SOS305U-AİLE SOSYOLOJİSİ
Ünite 3: Aile Kuramları
Aileyi Kuramsal Olarak Açıklamak
Tarih boyunca yaşanan köklü dönüşümlerle birlikte yapısal ve biçimsel değişimler geçiren aile kurumu her zaman önemini korumuştur. Ailenin tanımlanması, yaşadığı dönüşümlerin açıklanması, değişik kültürlerdeki farklı aile biçimlerinin karşılaştırmalı bir biçimde incelenebilmesi ve ailenin gelecekte kazanacağı anlam ve işlevlerin öngörülebilmesi için farklı kuramsal yaklaşımlara gereksinim duyulmuştur. Sosyolojide de ailenin açıklanmasına yönelik kuramsal çabalar, ailenin tanımlanması, ailenin farklı biçimleri, toplumsal değişmenin aileler üzerindeki etkisi ve ailenin toplumsal görev ve işlevleri gibi konulara odaklanılmıştır.
Aile kavramıyla ilgili pek çok farklı tanımlama olmasına rağmen bir takım evrensel özellikler bulunmakta ve bu özellikler her bir ailenin biricikliğini anlamak için önemli görülmektedir. Bu özellikler şöyle ifade edilebilir:
• Her aile küçük bir toplumsal sistemdir. • Her ailenin kendine özgü kültürel değerleri, ilkeleri bulunur. • Her ailenin bir yapısı vardır. • Her ailenin bazı temel fonksiyonları vardır. • Her aile yaşam döngüsündeki evreler boyunca hareket etmektedir.
Çok eski dönemlerden bu yana toplumsal yaşamda önemli bir yeri olan ailenin kuramsal nitelikte ele alınması 19. yüzyılda görülmektedir.
Birbirinden oldukça farklı ve çok sayıda kuramın varlığına rağmen ailenin kuramsal olarak açıklanması söz konusu olduğunda iki genel yaklaşımın olduğu söylenebilir. Birinci yaklaşım, ailenin yapısı, ailenin üyeleri arasındaki etkileşimler, çocuk gelişimi ve diğer konulara odaklanmıştır. İkinci yaklaşım ise ailenin kendi kültürel bağlamında incelenmesine odaklanmıştır.
Aileyi açıklamaya yönelen kuramlar şöyle sıralanabilir:
• İşlevselci kuram • Çatışma kuramı • Sembolik etkileşimcilik kuramı • Feminist kuram • Aile gelişim kuramı • Aile sistemleri ve ekolojisi kuramı • Toplumsal değiş tokuş kuramı • Psikanalitik yaklaşım
Klasik Sosyolojik Yaklaşımlar ve Aile
Klasik sosyolojik yaklaşımlar olarak ele alınan ve makro düzeyde toplumsal analiz yapan işlevselci kuram, çatışma kuramı ve sembolik etkileşimci kuram ailenin kuramsal açıklanması daha iyi kavrayabilmek için önemlidir.
İşlevselci yaklaşım açısından aile, toplumun sürekliliğini sağlayan ve toplumsal yapının bir parçası olarak işlev gösteren sosyal bir kurumdur. Aileyi toplumsal yaşamda yerine getirdiği görevler bakımından inceleyerek bu
görevlerin toplumsal istikrarın ve dengenin korunmasına nasıl katkı sağladığının anlaşılması ile aileyi açıklamaya yönelir. İşlevselciler, aileyi etkileyen iç ve dış güçleri içine alan aile süreçlerini anlamaya çalışırlar ve üretim, çocukların sosyalizasyonu, fiziksel gereksinimlerin karşılanması ve ekonomik fonksiyon gibi ailenin gösterdiği temel fonksiyonları tanımlamayı hedeflerler.
İşlevselci yaklaşım açısından ailenin yapısı ve işlevleri analizinin odak noktasını oluşturmaktadır. Yapı ailenin üyelerini (ebeveynler, çocuk ve akraba) ifade ederken işlevler ise ailelerin hayatta kalma ve bakım için fiziksel ve psikolojik ihtiyaçları karşılama biçimlerini anlatır. Aile bir alt sistem olarak toplumun varlığını sürdürebilmesi için, Adaptasyon, Amaca Ulaşma, Bütünleşme ve Varlığını Sürdürme işlevlerini yerine getirmektedir. Aile özelinde ise işlevler dört boyutta açıklanmaktadır:
• Toplumsallaştırma • Cinsel etkinliğin düzenlenmesi • Sosyal yerleştirme • Maddi ve duygusal güvenlik
Endüstri devrimi ile birlikte ailenin yapısı ve işlevleri de dönüşüme uğramıştır. Aile giderek ekonomik bir üretim birimi, politik güç sistemi içinde önemli bir birim veya daha geniş toplumla bütünleşmeyi sağlayan bir aracı olma özelliğini kaybetmiştir. Çekirdek aile uzmanlaşmış ailedir, birey sayısı azalmış, işlevleri sınırlandırılmıştır. Artık kişiler, aile içindeki rollerinden bağımsız birer birey olarak da tüm bu işlevlere katılabilmektedirler. Bununla birlikte aile hâlâ çocukların içine doğdukları toplumun bir parçası hâline gelmeleri yani toplumsallaşmaları ve yetişkinlerin kişiliklerinin dengelenmesi işlevlerine sahiptir.
İşlevselci analiz farklı toplumlardaki ailelere ilişkin çeşitliliği ve ailenin bazı işlevlerini karşılayan kurumların varlığını göz ardı etmesi, ailenin işlevini sosyalizasyona indirgeyen bakışı, aile içindeki rollerin sabit olduğu varsayımı ile aile içinde erkeğe atfedilen aşırı güç gibi çeşitli nedenlerle eleştirilmiştir. Aynı zamanda ailenin evrenselliğine ilişkin görüşler de eleştirilmiştir. Aile kuramının geleneksel yorumlarında, ailenin toplumun temel birimi olduğu; aile olmadan toplumun işlevsizleşeceği; aile tiplerinin değişebileceği fakat bunun ailenin evrenselliğini ortadan kaldırmayacağı; ailenin var olmasının kişiler ve toplum için yararlı olduğu türünden fikirler ağırlıktadır. İşlevselci yaklaşım aileyi idealize etmektedir. Birbirini gözeten eşler ve dengeli, iyi yetişmiş, uyumlu çocuklar bu idealize edişin unsurlarıdır. Buna karşın çatışma kuramı ve feminist yaklaşımların göstermeye çalıştığı üzere kimi durumlarda ailenin karanlıkta kalmış ya da olumsuz olarak nitelendirilebilecek işlevleri de söz konusudur.
Toplumsal düzenin ya da istikrarın, işlevselcilerin savunduğu üzere bir uzlaşmanın değil aksine bir baskının ürünü olduğu fikri çatışma kuramının temel savıdır. İşlevselci yaklaşımda olduğu gibi aile yine analizlerin
merkezindedir ancak farklı olarak ailenin toplumdaki çatışma ve eşitsizlikleri sürdüren özelliklerine odaklanırlar. Çatışma kuramcılarına göre aile güç, hâkimiyet ve çatışmanın hedefi olan bir toplumsal kurumdur. Aile, toplumsal eşitsizliğin doğurduğu sorunları yoğun bir şekilde deneyimlemektedir ve aileler toplumda güçlü gruplar tarafından kontrol edilen kıt kaynaklar için yarışmak durumundadırlar. Bu çerçevede aile, içsel çıkarlar açısından çatışmalarla doludur dolayısıyla kurumsal düzenlemelerle ailede kaynakların eşitliğini sağlayıcı tedbirler alınmalıdır. Evlilikte ve ailede kadınlara kıyasla çoğunlukla erkekler otoriteye sahip olagelmiştir. Özel mülkiyetin gelişmesi ve devletin oluşması sonucu tek eşli çekirdek aile gerçekleşmiştir. Kanunlarla özel mülkiyet ve aile korunarak özel mülkiyet miras yoluyla devamlılık kazanır aynı zamanda özel mülkiyeti kontrol eden erkek de ailede bundan mahrum olan kadını da kontrol altında tutar. Öte yandan çatışmacı kuramının yaklaşımına göre hâkim ideolojiyi yansıtan iktidar aileyi sadece potansiyel bir tüketici konumuna sokmakta böylece pazara arz sağlayan azınlık üst sınıfın sözcüsü olarak işlev görmektedir.
Çatışma kuramı, ailenin öteki yüzünü göstermekte başarılı olmakla birlikte ailenin sadece kapitalizmle ilişkilendirilmesi farklı toplumlardaki aile olgusunu ve problemlerini açıklamakta yetersiz kalmasına yol açmıştır. Aynı zamanda çatışmanın ve eşitsizliklerin kaynağı olarak görülen kapitalizmin ortadan kaldırıldığı durumlarda ataerkillik, çatışma ya da eşitsizlikler konusunda öngörülen dönüşümlerin mutlaka gerçekleşmediği gözlemlenmektedir.
Toplumu, yapısına ve bu yapının toplumsal davranışı belirleme biçimine göre açıklamaya ve analiz etmeye çalışan geleneksel sosyolojinin aksine sembolik etkileşimcilik toplumun mikro boyutlarına, gündelik yaşantılarımıza, içinde yaşadığımız gündelik dünyaya ve insanların sembolik iletişim aracılığıyla gündelik yaşantılarında nasıl etkileştiklerine, düzen ve anlamı nasıl yarattıklarına odaklanır. Temel varsayımı, fiziksel bir çevre gibi insanların da sembollerin içinde yaşıyor ol- masıdır bu nedenledir ki insan davranışları, kendi eylemlerine ve başkalarına yükledikleri anlamları yansıtır.
Sembolik etkileşimcilik aileyi, kapalı ve otonom sistemler olarak değil, kendisini çevreleyen toplumla duygusal bir bağlılık içinde resmetmiştir. Ernest W. Burgess sembolik etkileşimci bir yaklaşımla hukuki ya da başkaca bir resmi çerçeve dışında aile birliğinin üyelerinin etkileşimi sonucunda varlık kazandığını öne sürmüştür. Etkileşen kişiliklerin birliği olarak aile anlayışının iki temel varsayıma dayandığı söylenebilir. İlk varsayıma göre ailelerin sosyal birer grup olarak biçim ve yapıları kurumlardan ve toplumsal etkenlerden etkilenmekte; tarih boyunca toplumsal gelenek ve adetler aile içindeki etkileşim kalıplarını biçimlendirmektedir. İkinci varsayıma göre ise toplumsal imajlar, benlik gibi kavramsallaştırmalar eylemler için gerekli güdüyü ve
bireylerin diğerlerini daha iyi yorumlamasını temin etmektedir.
İşlevselci yaklaşım, sosyal çatışma ya da feminizm aileyi yapısal bir sistem olarak incelerken sembolik etkileşimcilik bireyler arasındaki etkileşime odaklandığı için daha mikro düzeyde bir analiz çerçevesini ifade eder. Böylece sembolik etkileşimciliğin mikro düzeydeki analizi aile yaşamındaki deneyimleri ve bireysel kalıpların oluşma sürecini araştırmaya yönelir. Sembolik etkileşimciliğin aile çalışmalarına katkısı, ailelerin sosyal gruplar olduğu önermesine yapılan vurgu ve bireylerin sosyal etkileşim yoluyla hem benlik hem de kimliklerini geliştirmelerine odaklanılmasıdır. Öte yandan bireysel davranışların ve küçük grupların davranışlarının analizinin ötesine geçemediği, genel bir toplum resmi ortaya koyamadığı, büyük ölçekli toplumsal değişmeleri ya da güç ve zenginliğin dağılımını açıklayamadığı için eleştirilmiştir.
Feminist Yaklaşımda Aile
Feminist yaklaşımlar, kadın lehine bir dönüşüme ihtiyaç duyulduğu noktasında hemfikirdirler böylece feminist düşünce, aile kurumu üzerinde yıkıcı değil yapıcı bir etkiyi hedeflemektedir. Çatışmacı ve işlevselci yaklaşım gibi ancak daha eleştirel bir nitelikte aileyi analizlerinin merkeze koyarlar ve çatışmacılar gibi ailenin toplumdaki eşitsizliği sürdüren özelliklerine odaklanır ve ek olarak ailenin ataerkilliği devam ettirdiğini, ailedeki toplumsallaştırma süreçleri yoluyla çocukların ataerkilliği içselleştirmesini sağlayarak eşitsizliklerin yaşatıldığı bir alan olduğunu vurgular.
Feminist yaklaşım ailenin öteki yüzünü göstermekte başarılıdır yine de farklı toplumlardaki aile çeşitliliğini ve farklı problemleri açıklamakta sınırlı olduğu söylenebilir.
Doğrudan Aileye İlişkin Kuramlar
Aile gelişim kuramı, aile sistemleri ve aile ekolojisi kuramları toplumsal yapıyı analiz etmekten çok doğrudan aileye özel olarak geliştirilmiştir.
Aile gelişim kuramı temel olarak ailelerin zaman içinde nasıl değiştiklerine ilişkindir. İnsani gelişim, sosyolojik bakış ve çocuk psikolojisinin etkilerini taşıyan gelişimsel model, yaşam döngüsünün ilerleyen her bir evresinde üyelerin değişen rolleri ve görevlerini irdeler. Buna göre aileler de bireyler gibi yaşam sürecinin farklı aşamalarında meydana gelen değişimlere adapte olarak büyür, gelişir ve değişirler. Süreç evlilikle başlamakta ve eşlerden birinin ölümüne dek sürmektedir. Aile karı-kocadan meydana gelen çiftle kurulmakta, çocukların doğmasıyla karma- şıklaşmakta, sonra çocukların meslek sahibi olması veya evlenmesiyle başlangıçtaki karı-koca çiftindeki duruma dönmektedir. Ailenin bir basamaktan diğerine geçişi ailenin yapısında değişiklik yaratmaktadır. Bu yapısal değişiklikler her basamakta aileye farklı görevler yüklemektedir.
Aile sistemleri kuramı temel olarak genel sistemler kuramının aileye uyarlanmış biçimi olarak görülebilir. Aile, üyelerinin kendi aralarında ve toplumla etkileşimlerine dayalı olarak günlük işlevlerini yerine getirmek ve devamlılığını sağlamak zorunda olan bir sistemdir. Aynı zamanda aile, bireysel karakter özelliklerinin ve bunu izleyen davranış kalıplarının öğrenildiği ve güçlendirildiği birincil ilişki bağlamıdır.
Sistem yaklaşımı bağlamında ailenin analizine bir diğer örnek ise aile ekolojisidir. Ekolojik perspektif, aileyi çevresel değişimlere uyum sağlayan ve böylece kendini yeniden örgütleyen bir küme olarak tanımlamaktadır. Ekolojik yaklaşım, diğer kuramlardan farklı bir şekilde çocuğun en yakın çevresinden başlamak üzere toplumsal düzene kadar tüm toplumsal etkileşimleri dikkate almakta ve bireysel gelişimine de katkı sağlamaktadır. Aynı zamanda ailenin çevresini nasıl etkilediği ve kendisini çevreleyen kültürel kodlardan nasıl etkilendiği, ekolojik bakış açısının temel konusunu oluşturmaktadır.
Diğer Kuramlar
Toplumsal değiş tokuş (mübadele) ve psikanalitik aile kuramı da aileyi açıklamaya çalışan kuramlar arasındadır.
Ailedeki bireylere yönelik, davranışsal psikoloji ve mikroekonomi kökenli bir kuram olan toplumsal değiş tokuş ya da mübadele kuramı rasyonel tercih yaklaşımına dayalı bir biçimde aileyi inceler. Buna göre kişiler ancak kendilerine bir çıkar sağlayacak etkileşimlere girmektedirler. Mübadele kuramı aile yaşamında çoğunlukla karı-koca arasındaki ilişkilerle ilgilenmiştir. Bu çerçevede eş seçimi, evlilik sistemi, yeniden evlilik, ebeveyn-çocuk ilişkileri temel araştırma konularındandır.
Psikanalitik teori; genel olarak aileyi, insanın psikolojik boyutlarının biçimlendiği, cinsiyet kimliklerinin kazanıldığı ve özellikle babanın içselleştirilmesi yoluyla toplumsala ilişkin yasanın benimsendiği bir evren olarak belirlemektedir.