SOS305U-AİLE SOSYOLOJİSİ
Ünite 4: Ailede Çocuk ve Ebeveyn İlişkileri
Ailenin Tanımı ve Kapsamı
Aile, biyolojik etmenler ve etkileşimler ile insan neslinin devamlılığının sağlandığı, karşılıklı sosyal münasebetlerin belirli kurallara bağlandığı, ilk toplumsal bütünleşmenin gerçekleştiği, toplumun kültürel varlığının nesilden nesile aktarıldığı, sosyo-kültürel, biyolojik, psikolojik, hukuksal vb. tarafları da bulunan topluma ilişkin bir öğedir. Aile müessesesinin, toplumdan topluma, kültürden kültüre farklılık göstermesinden dolayı ailenin evrensel bir izahını yapmak güçtür. Dünya genelinde her toplumun kendine has bir aile yapısı vardır. Ancak aile, temel işlevleri bakımından tüm toplumlarda ortak olan özelliklere sahiptir.
Ailenin her toplumdaki işlevi neslin devamlılığıdır. Çocuğun yetiştirilmesi, toplumsal yaşama hazırlanması aile içinde tecrübe edilir. Ailenin bir işlevi de aile üyelerini muhafaza etmesi ve onlardaki yanlış ve kötü davranışları değiştirmesidir. Aile üyeleri değerleri, tutumları ve inançları bu şekilde kazanırlar. Aile, yüz yüze ilişkilerin ve en içten duyguların yaşandığı birincil gruplardandır. Aile, çocuklar için en etkili müessesedir. Aile, birey ve toplum arasındaki ilişkinin kurulmasında önemli bir araçtır. Aynı zamanda aile, sağlıklı toplumsal ilişkilerin kurulmasında, değerlerin ve normların içselleştirilmesinde, kolektif eylem yeteneğinin ortaya çıkmasında ve toplumsallaşma sürecinde de önemlidir.
Aile, genel olarak geniş aile yapısı ve çekirdek aile yapısı olmak üzere iki kategoride ele alınabilir. Geleneksel toplumların aile yapısını yansıtan geniş aile, anne, baba, büyükanne, büyükbaba, evlenmiş çocuklar ve torunlardan meydana gelen bir aile yapısıdır. Ailenin ilk tipi olan geniş aile yapısında, üretim ve tüketim ortak, akrabalar bir arada ve çocuk sayısı fazladır. Bu geniş aile tipinin geleneksel toplumlara ait olduğu ifade edilir. Gelenek ve göreneklere değer veren geleneksel toplumlar, geniş aile tipinin hâkim olduğu toplumlardır. Modern toplumların aile yapısını yansıtan çekirdek aile ise anne, baba ve onların evli olmayan çocuklarından meydana gelen bir aile yapısıdır. Geleneksel geniş ailenin yerini alan modern küçük ailelerde ebeveynlerin statüsünde değişmeler olmuş, çocukların aileye olan bağlılıkları zayıflamış, çocuğu eğiten ve yetiştiren aile büyüklerinin yerini bakıcılar, kreşler, okullar ve benzerleri almıştır. Geniş aileden çekirdek aileye geçilmesi, ailenin fonksiyonlarında, aile üye sayısında değişmelere neden olmuştur. Bunun yanında modernleşme, endüstrileşme gibi gelişmeler de aile yapısında değişmelere neden olmuştur. Kadın ve erkeklerin geleneksel statülerinde değişmeler yaşanmış; erkek, ev işlerine ve çocuk bakımına yardımcı olmaya, kadın da ailenin gelir getiren bir üyesi olmaya başlamıştır. Aile üyeleri arasında bir eşitlik söz konusu olmuştur.
Türkiye, geleneksel aile yapısından modern aile yapısına geçmeye çalışan geçiş ailesi modelini yansıtmaktadır. Yapılan çalışmalarla Türk aile yapısının hem geleneksel
aile özelliklerini hem de çekirdek aile özelliklerini taşıdığı ortaya konulmuştur.
Aile müessesesinin temelinde evlilik vardır. Temelinde sağlıklı bir evlilik olan aile, sağlıklı bireyleri ve sağlıklı toplumları meydana getirir. Evlilik, “cinsler arasında meşru bir ilişkinin başlaması”dır. Her toplumda evlilik önemli bir süreç olmuştur. Evlilik sürecinin uygulanması, toplumdan topluma, kültürden kültüre farklılık gösterir. Endogami, grup içi yapılan evlilikleri ifade ederken egzo- gami, grup dışı evlilikleri ifade eder. Grup içi evlilik, aynı millet, ırk, aşiret, din ve benzerlerine sahip kişilerin birbirleriyle yapmış oldukları evliliktir. Grup dışı evlilik ise aynı din, ırk, millet, aşiret içinde olmayan kişilerin birbirleriyle yapmış oldukları evliliktir.
Toplumsal Değişme ve Aile
Toplumda “bir durumdan başka bir duruma” geçişi ifade eden toplumsal değişme ise toplumsal değerlerden üretim biçimlerine kadar meydana gelen her türlü farklılaşmayı da ifade eder. Toplumun gelişip ilerlemesinden yozlaşmasına kadar her türlü olumlu veya olumsuz farklılaşma, toplumsal değişmeyi yansıtır. Geniş aile yapısından çekirdek aile yapısına geçiş, toplumsal değişmeyi anlatır. Toplum değiştikçe ailenin yapısı ve biçimi de değişir.
Aile, birey ve toplum arasında diyalektik bir ilişki vardır. Aile, toplumu ve bireyi etkilediği gibi toplum ve birey tarafından da etkilenir. Türk toplumunda da aile, etkileyen ve etkilenen konumuyla değişim ve dönüşüme uğrar. Türk ailesini değişim ve dönüşüme uğratan unsurlar; toplumsal değerler, yoksulluk, göç, teknoloji ve kadınların çalışma yaşamına girmesi şeklinde ifade edilebilir.
Toplumsal değerler, Türk aile yapısını biçimlendiren en mühim unsurlardandır. Toplumsal değerler, bireylerin toplum içindeki rol ve sorumluluklarını belirlediği gibi ailenin de rol ve sorumluluklarını belirler. Dolayısıyla aile toplumsal değerlere göre şekillenir denilebilir. Göç unsuru ise Türklerin yaşamında uzun zamandan beri yer alan bir unsurdur. Endüstrileşme, işsizlik, geçim sıkıntısı gibi nedenler ile kırsaldan kente ya da başka ülkelere göç edildiği görülür. Göçlerle birlikte geniş aile yapısı çekirdek aile yapısına dönüşmüştür. Kırsaldan kente göç, aile ekonomisinde değişimlere neden olmuştur. Ailelerin yoksulluk yaşamaları bu ekonomik değişimlerden biridir. Yoksulluk, ailede çalışanların sayısının artmasını mecburi kılmıştır. Bu durum toplumsal yaşamın aile dışına çıkmasına neden olmuştur. Televizyon ve internet gibi teknolojik gelişmeler de aileyi etkiler ve aileyi toplumsallıktan bireyselliğe sürükler. Kadının çalışma yaşamına girmesi de aileyi etkilemiştir. Kadının çalışma yaşamına girmesi, kadının, eş ve anne olma rollerini değiştirmiş; kadın, ev ve iş arasında sıkışıp kalmıştır.
Aile İçi İlişkiler
Aile içi ilişkiler; aile içi otoriteyi, ailede karar alma biçimini, görev ve sorumluluk paylaşımını, kadının ve erkeğin aile içindeki konum ve statülerini, eşler arasındaki
ilişkileri, ebeveynlerin çocukları ile olan ilişkilerini ve benzerlerini kapsamaktadır.
Eşler arasındaki ilişkiler, eşlerin birbirlerine verdikleri değere, birbirlerini anlamalarına ve birbirlerini nasıl görüp tanımladıklarına göre değerlendirilebilir. Eşler arasındaki değer verme konusu, aile türlerine, eğitim seviyesine, sosyokültürel ve ekonomik özelliklere, dini değerlere göre farklılık gösterir. Eşler arasında karşılıklılık ilişkisi önemlidir. Sevgi, saygı, cinsel doyum, maddi unsurlar gibi kaynakların karşılıklılık esasına göre olması, eşler arasında uyumu kolaylaştırır. Eşler arasında ödülün, takdir etmenin ve benzerlerinin olması eşlerin iletişimini artırır. İletişim, aile içinde hem uyumun sağlanması hem de çatışma durumunda çözüme varılması için zorunludur. Ailenin birincil grup olması, iletişimi ve etkileşimi zorunlu hale getirir. Aile içi iletişim, eşler arasındaki, anne-baba ve çocuklar arasındaki, kardeşler arasındaki, yetişkinler ve yaşlılar arasındaki iletişimi ifade eder.
Aile içindeki bir diğer ilişki ebeveyn-çocuk ilişkisidir. Çocukların ebeveynleri ile kurdukları ilişkinin etkisi, bir yaşam boyu devam eder. Çocuğun toplumsal, fiziksel, ruhsal ve benzeri yönlerden sağlıklı olması, çocuk- ebeveyn ilişkisinin sağlıklı olmasına bağlıdır. Ebeveyn ve çocuk arasındaki ilişkinin biçimini ele alan pedagojik yaklaşımlar, ailenin bu konuda tutarlı olmasını ve aşırı tutum ve davranışlardan kaçınılması gerektiğini vurgularlar. 0-6 yaş aralığında ebeveynlerin rolü çocuk açısından çok önemlidir. Bu dönemde çocuk ile kurulan sağlıklı ilişkiler çocuğun ileriki yaşamı için bir temel teşkil eder. Hem ebeveynlerin kendileriyle hem de çocuklarıyla kurmuş oldukları ilişkilerin sağlıklı olması önemlidir. Ebeveynler, çocuklarını oldukları gibi kabul etmeli ve onların yeteneklerini geliştirmeleri için yardımcı olmalıdırlar.
Toplumun geleceğinin teminatı, aile üyelerinin sağlıklı bir ortamda yetişmesine bağlıdır. Sağlıklı bir ortam da ailenin sağlam temeller üzerinde kurulmasıyla mümkündür. Toplumsal değişmelerin çok hızlı olması, aileleri, kendi yaşanmışlıklarından yola çıkarak çocuklarına rehberlik etmelerinden uzaklaştırmıştır. Kadının çalışma yaşamına girmesi, komşuluk ilişkilerinin zayıflaması, teknolojik gelişmelerin etkisi, çocukların bakımının aile dışından birilerine ve uzman müesseselere bırakılması gibi durumlar, ebeveyn ve çocuk arasında bir kopukluğa neden olmuştur.
Ailede Çocuk Toplumsallaşması
Geleneksel çocukluktan modern çocukluğa doğru bir geçişin gözlendiği yeni bir çocukluk anlayışı ortaya çıkmakta ve çocuğun toplumsallaşma süreci de değişime uğramaktadır. Çocuk, ilk sosyal çevresi olan aileden sonra komşular ve arkadaşlarıyla vakit geçirmeye başlamaktadır. Bu durum çocuğun toplumsallaşma sürecine olumlu katkılar sağlamaktadır. Sokakların çocuklar için güvenilir yerler olmaktan çıkması, komşuluk ilişkilerinin zayıflaması ve birbirlerine duyulan güvenin azalması
çocuğun toplumsallaşma sürecini olumsuz etkilemektedir. Komşulara emanet edilen çocukların yerini artık evde tek başına bırakılan çocuklar almaktadır. Bu durumda hem çocuğun sağlığı hem de toplumsallaşma süreci sekteye uğramaktadır. Dolayısıyla aile içinde çocukların geçmişten günümüze, kırsaldan kente, gelenekselden moderne toplumsallaşma süreçleri farklılık göstermektedir.
Resmî anlamda 18 yaşından küçükler çocuk olarak ifade edilirken kültürel anlamda çocukluk, ergenlik dönemiyle son bulan bir süreç olarak ifade edilir. Çocuk kavramı, birçok kavram gibi değişime uğramış ve değişmeye de devam etmektedir. Küçük insan, yetişmemiş insan, insan yavrusu olarak ifade edilebilen çocuk anlayışının yerini günümüzde kendine özgü özellikleri olan farklı bir dünya anlayışı almıştır. Geçmiş dönemlerden itibaren değişik şekillerde algılanan çocuk ve çocukluk kavramlarının sürekli var olduğu ve kalıcı değişiklikler gösterdiği görül- mektedir. Antik dönemde çocuğun doğası yeterince anlaşılmamış, çocukların sosyoduygusal gereksinimlerine gereken önem verilmemiştir. Zaman içinde çocuk ve çocukluk dönemi kabul edilmiş ancak çocuk önemsiz ve çocukluk dönemi ise olumlu bir sonuç elde edilmeyen bir dönem olarak algılanmıştır. Orta çağda ise çocuklar küçük yetişkinler olarak kabul edilmiş ancak yine ailelerin çocuk konusundaki bilinçsizlikleri nedeniyle çocuklara gereken önem verilmemiştir. Aydınlanma dönemiyle birlikte Batı toplumu aydınlık bir dünyaya çıkmış ve çocuğa olan bakış açısı değişmiştir. Çocukluk döneminin insan hayatının önemli ve özel bir dönemi olarak kabul edilmesi, yirminci yüzyılın modern çocukluk paradigması ile mümkün olmuştur.
Geleneksel toplumların aile yapısı ve aile üyeleri arasındaki ilişkiler modern toplumlardan farklılık gösterir. Bu toplumlar arasında kültürel farklılıklar mevcut olduğu gibi çocuk ve çocukluk olgusuna bakış açısı bakımından da farklılıklar mevcuttur. Toplumsal değişmeler, aile yapısını, çocuğa ve çocukluğa bakış açısını değiştirmiştir. Türk toplumunun aile yapısı, kırsal ve kentsel olarak da bir değişime uğramıştır. Buna bağlı olarak kırsal ve kentsel alanlarda çocuk ve çocukluk dönemine bakış açıları da değişmiştir.
Çocuklukla ilgili tüm değişimler, çocukluğun hem bağımlılaştırılan hem de bağımsızlaştırılan bir kategori olduğunu ortaya çıkarır. Yeni çocuk anlayışıyla birlikte çocuklar sokakta, doğada bulunmak yerine bilgisayar başında, aile bireyleriyle aynı oyunları oynarken bulunmaktadır.
Modernleşme ile ortaya çıkan sanayileşme, kentleşme ve kapitalizm gibi süreçler çocukların geleneksel toplumsallaşma süreçlerini de değiştirmiştir. Sos- yokültürel bir temele dayanan çocuk ve çocukluk dönemi, geleneksel ve modernleşme dönemlerinde farklılık gösterir. Modernleşme ile geleneksel çocuk kültürünün yerini popüler kültür almıştır. Popüler kültürle birlikte soyut çocuk kültürü değişmeye ve dönüşmeye başlar.
Modern kültürde ve popüler kültürde çocuk tüketim nesnesi haline getirilir. Çocuğun araçsallaştırılması, çocuğun kendi kültürünü inşa etmesini kısıtlar. Geç modern dönemde ise kitle kültürü, medya vasıtasıyla kendi görünürlüğünü devam ettirir. Kitle kültürü çocuklar ve çocukların toplumsallaşması üzerinde önemli değişimlere neden olmuştur. Çocukların toplumsallaşmasında önemli bir rolü olan kitle iletişim araçları, çocukların hayatında önemli bir yer tutar ve kitle iletişim araçları, kitle kültürünün oluşmasını sağlar.
Çocuklar için çeşitli olanaklar sunan dijital teknolojiler, birçok riski de beraberinde getirirler. İnternet uygulamalı teknolojiler, sürekli bağlantıda kalmayı gerekli kıldığından teknoloji bağımlılığının artmasına neden olur. Çocuk, her ne kadar sanal âlemde gerçekleştirmiş olduğu etkileşimlerle toplumsallaşmış olsa da bu toplumsallaşma, yüz yüze etkileşimin sunmuş olduğu toplumsallaşma kadar işlevsel değildir.
Dijital öğrenme olanakları ve dijital risklerin bir arada bulunduğu bir gerçeklikle karşı karşıyayız. Bu durumda çocuklar için dijital ebeveynlik önemli bir adımı ifade etmektedir. Dijital ebeveynlik ile çocukların dijital öğrenme olanaklarından en iyi şekilde faydalanması sağlanır ve aynı zamanda dijital risklerden de çocuklar korunmaya çalışılır.
Teknolojinin gelişmesiyle beraber çocukların oyuncakları ve oyun alanları da değişir. Çocukları eğlendirirken eğiten oyuncaklar çocukların daha çok evde vakit geçirmesine neden olur. Çocuğa açık havada oyun olanakları da sağlanmalıdır. Bu nedenle “çocuk oyun alanları” ve “çocuk bahçeleri” bu konuda önem arz ederler. Bu alanlar çocukların bedensel gelişimine katkı sağlar, yaratıcılığını artırır, arkadaşlık ve beraberlik duygusunu geliştirir.
İçinde bulunduğumuz çağda her ne kadar yeni bir çocukluk anlayışı ortaya çıkmış olduğu ifade edilse de popüler kültür, çocukları yetişkinlerin dünyasına yaklaştırmaktan geri kalmamaktadır. Popüler kültürün hem alıcısı hem de nesnesi olan çocukluğun, yetişkinlikten ayrı bir şekilde varlığını sürdürdüğü söylenemez. Giderek daha çok şey bilen çocuklar, konuşmalarıyla, giyim kuşamlarıyla yetişkinlerin dünyasına girerler. Yirminci yüzyıl, yeni bir çocuk ve çocukluk anlayışı hedeflemiş olsa da uygulama noktasında geçmiş dönemlerden çok da farklı olamamıştır. Dolayısıyla çocukluk toplumsallaşma- sında, farklı boyutlarda da olsa, geriye doğru bir dönüş söz konusudur.