teknoloji eğilimlerini değiştirmekte ve donanımsal engellerin üstesinden gelinmesini sağlamaktadır. Bu da özellikle dizi, film ve video oyunu gibi entelektüel teliflerin çok daha hızlı ve kolay yayılmasına neden olmaktadır.
Algoritmalar, Yapay Zekâ ve Kripto Paraların Ekonomi- Politiği
Yapay zekâ ve algoritmalar, medya sektörlerinin gözetim ve kontrol için kullandığı temel araçlar haline gelmiştir. Kullanıcıların medyadaki alışkanlıkları üzerinden kullanım profillerini çıkarma, alışkanlıklarını belirleme, yönlendirme, tüketim davranışlarını inceleme ve politik eğilimlerini saptama gibi birçok veri medya sektörleri tarafından kullanıcıların rızası dâhilinde ya da rızası olmadan toplanmaktadır. Kullanıcının internetteki bütün davranışlarını kaydedebilen medya araçları, gözetimi gönüllü hale getirmekte ve bundan kâr sağlamaya devam etmektedir. Algoritmaların yeni verileri daha kolay işlemesi için de yapay zekâdaki gelişmeler birçok fırsat doğurmuştur; derin öğrenme ve makine öğrenmesi gibi yapay zekâ yöntemleri aracılığıyla algoritmalar kullanıcının suç işleme potansiyeline, tüketim alışkanlıklarına ya da kredi kullanımına uygunluğuna kadar geniş bir alanda işlem yürütebilmekte, algoritmaların kontrolünde reklamlar ve içerikler kullanıcıya sunulabilmekte, bu yolla da kullanıcıyı kendi yankı odasında hapsetmektedir. Merkeziyetçi bir yapıya sahip internet ve sosyal medya bu bağlamda kullanıcıların kamusal iletişim imkânlarını olabildiğince ortadan kaldırmaktadır. Algoritma ve yapay zekayla bağlantılı olan nesnelerin interneti de medya sektörlerinin dâhil olduğu bir alandır ve yeni medyanın geleceğini göstermesi bağlamında önemlidir. Bu bağlamda kripto paralar da medyanın geleceğini şekillendireceği düşünülen Web 3.0 alanına dahildir.