AÖF Soru Bankası

Türk SosyologlarıÜnite 8 Özeti

Baykan Sezer ve Şerif Mardin

SOS312U-TÜRK SOSYOLOGLARI

Ünite 8: Baykan Sezer ve Şerif Mardin

Baykan Sezer

Baykan Sezer 1939 yılında Malatya’da dünyaya gelmiştir. Annesi ilkokul öğretmeni, babası ise göz doktorudur. Ailenin ikinci çocuğu olan Sezer, lise eğitimini Galatasaray Lisesi’nde tamamlamıştır. Daha sonra Fransa’da bulunmuştur. Fransa’da bulunduğu yıllarda Cezayir Bağımsızlık Savaşına tanıklık etmiştir. Sezer’in Doğu toplumlarıyla ilgili görüşleri bu süreçte şekillenmiştir.

Baykan Sezer’e göre sosyoloji bir tarih ürünüdür. Tarihin kaynağı ise toplumlar arası çatışmalar ve çelişkilerdir. Bu anlamda; tarihî bütünlük olmadan, Doğu-Batı çatışma ve çelişkilerini dikkate almadan sergilenen yaklaşımlar tek boyutludur. 1980 sonrası yeniden tavır belirleyen Türk sosyolojisi açısından önemli bir kilometre taşıdır. Sezer, sosyolojinin ortaya çıkışını Batı dünya egemenliği temelinde ele almaktadır. Bu bağlamda, Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılışı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda genel Batıcılaşma akımı içinde sosyolojinin Türkiye’ye ithal edildiğini belirtmektedir. Bu bağlamda Sezer’in “batıcılaşma” kavramını ele almak gerekmektedir.

Batıcılaşma: Sorgulamadan ve sonsuz bir güvenle Batı’nın tüm öğelerini ithal etmektir.

Sezer’e göre Türk sosyolojisinin önünde üç yol vardır. Bunlar:

• Batı’nın getirdiği tüm açıklamaları evrensel kabul ederek Türk gerçeğini buna göre açıklamak. • Batı sosyolojisinin yalnızca kuram ve yöntemini evrensel olarak kabul etmek. • Türk toplumunun kendine özgü sorunları vardır ve bu sorunları yine kendine özgü kuram ve yöntemlerle çözme yoluna gitmektedir. Bu seçenekler aynı zamanda Sezer’in sosyolojik görüşlerinin analizinde takip edilebilecek yol hakkında bilgi vermektedir.

Türk Sosyolojisinin Ana Başlıkları

Sezer’e göre sosyoloji, toplum sorunlarını açıklama ve çözümleme girişim ve deneylerinin bir toplamıdır. Bu durumda yapmamız gereken ilk şey genel olarak toplum tanımını yapmak daha sonra Türk toplumunun nasıl tanımlanabileceğini ortaya koymaktır. Bu bağlamda, Türk Sosyolojisinin ilk konusunu kendisine büyük ölçüde kaynaklık eden Batı sosyolojisinin anlamak ve açıklamak oluşturmaktadır. Bu noktada Batı sosyolojisinin Doğu toplumlarını tanımladığı şekli ile değil, kendi özellikleri kapsamında diğer toplumlarla ilişkilerini dikkate alarak yapılacak tanımın geçerli olacağını savunmaktadır. Türk sosyolojisine düşen ilk görev Türk toplumunu tanımlamak, bu tanımlamaya bağlı olarak sorunları saptamak ve sorunlarla ilgili çözüm önerileri sunmaktır. Sezer’e göre toplum tanımını yaptıktan sonra günümüz Türk toplumuyla ilgili bu sorunlara kaynaklık eden temel sorunları belirlememiz gerekmektedir. Sezer’e göre; Türkiye’de sosyoloji, sorunlarını ortaya koyarken aynı zamanda kendi gelenek ve yöntemlerini de kurmak zorundadır.

Köy Sorunu

Sezer’e göre Türk toplumu açısından ilk belirlenmesi gereken sorun, köy sorunudur. Sezer, Türkiye’nin Batıcılaşma kararı, Osmanlı-Türk toplumunun kendi gelişim ve çelişkilerinin doğal bir sonucu olmadığını, Türkiye’deki siyasal aktörlerin bir tercihinin sonucu olduğunu savunmaktadır. Batı tanımlarına göre Türk toplumunun temel özelliği “köylü” ve “az gelişmiş” bir toplum olmasıdır. Sonuç olarak köy, Türkiye Cumhuriyeti kuruluşu yıllarında bir lokomotif görevi görürken, günümüzde kalkınmanın önünde en büyük engel olarak görülmeye ve az gelişmişliğin bir ögesi olarak düşünülmeye başlanmıştır.

Kalkınma Sorunu

Günümüz Türk sosyolojisinin önündeki önemli sorunlardan bir diğeri kalkınma sorunudur. Gerçekte bir toplumun iktisadi açıdan güçlü olması, çeşitli tarihî olayların bir sonucudur. Hiçbir toplum olayının mekanik bir gelişme sonucu ve sırası geldiği için oluşmadığını hatırlayarak bir toplumun iktisadi açıdan güçlü olmasını da tarihî gelişmelerin bir ürünü olarak değerlendirmemiz kaçınılmazdır. Günümüzde Türk toplumu çeşitli sorunlarla karşı karşıya bulunmaktadır. Türk sosyolojisinin konusu da bu sorunlardır, bu sorunların büyük çoğunluğu diğer toplumlarla olan ilişkilerde belirlenmektedir. Batı’da sosyolojinin kuruluşu ve ortaya çıkış koşulları, Batı’nın elde etmiş olduğu dünya egemenliğinin özelliklerini, Batı toplumlarının kendini temelden sarsan sorunların neler olduğunu ve Batı düşünce dünyasının olaylara bakış açısının özellikleri Türk sosyolojisi tarafından öncelikle ele alınacak konulardır. Türkiye’de sosyoloji Batı’dan aktarma bir bilimdir ancak tarihimizden bilgi edinmek, tarihimizden gerekli sonuç ve dersleri çıkarmak Türk sosyolojisi açısından kendi kimliğini kazanmanın bir gereğidir. Türk sosyolojisi toplum sorunlarının karşılıklarını Batı sosyolojisinde bulduğuna inanmış ve bunun sonucunda her türlü bilgiyi Batı’dan aktarma yoluna gitmiştir.

Sosyolojide Yöntem Tartışmaları

Sosyoloji felsefeden en son ayrılan bilimsel disiplin olduğu için genç bir bilim dalıdır. Bundan dolayı ki yeniliğini ve farklılığını kullandığı yöntemlere ortaya koyma çabasına girmiştir. Sosyoloji diğer bilimlerin aksine bulgularının aktarılmasından önce kendi geçerliliğini, kullandığı yöntemlerin geçerliliğini ve bu yöntemlerin bilimselliğini savunmaya yönelmiş özel bir bilim dalıdır. Başka bir tabirle sosyolojide yöntem tartışmalarında sorun, sosyoloji yöntemleri olmaktan ziyade sosyolojinin kendi geçerliliğidir. Sosyolojide yöntem tartışmaları her şeyden önce kendi varlığını doğrulayabilmek amacıyla sürdürülmektedir. Sosyolojide yöntem tartışmalarının hiçbir bilimde görülmeyen boyutlara ulaşmasının nedeni budur. Sosyoloji, diğer bilimlerin aksine bulgularının aktarılmasından önce kendi geçerliliğini ve kullandığı yöntemlerin geçerliliğini ve bu yöntemlerin bilimselliğini savunmaya yönelmiş özel bir


bilim olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle de sosyoloji öğretisi öncelikle kendisinin incelenmesine eğilmiştir.

Tarihte Doğu-Batı Çatışması

Sorunlara Doğu-Batı çatışması temelinde yaklaşan Sezer, Doğu’yu da Batı’yı da iyi tanımamız ve bilmemiz gerektiğinin altını önemle çizmektedir. Doğu toplumları için önerilen modellerde amacın, Doğu’yu Batı’ya benzetmek olduğunu belirten Sezer, öne sürülen modellerde çıkış noktasının Doğu toplumlarının sorunları olmadığını, Batı’nın kendisi olduğu saptamasını yaparak sosyoloji-tarih bağlantısının önemini bir kez daha vurgulamaktadır. Buna bağlı olarak sosyoloji ve tarih ilişkisi Sezer’e göre kaçınılmazdır.

Toplumlar kendi özelliklerini kendi serüvenleri sonunda kazanmaktadır. Kendi tarihlerinin asıl yaratıcı gücü olan bu gelişme isteğe bağlı ya da ısmarlama olmaktan uzaktır. Bir toplumun özellikleri de sorunları da tarihte yaşamış bulunduğu serüvenin ürünüdür. Eğer sorunlarımızı aşmak istiyorsak sorunlarımızın kaynağının doğru saptanmasının yanında tarihin akışına yeni bir yön kazandırmakla bu sonucu elde edebiliriz.

Tarih, sosyolojinin başlıca bilgi kaynağıdır. Toplum olayı gerçekleştiği andan itibaren tarihin konusu olmaktadır. Böylece sosyoloji ile tarih birbiriyle iç içe bir görünüm içinde bulunmaktadır. Sosyolojinin tarihle olan ilişkisi öbür toplum bilimlerinden farklıdır ve çok daha yakındır. Toplum olaylarının tarihî boyutu konusunda sosyoloji doğrudan tarihe başvurmak zorundadır. Bu nedenle herhangi bir toplum olayı üzerinde doğru yargıda bulunabilmemiz için tarih bilgisine gerek bulunmaktadır. Toplumun temel niteliklerinden birinin değişme olduğu anlayışı, toplumun tarihsel bir süreç olduğu anlayışını da beraberinde getirir. Her toplum, kendine özgü koşullarıyla göreli yapısal ve dolayısıyla düşünsel aşamalardan geçmiş ve geçmektedir. Sosyolojik anlamda bu aşamalar tarihin konusu içinde yer alan olaylarla kendisini somutlaştırmaktadır.

Türk Sosyolojisinin Sorunları ve Çözüm Önerileri

Türk sosyolojisi açısından yöntem konusunun önemini ve gerekliliğini vurgulayan Sezer’e göre; “Türkiye’de sosyoloji, sorunlarını ortaya koyarken aynı zamanda kendi gelenek ve yöntemlerini de kurmak zorundadır. Ancak o zaman, gerçekten Türk toplumuna ışık tutabilir.” Sezer, Batı sosyolojisinin üzerinde ısrarla durmamız gerektiğinin altını çizmektedir. Bunun nedeni; Türk sosyolojisine büyük ölçüde kaynaklık eden Batı sosyolojisini bilmek ve Türk sosyolojisinde öne sürülmüş çoğu görüşleri gerçek anlamlarıyla tanıyabilmektir.

Türkiye’de önceleri çeşitli konularda Avrupa’nın değişik ülkeleriyle işbirliği imkanlarını aramak biçiminde başlayan Batıcılaşma akımı, kısa süre içinde bizlerin de Batılılar gibi düşünmemiz ve yaşamamızla ancak İmparatorluğun kurtarılabileceği görüş ve inancına dönüşmüştür. Bunun sonucu Batı düşünce öge ve dalları Türkiye’ye ithal edilmeye başlanmıştır. Bu arada sosyoloji de yurdumuza

girmiştir. Böylece teknik alanlarda başlayan Batı bilim ve düşüncesinin Türkiye’de kökleşmesi toplum bilimleriyle de bütünleşmiştir vurgusunu yapan Sezer, sosyolojide geçerli olan yöntemlerin Batı’nın sunduklarıyla sınırlı olduğunun da bilinmesi gerektiğini belirtmektedir. Baykan Sezer, sosyoloji tarih bağlantısının gerekliliği yönündeki görüşleriyle bağlantılı olarak; Sosyolojinin günümüze kadar ürettiği bilgilerin kaynağı Batı tarihî olmuştur. Oysa Türk toplum tarihini ele aldığımız zaman ilk gözlemleyebileceğimiz, Türk toplum tarihî ile Batı kalıplarının uyuşmazlığıdır. Genel olarak Doğu tarihinde, en azından Batı tarihinde görülen Eski Çağ-kölelik, Orta Çağ-feodalizm ve Yeni Çağ-kapitalizm kesişmesine tanık olunmamaktadır. Bu durumda bizim işe Türk tarihinde önemli değişmeleri saptamakla başlamamız gerekmektedir.

Türkiye’de sosyoloji yapmak, sosyolojinin getirdiği kutsal ve mutlak doğrularla Türkiye sorunları önünde bilgiçlik taslamak değildir. Önemli olan ve gereken Türk toplumunun günümüzde karşılaştığı sorunlara çözüm getirebilmektir. Türkiye’de sosyolojinin yeri söz konusu biçimde tanımlanınca çözüm getirmesi gereken sorunların saptanması da gerekmektedir. Sorunlar belli bir toplumun, Türk toplumunun sorunlarıdır. Bu nedenle Türk toplumunun tanımlanması sosyolojimizde öncelik kazanmaktadır.

Şerif Mardin

Şerif Mardin’in sosyal bilimler alanında, tarihsel, kültürel, ekonomik, siyasal ve sosyo-bilişsel bileşenler çerçevesinde “bağlamı” ön plana çıkaran metodolojisi; interdisiplinerliği öneren ve kaçınılmaz kılan ilgi alanları; hem Batılı hem de Batı dışı toplumlar için, kurumlaştırılması gereken akademik-epistemik bir düşünümselliği destekleyici çalışmaları ile akademik bir disiplin olarak “Sosyal Bilimler” ve özelde “Türkiye’de Sosyal Bilimler Düşüncesi” açısından çok önemli katkıları bulunmaktadır.

Hayatı

Şerif Mardin, 1927 yılında İstanbul’da doğmuştur. Orta öğrenimine Galatasaray Lisesi’nde başlamış ve Amerika Birleşik Devletleri’nde tamamlamıştır. Lisans öğrenimini 1948 yılında Stanford Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü’nde; Yüksek Lisansını 1950 yılında John Hopkins Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde ve Doktorasını 1958 yılında Stanford Üniversitesi Hoover Enstitüsü Siyaset Bilimi Bölümü’nde tamamlamıştır.

Sosyal Bilim Anlayışının Genel Özellikleri

Mardin’in çalışmaları ve eserlerindeki yöneliminin giderek artan oranda Weberci, Foucaultcu ve Bourdiuecu çizgilerle paralellikler taşıyan “socious” temelli; toplumun nesnel ve öznel gerçeklik düzeylerine yönelik göstergebilimsel bir sosyokültürel analizi ön plana çıkaran metodolojik bir eğilim barındığı belirtilmektedir.

Çalışma Alanlarının Genel Çerçevesi

Mardin’in sosyal bilimlerdeki çalışmaları, düşünce tarihi, sosyal bilimler, siyaset bilim, tarih, bilgi sosyolojisi,


sosyo-bilişsel dinamikler, ekonomi ve sosyal psikoloji çizgileri üzerinde değerlendirilmektedir.

Temel Kavramları ve Sorun Alanları

Türk Düşünce Tarihi’ne yönelik değerlendirme girişimlerinde Mardin, geçmiş dönemin birikiminden nasıl yararlanılabileceği ve geçmiş dönemin bütünsel bir zincirin halkaları üzerinden bütünlüklü bir çerçevede nasıl anlaşılır kılınabileceği konusu ile ilgilenmiştir. Türk Düşünce hayatındaki genel eğilimlerden birinin insanların kitle halinde belirli bir düşünceyi benimseme eğilimi içinde olmaları olarak açıklamıştır.

Toplumsal Yapı- Kültür İlişkisi ve “Toplum Haritaları”

Mardin’e göre, toplumsal yapılar elle dokunulur varlıklar değil, analitik inceleme araçlarıdır. Bireyler yaşadıkları toplum içindeki diğer kişilerle, özellikle de yakın oldukları gruplarla paylaşmış oldukları bir “toplum haritası” çerçevesinde anlaşılabilmektedir.

İdeoloji

Mardin, “ideoloji” gerçeği “kültür” gerçeği ile çok yakından ilintilidir ve ideolojinin saygınlığı da “kültür” mekanizmasının esaslarına dayalı olarak gelişmektedir, şeklinde savunmaktadır. İdeolojileri “sert” ve “yumuşak” olmak üzere iki ayrı kategoride değerlendirmektedir. Sert ideolojiler; sistematik bir şekilde işlenmiş temel teorik eserlere dayanan, seçkinlerin kültürüyle sınırlandırılmış, muhtevası kuvvetli bir yapıyı ifade ederken; yumuşak ideolojiler, kitlelerin daha çok şekilsiz inanç ve bilişsel sistemlerini ifade eden, vaziyet alış tutumlarını ifade etmektedir. Mardin, vaziyet alış tutumunu ise “bir insanın dünyanın diğer görünüşlerinden ayırt ettiği bir dünya görüşü karşısında davranışlarından çıkarılmış psikolojik süreç örgütlenmesidir” şeklinde açıklamaktadır.

Kitle Toplumu ve İletişim

Modern toplumda, ideoloji kavramı yeni bir işlev üstlenmek zorunda kalmaktadır. Modern toplum, “kitle iletişim araçları” ve “millî eğitim” kurumları aracılığı ile vatandaşlık ve millî kültür kavramları çerçevesinde toplumsal yapıdaki, sosyal ve iktisadi yapı parçaları arasındaki farklılaşmayı seferber ederek birbirine bağlayacak mekanizmalar geliştirmiştir.

Sivil Toplum

Şerif Mardin’e göre “Sivil toplum”, Batı’dan aldığımız siyasetle ilgili kavramlar arasında, ülkemizde en çok yanılgı yaratanlardan birini teşkil etmektedir. Mardin’e göre “sivil toplum” kavramının, Batı düşüncesinde geçirdiği evreler göz önünde bulundurulduğunda kavramın;

a) Bir medenilik anlayışı b) Batı Avrupa’nın toplumsal tarihinde çok önemli bir sosyal tarih aşamasıyla c) Tarih felsefesi alanındaki bir tartışma ile ilgili olduğu görülmektedir.

Merkez-Çevre Modeli

Keyman’a göre, “merkez-çevre” modeli çerçevesinde, Mardin’in Türk Modernleşme Tarihi’ni çözümlemesi, Max Weber’e dayanan yanıyla, sadece toplumbilimsel bir çözümleme değil, aynı zamanda bir siyasi tarih, bir siyasal modernite kuramı teşkil etmektedir. Mardin’in bu değerlendirmesinde önemli olan nokta, bu türden bir modelin Osmanlı kurumlarıyla karşıtlıklar gösteriyor olmasına ve Batı’da bu devlet modelinin gelişiminde rol oynayan toplumsal güçler ve bu güçler arasındaki tarihsel- sosyal-ekonomik ve politik uzlaşma zemininin, Osmanlı İmparatorluğu’nda gerçekleşmemiş olmasına rağmen uygulamaya konmaya çalışılmış olduğu tespitidir.

Türk Modernleşmesi: Ulus Devlet-Kemalizm-Din

Şerif Mardin’in Türk Modernleşmesi konusundaki yaklaşımlarının temel özelliği, Fuat’a göre, analiz stratejisini “modernizasyon” kavramından “modernite” kavramına geçişi sağlayacak bir perspektiften hareketle, Althusserci anlamda “epistemolojik kopuş”un olduğu bir alanın gerisindeki bir noktaya dayandırmış olmasından kaynaklanmaktadır. Aydınların modern dünyaya uyma sürecinde yaşadıkları problemler kadar, “sokaktaki adam”ın modern dünyaya uyum sağlamasındaki zorlukları da o ölçüde kabul etmemiz ve anlamaya çalışmamız gerektiğini belirtmektedir. Sonuç olarak Mardin’in görüşlerinden çıkarılabilecek derslerden biri, toplumun sorunlarının hiçbir yerde entelektüel seviyede soyut problemler olarak ortaya çıkmayacağı gerçeğini göz önünde bulundurmak gerektiğidir. Türk aydınları halkın ihtiyaç tatmini niteliğindeki sorun alanlarına yeterli ilgiyi göstermeli, halkın gündelik gerçekliği içindeki sorunları göz ardı etmemelidir. Gündelik gerçeklik içindeki bireyler açısından gerçeklik taşıyan sorunlardan hareket edilmediği sürece toplumdan uzaklaşmaya ve sürprizlerle karşılaşmaya devam edilecektir.

Şerif Mardin’in bu görüşleri Türkiye’de sosyal bilimler geleneğine yönelik önemli birer eleştirel perspektif olarak değerlendirilmelidir.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında