Parsons’a göre ailenin iki ana ve indirgenemez işlevi; Giriş çocukların birincil toplumsallaşması ve yetişkin
Toplumda çoğu insan iyi ilişkinin temelinde duygusal kişiliklerin istikrarının sağlanmasıdır. iletişim veya mahrem bir ilişkinin varlığına inanır ancak geçmişte evliliğin temelinde mahrem bir ilişki ve duygusal Parsons, modern sanayi toplumunun tipik aile biçiminin, iletişime dair bir vurgu yoktur. yalıtılmış çekirdek aile olduğunu ileri sürer.
Bir kurum olarak aile; toplum, ekonomi ve siyasetin Parsons’ın “cinsiyet rolü farklılaşması” kavramı araçsal merkezindedir (Altınay, 2014, s.240). Aile, evlilik veya ve dışavurumsal roller arasındaki kutuplaşmaya işaret kan bağı ile bir araya gelen ve mahrem ilişkiler yürüten eder.
bireylerin kurduğu toplumsal ve ekonomik bir birlik Dışavurumsal roller bakım ve duygusal destek vermekle olarak tanımlanır. ilişkilendirilirken araçsal roller maddi hedeflere
Yasalarla belirlenmiş ‘aile’ tanımının ötesinde ailelerin ulaşmaya yöneliktir. İşlevselci bakış açısı dışavurumsal varlığı söz konusudur. Bu anlamda ailenin tanımını rolleri kadınlarla araçsal rolleri ise erkeklerle “birlikte yaşayan, birbirinin fiziksel ve duygusal özdeşleştirmiştir.
ihtiyaçlarını karşılamak konusunda dayanışma içinde olan, Eleştirel Aile Kuramları kendilerini kalıcı ya da uzun süreli bir ilişki içinde sayan Sanayileşme sürecinde ailenin önemli bir değişime insan grubu” (Adak, 2014, s.167) olarak genişletmek uğradığı ve pek çok işlevini yitirdiği görüşü, 1960’lardan uygundur. itibaren aralarında Parsons’ın da olduğu çeşitli kuramcılar Aileye Yönelik Kuramsal Yaklaşımlar tarafından tartışılmıştır.
Klasik Aile Sosyolojisi Son dönemde ekonomi, antropoloji, sosyoloji gibi farklı İşlevselci bakış açısı temelinde gelişen klasik aile disiplinler; aile kurumunu incelerken ekonomik sosyolojisi, 1960’lı yılların ikinci yarısına kadar kaynaklara ulaşma ve kaynakların hanehalkı içindeki çalışmalarını üç temel ilgi alanı üzerinde odaklanarak bölüşümü üzerinde yoğunlaşmıştır. Bu ilgi, hanenin, yürütmüştür (Ecevit, 1993). Bunlardan biri ailenin toplumsal cinsiyete dayalı eşitsizliklerin yeniden üretildiği evrenselliği, diğeri ailenin işlevselliği ve rolleri, bir alan olarak tanımlanmasından kaynaklanmaktadır sonuncusu ise aile ve sanayileşme arasındaki ilişkidir. (Dedeoğlu, 2000, s.140).
En küçük birim olan çekirdek aile, anne, baba ve Çağdaş aileye yöneltilen eleştirilerden birincisi, aileyi çocuklardan oluşmaktadır. kapitalist toplumun temel dayanağı olarak görür. İkinci görüş, karı-koca ailesinin bireyselliği ezerek yok ettiğini Geniş aile, çekirdek ailenin akraba, evlilik ve evlat edinme savunur. Üçüncü eleştirel bakış açısı ise çağdaş ailedeki yoluyla büyümesiyle ortaya çıkar. Büyükanne ve cinsiyet rolü ayrımlarının doğasına ve sonuçlarına büyükbabaları, erkek kardeşleri ve onların eşlerini, kız odaklanmaya eğilimli yazarlardan, aileye kadınları ezen kardeşleri ve onların eşlerini, halaları ve yeğenleri içine bir kurum gözüyle bakan yazarlara kadar çeşitli feminist alabilir. kuramcıların çalışmalarında ortaya çıkar. (Marshall, 1999,
Murdock aileyi, cinsel ilişkinin toplumsal olarak onay s.7-8).
gördüğü, yetişkin bir erkek ve bir kadından oluşan, bir Feminist Kuramlar veya daha fazla çocuğun bulunduğu bir birim olarak Engels, Marksist bakış açısı ile ailenin kökeni ve zaman tanımlamaktadır. Murdock’ın tanımına göre toplumsal bir içindeki evrimini araştırmıştır. Engels, tek eşli çekirdek grup olarak aile; ortak yerleşim, ekonomik iş birliği ailenin, özel mülkiyetin ortaya çıkmasıyla birlikte (işbölümü) ve (biyolojik) yeniden üretim özelliklerini geliştiğini ileri sürmektedir. taşımaktadır (Haralambos ve Holborn, 1995, s.317). Ailedeki son dönem gelişmeleri Marksist bakış açısıyla İşlevselci bakış açısı, toplumun sürekliliğinin sağlanması çözümleyen Eli Zaretsky’ye göre, modern kapitalist için karşılanması gereken temel ihtiyaçların bulunduğunu toplumlarda aile, ekonomiden ayrı ve özel bir yaşam ve ailenin bu işlevlerin yerine getirilmesini sağlayan en yanılsaması yaratmaktadır. önemli kurumlardan biri olduğunu savunur. Aile üyeleri arasında uyum ve denge her zaman söz Murdock, ailenin işlevlerini yeni nesillerin üretilmesi, konusu değildir, tersine çatışma ve huzursuzluklar olağan ekonomik iş birliği ve eğitim olarak tanımlar. ve yaygındır. Feminist kuramcılara göre aile içindeki güç İşlevselci yaklaşımın önemli temsilcilerinden Talcott ilişkileri, aile bireylerinin çıkarlarının çoğu zaman ortak Parsons’a (1998) göre, modern çekirdek ailenin işlevleri olmaması anlamına gelmektedir. arasında çocukların bakımı ve bağımsızlaşmalarını Feminist kuramlar, aile yaşamının kadın üzerindeki sağlayacak yetilerin onlara kazandırılması, eşler arası olumsuz etkilerini değerlendirmiştir. Aile çalışmalarında cinsel ilişkinin düzenlenmesi ve ekonomik iş birliği vardır. ev işleri, aile-içi şiddet gibi konuları sosyolojinin gündemine getirmiştir. Ailede erkek egemenliğini ve
sözde eşitlikçi aile hayatını sorgulamışlardır. Ailede Erkeklerin güçlü ve sağlam ‘ekmek kazananlar’ olması, kadının ev-içi emeğinin topluma ekonomik katkısını kadınların ise itaatkâr ve nazik olup erkeklere ve gündeme getirmişlerdir. (Haralambos ve Holborn, 1995, çocuklara bakması gerektiği genel olarak sorgusuz sualsiz s.329). Feminist sosyologlar özellikle cinsiyetçi işbölümü, kabul edilir. eşit olmayan güç ilişkileri ve bakım etkinlikleri açısından Feministler ailenin daha eşitlikçi hâle geldiği fikrine karşı aile sosyolojisine katkıda bulunmuştur (Giddens, 2012, çıkarak ailede iç içe geçmiş iki yapının varlığını vurgular: s.280-281). Bunlardan biri, kadınların eş ve anne olarak konumları; Cinsiyete dayalı işbölümü ve aile bireylerinin hiyerarşik diğeri ise çocukların toplumsallaşma sürecidir. Çocuklar konumları, üretim ve yeniden üretim faaliyetlerinin yanı toplumsallaşma sürecinde erkek ve kadın tutumlarını sıra gelir ve kaynakların da aile bireyleri arasında eşit içselleştirip kendi çocuklarına erkek egemenliğini dağılmamasının nedenidir. aktarmayı öğrenirler.
Cinsiyetçi işbölümü, kadınların “alta sıralanma” (ikincil Kadınların ailede sömürülmesi Marksist feministlere göre konum), “ezilme” ve “sömürülme” ile tanımlanan kapitalizmin çıkarlarına, radikal feministlere göre ise toplumsal ve ekonomik konumlarını belirlemede etkilidir. ataerkil sistemdeki ücretsiz ev-içi emeğinden faydalanan erkeklerin çıkarlarına hizmet etmektedir. Cinsiyetçi işbölümü kavramı basitçe kadınların ve erkeklerin farklı işlerden sorumlu olmaları anlamına gelse Barrie Thorne klasik aile sosyolojisinin feminist de uygulamada yalnız farklı işler yapmayı değil eşitsizliği eleştirisinde dört temayı vurgular: de içerir (Ecevit, 1985, s.72). 1. Feministler birlikte yaşayan ve cinsiyetçi Tüm iktisadi, siyasi, dinî, toplumsal ve kültürel kurumlar işbölümüne sahip çekirdek aileyi, tek doğal ve genel olarak erkeklerin denetimindedir. meşru aile biçimi olarak gören ideolojiye karşı çıkar. Ataerkilliğin gündelik yaşamda karşılaşılan her örneği, 2. Feministlerin, ailenin bir analiz alanı olarak kabul ayrımcılığın bir şeklini ve ataerkil sistemin belirli bir edilmesine çalışması, erkek-akım sosyolojideki yönünü gösterir (2003, s.2): erkek çocuk tercihi, kadınlar cinsiyet temelli analiz kategorilerine karşıdır. üzerindeki ev işi yükü, kadınlar için eğitim fırsatlarının 3. Feministler ailenin farklı üyelerinin aile hayatını olmayışı, kadınların hareket özgürlüğünün kısıtlanması farklı biçimlerde deneyimlediğini öne sürer. gibi. 4. Feministler ailenin özel alan olması gerektiği Erkeklerin kadın işgücü üzerindeki kontrolünün maddi varsayımını sorgulamıştır. temelini, kadınların ekonomik kaynaklara ulaşmalarının Mary Wollstonecraft bu dönem yazılarında kadının engellenmesi ve cinsellik ile yeniden üretim kararlarını bağımsız alması; ruhen ve bedenen güçlü kapasitelerinin denetim altına alınması oluşturur kadının tutkularına, eşine veya çocuklarına köle olmaması (Hartmann’dan aktaran Tong, 1992). gerekliliğini vurgular (Tong, 1992, s.16). Feminist kuramcılar sanayileşme ve kapitalizmden önce 19. yüzyılda Harriet Taylor Mill evlilik ve boşanma var olan ataerkilliğin, kapitalizmle birlikte özgül bir yasaları ile çocuklarla kadınların durumuna dair yazılar biçime büründüğü ve güçlendiği görüşünü savunur. yazar. Feminist araştırmacılar, ataerkilliğin sanayileşme ve Farklı feminizmleri uzlaştırma çabası içindeki sosyalist kapitalizm öncesinde var olmasına rağmen kapitalizmle feministlerden Alison Jaggar “yabancılaşma”, Iris Young birlikte özgül bir biçime büründüğü görüşünde genel ise “cinsiyetçi işbölümü” gibi birleştirici kavramları olarak uzlaşırlar. Feminist kuramcılar, ailenin güç ilişkileri çözümlemelerinin merkezine almıştır. içeren bir kurum olarak görülmesini sağlayarak sosyolojiye katkıda bulunmuştur. Margaret Benston’a göre birincil üreticiler ve sadece ikincil tüketiciler olan kadınlar, “ev ve aileyle ilişkili Ataerkil aile biçiminde; erkeğin aile reisliği ve otoritesi, etkinliklerde kullanım değeri üretmekten sorumlu” bir aile ücretine dayalı kadının bağımlılığı ve aile-içi şiddet, toplumsal sınıf oluştururlar (1992, s.53). Marksist aile ideolojisi tarafından meşrulaştırılmakta ve aynı feministler ayrıca ev işinin ücretli olup olmaması zamanda aile-içi güç ilişkilerinin temelini oluşturmaktadır. konusunda da tartışmalar yürütmüşlerdir. Aile ücreti, 19. yüzyılın başında ücretlerin iyileştirilmesi Eli Zaretsky ve Ann Foreman gibi kuramcılar kapitalist için mücadele eden erkek sendikacıların, ücretlerinin eşe sistemde kadının ikincil konumunu üretimin evin dışında, ve çocuklara bakmaya yetecek kadar olması gerektiğine başka bir alanda yapılmasına bağlar. Zaretsky, kapitalist dair koydukları bir hedeftir. sistemin ev kadınlarının ev-içi emeğine dayandığını Medyada özellikle televizyon reklamlarında ve popüler belirtmektedir. dizilerde eş ve anne rolü vurgulanarak kadınlar, dar bir rol Foreman, ailelerinin ve arkadaşlarının kadınlara aralığında temsil edilir ve böylece kadınların rollerine dair ihtiyaçlarının kalmaması durumunda kadınların benlik düşünceler pekiştirilir. algılarını yitirerek büyük bir yabancılaşma
yaşayacaklarına çünkü yalnızca başka insanların 6. Çocukların haklarının genişletilmesine doğru gereksinimlerini doyurmaya kendilerini adadıklarına genel bir eğilim vardır. dikkat çeker (Tong, 1992, s.45). 7. Aynı cins birlikteliklerin kabul edilmesi artmıştır. (Giddens, 2012, s.252). Radikal feministlere göre kadınların ezilmesi, en temel ezilme biçimidir. Radikal feministler kadın bedeninin ve Evlilikle ilgili araştırma konularından biri, evlilikteki doğurganlığının denetim altında olduğunu vurgularlar. başarının hangi ölçütlere göre değerlendirileceğidir. Üreme ve anneliğin kadının bakış açısından güçlendirici Çeşitli çalışmalarda istikrarın yeterli bir gösterge ve haz verici olması sağlanmalıdır. olmadığı, bazı çiftlerin mutsuz evliliğe rağmen birlikte kalmaya devam ederken bazı çiftlerin başkalarının Evlilik ve Boşanma imrenebileceği bir ilişkiyi bitirdiği ayrıca evlilik kalitesi
Evlilik ve boşanma konusunda yaygın olarak görülen ile evlilikteki sorunların birbirinden bağımsız olduğu çalışmalar, klasik aile sosyolojisi geleneğine dayanan ve görülmüştür. Evliliğin ruh sağlığı açısından erkeğe cinsiyet ilişkileri ile eşitsizliklerini sorgulamayan faydalarının kadına kıyasla fazla olduğu pek çok araştırma araştırmalardır. tarafından kanıtlamıştır. (Marshall, 1999, s.224-225).
Evlilik Çocuk evlilikleri, cinsiyet eşitsizliklerinin çarpıcı bir Evlilik, geleneksel olarak yetişkin bir erkek ve yetişkin bir göstergesidir. Birleşmiş Milletler UNICEF ve Girls Not kadın arasındaki, yasal geçerliliği olan, belirli hak ve Brides raporlarına göre, dünya genelinde her 2 saniyede yükümlülükler getiren bir ilişki olarak kabul edilir. Ancak 15 yaş altındaki bir kız çocuğu zorla evlendiriliyor. 18 çağdaş toplumlarda evlilik bazen daha esnek yaşından önce evlenen kız çocuklarının toplam sayısı yılda değerlendirilerek birlikte yaşamak şeklinde 12 milyona ulaşıyor. Çocuk yaşta evliliklerde kız gerçekleşebilir. çocukları, ölümcül sonuçlar verebilecek erken ve istenmeyen gebelik riskiyle karşı karşıya bırakılıyor. Karı-koca ailesi; eşler ve onlara bağımlı çocuklardan Sağlık sorunları yaşıyor. Eğitim yaşamı sona eriyor. oluşan, evlilik ilişkisinin vurgulandığı bir aile sistemidir. Duygusal, fiziksel ve cinsel şiddet görüyor. Yoksulluğa Geniş akrabalık ağlarından bağımsız bu ailelerde boşanma maruz kalma riski artıyor. (www.unicef.org; oranları görece yüksektir. Uzun süredir birlikte olmasına www.girlsnotbrides.org). rağmen fiilen evlenmemiş eşler için de kullanılan bir terimdir. Boşanma
Evliliğin hukuki açıdan birtakım avantajlar getirdiği Boşanma oranları evlilikteki mutsuzluğun doğrudan bir söylenebilir: Edinilen malların paylaşımı, miras, sağlık göstergesi değildir. Öncelikle boşanma oranları fiiliyatta sigortası, hastanede karar verme hakkı, cezaevinde açık ayrılmış ancak yasal olarak boşanmamış kişileri görüş hakkı, çift indirimleri, kredi çekme ve mal edinmede kapsamaz. Ayrıca evliliklerinden memnun olmayan ortak gelir gösterebilme, birlikte vize alabilme, eşlerden insanlar çeşitli nedenlerle bir arada kalmayı seçebilirler.
biri yabancıysa oturma ve çalışma izni alabilme vb. gibi. Diane Vaughan ayrılma veya boşanma sürecinde çiftler (Tarhan, 2014, s.125). arası ilişkileri çözümlemiştir. Kısa süre önce ayrılmış veya Türkiye’de eşcinsellerin müşterek çocuk vesayeti, boşanmış, çoğu orta sınıftan yüzden fazla kişiyle partnerlik yasası ve evlilik hakkı mevcut değildir. LGBT görüşmüştür. “Çift bağını koparma” kavramını uzun süreli (lezbiyen, gey, biseksüel, trans) bireylerin aile kurması ve ve samimi bir ilişkinin parçalanması anlamında ebeveyn olmasıyla ilgili konular toplumsal hareketler kullanmıştır (Giddens, 2012, s.265).
içinde gündem olmaktan uzaktır (İş, 2014, s.159-160). Vaughan’ın “başlatıcı” adını verdiği birey, ilişkiden
Her ne kadar dünyanın bütün bölgelerinde tam anlamıyla ötekine göre daha az doyum sağlamaya başlar ve partnerin ve aynı biçimde gerçekleşmese de dünya çapında son kusurlu olduğu konularla ilgilenmeye başlar. Vaughan dönemlerde evlilikle ilişkilendirilebilecek önemli bunun, bir bireyin ötekinin çekici özelliklerine değişimler şöyle sıralanabilir: odaklanarak daha az kabul edilebilir özelliklerini yok saydığı bir süreç olan “âşık olma” sürecinin karşıtı 1. Boylar ve öteki akraba toplulukları etkileri olduğunu savunur. (2012, s.265). bakımından gerilemektedir. 2. Bir eşin özgürce seçilmesi yönünde genel bir Evliliğin parçalanması genellikle hem eşler hem çocuklar eğilim vardır. için duygusal gerginlikle dolu olmasının yanında eşlerden 3. Gerek evliliğin başlatılması gerekse aile biri veya her ikisi için maddi zorluğa neden olur. Maddi içerisinde karar verme bakımından kadınların zorluk özellikle erkekle eşit eğitim ve istihdam hakları daha geniş olarak tanınmaya başlamıştır. imkânlarına sahip olmayan kadınlar için geçerlidir.
4. Düzenlenmiş evlilikler gittikçe azalmaktadır. Türkiye’de yasalarca belirlenen nafaka, “yoksulluk” ve 5. Erkekler ve kadınlar için daha yüksek cinsel “iştirak” olmak üzere iki türlüdür. Yoksulluk nafakası, özgürlük düzeyleri, çok kısıtlayıcı olmuş olan boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek tarafa kusuru daha toplumlarda gelişmektedir. ağır olmamak koşuluyla ödenir. İştirak nafakası ise ortak
çocukların velayetini üstlenmiş tarafa çocukların Annelerin çocuk bakımında eşlerinden çok kadın masraflarını karşılaması için ödenir. akrabalarla ve komşularla geliştirdikleri dayanışma ağları sınıfsal farklılıklardan bağımsız olarak dikkati Annelik ve Babalık çekmektedir.
Annelik Alison Jaggar’a göre modern anneliğin getirdiği toplumsal Ataerkil sistemde erkeklerin denetim alanlarından biri ilişkiler bağlamında anne ile çocuk arasındaki karşılıklı kadınların doğurganlık gücüdür. Doğurganlığın kontrolü, bağımlılığın aşırı bir düzeyde olması, annenin çocuğunu bireysel erkek denetiminin yanı sıra din ve siyaset gibi tam bir insan olarak algılamasını imkânsız kılmaktadır erkek egemen kurumlar aracılığıyla da gerçekleşir. Erkek (1983, s.188). egemen kurumların, kadınların doğurganlık gücü ile ilgili kurallar koymasına kurumsallaştırılmış denetim adı verilir. Çocuk, yaşlı ve hasta bakımı, kadınların karşılıksız ev-içi (Bhasin, 2003, s.4). emeği ile sağlanmaktadır. Kadının kamusal alana yeterince katılması için kreş ve bakımevlerinin sosyal bir Yıldız Ecevit’e göre kadınların erkeklere bağımlılığının hak olması gerekir. ideolojik ve ekonomik boyutları mevcuttur. Bu çerçevede kadınların ailedeki erkek, çocuk, yaşlı ve hasta kişilere Babalık verdiği bakım hizmeti de klasik aile sosyolojisinin ve İşlevselci bakış açısından etkilenen klasik aile sosyolojisi, işlevselci bakış açısının ileri sürdüğü gibi yalnızca çekirdek aile tipini “ideal tip” olarak belirlemiştir. “annelik”, “sevgi” ve “koruma” ideolojileriyle açıklanamaz. Bu aile modeli “normal” aileyi baba, anne ve iki çocuktan oluşan; babanın ‘ekmek getiren’, annenin ‘yuva yapan’ Bakım bazen başka birinin psikolojik olarak iyi oluşuna olduğu; orta sınıftan bir aile olarak varsayar (Ecevit, göre ayarlanma anlamına gelir. Kadınlar temizlik ve çocuk 1993). “İdeal aile” içinde kadın, ev merkezli “anne” ve bakımı gibi somut görevlerin dışında kişisel ilişkilerin “eş” rolleriyle, ev işleri ve çocuk bakımından sorumlu ev korunmasına yönelik duygusal emek yatırımında da kadını olarak tanımlanmaktadır. Erkek ise ev dışında bulunurlar. Sevgiye dayandırılan bakım etkinlikleri ücretli çalışmasıyla evi geçindiren aile reisi konumunda dinleme, algılama, çözüm için çabalama gibi eyleme kabul edilmektedir. Buna bağlı olarak aile içinde kız ve becerisi gerektiren işlerdir. erkek çocuklarına karşı, cinsiyete dayalı farklı tutum ve
Kapitalist sistem içinde kadınlar, özgül bir ezilmişlik ile davranışlar sergilenmektedir.
karşılaşırlar. Bunun nedeni, kadınların ücretli emek Bonnie Fox’a göre sanayileşmiş kapitalist toplumlarda, iş alanından dışlanmaları ve evde üstlendikleri yeniden yerinde tatmin duygusunu tadamayan pek çok erkek, üretim sorumluluklarıyla sınırlandırılmalarıdır. s doyumu özel hayatlarında aramaktadır. Fox’a göre
Kadınlar istihdam edildiğinde bile ev işleri ve çocuk sanayileşme, erkeklerin hâlihazırda güçlü olan bakımından birincil olarak sorumlu olmalarından dolayı iş pozisyonlarını daha da kuvvetlendirmekte ve erkeklerin pazarında dezavantajlı konumdadırlar. Bu da kadın aile reisi olarak baskınlığının sürmesine neden olmaktadır emeğinin ucuz işgücü olarak sömürülmesiyle sonuçlanır (Fox, 1993).
(Safa, 1995). Kadınların ücretli işlerde çalışması, Kamusal ve özel alanları kendi aralarında paylaşan kurtuluşlarının gerek koşullarından olmasına rağmen erkekler ve kadınlar, farklı türden bedeller öder. erkeklerle eşit olmaları için yeter koşul değildir. Evdeki Kadınların ödediği bedeller ekonomik bağımlılık, özerklik işler özel alanda ve kadınların sorumluluğunda oldukça eksikliği, yalıtılmışlık ve stres olarak sıralanabilir. Evin kadınlar ancak ‘çifte yük’ taşıyacaklardır (Benston, 1982, bütün geçim yükünü üstlenen erkekler ise çocuklarıyla s.126). Çifte yük veya ikinci vardiya ev dışında ücretli yeterince zaman geçiremez, genellikle eşlerinden başka işlerde çalışan kadınların ev işlerinden birincil derecede arkadaş edinemez. sorumlu olmaya devam etmelerini ve hem evde hem işte çalışmalarını açıklayan bir kavramdır. Kavramsal olarak “yeni babalık”, değişen babalık rolleri içinde babalığın yeniden kurgulanmasını ifade eder Kadının toplumsal cinsiyet rolüne uygun “anne” ve “eş” (Birkalan Gedik, 2014, s.267). Babalık kavramı, pek çok konumu, onun ücretli ve ücretsiz emeğinin sömürülmesini toplumda anneliğe göre ikincil bir konumda yer alsa da yoğunlaştıran ve gerek ev içindeki gerek ev dışındaki babaların çocuk bakımına katılımı son yıllarda ikincil konumunu pekiştiren bir sonuca yol açar (Ulusoy, artmaktadır. 2014, s.114). Kadınların ev hanımı ve anne rollerinin kadınların ezilmesindeki payı büyüktür. Birbirlerini Geleneksel babalar, diğer babalık kategorilerinin güçlendirdikleri ve tamamladıkları için bu iki rolü nitelikleri arasında da kısmen yer bulan, hâkim ve kutsal birbirinden ayırmak kolay değildir. babalık algısını oluşturan özelliklerin baskınlığıyla dikkat çeker. Eve ekmek getiren, ailenin direği, evin reisi, dağ Annelik sosyolojik açıdan aile kurumunun bir alt-kurumu gibi, çınar gibi sağlam, sahip çıkan, harçlık veren, nasihat olarak değerlendirilebilir. Ancak kurumsallaşmış anneliğe eden, meslek öğreten, çocuğuna örnek olan baba algısı, atfedilen değer ile annelerin kendilerine verilen değeri geleneksel babalara atfedilen nitelikler arasındadır. deneyimlemesi birbirinden farklı olgulardır.
Bütün çocuk bakım işlerini yapan ve bununla övünen çizgi telafi etmek için olumlu tedbirler alma yükümlülüğü dışı babalar, tüm konularda açık görüşlü bir yaklaşım getirilmiştir (Yüksel-Kaptanoğlu, 2018, s.52). sergiliyor, çocukları arasında cinsiyete göre ayrım Aile-İçi Şiddet Türleri yapmıyor, ev işleri ve çocuk bakımında cinsiyetçi olmayan işbölümünün gereğini vurguluyorlar. Dünya Sağlık Örgütü’nün araştırmalarında kabul ettiği ölçütlere göre şiddet türleri şu şekilde sınıflandırılabilir: Batı’da daha önce yapılmış bir çalışma ilgili babalığın üç önemli bileşenini etkileşim, erişebilirlik ve sorumluluk • Fiziksel şiddet olarak belirlemiştir. (2017, s.18). Türkiye’de babalık • Cinsel şiddet araştırmasında ilgili babalığın boyutları olarak yakınlık, • Duygusal şiddet kontrol ve bakım davranışları öne çıkmıştır. • Ekonomik şiddet
Babaların çocuklarıyla ilgilenmesi, çocukların Fiziksel şiddeti ölçmek için kullanılan “tokat atmak, can gelişimlerini desteklemenin yanı sıra annelerin de annelik yakacak bir şey fırlatma, itme, tartaklama, saç çekme, davranışlarını etkilemektedir. yumruk ya da can yakacak bir şeylerle vurma, tekmeleme, sürükleme ya da dövme, boğazını sıkma ya da bir yerini İlgili babalığın tüm dünyada yaygınlaşması hem çocuk yakma, bıçak, silah gibi aletlerle tehdit etme ya da bunları gelişimine hem de kadınların potansiyellerini kullanma” eylemleri fiziksel şiddeti oluşturan eylemlerdir. gerçekleştirmelerine katkıda bulunacaktır. Cinsel şiddeti ölçmek için “istemediği hâlde fiziksel güç Aile-İçi Şiddet kullanarak cinsel ilişkiye girilmesi, istemediği hâlde korku Aile-içi şiddet, aynı çatı altında yaşayan aile bireylerinden nedeniyle cinsel ilişkiye girilmesi ve cinsel olarak birine karşı ailenin diğer bir bireyinin şiddet uygulaması aşağılayıcı ya da küçük düşürücü bulduğu bir şeyi olarak tanımlanmaktadır. yapmaya zorlama” eylemlerine maruz kalınıp kalınmadığı
Aile-içi şiddet, aile üyeleri arasında var olan güç araştırılır.
ilişkilerinin önemli bir göstergesidir. Ecevit’e göre, kadın Duygusal şiddet “hakaret ya da küfür ederek üzme, ve aile üzerine yapılan araştırmalar, farklı bakış açıları başkalarının yanında aşağılama ya da küçük düşürme, geliştirerek aile-içi ilişkilerin, her zaman dengeli ve korkutma ya da sindirecek biçimde tehditkâr davranma, destekleyici ilişkiler olmadığını göstermiş ve kontrol, kadına veya yakınlarına zarar vermekle tehdit etme” çatışma, şiddet ve eşitsizlik kavramlarının da aileyi eylemlerine maruz kalınıp kalınmadığına ilişkin sorular tanımlamada belirleyici olduğunu ortaya çıkarmıştır. aracılığıyla ölçülmektedir.
Aile-içi şiddet, “aynı çatı altında yaşayan aile Dünya Sağlık Örgütü’nün araştırmalarında ekonomik bireylerinden birinin, diğer aile bireyine karşı, tehdit, şiddet belirtilmemesine rağmen ekonomik özerklik başlığı aşağılama, sözlü ya da fiziksel saldırı yoluyla aile altında yer alan “çalışmak istediğiniz hâlde çalışmanıza bireyinin fiziksel, cinsel ve psikolojik bütünlüğüne zarar engel olma ya da işten ayrılmaya neden olma, başka verebilecek her türlü davranışına” denmektedir ve bu harcamalar için parası olduğu hâlde evin ihtiyaçları için tanıma göre “kanunda bahsedilen aile kavramı, aynı çatı para vermeyi reddetme, kadın istemediği hâlde gelirinin altında oturmak kaydı ile eşler (karı-koca), çocuklar, elinden alınması” gibi maddeler ekonomik şiddet olarak kayınvalide, kayınpeder, görümce, gelin, elti, amca, dayı, tanımlanmaktadır. hala, teyze, enişte vs.”yi kapsamaktadır (Ekşioğlu, 2002). Bu şiddet türlerine ek olarak teknolojinin yaygın Araştırmalar kadınların en çok, yakın ilişkide bulundukları kullanımıyla gündelik yaşamımıza giren dijital şiddet ve erkekler tarafından şiddete maruz kaldığını ortaya siber zorbalık gibi kavramlar da giderek önem koymuştur. Bu nedenle ayrım genellikle, “partner şiddeti” kazanmaktadır. ve “partner dışı şiddet” biçiminde yapılmaktadır. Aile-içi şiddetin ulaştığı son noktanın kadın cinayetleri Aile-içi şiddet, kadınlara karşı işlenen suçların en sık olduğu söylenebilir. Birleşmiş Milletler Kadın Birimi, rastlananı olup kadınların ailelerindeki erkeklerin veya kadın cinayetini bir kadının şiddetle ve kasıtlı öldürülmesi yakından tanıdıkları erkeklerin şiddetine uğrama riski şeklinde tanımlar. yabancı erkeklerin şiddetine uğrama riskinden çok daha fazladır. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 2002 yılında ‘namus’ adına işlenen suçların insan hakları sorunu olduğunu ve Devlet, cinsiyet temelli ayrımcılığı ve kadına karşı şiddeti önleme, kovuşturma, suçluları cezalandırma konusunda ortadan kaldırmaya yönelik bütün tedbirleri almakla devletlerin gerekli özeni göstererek bu yükümlülüklerini yükümlüdür (Ayata, 2014, s.204). 1993 yılında Viyana yerine getirmesi gerekliliğini vurgulamıştır. Namus adı Bildirisi’nden sonra birçok uluslararası sözleşmede, altında işlenen hiçbir suçun kültürel veya dinî değerlerle devletlere kadınları şiddetten korumak ve şiddeti önlemek, bağdaşmayacağı vurgusu yaparak devletlerin namus adına şiddet uygulayanları şiddet eylemleri nedeniyle kadınlara karşı işlenen suçların ortadan kaldırılmasına cezalandırmak ve şiddete maruz kalanların zararlarını yönelik önlemler alması konusuna dikkat çekmektedir.
(Yüksel-Kaptanoğlu, 2018, s.50-51).
Aile-İçi Şiddet Çalışmaları
Günümüzde önemli bir çalışma alanı olan aile-içi şiddet konusunda, akademik çalışmaların yanı sıra kadın kuruluşları, bazı devlet kurumları ve sivil toplum örgütleri tarafından uluslararası ve ulusal seminerler, toplantılar, anlaşmalar, yayınlar, haberler, protestolar, kampanyalar ve benzeri faaliyetler yapılmaktadır. Yapılan çalışmalar Türkiye’de aile-içi şiddetin yaygınlığını ve ciddiyetini gözler önüne sermektedir.
Uluslararası Af Örgütü (2004) Türkiye, Aile içi Şiddete Karşı Mücadelede Kadınlar başlıklı raporunda Türkiye’deki kadınların en az üçte biri ile yarısı kadarının, aile-içi fiziksel şiddete maruz kaldığını; dövüldüğünü, tecavüze uğradığını, öldürüldüğünü veya intihara zorlandığını belirtmektedir.
Türkiye’de kadınlara yönelik toplumsal cinsiyet temelli şiddet açısından ülke genelinde niceliksel verisi eksik olan konu başlıkları şöyle sıralanabilir: ısrarlı takip, genç kadınlara yönelik siber zorbalık/siber taciz, kadın cinayetleri, kadın ticareti, çatışma ortamında kadınlara yönelik şiddet/tecavüz, yaşlı kadınlara yönelik şiddet/istismar, işyerinde kadınlara yönelik psikolojik taciz (mobbing), şiddet ve taciz, flört şiddeti ve çocukların fahişeliğe zorlanması, çocuk satışı, çocuk pornografisi, kız çocukların eğitimlerinin engellenmesi. (Yüksel- Kaptanoğlu, 2018, s.28).
Aile-içi şiddet, kamuoyunda yaygın bir şekilde tartışılmakta ve aile danışma merkezleri ve kadın sığınakları bu konuya çözümler üreten en önemli kurumlar arasında yer almaktadır. Ancak “Ailede kadın-erkek ve çocuklar arasındaki hiyerarşik ilişkiler ve güç, otorite ve kontrol yapıları değişmeye uğramadıkça aile-içi şiddetin devamı kaçınılmaz görülmektedir” (Ecevit, 1993, s.19).