SOS305U-AİLE SOSYOLOJİSİ
Ünite 2: Aile, Kuşaklar ve Toplumsal Değişme
Giriş
Günümüzde özellikle teknolojik alanda görülen hızlı değişim tüm toplumsal kurumları etkilemekte, sosyoekonomik ve sosyokültürel alanlarda etkisini sürdürmektedir. Toplumsal yapının devamını sağlayan ve toplumun yeniden üretimi sürecinde belirleyici olan aile kurumu da bu değişimden etkilenmektedir. Değişim ailenin yapısında ve işlevlerinde önemli farklılaşmalar meydana getirmektedir. Geleneksel geniş aile yapısı zayıflamakta, akrabalık ilişkileri önemini kaybetmekte, yeni aile türleri ortaya çıkmaktadır.
Toplumsal Değişme Süreci ve Aile
Toplumsal değişme; toplumsal yapıyı oluşturan kurumların yapı ve işlevlerinde görülen farklılaşmaların toplamıdır. Aile kurumu tarihsel süreç içinde, tek bir biçimde ortaya çıkmayıp çok farklı tarzlarla, aynı tarihsel ve toplumsal dönemde var olabilmiştir. Dolayısıyla ailenin yaşadığı değişmeler çoğul bir perspektif içinde değerlendirmeli ve tekil açıklama biçimlerinden uzak durulmalıdır.
Kuşak
Kuşak, toplumsal değişimi anlamayı kolaylaştırır. Ancak kuşak kavramı birden fazla anlamda kullanılmaktadır: Bunlardan birincisi aynı tarihsel zamanda doğmuş, benzer yaş grubundan olanları tanımlamak için kullanımıdır. Bu anlamıyla aynı kuşaktakiler benzer yetişme tarzlarına sahip ve içerisinde bulundukları ortamın özelliklerini taşıyan birbirine benzeyen bireyler topluluğudur. Kuşağın diğer anlamı ise aynı aile içerisindeki kişilerin ilişkilerini anlamlandırmak için kullanılır.
Genel olarak kuşakların tanımlanması her toplumsal yapının kendine özgü özellikleri esasında olabilmekte ve o toplumu etkileyen dönemsel koşullar, kuşakları ortaya çıkarmaktadır. Kuşak tanımlamalarında küresel belirleyicilerin etkisi görülmektedir. Bunun sonucunda, gelenekselciler, sessiz kuşak, baby-boomer (bebek patlaması) kuşağı, X kuşağı ve Y kuşağı ve içinde bulunduğumuz dönemi ifade eden Z kuşağı belirlemeleri oluşmuştur. Birbirinden farklı özelliklere sahip olan bu kuşakların birlikte yaşıyor olmaları, sahip oldukları kültürel birikim ve değerleri ile birlikte, başta iletişim sorunu olmak üzere pek çok sorunları ve çatışmaları beraberinde getirmektedir.
Ailenin Yapısında Değişim
Türkiye’de de yaşlı nüfus gün geçtikçe artmaktadır. Kuşakların yatay yapısının dikeyleşmesi; geniş aile yapılarından, az sayıda aile üyesinin bulunduğu küçük aile yapılarına geçiş, aile ve kuşaklararası ilişkiler üzerindeki baskıyı artırmıştır.
Ailenin sosyoekonomik aşamalara göre üç döneme ayrıldığı görülmektedir. Bunlar:
1. Sanayi Öncesi Toplumda Aile: Bu aile tipi temel ekonomik faaliyetin tarımsal faaliyet olduğu ve
aile ekonomisinin hâkim olduğu dönemde görülen aile tipidir. Bu aile tipinde her yeni üye tarımsal üretimde yeni bir emektir ve aynı zamanda aileyi diğer aileler arasında güçlü kılan bir aracıdır. Bu da erkek çocuğu daha değerli kılan ataerkil yapıyı ortaya koyar. 2. Sanayi Toplumunda Aile: Sanayi devrimiyle beraber ortaya çıkan yeni aile tipinde aile sanayileşmenin talepleri esasında bir biçim kazanmıştır. Ailenin değişimi konusunda önemli bir adım ailenin küçülmesidir. Toprağa bağımlı ve hareket etmesi daha güç kişileri (yaşlıları ve çok fazla küçük çocuğu) barındıran geleneksel geniş aile, sanayi üretimi için sorun çıkarmaktadır. Bu nedenle, çekirdek aile tipinin sanayi toplumunun ihtiyaçlarına cevap verdiği iddia edilir. 3. Sanayi Sonrası Toplumda Aile: Günümüzdeki aile tipi kapitalist mantık esasında işleyen ve aile içindeki bireylerin tüketici olarak kurgulandığı bir aile tipidir. Bu aileler toplumsal tabakalaşma içindeki konumlarını sahip oldukları tüketim nesneleri ile özdeşleştiren bir aile tipine dönüşmüştür. Sanayi sonrası toplum endüstriyel üretimin yerini hizmet sektörünün aldığı bir toplumdur. Bu toplum tipinde hizmet sektöründe kadın istihdamının daha yüksek olacağı ve kadın işgücüne olan ihtiyacın artacağı düşünülmektedir. Kadın işgücünün üretimde niceliksel artışı, nitelikli insan gücüne duyulan ihtiyaç ile birleştiğinde kadınların nitelik düzeyi de yükselecektir. Bununla beraber kadının işgücü piyasasında genişleyen yeri ve artan rolü aile içinde ilişkilere de yansıyacak, ailedeki rol dağılımı tarım toplumu ve sanayi toplumundan daha farklı olacaktır.
Ailenin İşlevlerinde Değişim
Aile, kurum olarak toplumda birçok işlev yerine getirmektedir. Ailedeki değişimi izlemenin en temel yolu, işlevlerindeki değişimi ve bu değişimin diğer toplumsal kurumlarla olan ilişkisini ortaya koymaktadır. Ailenin temel işlevleri kısaca şöyle açıklanabilir:
Ailenin Biyolojik İşlevi
Ailenin biyolojik işlevini iki esasta ortaya koyabiliriz. Bunlardan birincisi aileyi oluşturan yetişkin bireylerin cinsel ilişkilerinin düzenlenmesi işlevi iken diğeri buna bağlı olarak ortaya çıkan üreme işlevidir.
Ailenin Psikolojik İşlevi
Ailenin psikolojik işlevi ailenin günümüzde en çok önem kazanan işlevidir. Aileyi oluşturacak bireylerin, oluşturacakları birliktelikten öncelikli beklentileri duygusal doyumdur. Bu açıdan aile, eşler için güven ortamının sağlandığı, yalnızlık duygusunun giderildiği bir birlikteliktir.
Ailenin Kültürel İşlevi
Aile ortamı kültürü oluşturan ana ögeleri koruma altına alırken aynı zamanda bu toplumsal değerlerin aktarımı görevini de yerine getirir. Bu kapsamda aile, farklı toplumsal kesimler arasında kültürel etkileşimi sağlama görevini üstlenir.
Ailenin Ekonomik İşlevi
Toplumun en küçük birimini oluşturan aile önemli bir ekonomik birimdir. Aileyi oluşturan bireyler mal ve hizmet üreten ve diğer yandan tüketen toplum üyeleridir. Aile üyeleri belirli bir iş bölümü içinde ekonomik süreçlere katılırlar.
Ailenin Eğitim ve Toplumsallaştırma İşlevi
Bireyin toplumsallaşmaya ilişkin ilk öğrenmeleri ailesinde başlar, akraba ve akran gruplarında devam eder. Bu süreç aynı zamanda değer aktarma sürecidir. Çocuk, toplumsal değerlerini aileden öğrenmeye başlar. Ailenin eğitim işlevi geçmişte yalnızca toplumsal normların öğretilmesiyle sınırlı değildi. Temel mesleki becerilerin edinilmesi de aile içerisinde başlayan bir süreçti. Bu nedenle, geleneksel aile yapısında, aile üyelerin hem mesleki hem de dinî alandaki eğitimleri aile içerisinde verilir.
Ailenin Boş Zamanları Değerlendirme İşlevi
İnsanın dinlenme ve eğlenmesini gerçekleştirdiği en önemli yer onun ailesidir. Bu durum ailenin önemli bir boş zaman eğitim unsuru olduğunu ortaya koyar. Boş zamanın değerli olarak kullanımı ailede başlar fakat aile boş zamanı değerlendirme eğitimini sistematik olarak vermez. Aile, kişinin boş zamanlarını değerlendirmesini rastlantısal ve dağınık olarak ona öğretir. Boş zaman değerlendirme etkinlikleri ailenin sosyoekonomik ve sosyokültürel durumuna göre değişir.
Ailede Değişimi Sağlayan Faktörler
Ailenin gerek yapısında gerekse işlevinde ortaya çıkan değişim, birçok etkenin etkisiyle gerçekleşmektedir. Bu etkenler; siyasal, ekonomik, kültürel ve ekolojik etmenler başlıkları altında toplanabilir.
Siyasal Faktörler
Siyaset kurumunun evlilik ve aileye ilişkin aldığı kararlar, devletin yaptırım gücünün etkisiyle ailenin yapısını ve işlevlerini hızla değiştirebilir. Politik sistemlerin aile ve kadın hakkında ortaya koyduğu tavır, aile kurumu üzerinde belirleyicidir. Hukuk kuralları her toplumun sosyokültürel koşullarına göre oluşmakta toplumlar değiştikçe aile hukukuna dair kurallar da değişmektedir. Günümüzde ailenin tanımını derinden etkileyen yasal düzenlemeler hala gerçekleşmektedir. Bu değişimin örnekleri, evlilik sözleşmesi olmaksızın doğan çocukların velayetlerini düzenleyen yasal kuralların oluşması ve bazı ülkelerde eşcinsel evliliklerin yasallaşmasıdır. Aileye dair değişimlerin kapsamının genişliği, yeni üreme tekniklerine ilişkin hukuksal düzenlemeler incelendiğinde daha iyi anlaşılacaktır. Özellikle yardımcı üreme tekniklerinin gelişmesi yeni hukuksal düzenlemeleri beraberinde
getirmiştir. Türkiye’de, Sağlık Bakanlığı tarafından yasaklanan sperm bağışıyla çocuk sahibi olma yöntemine başvuranların cezalandırılacağı belirtilmiştir. Buna benzer durum “taşıyıcı annelik” için de söz konusudur. Ailede değişimi etkileyen hukuksal unsurlardan bir diğerini aileye yönelik sosyal politikalar oluşturur.
Ekonomik Faktörler
Aile ve ekonomi kurumu arasında organik bir bağ bulunmaktadır. Ekonomi ve aile, karşılıklı olarak birbirini etkileyen iki temel kurumdur. Ailenin toplumdaki rolünün sarsılmasında etken olan en önemli olay, sanayileşme ile üretimin ailenin tekelinden çıkarak daha büyük, kâr amaçlı işletme birimlerinde yapılmaya başlanmasıdır. Böylece toplumda, aile işletmeleri ile büyük çapta kapitalist işletmelerle rekabet edememiştir. Kapitalizm öncesi toplumlarda aile, üretim işlevlerini yerine getirirken üyeleri arasında iş bölümünü düzenleyen hiyerarşik bir yapıya sahiptir. Ataerkil düzen diye anılan bu hiyerarşi sisteminde bireyler demografik özelliklerine göre belli roller oynar, aile içinde farklı konumlarda bulunurlar. Bireylerin farklılaşmasında rol oynayan demografik özellikler, cinsiyet, yaş, evlilik durumu, doğurganlık ve sağlık olarak sıralanabilir. Buna göre, erkek kadından, yaşlı gençten, evli bekardan, çocuğu olan kısırdan, sağlıklı olan hasta olandan daha üstün durumdadır. Evlilik ve doğurganlık yoluyla kurulan akrabalık sistemi ve bu sistem içinde üyelerin birbirine yakınlık dereceleri de bireylerin hiyerarşideki konumlarının belirlenmesinde önemli bir rol oynar. Modern toplumlarda pazar ekonomisi ticareti, üretimi ve teknolojik gelişmeyi hızlandırmıştır. Yaşanan hızlı değişimler nedeniyle, yaşlı kuşakların bilgi birikimleri gençler için işe yarar olmaktan çıkmıştır. Çünkü artık yaşlıların bilgisini edindikleri dünya değişmiştir. Daha da önemlisi ailenin ekonomik güvence olma fonksiyonu erozyona uğramıştır.
Kültürel Faktörler
Kültür toplumu oluşturan ve biricik kılan temel unsurdur. Din, kültürü şekillendiren önemli bir kurumdur. Bireyler kabul ettikleri inanç sistemine göre yaşam tarzını düzenlemekte ve bu da toplumsal yaşantıda önemli değişimler meydana getirmektedir. Geniş aileden çekirdek aileye geçiş ile birlikte kültürel değişimler de yaşanmıştır. Çekirdek aileler aynı zamanda aile üyelerinin işgücü piyasasına katılımının yüksek olduğu ailelerdir. Kadının işgücü piyasasına katılımı, aile içindeki rol dağılımını ve güç ilişkilerini derinden etkilenmiştir. Aile içindeki roller yeniden düzenlenmiş, geleneksel toplumda kadının yapması gerekli görülen birçok ev işi yeniden planlanmıştır. Türkiye’deki aile yapısının hâlâ “geleneksel, otorite ve ataerkil” olarak tanımlanabilmesine rağmen aile ilişkileri ve yapısında zaman içerisinde büyük değişimler yaşanmıştır. Bu değişimin başlıca nedenleri Türkiye’nin yaşadığı hızlı kentleşme, kırsal toplum yapısından kentsel yapıya doğru yaşanan değişimlerdir. Türkiye’de ev dışında çalışan ve bağımsız gelir elde eden kadınların da ev içi sorumluluklarının devam ettiği
görülür. Bu durumda kadınlar, ev işleri yapmaya ve bakım sorumluluklarını yerine getirmeye büyük ölçüde devam ederken ücretli bir işte de çalışırlar. Bu durum kadınların “çifte yük”e maruz kalmalarına yol açar. Ailedeki değişimin bir yönü de kültürel olarak ideal kabul edilen çocuk sayısına ve çocuk yetiştirilmesine nasıl yaklaşıldığı ile ilgilidir. Günümüzde çocuksuz aileler yaygınlaşmakta ve çocuklu olan aileler ise çocuk merkezli bir hâl almaktadır.
Ekolojik Faktörler
Ekolojik faktörler oldukça geniş bir alanda ifadesini bulan, toprak, iklim ve insan olmak üzere birçok unsurun etkileşimini esas alan bir faktörler grubunu ifade eder. Burada toprağın niteliği, içinde ve dışında yaşayan bitki ve hayvan varlığı, iklimsel özellikler yer alır. Tüm bu unsurlar bölgede yaşam koşullarını belirleyen unsurlardır.
Evliliğe Alternatif Yaşam Biçimleri ve Yeni Aile Türleri
Toplumsal değişimin hızı ve toplumlardaki farklılıklar ailenin tanımını zorlaştırmakta ve yeni birliktelikler, yeni aile tipleri olarak tanımlanabilecek oluşumlar ortaya çıkmaktadır. Geleneksel toplumlarda daha belirgin bir işlev olarak karşımıza çıkan cinsellik ve ekonomik işlevlerin aile içinde sağlanmasının azalan önemi, boşanmanın hukuksal zorluğu gibi durumlar yeni birliktelikleri ortaya çıkarmıştır.
Tek Ebeveynli Aileler
İçinde yaşadığımız dönemde hızla yaygınlaşan bir aile tipi, tek ebeveynli ailedir. Bu aile yalnızca bir ebeveynden oluşan aile birimidir. Nedenlerine göre dört tip tek ebeveynli aileden söz edilebilir. Bunlar: Boşanma sonucu oluşan tek ebeveynli aile, eşi ölen ebeveyn ile çocuklarının oluşturduğu tek ebeveynli aile, eşlerin ayrı yaşaması sonucu oluşan tek ebeveynli aile ve evlilik dışı birliktelikten çocuk sahibi olan tek ebeveynli aile.
Yeniden Kurulmuş Aile
Yeniden kurulmuş aile, çiftlerden en az birinin daha önce evlilik yaşadığı ve/veya evlilik sonucu bir veya daha fazla üveyliği içine alan aile tipidir. Bu aile tipi boşanmalar sonrası gerçekleşen yeni evlenmelerle oluşmaktadır. Yeni evlenen çiftlerden biri veya ikisi evlilik öncesi çocukları ile birlikte ve/veya evlilik sonrası çocuklarını da kapsayarak yeniden bir aile oluşturmaktadırlar. Yeniden kurulmuş ailelerle ve bunun sonucunda geniş ailelerin oluşmasıyla mutlu olan aileler elbette vardır. Ama bu ailelerde belli birtakım güçlüklerin baş gösterme eğilimi de vardır.
Birlikte Yaşama
Birlikte yaşama, bir çiftin evli olmaksızın cinsel bir ilişki içinde beraber yaşamasını ifade eder. Önceleri iki insanın arasındaki bir birleşmenin temeli evlilik iken, birlikte yaşayan çiftler evliliği bir zorunluluk olarak kabul etmeyebilirler. Bunun yanında bazı çiftler için birlikte yaşama aşaması, evlilik öncesinde deneyimlenmesi
gereken bir süreç olarak da görülebilmektedir. Çiftlerin evlenmek yerine neden birlikte yaşamayı seçtiğini anlamak önemlidir. Birlikte yaşamak kişilere evliliğin getirdiği hukuksal bağlardan ve sorumluluklardan uzak durmayı sağlamaktadır. Bu şekilde çiftler, evliliğin beraberinde getirdiği hukuki yükümlülükler ve ekonomik sorumlulukları ortadan kaldırmakta ve ilişkide duygusal bağ daha ön plana çıkmaktadır. Birlikte yaşamayı tercih eden çiftlere dair bir başka yorum, bu kişilerin aile sorumluluğundan kaçınan bir yapıda olduklarıdır.