AÖF Soru Bankası

Türkiye'de SosyolojiÜnite 3 Özeti

Türkiye’de Sosyolojinin Kurumsallaşması

SOS313U-TÜRKİYE’DE SOSYOLOJİ

Ünite 3: Türkiye’de Sosyolojinin Kurumsallaşması

Giriş

Kurum, çoğunluğun paylaştığı ve bazı temel grup gereksinmelerinin karşılanması amacına yönelik, davranış örüntüleri bileşimidir. Örneğin, yaşlı bakım evleri, engelli dernekleri, çocuk yetiştirme yurtları kendi bağlamı içerisinde kurum olarak adlandırılsa da sosyolojik olarak işaret edilen kavram farklı olabilmektedir. Burada ifade edilen sosyal davranış, somut bir gerçekliğe tekamül eden belli bir yer ve zamandaki insanlar arasında cereyan eden eylemleri kapsamaktadır. Sosyolojik açıdan kurum, “toplumsal yaşamın belirli bir görünümüyle ilgili olarak ortaya çıkmış toplumsal kurallar sistemine denir”. Sosyal kurum, toplumun yapısı ve temel değerlerin korunması bakımından zorunlu sayılan, nispeten sürekli kurallar topluluğudur. Sosyal kurumlar, toplumu karşılıklı olarak birbirine uyarlayan ve bağlı kılan ilişkiler ağındaki toplumsal bütünün bir temsili olmaktadır.

Kurumsallaşma, sosyal kurumlar içerisinde “örüntü, rol ve ilişki yapısının önceden belirlenmesi, toplum tarafından onaylanması ve kendi içinde tutarlı hâle getirilmesi sürecini ifade eder”. Kurumsallaşma ile sosyal davranış öngürülebilir hâle gelmektedir. Düzenli bir sosyal ilişki sistemi geliştirerek formalleşmiş kurallara, yasalara, ritüellere bağlı sosyal etkileşimin kalıplaşmasını sağlamaktadır.

On sekizinci yüzyıl ortasındaki Avrupa Aydınlanmasını takip eden, sekülerleşme, rasyonelleştirme, demokratikleştirme, bireyselcilik ve bilimsel düşünmenin yükselişi ile karakterize olan dönem olarak modernitenin, kurumsallaşma açısından modern dünyada bireylerin yaşamı üzerindeki etkilerinin çözümlenmesi gerekmektedir. Modernizm “değişimin birçok boyutlarını içeren karmaşık bir süreç” olarak tanımlanmaktadır.

Türkiye’de Sosyolojinin Tarihsel Dönüm Noktaları

Türkiye’de Sosyolojinin varlık göstermesinde tarihsel dönüm noktaları olarak sayılabilecek iki önemli gelişme bulunmaktadır:

1. Osmanlı İmparatorluğu’ndan başlayan ve Türkiye Cumhuriyeti’ni de kapsayan bir süreç olarak yeni perspektifler kazandıran Batı Avrupa’nın toplumsal, fikirsel ve siyasal bileşiminin hedef alındığı Osmanlı Modernleşmesidir. Osmanlı İmparatorluğu döneminde ortaya çıkan modernleşme çabaları, Lale Devri’ne kadar dayandırılabilir. 2. Osmanlı’dan beri hem askerî bürokrasinin hem de düşünsel, entelektüel birçok alanda sürekliliğin devam ettiği bir süreç olarak ve modernleşme politikalarının gerek söylem gerekse pratik uygulamalarının devam ettiği Türk modernleşmesidir. Türk Moderleşmesinin tarihsel hikâyesi de oldukça gerilere uzanmaktadır. Yeni bir dünyaya bakışın

tohumlarının atıldığı Tanzimat Dönemi, köklü bir dönüşümün ilk adresi olarak gösterilmektedir

Modernite, 17. yüzyılın ortalarında Avrupa’da ortaya çıkan ve zamanla tüm dünyaya yayılan sosyal değerler sistemi ve organizasyonudur. Modernleşme, düşük gelirli toplumların, modern ekonomik kurumları, teknolojileri ve tasarruflarla verimli yatırımı vurgulayan kültürel değerleri kabul etmeleri hâlinde ekonomik olarak kalkınacakları savunulan piyasa yönelimli kalkınma sürecidir.

Türk modernleşmesinde, devletin yanında toplumsal sahanın da modernleşmesi yönünde bir çaba görülürken Osmanlı modernleşmesinde bürokratik seçkinlerin ve devlet kurumlarının etkinliği ağırlıktaydı. Bürokratik ve siyasal seçkinler tarafından düzenlenen toplumsal dünya, artık Osmanlı-İslami devlet geleneği yerine modernleştirme yönlü aktörlerin rol aldığı Cumhuriyet ile düzenlenmekteydi. Bu devrimsel nitelikteki değişimler, Cumhuriyet’i kuran kadro tarafından sadece devlet kurumlarına değil aynı zamanda toplumun da modernleştirilme yolunda dönüştürülmesine yönelikti.

Türkiye’de Sosyolojinin Kurumsal Temelleri: Ziya Gökalp ve Prens Sabahattin

Ziya Gökalp, Fransız kaynaklı Comte-Durkheim okulunun temsilcisi olarak Türkiye’de sosyolojiye katkı sunmuştur. Kıta Avrupası’nın kuramsal sosyolojik ekolü Ziya Gökalp, Anglo-Sakson ülkelerinde ağırlık kazanmış olan uygulamalı sosyolojik ekol (Science Social) ise Prens Sabahattin aracılığıyla Türkiye’ye girmiştir.

Üniversiteden önce ve ilk defa, Ziya Gökalp’ın 1910-1911 yıllarında Selanik’teki İttihat ve Terakki okulunda verdiği sosyoloji dersleri, bu bilimin Türk siyasal yaşamındaki yeri hakkında önemli bazı ipuçları sunmaktadır. Türk üniversite tarihi incelendiğinde, sosyolojinin bir ders olarak ilk defa 1912 yılında Maarif Nazırı Emrullah Efendi döneminde, Darülfünunun idari ve akademik yapısı ile eğitim programları üzerinde gerçekleştirilen yeni düzenlemeler kapsamında yükseköğretim programlarına dahil edildiğini görmekteyiz.

Türkiye’de sosyolojinin üniversite çatısı altına alınıp bir statüye kavuşturularak kurumsallaşmasındaki kişisel gayret ve başarılarının yanı sıra, dönemin şartları içinde yeni üniversite anlayışının gelişmesinde ve yükseköğretimin yeniden yapılandırılmasında, Ziya Gökalp’ın öncü çalışmaları oldukça etkili olmuştur. Gökalp’ın; tarih, etnoloji ve Türkiyat araştırmalarından, ilahiyat çalışmalarına dek uzanan geniş yelpazedeki vizyonu, pek çok araştırmacıya esin kaynağı olmuştur. Türk siyasal yaşamında erken cumhuriyet döneminin bürokratik aydınları, sosyolojik bilginin sunduğu perspektifi, Gökalp’ın girişimleri neticesinde Türk modernleşmesi çerçevesinde yürütülen pek çok reform hareketinde etkili bir biçimde kullanmışlardır.

Osmanlı/Türk toplumunda Avrupa’dakine benzer sınıflı bir toplumsal yapıyı doğuracak tarihsel ve sosyokültürel


dinamiklerin olmayışı, ilk dönem sosyolojik düşüncemizin görece daha muhafazakâr bir minvalde gelişmesini gerektirmiştir. Bu bakımdan Türkiye’de, örneğin Fransız sosyolog Le Play’in takipçisi Prens Sabahattin’in; “adem-i merkezciliği” savunan ve devletçi (kamucu) bir yapıdan bireyci (liberal) bir yapıya geçişi öneren sosyolojik görüşleri yerine, Ziya Gökalp’ın, Durkheim sosyolojisinin, iş bölümüne dayalı, organik dayanışma hâlindeki toplum anlayışına dayanan görüşlerinin sağladığı perspektife, merkezî ve yekpare bir ulus-devletin kurulmasına yoğunlaştırdığı sosyolojik çabası kabul görmüştür. Bu dönemden itibaren , “batılılaşma” kavramı da artık sıkça duyulmaya başlayacak ve sosyolojik tartışma içerisinde yerini almaya başlayacaktır.

Ziya Gökalp: Hars ve Medeniyet

Ziya Gökalp’ın Limni ve Malta Mektupları, Kızıl Elma (1914), Türkleşmek, İslâmlaşmak, Muasırlaşmak (1929), Yeni Hayat (1930), Altın Işık (1927), Türk Töresi (1923), Doğru Yol (1923), Türkçülüğün Esasları (1923), Türk Medeniyet Tarihi (1926), Kürt Aşiretleri Hakkında Sosyolojik Tetkikler, Altın Destan, Üç Cereyan, Hars ve Medeniyet, Kuğular ve Felsefe Dersleri adlı eserleri bulunmaktadır.

Gökalp’ın Türk Medeniyet Tarihi, Türkçülüğün Esasları, Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak adlı eserleri özellikle millet ve milliyetçilik konusunda Türkiye Sosyolojisi üzerine yaptığı katkılar açısından önemlidir. Gökalp, Türk Medeniyet Tarihi eserinde eski devir, orta devir ve yeni devir olmak üzere üç devreye ayırarak ortaya koyarak inceler. Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak adlı eserinde ise bu akımlar arasında çatışmanın aksine uyum olduğunu öne sürerek bu üç akımın sentezini önerir. İmparatorluktan ulus-devlete geçen süreçte yaşanan sorunlar ve bunalımlar, siyasal karışıklıklar, ekonomik durum, savaş ve kültürel değişim beraberinde Türkiye’nin ulusal uyanış ve kimliğini bulmayı hedefleyen bir dayanışma ve bütünleşmeye gitmeyi gerekli kılmıştır.

Toplumların bütün fertlerini bir araya getiren başka bir deyişle kişiler arasındaki uyumu sağlayan kurumlar hars (kültür) olarak tanımlanmaktadır. Bu kurumların hepsi o cemiyetin harsını oluşturur. Toplumlar süreç içerisinde önce ilkel kavimlere, sonrasında da dinsel uluslara, dinsel uluslar da evrimleşerek yasal uluslara dönüşürler.

Gökalp’e göre, “bir milletin güzellik, ahlak ve felsefe ile ilgili zevkleri kendine özgüdür. Bunları asla dışarıdan alamaz. Dışarıdan yalnız ifade ve anlamlar, metotlar, teknikler alınabilir. Duygular, heyecanlar, zevkler, harsın unsurları olduğu için tamamıyla millidir”.

Medeniyet (uygarlık) ise, bir cemiyetin üst tabakasını başka cemiyetlerin üst tabakalarına bağlayan kurumların tamamına verilen addır. Gökalp’e göre “medeniyet, tek ve bütündür, bu da Batı medeniyetidir”. Gökalp’ın önderliğini yaptığı Türkçülük akımı, Batı medeniyeti ile ulusal kültürel gelenekler arasında bir bağ kurmaya

çalışarak, Batıcılık ve İslamcılık arasındaki çatışmayı aşmayı amaçlamıştır.

Prens Sabahattin: Adem-i Merkeziyetçilik Ademimerkeziyetçilik (Merkez Dışılık) ve Teşebbüs-i Şahsi (Özel Girişimcilik)

Fransa’da, yeni kurulan Sosyolojinin iki ayrı akım olarak temcilsicileri A. Comte ve Le Play’dir. Prens Sabahattin, düşüncelerini daha iyi çözümleyebilmek için temel görüşlerini ve yöntembilim anlayışını yansıttığını düşündüğü Le Play’in Okulunu seçti. Le Play okulunun doğuşunda, içinde bulunduğu toplumun toplumsal durumu ve yapısı ile yakın bir ilişki bulunur.

Prens Sabahattin’in toplumsal sorunlara çözüm önerisi Gökalp gibi, Osmanlı İmparatorluğu’nun içinde bulunduğu duruma ışık tutmaktır. Sabahattin de radikal bir tutum sergilemek yerine İmparatorluğu’n yıkılmasını engellemeye yönelik yaklaşımıyla tespitte bulunur. Türk toplumunun çözümlemesini ademimerkeziyetçi ve şahsi teşebbüs temelinde İngiliz siyasetinin de etkisiyle monografi yöntemine dayalı bir zeminde yapar.

Monografi, özel bir birimi gözlemek demektir. Monografinin günümüzde, yaygınlık kazanan bir konuyu derinlemesine ele alan (dar boyutlu, sınırlı) araştırmalarda kullanıldığı görülür.

Ademimerkeziyet (merkez dışılık), bireysel girişimciliği ve kişiliği geliştirdiği gibi, toplumsal yapı ögelerini göz önünde bulunduran ve sorunlara merkezden çare aramak yerine, yerinden çare aramayı gerekli kılan bir yerinden yönetimdir.

Türkiye’de Sosyolojinin Kurumsallaşma Süreci

Türkiye’deki sosyal, politik ve düşünsel hatlarda meydana gelen kırılma, kopma noktalarının tarihi, Türk sosyoloji tarihindeki ana evreleri belirleyen süreçler ve Türk sosyolojisinin geçirdiği aşamaları belirlemektedir. Tarihsel olarak öncelikle, Tanzimat ve Meşrutiyet dönemlerinin entelektüel birikimi ve Fransız ekolü, Türkiye’deki ilk dönem sosyolojik çalışmaların ortaya çıkmasında ve gelişmesinde oldukça etkili olmuştur.

Cumhuriyet’in İlk Yıllarından İhtilallere Kadar Dönemler

1930’lu yıllarda, Türkiye’de sosyolojinin seyrine bakıldığında daha çok siyasetle yakından ilişkilerin hakim olduğu görülmektedir. Sosyoloji, bir nevi devlet bilimi olarak belirerek gelişme göstermektedir. İmparatorluk’tan Cumhuriyet’e geçiş sürecinde sosyologların ilk dönemlerde, ülkedeki siyasal değişme ve gelişmelere bağlı olarak etki ve belirlemelere açık oldukları görülmektedir

1940’lı yıllarda, Fransız, Alma ve Amerikan sosyolojisindeki gelişmeler yakından takip edilerek yapılan çalışmalar ülkemize aktarılmıştır. Hilmi Ziya Ülken ve Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu Alman ve Fransız sosyolojisi, Niyazi Berkes Amerikan sosyolojisinde yetkin isimler olarak bilinmektedir. Dönemin koşulları dikkate


alındığında, Türk sosyologlarının Ziya Gökalp ve Emile Durkheim’den etkilenerek sosyoloji anlayışlarını şekillendirdikleri görülmektedir.

İstanbul Üniversitesinde sosyoloji, sosyal siyaset dersleri veren Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu Mehmet İzzet’in öğrencisidir. Tıpkı Mehmet İzzet gibi Alman etkisi altında kalmıştır. Fındıkoğlu, iktisat sosyolojisine ağırlık vermiştir. İş hayatının sorunlarına ve işçi-işveren ilişkilerinin çözümlenmesine ağırlık vererek kooperasyon sosyolojisinin temellerinin atılmasına zemin hazırlamıştır. Kooperaratifçilik anlayışı ise birey ve özgürlük ile eşitlik ve güven unsurlarını birleştirerek bir kooperativizm- solidarizm sentezi oluşturma niyetine dayanmaktadır.

Tecrübi Sosyoloji; Sosyometri, sosyografi, içtimai zümreler ve farklılaşma, ekoloji, içtimai değer, müessese ve yapı tetkikleri, içtimai hareketlilik, değişimlere ait tetkiklerin gerek köy, şehir gibi sahalar üzerinde yapılmakta olan kısmına gerekse istatistikle incelenecek tarafına verilen isim olduğu gibi, umumi veya nazari sosyoloji de aynı tetkiklerin neticeleri üzerindeki terkibi çalışmalara, kanun araştırmalarına ve faraziye kurumlara verilen isimdir.

1940’lı yıllarda Türk sosyolojisi açısından hem kuramsal hem de metodolojik olarak bazı gelişmeler şunlardır:

1) Türkiye Sosyolojisinde, Fransız etkisi tek kaynak olma özelliğini yitirilerek yeni gelişen Amerikan ve Alman kaynaklarıyla paylaşım gerçekleşmiştir. 2) Ankara Ekolü oluşumu ile İstanbul Ekolü tek olma ayrıcalığını yitirmiştir. 3) Marksist anlayışa yönelimler artmıştır. 4) Köy ve şehir sosyolojileri çizgisinde önem kazanan çalışmalar Modernleşme/Batılılaşma ekseninde ivmesini devam ettirmiştir 5) Türk sosyolojisinin amacı, Erken Cumhuriyet döneminde olduğu gibi artık rejimi savunan resmî ideoloji sınırları içinde kalmak değil, problemlere karşı somut çözüm yolları bulmaya çabalamaktır.

1950’li yıllarda Türkiye Sosyolojisinde yaşanan çalkantılar ön plana çıkmaktadır. Bu dönem, Ankara Ekolü olarak da anılan Ankara Dil ve Tarih Coğrafya kürsüsünün kapatılarak üyelerinin üniversiteden uzaklaştırıldığı yıllar olarak tarihî hafızada yer edinmiştir. Sosyoloji kürsülerinin fonksiyonlarında ivmenin yer değiştirmesi ve Ankara Üniversitesi sosyologlarının boşalan kadrolarına asıl alanları sosyoloji olmayan kişilerin atanması ise diğer gelişmeler arasında Türkiye sosyolojisinde iz bırakmıştır.

1950 yılından sonraki dönemde, dünyadaki gelişmelere paralel olarak Türkiye’de devletçi siyaset anlayışının yanı sıra liberal diye nitelenen bir siyaset anlayışı benimsenmeye başlanmıştır.

İhtilallerden Günümüze Dönemler

Kuşkusuz ihtilaller dönemi, Türkiye’de radikal politik ve ekonomik kararların alındığı ve sosyal hayatın pek çok alanında yaşanan travmalar ve krizlerin döneme damgasını vurduğu sancılı bir sürece tekabül etmektedir. İhtilaller arasında geçen dönemde bölgesel, yerel ve uluslararası ölçekte yaşanan pek çok politik, ekonomik ve sosyal değişim ve dönüşümler, sosyolojik çalışmaları yoğun bir şekilde etkisi altına almıştır. İhtilal dönemleri, 27 Mayıs 1960 Askerî İhtilali ve 1971 Muhtırası ile başlamış, 12 Eylül 1980 Askerî darbesi ile sona ermiştir. İki ihtilal dönemi arasında, bir de 1971 yılında yaşanan askeri muhtıranın verildiği bu dönemde sosyalizm tartışmaları pek çok sosyolojik çalışmada önemli ölçüde yer edinmiştir

Tarihsel sosyoloji;

1) Toplumu, bütün topluma nüfuz eden tesir boyutlu ve geçmişe uzanan zaman boyutlu olaylarla anlamaya çalışır. 2) Toplumsal ve kültürel farklılıkları toplumsal boyut bağlamında incelemeyi kendine konu ve görev edinir.

1980 sonrası dönemde tarihüstü, evrenselci, tümelci, pozitivist, nomotetik sosyoloji veya bilim paradigması giderek gözden düşmüştür. Artık tarihselci, yerel, tikelci, hermeneutik, idiografik (somut, tekil, biricik olana göndermede bulunan) sosyoloji/ bilim paradigması benimsenmiştir. İşlevselcilik, yapısalcılık, sembolik etkileşimcilik gibi yaygın kabul gören pozitivist metodolojilerin yerini yorumsamacı (hermeneutik), postpozitivist metodolojiler ve söylem analizleri almıştır.

1990’lı yıllardan itibaren Türk sosyolojisinin ortaya koyduğu kuramsal ve tematik çeşitlenmeler; küreselleşme ve postmodernizm teorilerinin entelektüel çevrelerin ilgisine mazhar olması neticesinde filizlenmiştir. 1990’larda tartışmaya sokulan güncel kavramlardan biri de Batı-dışı modernlik kavramıdır. Bu kavramla sosyolojideki modernleşme literatürünün bakış açısı tersine çevrilmiştir.

2000’li yıllarda, Ankara, İstanbul, Mimar Sinan, Boğaziçi, ODTÜ, Ege ve Hacettepe Üniversitesi Sosyoloji bölümlerinde şiddet, kadın, yaşlanma, yoksulluk, eşitsizlik, işsizlik, ayrımcılık, teknoloji, kimlik, gençlik, turizm, çevre ve kimlik yapılan alan araştırmalarının konularını içermektedir. 2000 yılı başında Bakanlar Kurulu Kararı sonrasında Kamu yararına Dernek statüsü kazanan Sosyoloji derneği, kurulduğundan beri adını duyurmayı başaran bir kurum haline gelmiştir. Ayrıca, Küçük Gruplar Sosyolojisi, Afet Sosyolojisi, Sinema ve Sanat Sosyolojisi, Yaşlılık Sosyolojisi, Dinsel Azınlıklar Sosyolojisi, Engellilik Sosyolojisi dersleri çeşitlilik sağlamıştır.

Sonuç olarak; Türkiye Sosyolojisi açısından bakıldığında sosyologların ortak konuların tartışılması, mesleki çıkarların korunması en önemli sorunun iletişimsizlik olduğu söylenebilir.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında