AÖF Soru Bankası

Endüstri SosyolojisiÜnite 6 Özeti

Risk Toplumu

SOS306U-ENDÜSTRİ SOSYOLOJİSİ

Ünite 6: Risk Toplumu

Giriş

Modern toplumlarda bireyler, geleneksel toplumlara göre çok daha gelişmiş bir toplumsal yapıda yaşamaktadırlar. Ancak modernliğin olumlu yanları kadar olumsuz yanları da bulunmaktadır. İçinde yaşanan dünyanın giderek daha güvensiz ve tehlikeli duruma gelmesi, günümüz toplumlarını etkilemekte ve adeta bir risk toplumu haline dönüştürmektedir. Bu bağlamda yeni toplumu karakterize eden temel kavram risktir.

Toplum Kavramı ve Toplum Modelleri

Toplum bir arada yaşayan insanlardan oluşmaktadır. Bir insan topluluğunun, toplum olarak nitelendirilmesi için bazı özelliklere sahip olması gerekmektedir. Bu çerçevede genel olarak toplum; varlığını uzun zaman sürdüren, kendine özgü düzen, değer ve kuralları olan, aralarında etkileşim bulunan ve belli bir yaşam biçimini paylaşan insanlar topluluğudur. Her dönem için geçerli olabilecek tek bir toplum modeli söz konusu değildir.

Toplum Tanımı ve Niteliği

Toplum insan-doğa ve insan-insan etkileşimi doğrultusunda oluşan ve biçimlenen nesnel bir gerçektir. Aynı zamanda toplum, insanlar arasındaki ilişkiler ve bu ilişkilerin biçimlendirdiği yapıyla var olabildiğinden, birbirinden farklı kurumlar ve kültürler oluşturan insanlar arasındaki ilişkiler bütünüdür. Toplum, sosyal ve işlevsel olarak farklılaşmış bireyler arasında eş güdümlü eylemlerin yer aldığı bir örgüt şekli olarak da tanımlanabilmektedir. Toplum, ortak bir kültürü paylaşan ve karşılıklı olarak birbiriyle bağlantılı temel grupların bir ağı olarak da betimlenebilmektedir.

Spencer’a göre insan vücudu nasıl birbiriyle ilişkili birtakım organlardan oluşuyorsa, toplum da birbiriyle bağlantılı ögelerden meydana gelmektedir. Karl Marx’a göre toplum, gelişmesi temelde ekonomik ilişkilerin gelişmesine dayanan, belirli yasalarca yönetilen doğal- tarihsel bir süreçtir.

Toplumun temel niteliklerinin başında, göreli de olsa bir sürekliliğe sahip olması gelmektedir. Toplumun bir diğer niteliği de “uyum”dur. Kendi içinde bir denge ve uyum oluşturamayan toplum kalıcı olamamaktadır.

Toplum Modelleri

Diğer taraftan, insanın gelişmesinin ileri aşamasında ortaya çıkan bir biçim ya da ilişkiler sistemi olan toplum- insan ilişkileri, tarih içinde sürekli bir değişimden geçmektedir. Bu gerçekten hareketle; aşağıda özetlenen, çok sayıda toplum modelleri sınıflandırılması yapılmıştır:

• Tönnies; toplum ve topluluk, • Durkheim; mekanik dayanışma ve organik dayanışma, • Maire; statü ve sözleşme, • Spencer; savaşçı ve barışçıl toplum,

• Redfield ise folk toplumu ve kent toplumu olarak ikili sınıflandırmalar gerçekleştirmiştir.

Yaklaşık 10.000 yıl öncesine kadar tüm toplumlar avcı ve toplayıcı özelliği taşımaktaydı. Avcı ve toplayıcı toplumlarda insanlar hayvanları avlayarak, balık tutarak, bitkileri toplayarak yaşamlarını sürdürmekteydiler. Bunun için, basit bir teknoloji kullanırlar ve küçük göçebe toplumlardan meydana gelirlerdi.

Zamanla toprağı, ekip biçmeye başlayan göçebe toplulukların, tarımsal üretime başlamasıyla yerleşik düzene geçtikleri ve yaklaşık 5000 yıl önce tarım toplumları görülmeye başladığı ifade edilebilir. Tarım, insanların toprağı işlemelerini ve hayvanların gücünden yararlanmayı beraberinde getirmiştir.

Diğer taraftan, zamanla demir ustalığı, inşaat yapımı gibi yeni iş kolları ve teknolojiler gelişmiştir. Dolayısıyla tarım; teknoloji, uzmanlaşma, yerleşik hayat, ticaret gibi çıktıları beraberinde getirip, insan evladının daha karmaşık toplumsal yapılara ve kurumlara sahip olmasının yolunu açmıştır.

Tarım toplumunun gelişmesiyle özellikle endüstri endeksli yeni toplum modelleri ortaya çıkmıştır. Endüstri devrimi, fabrika üretim düzenin hâkim olduğu sosyal örgütlenme biçimi olarak tanımlanabilir. Doğa bilimlerindeki gelişmeler ve bilimin teknolojiye uygulanması süreci, endüstri devrimine yol açacak gelişmeleri, beraberinde getirmiştir. Üretim gücü olarak insan ya da hayvan kuvveti yerine makinelerin kullanılması, tarihte daha önce yaşanmamış bir verimlik artışına neden olmuştur. Endüstri toplumu; kentleşme, makineleşme, bürokrasi, ikincil toplumsal ilişkiler ve toplumsal değişme olguları ile tanımlanabilmektedir. Japonya ve gelişmiş Batı ülkeleri 1960’lardan sonra meydana gelen gelişmelerle;

• Endüstri sonrası toplum, • Post-endüstriyel toplum, • Enformasyon toplumu, • Bilgi toplumu, • Modernlik sonrası toplum, • Kapitalizm sonrası toplum, • Hizmetler toplumu, • Sanal toplum, • Kişisel hizmet toplumu, • Şebeke toplumu ve • Üçüncü dalga toplumu, gibi çok çeşitli kavramlar ortaya çıkmıştır.

Daniel Bell endüstri sonrası toplumu; dinamizmini bilgiden alan, temel sektörün hizmet sektörü olduğu, uzman bireylerden oluşan bir toplum modeli biçiminde tanımlamaktadır. Bilgi toplumunda; bilgi en önemli üretim faktörü hâlini almakta ve üretimde katma değer, bilgi ile yaratılmaktadır.

Modern endüstri toplumlarındaki değişimlerin bir yönünü bilgi toplumu oluştururken diğer yönünü risk toplumu


oluşturmaktadır. Modern endüstri toplumlarının bir sonucu, karar ve eylemlerin etkilerinin öngörülemez oluşudur. Buna göre günümüzde; kutuplaşma ve bölünme, küresel piyasa, kronik değişim ve risk kavramları ile tanımlanan bir toplumda yaşanmaktadır.

Risk Toplumu Kavramı ve Yapısal Özellikleri

Beck, risk toplumu kavramını tarihsel bir geçiş dönemi olarak gördüğü günümüz toplumlarının çözümlenmesinde ve bu toplumsal koşulları özetleyen bir tanım olarak kullanmaktadır. Risk toplumu, endüstri toplumunun günümüze kadar izlediği yolda yaratılan tehditlerin ağır bastığı bir modernlik evresine işaret etmektedir. Bu kavram, modern toplumun yenilenme dinamiğinin yaratmış olduğu toplumsal, ekolojik ve bireysel risklerin giderek endüstri toplumunun güvenlik ve denetim kurumlarının etkisi altından çıktığını belirtmektedir.

Risk Kavramı

Risk kavramı, tehlike, zarar ve güvenlik gibi kavramlar ile ilişkili tartışmalı bir kavramdır. Riski tanımlayan çeşitli görüşlerin ortak özelliği, riskin olumsuz sonuçlar ile ilişkisidir. Hangi yaklaşımı savunduğuna bakılmaksızın pek çok teorisyen, riskli kararların istenmeyen sonuçlar doğurabilecek olasılıklar içerdiğini kabul etmektedir. Risk olgusu, insanlık var olmaya başladığı dönemden beri vardır. Bir diğer anlatımla çağlardan beri insanlar, kendilerini tehdit eden risklerle karşılaşmışlardır. Ancak geleneksel kültürlerde risk kavramından söz etmek mümkün değildir. Bunun nedeni, bu tür toplumlarda böyle bir şeye ihtiyaç olmamasıdır. Dolayısıyla kavram, ancak geleceğe yönelmiş bir toplumda geniş bir kabul görmektedir. Bu anlamda risk, modern endüstri uygarlığının temel karakteristik özelliği olarak geçmişten kopmak için fiili uğraş veren bir toplumu varsaymaktadır. Nitekim modern endüstri toplumunda özgürleşen bireyler, bir bedel olarak daha fazla risk ve belirsizlikle karşı karşıya kalmaktadırlar.

Modern toplumda, doğadan ve gelenekten gelen dışsal tehlikeler belli ölçülerde kontrol altına alınmıştır. Ancak bireylerin bilgilerinin dünya üzerindeki etkisiyle kendi imal ettikleri riskler, çevresel sorunlar, silahlanma, nükleer tehlikeler ve değişken finans piyasaları bir anda büyük felaketlere yol açma olasılığını taşımaktadır. Risk toplumu olarak adlandırılan toplumsal yapıyı geçmiş dönemlerden ayıran en önemli fark, bu özellikle belirginleşmektedir. Bu riskler iklim değişikliğinde olduğu gibi yeni, nükleer atıklar örneğindeki gibi kalıcı, finansal krizlerinde ise karmaşık bir yapıya sahiptir.

Risk Toplumunun Yapısal Özellikleri

Beck, risk toplumunun yapısının açıklanmasında bazı kavramları öne çıkarmakta ve bu kavramlar temelinde toplumsal yapının değişimini içerecek şekilde risk toplumunu tanımlamaktadır. Beck, toplumsal evrimi açıklarken “ya, ya da” toplumu ile “ve” toplumu ayrımına değinmekte ve risk toplumunun bu “ve” felsefesiyle bağını

kurmaktadır. Beck, bu felsefi ayrımdan hareketle modernleşmenin değişen yapısının riskleri çeşitlendirici, yoğunlaştırıcı ve yaygınlaştırıcı özelliğinden söz etmektedir. Beck, modernleşmenin risk yaratıcı yapısından söz etmekte ve küreselleşme bağlamında artık risklerin yerelle sınırlandırılmaksızın ulus üstü bir özelliğe büründüğünü belirtmektedir. Beck, modernleşmenin yarattığı risklerin aynı zamanda sınıflar üstü olduğunu ve modernleşmenin sonuçları itibarıyla “refahı artan sınıfların riskten uzak olduğu” önermesinin kabul edilemezliğini, ileri sürmektedir.

Risk Toplumunu Etkileyen ve Biçimlendiren Faktörler

Küreselleşme

Küreselleşme süreci ile birlikte küresel düzeyde bir bağlantı oluşmaktadır. Küreselleşme dönemi, bilimsel- teknolojik gelişmelerin ışığı altında;

• Kimi yazarlara göre bilgi çağı (Manuel Castells), • Kimilerine göre endüstri sonrası çağ (Daniel Bell, Bertrand Russell), • Kimilerine göre de üçüncü dalga (Alvin Toffler) kavramıyla açıklanabilmektedir.

Küreselleşmeye ilişkin pek çok tanım bulunmaktadır. Bir tanıma göre küreselleşme; ülkeler arasında mal, hizmet, uluslararası sermaye akımları ve teknolojik gelişimin hızlı biçimde artmasını, serbestleşmesini ve bunların sonucunda ortaya çıkan ekonomik gelişmeyi ifade etmektedir. Bireyler, toplumlar, işletmeler, devletler arasında yaşanan bütünleşme, bu unsurlarının birbirini etkilemesi sonucunu da doğurmaktadır. Küreselleşen dünyada her an herhangi bir yerde politik, ekonomik ya da toplumsal bir olay meydana gelebilmekte ve ülkeleri etkisi altına alarak krize sürükleyebilmektedir. Küreselleşme bağlamında ortaya çıkan belirsizlik ve güvencesizlik, sadece toplumda gelir düzeyi düşük gruplar arasında değil orta sınıflar arasında da giderek yaygınlaşmaktadır. Ayrıca, sanayileşmenin ürünü olarak görülebilen çeşitli riskler, küreselleşme sürecinde etkisini arttırmıştır. Nitekim ifade edildiği gibi küreselleşen dünyada çeşitli krizler, tüm toplumları etkileyebilmektedir.

Beck, küreselleşmenin etkisini göz önünde bulundurarak risk toplumu için “dünya risk toplumu” kavramını ileri sürmektedir. Dünya risk toplumu yaklaşımı, küresel felaketlerle sarsılan modern toplumların yeni tür risklerle karşılaştıklarına vurgu yapmaktadır. Bu anlamda küresel risk algısı, üç ana özellikle karakterize edilmektedir. Bunlar; risklerin tek bir coğrafik bölgeyle sınırlanamaması, hesaplanamaması ve telafi edilememesi biçimindedir.

Devletin Rolündeki Değişim

Küreselleşme ile birlikte risk toplumunu üzerinde belirleyici etkisi olan bir diğer etmen devlet anlayışı ve devletin rolünde yaşanan değişimdir. Devlet anlayışındaki değişimlerin ışığında sosyal devletin


zayıflaması toplum içinde bireylerin davranışlarında riskin daha yoğun bir şekilde etkili olmasında ve dolayısıyla risk toplumunun oluşumunda belirleyicidir. Küreselleşme sürecinde ulus devletlerin gücü azalırken sosyal devlet anlayışı da çözülmeye başlamıştır. Küreselleşme, ulus devletlerin bağımsız karar verme yapısını zayıflatmıştır. Giderek ekonomi alanına uluslararası sermaye hâkim olurken ulus devletin ekonomik ve politik gücü aşınmıştır. Sermaye karşısında ulus devletin bir yenilgisini de sosyal devletin yerine piyasa güçlerinin alması oluşturur.

Post-Modern Durum

Risk toplumunun bir diğer belirleyicisini ise, postmodernlik durumu oluşturur. Postmodernlik, kimi düşünürler tarafından ekonomik süreçlerin yönlendirmesi ile tanımlanırken Kumar gibi düşünürlere tarafından ise postmodern çağ, sosyo-ekonomik sistemin bir yansıması olarak değil bizzat kültürün kendisi, toplumsal ve ekonomik sistemin birincil belirleyicisi haline geldiği şeklinde ifade edilmiştir.

Post modernizm; yereli, yerelleşmeyi önemseyen, imaj, parçalılık, farklılık, çeşitlilik, belirsizlik, simülasyon ve “ne olsa gider” ya da “her şey uyar” temelinde şekillenir.

Post-modernizm kavramı genelde;

• Dönemsel ve • Epistemolojik olarak iki farklı biçimde ele alınmaktadır.

İlk anlamıyla post-modernizm, tarihsel olarak modernizmden sonraki dönemi, ifade etmektedir. Bu dönem Bell, Jameson ve Harvey gibi çeşitli yazarlar tarafından post-endüstriyel, post-kapitalist, post-fordist gibi çok sayıda farklı kavramla anılmakta ve genel özellikleri itibarıyla karmaşa, düzensizlik ve esneklikten söz edilmektedir. Fredric Jameson ise postmodernizmi kapitalizmin yapısında meydana gelen değişimler ile açıklamakta ve postmodernizmi geç kapitalizmin kültürel mantığı olarak değerlendirmektedir.

Bilgi Teknolojileri

Modern toplumun itici gücü olan bilimsel-teknolojik gelişmeler, devrim olarak algılanmıştır. Bilgi toplumunda teknolojik alandaki paradigma değişimini ucuz enerji girdilerini temel alan bir teknolojiden, mikroelektronik ve telekomünikasyon teknolojisindeki gelişmelerden kaynaklanan, ucuz enformasyon girdilerini temel alan bir teknolojiye geçiş olarak görmek mümkündür. Castells, yeni ekonominin 20. yüzyılın son çeyreğinde dünya ölçeğinde yükseldiğini dile getirmekte ve üç özellik taşıdığını ileri sürmektedir. Castells’e göre yeni ekonomi; ekonomik karar birimlerinin verimlilik ve rekabetçiliklerinin, bilginin üretimi, işlenmesi ve uygulanması yeterliliğine bağlı olması nedeniyle bilgi- temelli; üretim, tüketim ve dolaşımın dünya çapında örgütlenmesi nedeniyle küresel ve verimlilik ile rekabetçiliğin işletmeler arasındaki küresel karşılıklı

eylemler ağı içinde yaratılması nedeniyle de ağ temelli olma özellikleri göstermektedir.

Bilgi teknolojileri; iş gücünün beceri ve niteliklerinde, işin yeniden örgütlenmesinde, ürün teknolojisi ve pazarlanmasında, iletişimde, eğitim ve sağlık gibi birçok alanda önemli değişimlerin oluşmasına yol açarak endüstri sonrası toplum aşamasına geçiş sürecini hazırlayan ana faktör niteliği taşımaktadır. Günümüzde bilgi ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler; bir yandan toplumsal açıdan birleşmeyi cesaretlendirmekte, öte yandan daha bireyci ve üyelerinin evinde çalıştığı, toplumsallaştığı ve zaman harcadığı bir toplumu da teşvik etmektedir.

Bilgi çağında bilginin yaygınlık kazanmasında en etkili araç İnternettir. Ancak İnternet, bilgiyi kirleten bir özelliğe de sahiptir. Bilişim suçu, bilişim alanındaki gelişmelere paralel olarak artış gösteren ve teknolojinin yardımıyla genellikle sanal bir ortamda birey ya da kurumlara maddi veya manevi zarar verecek davranışlarda bulunmaktır. Öte yandan gıda ürünleriyle ilgili teknolojik gelişmelerin yarattığı riskler de risk toplumunun diğer bir sorunudur.

Ekolojik Sorunlar

Ekolojik sorunlar, endüstriyel üretim biçiminin tarım alanına uygulanması ile ortaya çıkmaya başlamıştır. Sanayileşme süreci ile insanların doğadan kopup kentlerde yaşamaya başlaması, beraberinde yabancılaşma ve ekolojik yıkım gibi olumsuz sonuçlar, meydana getirmiştir. Refah toplumlarının gerçekleştirdiği aşırı üretim ve tüketim, doğanın kendini yenileme hızını geçmiştir. Bilim ve teknoloji ile doğaya egemen olan insan, ekonomik olarak büyük ilerleme kaydetmesinin bedelini, ekolojik riskler ile ödemektedir. Kısa zaman önce Japonya’da yaşanan nükleer sızıntının doğa üzerinde oluşturacağı tahribat, modern yaşamının içinde barındırdığı risk olgusunu ortaya koymaktadır.

Yeni Ekolojik Paradigma modernleşme teorisine karşı tepki olarak doğmuştur. Bu paradigmaya göre modern toplumların refahı, karmaşık toplumsal yapılar, gelişmiş teknolojiler ve ekosistemin sağlıklı bir ilişki içinde olmasına bağlıdır. Risk toplumu, çevre konusunda teknik riskler ve zararların azaltılmasının politik yeniden örgütlenmeyle ve teknik bilginin demokratikleşmesiyle mümkün olduğunu vurgulayan bir kavramdır.

Modernleşme sadece var olan nesli tehdit etmekle kalmayan, aynı zamanda gelecek nesillerin var olmasını da tehdit eden bir dizi çevresel riske yol açmıştır. Bu risklerin halk tarafından tanınması, dönüşümsel modernleşme ve en sonunda risk toplumunun çökerticilerinden biridir.

Yeşil işletmecilik çevreciliği; ekolojik çevreyi karar alama süreçlerinde önemli bir öge olarak dikkate alan, faaliyetlerinde çevreye verilen zararı en aza indirmeyi amaç edinen, bu çerçevede ürünlerinin tasarımını ve paketlenmesini, üretim süreçlerini değiştiren, ekolojik çevrenin korunması felsefesini işletme kültürüne


yerleştirmek için çabalayan, toplumsal sorumluluk kapsamında topluma karşı görevlerini yerine getiren işletmelerin benimsediği bir anlayıştır.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında