SOS214U-GÖÇ SOSYOLOJİSİ
Ünite 7: Uluslararası Göç ve Çocuk
Çocuk Göçünün Tarihî Arka Planı
Çocukların hem birer birey olarak kabul edilmeye başlanması hem de çocuk korumaya yönelik atılan adımlar çocukların göçünü önemli bir olgu olarak karşımıza çıkarmıştır.
Birleşik Krallık’ın 1600’lü yıllardan itibaren ülkenin çocuklarını, ailelerinden ayrı olarak, çeşitli kolonilerine çırak olarak gönderdiği bilinmektedir. Özellikle 19. yüzyıl sonlarında ülkede başlayan “Çocuk Göçü Programı”, Birleşik Krallık’taki binlerce kimsesiz ya da fakir çocuğun Kanada, Yeni Zelanda, eski Rodezya (bugünkü Zimbabve) ve Avustralya’daki anlaşmalı enstitülere ya da koruyucu ailelere gönderilmesine sebep olmuştur.
Birleşik Krallık’tan çeşitli ülkelere yaşça nispeten büyük sayılacak erkek çocuklarının da göç ettikleri projeler olduğu bilinmektedir. Bunlardan en bilineni “Big Brother Movement”tır. Bu kez Avustralya tarafından bir kampanyaya dönüştürülen “Big Brother Movement”, 1920’lerde, 14-18 yaş aralığındaki, ergenlik dönemi erkek çocuklarını hedef almıştır. Çocuklara daha iyi bir gelecek vadeden bu göç programları tersi bir şekilde işleyerek, çocukların geleceğini ellerinden almıştır.
Yetim çocukların başka ülkelere çalışma amacıyla gönderilmesine dair bir başka örnek de Osmanlı Devleti’nden verilebilir. I. Dünya Savaşı nedeniyle yetim kalmış çok sayıda çocuğa bakmakta zorluk yaşayan Osmanlı Devleti, ittifakı olan Almanya ile yaptığı bir anlaşma sonucu gönüllü olan yetim çocukları Alman ailelerin yanında kalıp çırak olarak çalışmaları, bir yandan da Almanya’da eğitim almaları için Almanya’ya göndermeye karar vermiştir. 1000 kadar yetim erkek çocuk, 1917-1918 yıllarında Anadolu’dan Almanya’ya gönderilmiştir.
Savaşlar sebebiyle de pek çok çocuğun yer değiştirmek zorunda kaldığı çok bilinen bir gerçektir. Buna bir örnek olarak 93 Harbi ve Balkan Savaşları sonrası Anadolu topraklarına gelen çocuklar gösterilebilir.
Savaşlarla yer değiştirmeye bir diğer örnek olarak ise Basklı çocuklar verilebilir. Tarihin belirli zamanlarında yaşanmış bu çocuk göçü örnekleri, çocukların göç olgusunun ayrılmaz bir parçası olduklarını kanıtlar niteliktedir.
Bir Dönem Olarak Çocukluk ve Çocuk Göçmenler
Çocuk ve Çocukluk
Çocukluk, çocuğun fiziksel ve bilişsel olarak bir yetişkin olana kadar içerisinde bulunduğu varsayılan bir dönemdir.
Çocuk ve çocukluk, içerisinde yer aldığı kültürün ve toplumsal bağlamın bir parçasıdırlar.
Çocukluğun ne olduğuna dair görüşleri genel olarak iki grupta toplamak mümkündür. Geleneksel/pasif çocukluk anlayışı (determinist/belirlenimci görüş) çocuğun
genellikle yetişkinlerden farklı olan yanlarını vurgulayan ve bunu onları yetersiz, sosyalleşmemiş, bakıma muhtaç, öğrenme ve sosyalleşme sürecindeki pasif alıcılar olarak tasvir etmek için kullanan bakış açısıdır. Diğer taraftan çocukların olumlu özelliklerini ön plana çıkaran, onları yaratıcı, güçlü ve sosyal ilişkileri içerisinde aktif olarak öğrenen, öğrenirken bir yandan da bilgiyi yeniden inşa edip kullananlar olarak gören aktif çocukluk anlayışı (inşacı görüş) mevcuttur.
Yeni çocukluk sosyolojisine katkılarıyla bilinen en önemli isimlerden biri William A. Corsaro’dur. Ona göre çocuklar ne pasif öğreniciler ne de çevrelerindeki ilişkilerden ayrı ele alınabilecek yalnız bireylerdir. Çocukların çevreleriyle olan ilişkileri üzerinde kültürün yansımaları vardır. Diğer taraftan bu ilişkiler de kültürel desenlerin yeniden üretiminde rol sahibidirler. Kültür ve sosyal ilişkiler arasındaki bu etkileşim çoğunlukla görmezden gelinmektedir.
Corsaro bu tutumdaki sorumluluğu “sosyalleşme” kavramının kendisine yükler. Sosyalleşmenin çocuğun yetişkinliğe hazırlık süreci olduğuna dair genel kanı belirlenimci ya da bireysel bir vurguya yol açmaktadır. Bu nedenle o, sosyalleşme yerine “yorumlayıcı yeniden üretim” kavramını kullanmayı önerir. Bu bağlamda çocuklar ve onların çocukluğu, içerisinde bulundukları kültür ve toplumdan bağımsız değillerdir.
Çocuk ve çocukluğa dair bakış açıları, göçmen çocukların bilimsel ve politik olarak ele alınma şeklini de etkileyeceği için oldukça önemlidir.
Tek bir göçmen çocuk tanımı yapmak da mümkün değildir. Göçün türü ve niteliğine bağlı olarak farklılaşan deneyimler ve deneyimin sahibine yönelik geliştirilen farklı politikalar, çocuk göçünden bahsederken kavramların da çeşitlenmesine yol açmıştır.
Göçün Türü ve Niteliğine Göre Çocuklar
Göçmen ve Mülteci Çocuklar: Uluslararası politikada göçmen denildiğinde, genellikle eğitim, iş, sağlık gibi sebeplerle daha iyi bir yaşam arayışı için gönüllü olarak ülke sınırları içerisinde yer değiştiren ya da başka bir ülkeye (uluslararası) göç eden kişi ve beraberindeki aile fertleri kastedilmektedir. Bu durumda, bahsi geçen tanıma uyan her çocuk da göçmen çocuk olarak adlandırılabilir.
Mültecilikte zorunlu olarak yerinden edilme söz konusudur. Mülteci Sözleşmesi’nde yer alan tanımlamaya uygun olarak “belirlenmiş sebeplerden herhangi biri nedeniyle ‘zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korkusu olan” her çocuk da mülteci çocuk olarak tanımlamaktadır.
Göçmen çocuklar ve aileleri planlı bir şekilde seçtikleri ülkelere istekleri doğrultusunda gitmektedirler. Ancak mülteciler için detaylı bir plan söz konusu değildir. Özellikle can güvenliği tehdit altında olanların mecburen en yakındaki komşu ülkelere (fakir ülkeler olsalar bile) sığınmak zorunda kaldıkları bilinmektedir.
Göçmen çocuklar çoğunlukla aile fertleriyle birlikte yasal bir vize başvurusu sonucu yeni ülkeye yerleşmekte ve ülkenin onlara sunduğu göçmen haklarına bağlı olarak bir hayat kurmaktadırlar. Mülteci çocuklar ise aileleriyle ya da kendi başlarına, çoğu zaman yasadışı yollarla, yeni bir ülkeye ulaşmakta ve sığınma başvurusunda bulunmaktadırlar.
Göçmen ve mülteci çocukların ortak noktaları ise her iki grubun da yabancısı oldukları bir toplumda yaşamaya çalışma ve bu sırada çoğunlukla önyargı ve ayrımcılıkla mücadele etmek zorunda kalmalarıdır.
Refakatsiz ve Ayrı Düşmüş Çocuklar: Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (BMMYK) tanımına göre “refakatsiz çocuklar”, her iki ebeveyninden de ayrı olan ve yasa ya da töreye göre, kendisinden sorumlu olan başka bir yetişkin tarafından da bakılmayan çocuklardır. “Ayrı düşmüş çocuklar” kavramı ise ebeveynlerinden ya da yasal bakıcısından ayrı düşen ancak kendisine refakat edebilecek bir aile yakını yanında kalan çocuklar için kullanılmaktadır. Özellikle zorunlu göç sırasında çocukların ebeveynlerinden ayrı düşmesi veya refakatsiz kalması durumu oldukça yüksektir.
Vatansız Çocuklar: Vatansız Kişilerin Statüsüne İlişkin Sözleşme’de vatansız kişi, “Hiçbir Devlet tarafından hukukunun işleyişi çerçevesinde vatandaş olarak sayılmayan bir kişi” olarak tanımlanmaktadır. Savaşlar sonrası toprak paylaşımı ya da etnik ayrımcılığa bağlı olarak bazı gruplara vatandaşlık verilmemesinden kaynaklı olarak kişiler vatansız kalabilmektedirler. Vatansızlık durumunun en önemli sebeplerinden biri de göç ve mültecilik durumudur.
İnsan Ticareti Mağduru Çocuklar: İnsan ticareti dünya genelindeki çocuklar için büyük bir risk olma özelliğini sürdürmektedir. Özellikle göç yolundaki refakatsiz çocukların sömürüye uğraması sık görülen bir duruma dönüşmüştür.
İnsan tacirleri, çocukları köle olarak ağır işlerde çalıştırabilmekte, satabilmekte, suça bulaştırabilmekte, cinsel istismara uğratabilmekte, fuhuş yaptırabilmekte, çocuk askerler olarak kullanabilmekte ya da organlarını alabilmektedirler. Çocuklar her şartta büyük bir risk altındadırlar. Bugün dünya genelinde yüz binlerce çocuğun ise hem devletlere ait hem de illegal silahlı örgütler içerisinde çeşitli şekillerde kullanıldığı bilinmektedir.
Uluslararası Evlat Edinilen ve Geride Bırakılmış Çocuklar: Uluslararası evlat edinilen çocuklar çoğunlukla uluslararası göçün bir parçası olarak anılmazlar ancak onlar da sınır ötesi bir yolculuğun parçası oldukları için evlatlık olmanın yanı sıra göçmen olma sıfatını da taşırlar. Diğer göçmen çocuklardan farkları, evlat edinildikleri için yeni ülkenin vatandaşlığını kolayca alabilmeleri ve devlet tarafından kabul görmüş olmalarıdır.
Bazı çocuklar da kendileri doğrudan göç etmeseler bile ebeveynlerinden biri ve bazen her ikisi birden göç etmekte, çocuklar ise memlekette geride bırakılmaktadırlar. Bu durumda ise çocuğun göç ile bağlantısı ebeveynleri üzerinden sağlanmaktadır. Ebeveynlerin göç deneyimi geride bırakılan çocuğun sosyal ve ekonomik yaşamını doğrudan etkilemektedir.
Uluslararası ve Yerel Mevzuatlar Bağlamında Göçmen Çocuklar
Mültecilik, çeşitli hak ihlallerinden ve savaşlardan kaçıp güvenli bir yer arama çabası şeklinde tarih boyunca var olagelmiştir. Ancak özellikle iki dünya savaşı arasında ve hemen sonrasında yerinden edilme ve sığınma taleplerinde yaşanan artış, Birleşmiş Milletler (BM) öncülüğünde, ilk olarak 1950’de Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (BMMYK) kurulmasına, daha sonra da 1951’de uluslararası bir sözleşme olan Cenevre Sözleşmesi’nin yapılmasına ön ayak olmuştur.
Cenevre Sözleşmesi ve Ek Protokolü’nde yer alan mülteci statüsüne yönelik tanımlama, içerisinde belirtilen koşullara sahip her bir insanı kapsadığı için çocukları da kapsamaktadır. Çocuğun özel ihtiyaçlarını göz önünde bulundurma ve yüksek yararını gözetme gereği sonucu, Çocuk Hakları Sözleşmesi de hem çocuk mülteciler hem de diğer göçmen çocuklar için temel bir metin olma özelliğine sahiptir.
Çocuk Haklarının Tarihsel Gelişimi
Çocuk haklarına yönelik günümüzdeki en geçerli sözleşme, uluslararası Çocuk Hakları Sözleşmesi’dir.
Çocukları hak sahibi olanlar arasında gören ve gösteren ilk yazılı eser olarak, 1797 yılında Thomas Spence tarafından kaleme alınan The Rights of Infants gösterilebilir.
II. Dünya Savaşı sonrası çocukların mağduriyetlerini en aza indirebilmek için 1946 yılında UNICEF kurulmuştur.
II. Dünya Savaşı’nın yarattığı insanlık dışı görüntüler, 1948 yılında İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nin yayınlanmasına ön ayak olmuştur.
Türkiye’de ise 1963 yılında UNESCO Türkiye temsilciliği öncülüğünde Türk Çocuk Hakları Bildirisi imzalanmıştır. Bu bildiri Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Bildirisi’nden esinlenerek hazırlanmıştır ve toplam 6 maddeden oluşmaktadır.
1979 yılı, Birleşmiş Milletler tarafından Dünya Çocuk Yılı ilan edilmiş ve yasal bağlayıcılığı olan kapsamlı bir sözleşme hazırlanmasına karar verilmiştir.
1989 yılında Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi yayınlanmış ve tüm dünya ülkelerinin imzasına sunulmuştur.
1999 yılında bölgesel bir sözleşme olan ve özellikle çocuk yaşta evlilikleri önlemek için hazırlanan Afrika Çocuk Hakları ve Refahı Sözleşmesi ve işçi çocukların haklarının korunması ve çocuk işçiliğinin önlenmesine yönelik
olarak, Uluslararası Çalışma Örgütü tarafından Çocuk İşçiliğinin En Kötü Biçimleri Sözleşmesi yayınlanmıştır.
Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi (ÇHS, 1989): Sözleşme bir ön söz, 3 kısım ve toplamda 54 maddeden oluşmaktadır. Ön sözde bu sözleşmenin genel ruhu ve anlayışına dair bir izlenim bırakılmak istenmiştir.
Sözleşmenin 1. kısmında çocukların sahip olduğu haklar vurgulanmış, devlet ve çocuktan sorumlu en küçük birim olan aile ve yakınlarının görevleri hatırlatılmıştır.
Sözleşmenin ilk maddesi çocuk tanımı ile başlamaktadır. Buna göre, yasaların daha erken ergin kabul ettikleri hariç, 18 yaşına kadar her insan çocuk kabul edilmiştir.
İkinci kısım, taraf devletlerin birinci kısımdaki maddeleri uygulama ve sürdürme yeterliliğinin ölçülmesi amacıyla kurulan ve Birleşmiş Milletler bünyesinde çalışacak olan Çocuk Hakları Komitesi ve onun işleyişi ile ilgili bilgileri içermektedir.
Son kısımda ise sözleşmenin onaylamaya bağlı tutulması ve bütün devletlerin onayına açık olmasından, katılım usul ve koşullarından söz edilmiştir.
Bu sözleşme hiçbir ayrım gözetmeksizin 18 yaş altındaki bütün çocuklara atıfla yazıldığı için, içerisinde yer alan her bir madde başka bir ülkeye göç etmiş ya da sığınmış göçmen ve mülteci çocukların tümünü kapsamaktadır. Ancak özellikle Madde 22 direkt olarak mülteci çocukları konu edinmiştir.
Yerel Mevzuatlar
Yerel düzeyde mülteci ve göçmenlere yönelik en güncel yasal mevzuatlar olarak Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu (YUKK), bu kanunun bir parçası olarak Geçici Koruma Yönetmeliği (GKY) ve Millî Eğitim Ba- kanlığı (MEB) bünyesinde yayımlanan Yabancılara Yönelik Eğitim-Öğretim Hizmeti Genelgesi (2014) gösterilebilir. Direkt çocuklara yönelik ise 2005 yılında yürürlüğe girmiş olan Çocuk Koruma Kanunu’ndan söz edilebilir.
Bugün Türkiye’ye hem Suriye’den hem de diğer ülkelerden gelen göçmen, sığınmacı ve mültecilerin yaklaşık yarısının çocuklardan oluştuğu bilinmektedir.
Göç ve sığınma sürecinde çocuklara, yetişkinlere yönelik hazırlanmış belgeler içerisinde kısaca yer vermek yerine onlara özel tasarlanmış mevzuatlara çok daha fazla ihtiyaç bulunmaktadır.
Göçmen Çocukların Toplumsal Katılım Problemleri
Toplumsal katılım, göçmenlerin toplum tarafından içerilmeleri, yani ev sahibi ülkede sağlık, eğitim, çalışma, politika gibi toplumsal alanlara dâhil edilmeleri, bu alanlarda ayrımcılığa maruz kalmamaları ve en az ülke vatandaşları kadar devlet imkânlarından faydalanabilmeleri ile ilgilidir.
Göçmen çocukların toplumdaki temsilleri genellikle üç nokta arasında gidip gelmektedir. Çocuklar ya mağduriyetleri ile temsil edilmekte ya istenmeyenler ve toplumun geleceği için birer tehdit olanlar şeklinde kodlanmakta ya da yaşları sebebiyle asimile edilebilir olanlar olarak görülmektedirler.
Göç alan devletlerin en önemli endişeleri göçmenleri topluma entegre edebilmek, aidiyet hissetmelerini sağlamak ve marjinalleşmelerine engel olmaktır. Ancak, “yeni gelen” olmak ve negatif etiketlerden sıyrılamamak çocukları marjinalleşmeye açık hâle getirmektedir. Bu nedenle çocukların etiketlerinden sıyrılmalarını sağlayacak düzenlemeler önem arz etmektedir.
Toplumsal entegrasyon göçmenlerin toplum tarafından içerilmelerini ve topluma aktif katılımlarının sağlanmasını gerektirmektedir. Göçmen çocukların topluma aktif katılımlarını ise hem ailelerinin toplumsal katılım düzeylerinden ve tutumlarından hem de kendilerinin sağlık, eğitim, boş zaman değerlendirme gibi alanlardaki genel durumları üzerinden analiz etmek mümkündür.
Ailenin Rolü
Göçmen çocukların nasıl bir çocukluk yaşadıklarını ve yeni bir topluma adapte olma süreçlerini değerlendirirken ailenin etkisini göz önüne almamak eksiklik olacaktır. Çocuğun en yakınları ve bakımından sorumlu en önemli birim olarak ailenin şartları çocuğun da şartları üzerinde söz sahibidir.
Sosyo-Ekonomik Faktörler ve Kültürel Tutumlar: Ailesiyle birlikte göç eden çocuklar için aile, çocuğun kalkınması için en önemli birimlerdendir. Bu nedenle çocuğu koruma ve desteklemede aileye yardımcı olunması önem arz etmektedir. Ailenin kalkınması çocuğun da sosyal ve ekonomik refahı için referans olmaktadır. Ailenin ekonomik ve sosyal sermayesi çocuğun ne tür bir çocukluk geçireceği üzerinde etkili olmaktadır.
Aile aynı zamanda, göçmen çocuk için evi temsil etmektedir. Göçmen çocukların yeni bir toplumsal ortamda ev ile dışarının dengesini kurması önemlidir. Ev içerisinde ve dışarısındaki kültürlerin çatışması ve birbirini dışlaması, farklı bir kültürle karşılaşan çocuğun bocalamasına yol açmaktadır. Ailenin kültürel tutumuna örnek olarak, kız çocuklarına yönelik kısıtlayıcı eylemler verilebilir.
İşçi Çocuklar ve Çocuk Gelinler: Kız ve erkek çocuklarının rollerinin farklılaştırılması bir yana, diğer taraftan ekonomik şartları pekiyi olmayan ailelerde kız ve erkek çocukların erkenden yetişkinleştiklerini görmek mümkündür. Çocukların hane gelirine katkıda bulunmak için iş gücü piyasasına dâhil edilmeleri sık rastlanan bir durumdur. Çocuk gelinler ise yine kültürel kabuller ve tutumların yanı sıra göçmen ailelerin ekonomik yetersizliklerinin de bir sonucu olarak gözlemlenen önemli bir sosyal problemdir.
Sağlık
Toplumda göçmenlerin sağlık hizmetlerine erişimi, özellikle çocuklar için ölüm oranlarını azaltmak ve sağlıklı bir gelecek inşa etmek adına önemlidir.
Özellikle mülteci ve refakatsiz çocukların pek çok travmatik deneyimden geçtiği, bazılarının silahlı çatışmalarda yaralandığı ve yetersiz beslenme, uygunsuz koşullar gibi sebeplerden dolayı hasta oldukları bilinmektedir.
Zorunlu göç mağduru çocukların en çok depresyon, anksiyete, travma sonrası stres bozukluğu gibi problemlere sahip olduğu bilinmektedir.
Dil ve Eğitim
Eğitime katılım ve dil öğrenimi, göçmen çocukların topluma katılımları ve güvenli bir gelecek inşa etmeleri önünde oldukça önemli etkenlerdir. Ayrıca dil öğrenen ve okula giden çocukların sosyal ilişkilerinde de iyileşme olması, yerelden arkadaşlık bağları kurması, bu şekilde göçmen kimliğinden biraz da olsa sıyrılıp farklı ağlara dâhil olması beklenmektedir.
Çocuk, eğitimine devam etse bile pek çok araştırma veli, çocuk ve okul arasında kopukluk yaşandığını göstermektedir.
Dil bariyeri, göçmen çocukların ırkçılık ve ayrımcılığa maruz kalmalarına ve okula gitmemelerine sebep olabilmekte ya da okullardaki başarılarını düşürebilmektedir.
Boş (Serbest) Zaman Değerlendirme
Boş ya da serbest olarak adlandırılan zaman, genellikle kişilerin mecburi uğraşlarından arta kalan zamanlarını tarif etmek için kullanılmaktadır.
Ailenin kültürel tutumları, özellikle kız çocuklarını ev içi bir yaşama hapsetme eğilimine sahip olabilmektedir. Bu durum, kız çocuklarının çoğu vakitlerini evde ve ev işleriyle geçirmelerine, bazılarının okula dahi gi- dememesine yol açmaktadır. Ekonomik problemlerden dolayı çalışmak zorunda bırakılan çocuklar da zamanlarının büyük bir çoğunluğunu iş yerlerinde geçirmekte, belki de “boş” olarak değerlendirecek bir zamana dahi sahip olamamaktadır.
Çocukların zamanlarını nasıl değerlendirdikleri üzerinde kendi karar ve seçimleri etkili olduğu gibi bunlar üzerinde aile, toplum ve devletin ortak etkisi yadsınamaz. Çocukların boş zaman değerlendirme biçimleri göçmen çocuk, aile, toplum ve devletin etkileşimini ortaya koyabilecek önemli alanlardandır.