Kadınların sağlık alanında yaşadıkları tüm bu Toplumsal Cinsiyet Ayrımcılığı olumsuzluklar, kadını geleneksel eş ve anne rolleriyle
Toplumsal cinsiyet ayrımcılığı, kadınların yalnızca ‘kadın’ tanımlayan, iş yaşamına ve karar mekanizmalarına olmaları nedeniyle maruz kaldığı ayrımcılığın adıdır. katılımını kısıtlayan toplumsal cinsiyet ayrımcılığının bir Erkek egemenliğinin sürdürülmesini sağlayan temel sonucu ve tekrarıdır (Akın ve diğerleri, 2008). Bu nedenle dinamiklerden biri olan bu ayrımcılık biçimi, günlük toplumsal cinsiyet ayrımcılığının ortadan kaldırılarak yaşamda kullanılan sözel ifadelerden davranışlara, kadınların sağlık hizmetlerinden tam, eşit ve en yüksek toplumsal değer yargılarından hukuk normlarına kadar pek standartlarda faydalanmalarını sağlamak, kadının insan çok alanda kadının karşısına çıkmaktadır. haklarının tam olarak sağlanmasının temel koşullarından
Toplumsal cinsiyet ayrımcılığının toplumdan topluma biridir (KSGM, 2008).
farklılaşan görünümleri bulunmaktadır. Örneğin bazı Toplumsal Cinsiyet Ayrımcılığının Bir Görünümü: toplumlarda kadınlar, reşit olmadan evlenmeye Kadının Eğitim Hakkının İhlali zorlanmakta, hane halkının rızası olmaksızın sağlık Eğitim hakkı da, tıpkı sağlık hakkı gibi kişinin yaşamını, muayenesi yaptıramamakta, eşinin izni olmaksızın ev insansal olanaklarını gerçekleştirerek sürdürmesi için dışına çıkamamaktadır. Anne rahmindeki bebeğin kız gereken temel haklardan biridir. Ancak dünya genelinde olması nedeniyle kürtaj kararı alınması ve kız bebeğin erkeklere göre kadınların eğitim hakkından doğumundan sonra öldürülmesi ise toplumsal cinsiyet yararlanabilmelerinin önünde çok daha fazla engel ayrımcılığının en çarpıcı örneklerindendir. Ancak hemen bulunmaktadır. UNESCO (2015) tarafından yayınlanan her toplumda kadınların sağlık, eğitim gibi temel haklara rapora göre temel eğitimlerini yarıda bırakmak zorunda erişimi kısıtlanmakta, istihdam, politika gibi alanlarda kalanların çoğunluğunu ve dünya üzerinde düşük ikincilleştirilmekte ya da bütünüyle bu alanlardan okuryazarlık düzeyine sahip gençlerin ve yetişkinlerin dışlanmaktadır. üçte ikisini kadınlar oluşturmaktadır.
Toplumsal Cinsiyet Ayrımcılığının Bir Görünümü: Kadınların yükseköğrenime katılım oranları her geçen yıl Kadının Sağlık Hakkının İhlali artmakla birlikte, bilim ve mühendislik gibi belirli
Sağlık hakkı, insanların sahip oldukları temel alanlarda halen yetersiz temsil edilmekte, doktora veya haklardandır. Bu hak elbette hem kadınların hem de eşdeğer programlar gibi daha ileri düzeydeki erkeklerin eşit düzeyde sahip oldukları bir haktır. Ancak yükseköğrenim seviyelerine girme ve mezun olma pek çok toplumda, kadınların sağlık kuruluşlarına olasılıkları daha düşük seyretmektedir (OECD, 2016). başvurmaları, tedavi olmaları mevcut sağlık hizmetlerini Eğitim alanında toplumsal cinsiyet ayrımcılığının ortadan gerçek anlamda kullanmaları engellenmektedir. Toplumsal kaldırılabilmesi için kadınların örgün eğitime kayıtlarının cinsiyet ayrımcılığı, kadınların hem fiziksel hem de yapılmasının ötesinde gerçek katılımlarının sağlanması psikolojik sağlıklarını farklı biçimlerde oldukça olumsuz gerekmektedir. Eğitimde eşit fırsatlara sahip olabilmeleri etkilemektedir. Kadınlarda depresyon, kaygı bozukluğu, için kadınların adil muamele görmeleri ve eğitim somatik şikâyetler gibi psikolojik rahatsızlıkların görülme programlarının toplumsal cinsiyete dayalı önyargı ve kalıp sıklığı, erkeklere oranla daha fazladır. Ayrıca psikolojik yargılardan arındırılması sağlanmalıdır. Eğitim alanında bir rahatsızlığa sahip olmak, aynı rahatsızlığa sahip bir toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanabilmesi için erkek ile karşılaştırıldığında kadın üzerinde çok daha kadınların bireysel yetenekleri ve çabalarına koşut eğitsel zedeleyici etkilere yol açmaktadır. çıktılara ulaşabilmelerinin önündeki engellerin ortadan
Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre toplumsal normlar ve kaldırılması da son derece önemlidir. Son olarak değer yargıları altında teşhis için sağlık kuruluşlarına kadınların ve erkeklerin kaynaklara erişimleri ile başvuramamaları ya da tedaviye başlayamamaları ekonomik, sosyal, kültürel ve politik etkinliklere katılma nedeniyle kadınların git gide daha fazla oranda HIV/AIDS ve bunlardan fayda sağlama olanaklarında eşitliğin kurbanı haline geldiğini vurgulamaktadır. Kadın sağlığı sağlanmasıyla eğitimde toplumsal cinsiyet eşitliği açısından çok önemli olan bir diğer konu da, istenmeyen hedeflerine ulaşılabilecektir (USAID, 2008).
gebelikler ile sağlık kurumlarının dışında gebeliğe ilişkin Toplumsal Cinsiyet Ayrımcılığı ve Ücretli Çalışmaya yapılan müdahalelerin önlenmesidir. Akılda tutulmalıdır Katılım ki, doğum kontrolü ve kürtajla ilgili olumsuz söylem ve Kadın ve erkeğin yaptığı işler arasında, bu iki toplumsal uygulamalar da kadınların yaşamlarına mal olabilecek cinsiyetten birini ötekine göre daha avantajlı kılan yapay toplumsal cinsiyet ayrımcılığı örnekleridir. Türkiye’de bir ayrışma bulunmaktadır. Cinsiyetçi işbölümü adı istenmeyen gebeliklerin 10 haftaya kadar sonlandırılması verilen bu iş ayrışması, kadının çalışmasını erkeğinkine yasal olarak düzenlenmiştir. Ancak Kadir Has Üniversitesi göre daha az değerli kılmakta ve kadını aile içinde Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Merkezi konumlandırılarak, talebe göre ücretli çalışmaya tarafından 2016 yılında gerçekleştirilen bir araştırmaya katılımının koşullarının belirlenmesine ya da bütünüyle göre kadın doğum bölümü bulunan 431 devlet engellenmesine temel oluşturmaktadır. Bu işbölümü, hastanesinden yalnızca %7,8’inde isteğe bağlı kürtaj ücretli çalışmadan sorumlu tutulan erkeklerin ekonominin hizmeti verilmektedir. gerektirdiği niteliklere ve gelire sahip olmasına, kadınların
ise öncelikle ev içinde gerçekleştirilmesi gereken ücretsiz biyolojik bir zorunluluk gibi gösterilmesini geçersiz ev işleri ve bakım işlerinden sorumlu tutulmasına yol kılmaktadır. Erkeğin şiddetine, kadının eylemlerinin yol açmaktadır. açtığını söylemek, kadının erkeğe göre ikincil olduğu, ona itaat etmesi gerektiği, itaat etmediği durumlarda ise Kadının ücretli çalışmaya katılımının engellenmesi kadar, cezalandırılabileceği düşüncesine dayanır. Ayrıca toplumsal cinsiyet rol kalıplarına uygun görülen temizlik, kadınların şiddet görmekle birlikte uzun yıllar bu yemek, bakım gibi işlerde istihdam edilmesi ve kadınların ortamdan ayrılamamaları, şiddeti hak ettikleri şeklinde bilgi, deneyim ve beceri gerektiren nitelikli işlerde yorumlanabilmektedir. Ancak şiddet gören kadının bu çalışamayacağının düşünülmesi de toplumsal cinsiyet ortamdan ayrılmamasının ekonomik bağımlılıktan, ayrımcılığıdır. Toplumsal cinsiyet ayrımcılığı ücretli toplumsal baskılara, erkeğin tehditlerinden, yetersiz destek çalışma yaşamında kadınların karşısına işe alınma, ücret, mekanizmalarına kadar birçok sebebi vardır. terfi gibi uygulamalarda ortaya çıkmakta, ayrıca kadınlar, kazançlarını kullanmada çoğunlukla söz sahibi Kadına Karşı Şiddet Biçimleri ve Etkileri olamamaktadır. Kadının maruz bırakıldığı erkek şiddeti; fiziksel şiddet,
Toplumsal cinsiyet ayrımcılığının iş yaşamındaki psikolojik şiddet, cinsel şiddet, ekonomik şiddet ve son görünümlerinden biri de esnek ve kısmi zamanlı çalışma olarak dijital şiddet olarak sıralanabilir.
alanlarında kadın istihdamının yoğunlaşmasıdır. Bu türden Kadının, yakını olan ya da tanımadığı bir erkeğin çalışma biçimlerinin hem ücretleri daha az hem de sosyal eyleminden fiziksel olarak zarar görmesi, fiziksel olarak güvence kapsamları daha sınırlıdır. Ayrıca, kadının ücretli cezalandırılması kadına karşı fiziksel şiddetin bir çalışmaya katılımının sınırlandırılmasına rağmen, ev sonucudur. Kadının maruz kaldığı şiddet biçimlerinden bir içinde gerçekleştirdiği, tüm ekonomiler açısından son diğeri olan psikolojik şiddet, kadının üstesinden derece önemli olan ücretsiz ev işleri ve bakım işleri gelemeyeceği ya da yapmak istemediği beklentilerde ve nedeniyle kadınlar, erkeklerle karşılaştırıldığında daha çok isteklerde bulunulması ve kadının hakarete maruz çalışmaktadırlar. bırakılması olarak tanımlanabilir. Aşağılama, kıskançlık,
Toplumsal Cinsiyet Ayrımcılığı ve Kadına Karşı sevdiği şeylere ya da kişilere zarar verilmesi, duygusal ihtiyaçlarının karşılanmaması gibi davranışlar, psikolojik Şiddet şiddet örnekleridir (Uçan ve diğerleri, 2014, s. 12). Kadına karşı şiddetin önlenmesini amaçlayan uluslararası sözleşmelerde erkek şiddeti, kamusal ya da özel alan fark Kadının cinsel çıkarlar doğrultusunda kullanılması, cinsel etmeksizin doğrudan doğruya kadınlara yalnızca kadın ilişkiye zorlanması kadına karşı cinsel şiddet olarak oldukları için uygulanan şiddet olarak tanımlanmaktadır. tanımlanmaktadır. Aldatma, cinselliği bir ceza ya da ödül Kadına karşı şiddete ilişkin yapılan bu uluslararası aracı olarak kullanma, tek taraflı cinsel doyuma yönelik tanımlamaların ortak noktasında, kadın ile erkek cinsellik, kadının istememesine rağmen cinsel organlarına arasındaki eşitsiz güç ilişkilerine dayanan ve nerede dokunmak cinsel şiddet biçimleridir (Uçan ve diğerleri, gerçekleştirildiği fark etmeksizin kadınların zarar 2014, s. 12).
görmesiyle ve temel insan haklarının ihlal edilmesiyle Kadının çalışmasına engel olma ya da işten ayrılmasına sonuçlanan önemli bir sosyal sorun olduğu bulunmaktadır. neden olma, ev harcamaları için para vermeme, kadının
Kadının maruz bırakıldığı şiddetin hangi toplumsal gelirini elinden alma, kadının aile içinde maruz kaldığı süreçlerde, nasıl üretildiğini tartışmaya açmak, erkek ekonomik şiddet biçimleri olarak tanımlanmaktadır.
şiddetini, toplumsal cinsiyet ayrımcılığının bir sonucu Son yıllarda özellikle genç kadınların maruz kaldığı erkek olarak anlamaya yardımcı olacaktır. Şiddet eylemini şiddeti türleri arasında teknolojinin kadınları kontrol üreten ve pekiştiren dinamikleri kültürel, ekonomik, yasal etmek için kullanmasının bir sonucu olarak yaşanan dijital ve politik düzeylerde incelemek mümkündür. Kültürün şiddet de bulunmaktadır. Cep telefonlarında bulunan yapılanmasında, toplumsal cinsiyet ayrımcılığını ortaya uygulamalar ya da sosyal paylaşım siteleri yoluyla çıkartan değer yargılarının aynı zamanda kadına kadınları denetlemek, nerede olduğunu bildirmesini uygulanan şiddetin normalleştirilmesine zemin istemek, çıplak görüntülerini çekip yaymakla tehdit etmek, hazırladığını görmekteyiz. Bu değer yargıları, kadını e-posta veya sosyal paylaşım sitelerindeki üyelik güçsüz, bir erkeğin korumasına, refakatine ve yönetimine şifrelerini alıp buradaki bilgileri kullanmak, sosyal muhtaç bir varlık olarak kurgular. Buna karşın aynı kültür paylaşım sitelerinde kadını küçük düşüren, hakaret ve içinde erkeğin güçlü ve üstün olduğu, kadın üzerinde nefret içeren paylaşımlarda bulunmak dijital şiddetin iktidar kurmasının, ona sahip olmasının olağan olduğu, örnekleri arasında bulunmaktadır (Uçan ve diğerleri, 2014, özel alan olduğu gerekçesiyle aile içindeki ilişkilerin s. 12). erkeğin inisiyatifinde olduğu ve nihayetinde kadına şiddet uygulamanın erkek için sıradan olduğu, şiddetin kişisel bir Şiddetin her biçiminin kadın üzerinde olumsuz etkileri mesele olduğu yargılarını üretir ve yaygınlaştırır. Şiddetin bulunmaktadır. Bu etkiler, kimi zaman psikolojik kimi yaygın olarak yaşanan bir sorun olmasına rağmen bütün zaman fiziksel boyutlara sahiptir ve genellikle şiddete erkeklerin kadına karşı şiddet uygulamaması, şiddetin maruz kalan kadın, pek çok olumsuz etkiyi aynı anda yaşayabilmektedir. Ancak kadına karşı şiddetin, toplumsal
ve politik bir sorun olması nedeniyle kadını da aşan pek gerçeği ve bilincinin toplum tarafından benimsenmesini çok etkisi de bulunmaktadır. sağlayacak düzenlenmelerin hayata geçirilmesi son derece önemlidir. Kadını erkekten daha güçsüz ve geride gören Kadına Karşı Şiddetle Mücadele yerleşmiş değer yargılarını değiştirecek bilinçlendirme 1970’li yıllarda feminist hareketin çabasıyla dikkat çekilen çalışmaları yapmak, kadının güçlenmesini sağlayacak kadına karşı şiddetle mücadelede şiddetin belgelenmesi, projeler üretmek, toplumsal cinsiyet ayrımcılığını ortadan sığınma evlerinin, 24 saat ulaşılabilir kriz hatlarının kaldıracak ve her şeyden önce, insan haklarının, kadının açılması, sorunun önlenmesini amaçlayan kurumsal ve da hakkı olduğu yönünde bilinç ve farkındalık yaratacak yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesiyle önemli adımlar eğitim programları düzenlemek önemlidir. atılmaya başlanmıştır (McCue, 1995; Arslan, 1998; Harne ve Radford, 2008; Aktaran: Özateş, 2009, s.100).
Türkiye’de de feminist hareketinin katkılarıyla 1980’lerden itibaren kadına karşı şiddetin önlenmesi yönünde önemli adımlar atılmıştır. 1980’li yıllarda bilinç yükseltme gruplarında gerçekleştirilen ‘özel alan’a dair tartışmalar, kadına karşı şiddeti, kadın hareketinin öncelikli gündemine dönüştürmüştür. Bu yıllarda gerçekleştirilen kampanyalar, sokak gösterileri ve süreli yayınlarla kadınlar bu gündemi kamuoyuna taşımışlardır.
1990 yılında Devlet Bakanlıklarından biri Kadın ve Aileden Sorumlu olarak görevlendirilmiştir. 1993 yılında Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü (KSSGM) kurulmuştur. Bu yıllarda ayrıca kadına karşı şiddetle mücadele eden kadın örgütleri, kadın danışma merkezleri ve sığınma evleri hayata geçmiştir. Kadına karşı şiddetle mücadelede sığınma evlerinin önemli bir rol oynadığını söylemek mümkündür. Sığınma evleri, mevcut şiddetin ortadan kaldırılmasından çok, şiddetin varlığı halinde kadınların başta yaşam hakkı olmak üzere temel insan haklarının korunmasını sağlayacak mekanizmalar olarak varlık gösterir.
Yıllar içinde ülkemizde kadın karşı şiddet konusunda tedbirleri içeren çok sayıda yasal düzenleme yapılmıştır. Kadına karşı şiddetle mücadele eden kurumsal ve yasal mekanizmaların varlığı kadar, bunların, erkek şiddetini ele alışı ile şiddete maruz kalan kadına yaklaşımı da son derece önemlidir. Kadının kurban olarak değil, şiddete rağmen ayakta kalmasını sağlayacak, kendi kararlarını verebilecek ve verdiği kararları uygulayabilecek güçlerini keşfetmesini kolaylaştırmak önemlidir (Uçan ve diğerleri, 2014).
Toplumsal cinsiyet ayrımcılığının sonucu olan kadına karşı şiddetin ortadan kaldırılması, eşitlik odaklı politikaları ve çok taraı bir yaklaşımı gerektirir. Eşitsizliğin ortadan kaldırılmasına yönelik uygulamalar, şiddetin toplumda meşru görülmesini önleyecek çalışmalar, şiddet uygulanan kadınlara yönelik koruma ve güçlendirme mekanizmaları, ilgili kamu görevlilerinin farkındalıklarının artırılması ve faillerin cezalandırılması bu alanda öncelikli olarak ele alınması gereken konulardır (Erseçen ve Tosun, 2015). Toplumsal cinsiyet ayrımcılığının sonucu olarak ortaya çıkan, kadının maruz kaldığı şiddetle mücadelenin temelinde, kadına karşı şiddetin, insan hakkı ihlali olduğu gerçeği bulunmalıdır. Hiçbir kadının her ne gerekçeyle olursa olsun şiddete maruz bırakılamayacağı ve şiddetin kaçınılmaz olmadığı